Chris Pratt ve Rebecca Ferguson’un Başrolünde Yer Aldığı Merhamet Yok Filminin Fragmanı Yayınlandı

Teknolojinin yargı sistemine hükmettiği bir dünyada geçen Merhamet Yok (Mercy) filmi, TME Films dağıtımıyla 23 Ocak 2026’da sinema salonlarındaki yerini alacak. Fragmanı yayınlanan filmde, LAPD cinayet masası dedektifi Chris Raven, kendini bir anda yüksek güvenlikli bir mahkeme salonunda, eşinin cinayetinden yargılanırken bulur. Bu kez karar, Mercy adı verilen devrim niteliğindeki yeni yargı sistemine aittir. Yargıç Maddox liderliğindeki bu sistem, olay yeri verilerinden dijital kayıtlara kadar her detayı analiz ederek hüküm verir. Chris’in, Mercy mahkemesinin yüksek teknolojili imkanlarını kullanarak masumiyetini kanıtlaması için yalnızca doksan dakikası vardır.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Chris Pratt ve Rebecca Ferguson’un Başrolünde Yer Aldığı Merhamet Yok Filminin Fragmanı Yayınlandı yazısına devam et

Kâfîrun, 17 Ekim’de Beyazperdede

Gerçek bir hikâyeden esinlenen korku filmi Kâfîrun, 17 Ekim’de vizyona giriyor. Türk korku sinemasında inanç, lanet ve psikolojik çöküş temalarını işleyen film, izleyiciyi karanlık bir evin içinde geçen tüyler ürpertici bir hikâyeye davet ediyor. Kâfîrun’un yönetmen koltuğunda Rotin Engin Tutuş otururken, başrolleri Ejder Özkarslıgil, Ceren Şule ve Nazan Bayazıt paylaşırken, Şükran Çağman, Esila Cömert, Nihat Yılmaz, Pınar Demiral, Ömer Faruk Çalışkan, Selin Mercan gibi başarılı oyuncular canlandırıyor. Başrol oyuncularından Nazan Bayazıt “Ben de korku – gerilim düşkünü bir izleyiciyim. Korku filmi fanatiklerinin kaçırmaması gereken bir yapıma imza attık.” dedi.

Kâfîrun, 17 Ekim’de Beyazperdede yazısına devam et

Primat

Johannes Roberts’in yönettiği ve Troy Kotsur, Johnny Sequoyah, Kevin McNally ile Jessica Alexander’in oynadığı “>Primat (Primate), 23 Ocak 2026’da UIP Filmcilik dağıtımıyla Paramount Pictures tarafından vizyona çıkarıldı.
Primat (Primate) filminde, bir grup arkadaşın düzenledikleri tropik tatilleri, dehşet ve hayatta kalma üzerine ilkel bir kâbusa dönüşür. Üniversiteden eve dönen Lucy, evcil şempanze Ben de dahil olmak üzere ailesiyle yeniden bir araya gelir. Ben, bir havuz partisi sırasında kuduz hastalığına yakalanır ve saldırganlaşır. Lucy ve arkadaşları havuzda barikat kurarak hayatta kalmanın yollarını ararlar.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb
  • Nusret Şen Yazıyor

Primat yazısına devam et

Altın Portakal’ın Uluslararası Yarışması’nda Yer Alan Filmler Açıklandı

24 Ekim – 02 Kasım 2025 tarihleri arasında yapılacak 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda 10 film yer alacak, En İyi Film, Yönetmen, Kadın Oyuncu ve Erkek Oyuncu dallarında Altın Portakal heykelciği için yarışacak. ABD, Almanya, Arjantin, Avusturya, Belçika, Birleşik Krallık, Çek Cumhuriyeti, Fransa, İran, İsveç, İsviçre, İtalya, Kolombiya, Lüksemburg, Polonya, Slovakya ve Türkiye yapımları 10 film, Türkiye’de ilk kez 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında sinemaseverlerle buluşacak.

Altın Portakal’ın Uluslararası Yarışması’nda Yer Alan Filmler Açıklandı yazısına devam et

571: Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed Animasyon Filmi Gösterime Giriyor

Diyanet TV’nin hazırladığı 571: Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed animasyon filmi yakında gösterime giriyor. Yapılan açıklamada, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Hz. Muhammed’in dünyaya teşriflerinin 1500. yılında 571: Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed animasyon filmini milletin istifadesine sunduğu belirtilerek, “Hz. Peygamber’in alemlere rahmet olarak gelen ahlâkını, yaşantısını ve ilahi hakikatler uğrunda verdiği mücadeleyi etkileyici ve anlaşılır bir üslûpla beyazperdeye taşıyacak olan 571: Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed çizgi filmi gelecek nesiller için kalıcı bir miras niteliği taşıyan, ülkemizde bir ilk, dünyada ise öncü bir çalışma hüviyetinde olacaktır.” denildi.

571: Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed Animasyon Filmi Gösterime Giriyor yazısına devam et

Ankara Film Festivali’nde Yarışacak Uzun Filmler Belli Oldu

Bu yıl 13 – 21 Kasım 2025 tarihlerinde yapılacak 36. Ankara Film Festivali’nin Ulusal Uzun Film Yarışması’nda yarışacak filmler belli oldu. Akademisyen ve sinema yazarı Ece Vitrinel, sinema yazarı ve yazar Murat Erşahin ile Ankara Film Festivali Direktörü İrfan Demirkol’dan oluşan Seçici Kurul, 30 film başvurusu arasından Ulusal Uzun Film Yarışması’nda yarışacak 8 filmi belirledi. Tüm filmlerin Ankara’da ilk kez gösterileceği ve jüri başkanlığını yönetmen ve senarist Mahmut Fazıl Coşkun’un yapacağı Ulusal Uzun Film Yarışması’nın kazananları, 21 Kasım’da gerçekleşecek kapanış ve ödül töreninde belli olacak.

Ankara Film Festivali’nde Yarışacak Uzun Filmler Belli Oldu yazısına devam et

Adaletin, Zamanın ve Yaşama Direncinin Peşinde Filmler Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nde

15. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, 27 Kasım – 02 Aralık 2025 tarihleri arasında Altın Terazi Uzun ve Kısa Metraj Yarışmaları yanı sıra farklı bölümlerde, merak uyandıran yeni yapımları izleyiciyle buluşturacak. Adalet Terazisi, Zamanın İzleri ve Yeryüzü Hepimizin bölümlerinde yer alan filmler, izleyiciyi tarih, toplum ve yaşam üzerine derin sorgulamalara davet ediyor. Farklı alanlarda adalet arayışını konu alan filmler İstanbul’un her iki yakasında da gösterime sunulacak.

Adaletin, Zamanın ve Yaşama Direncinin Peşinde Filmler Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nde yazısına devam et

15. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali Onur Ödülleri ve Sinemaya Katkı Ödülleri Belli Oldu

15. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali bu yıl 27 Kasım – 02 Aralık tarihleri arasında “Herkes İçin Adalet” ilkesiyle düzenlenecek. Festivalde her yıl olduğu gibi film gösterimlerine Akademik Program ve film seçkisinden yola çıkıp gündemin nabzını tutan VisionIst etkinlikleri eşlik edecek. Festivalde bu yıl Sinema Onur Ödülü oyuncu Rüçhan Çalışkur ve yönetmen Wang Xiaoshuai’ye, Sinemaya Katkı Ödülü görüntü yönetmeni Yorgos Arvanitis ve Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’ne, Akademik Onur Ödülü akademisyen Prof. Turgut Tarhanlı’ya verilecek. Festival bu yıl Gazzeli yönetmen Rashid Masharawi’ye ise Adalet Savunucusu Ödülü takdim edecek.

15. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali Onur Ödülleri ve Sinemaya Katkı Ödülleri Belli Oldu yazısına devam et

En Uzun Yaşayan Spor Efsanesinin Kısa Belgeseli Başarılarına Bir Yenisini Ekledi

Gökçe Kaan Demirkıran’ın yönettiği, Türk futbol tarihinin unutulmaz isimlerinden Galip Haktanır’ın yaşam öyküsünü konu alan Vefalı Galip belgeseli, uluslararası başarılarına bir yenisini daha ekledi. Film, İtalya’nın Milano kentinde düzenlenen 43. FICTS Spor Filmleri Festivali’nden Mention d’Honneur 2025 ödülüyle döndü. FICTS (Fédération Internationale Cinéma Télévision Sportifs), Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından resmi olarak tanınan bir federasyon. Festival, olimpik sporlardan futbola kadar ilham verici hikâyeleri buluşturuyor. Festivalde çok sayıda ülke filmiyle yarışan belgesel, futbol kategorisinde ödüle layık görüldü.

Filmekimi 2025’den Kalanlar

Bu yıl 24. yaşını kutlayan Filmekimi, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) seçkin programıyla sinemaseverleri bir kez daha büyüledi. Filmekimi ağırlıklı olarak, düzenlendiği senenin Cannes seçkisini geniş bir biçimde izleyicisine sunun bir etkinliktir. Buna Venedik’in Altın Aslan dahil ödül listesine girmiş kimi filmler ve Sundance’te ilgi görmüş bazı yapımlar eklendiğinde ortaya doyum olmaz bir toplam çıkar. Festivalde bu yıl da Cannes Film Festivali Altın Palmiye seçkisinin en iyilerini seyrettiğim dolu dolu bir 10 gün geçirdim. Bu yazıda, sinemalardaki gösterim tarihleri yakın olan bazı önemli filmleri vizyon dönemine bırakmak suretiyle izleme şansı bulduklarımdan söz etmek istiyorum.

2017’de yine festivalde izlediğimiz ‘Mimozalar / Mimosas’ ile sinefillerde derin iz bırakmış olan İspanyol yönetmen Oliver Laxe imzalı ‘Sırat’ yalnızca seçkinin değil yılın en iyileri listemde şimdilik baş sıraya yerleşen heyecan verici bir deneyimdi. Adını cennet ve cehennem arasındaki köprüden almış olan Cannes’dan Jüri Ödüllü yapım, Kuzey Afrika çölünün ortasında ‘rave’ müziğinin izleyiciyi hipnotize eden ritmiyle sarmalanmış nefes nefese temposuyla, distopik yakın bir geleceği tasvire soyunmuştu. Yönetmenin ifadesiyle ‘bizleri ölmeden ölüme sürükleyen bu içsel yol güncesi’ üzerine ülkemizde vizyona girdiğinde uzun uzun tartışacağız.

Yine bu yılın Cannes ana seçkisinde yer almış, kişisel olarak çok etkilendiğim bir diğer yapım, İKSV’de gösterilmiş olan ‘Mutluluğum / Schaste Moe (2010) ‘Sislerin İçinde / V Tumane) (2012) gibi başyapıtlarıyla bağrımıza bastığımız Ukraynalı usta Sergey Loznitsa’nın bir dizi ilginç belgeselin ardından kurmaca uzun metraja dönüş filmi ‘İki Savcı / Zwei Staatsanwälte’ oldu. Gulag sürgünlerinden Georgy Demidov’un aynı adlı romanından uyarlanan film, 1937 yılında Stalin’in Sovyetler Birliği ‘Büyük Temizlik’ döneminde geçiyor. Halk ülke çapında korkuya teslim olmuşken yeni mezun genç bir savcının adalet arayışı onu Moskova’daki başsavcıya ve totaliter rejimin karanlık dehlizlerine sürüklüyor. Tarihin tekerrür edişiyle çağdaş dünyaya ve ülkemizde yaşananlara ayna tutan bu sarsıcı yapımı festivale yeni eklenen Paribuart’ın devasa perdesinde dehşet içinde izledim. Bir MUBI sunumu olarak lanse edilen yapımın küçük ekranda öncesinde sinema salonlarında izleyiciye ulaşmasını diliyorum.

Kleber Mendonça Filho’ya Cannes’da en iyi yönetmen, başrol oyuncusu Wagner Moura’ya en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandıran ‘Gizli Ajan / O Agente Secreto’, Kadıköy Sineması’nın her zamanki özenli gösterim koşullarında tadını çıkararak izlediğim bir filmdi. İKSV festivallerinden aşina olduğumuz ‘Komşu Sesler / O Som ao Redor’ (2012), ‘Aquarius’ (2016), ‘Bacurau’ (2019) gibi önemli yapıtların Brezilyalı yönetmeni, duvarların kulağı olduğu 1977 yılının zulüm ve entrika ortamında sosyal eşitsizlikleri, siyasal baskı ve direnişi casus – aksiyon kalıplarını da kullanarak ele alırken, çocukluğuna ve geçmiş zaman sinemalarına derin bir nostalji ile yaklaşıyordu.

Festivalde izlediklerim arasında dördüncü sıraya koyduğum film, Cannes’dan Büyük Jüri Ödülü ile dönen, yönetmen Joachim Trier ile sıkça çalıştığı senarist Eskil Vogt’u yeniden bir araya getiren ‘Manevi Değer / Affeksjonsverdi’ idi. Bergman misali aile dinamiklerinin karanlık dehlizlerinde yol alan yapım, sanatsal üretimin tüm yaraların dermanı oluşu üzerine incelikli bir yapım olarak izleyicinin büyük ilgisine mazhar oldu. Bir zamanların ünlü film yönetmeni ile oyunculuk yapan kızının geçmişin travmaları üzerinden hesaplaşmalarında Stellan Skarsgård ile yönetmenin gözdesi Renate Reinsve’nin olağanüstü yorumlarını alkışladık.

Yine Cannes’dan ödüllü ‘Düşüşün Tınısı / In die Sonne Schauen’de, dört farklı dönemden dört genç kadının Almanya’nın kuzey sınırındaki aynı çiftlikte geçen çocukluk ve gençlik yıllarını paralel bir kurguyla soluk soluğa izledik. Dünya bir yüzyıl boyunca değişip dönüşürken duvarları geçmişin izlerini taşıyan çiftlik evinde yaşamak yerine hayatta kalmaya çalışan kadınların deneyimlerini gizemli, şiirsel bir anlatımla cesurca ele alan yapım, genç Alman sinemacı Mascha Schilinski’nin travmalar, algı ve bellek üzerinden ilerleyen şaşırtıcı, sarsıcı deneysel üslûbuyla ilgiyi hak ediyordu.

Seçkide yer alan bu yılın Cannes ve Venedik birincilerinin yukarda saydığım 5 filmden daha parlak olmadığını söyleyebilirim. Filmekimi’nin hemen başında basın gösterimi yapılan Venedik’ten Altın Aslan Ödüllü Jim Jarmusch filmi ‘Baba Anne Kız Kardeş Erkek Kardeş / Father Mother Sister Brother’ Amerikan sinemasının tartışmasız ustasının önceki çalışmalarının gerisinde kalıyordu. Adam Driver, Charlotte Rampling, Cate Blanchett, Vicky Krieps gibi önemli oyuncuların yer aldığı, her biri farklı ülkede geçen üç bölümden oluşan yapım, adından da anlaşılacağı gibi aile denen iletişimsizlik yumağını trajikomik üç skeç halinde perdeye taşıyor, yönetmenin kıdemli gözdesi Tom Waits ilk öyküdeki baba performansı ile filme damgasını vuruyordu.

Cannes’dan Altın Palmiyeli Cafer Panahi’nin, ülkesinde ev hapsinden kurtulmasına rağmen yine de gerilla usulü gizlice çektiği son çalışması ‘Görünmez Kaza / Yek Tasadef Sadeh’ İran’daki baskıcı rejimin zulmünü gözler önüne sererken, intikam olgusunu ahlâki bir yönden işliyordu. Hapishane günlerinden işkencecisi olduğuna inandığı kişiyle karşılaşan adamın, aynı eziyetlere maruz kalmış bir grup mağdur ile birlikte bir gün boyunca Tahran sokaklarında yaşadıklarını mizah ile yoğun trajediyi harmanlayarak anlatmayı denemiş Panahi. Önceki filmlerinden daha farklı bir üslûp tutturmuş olan sinemacı yer yer tekrara düşen filmini finaldeki hesaplaşma sekansında toparlamayı bilmiş.

Paribuart’ın dev perdesinde izleme şansı bulduğum ‘Josef Mengele’nin Kayboluşu / Das Verschwinden des Josef Mengele’, Nazi Almanyası’nın en dehşet verici suçlularından birinin savaş sonrası izini sürüyordu. Gözde yönetmenlerimden Kirill Serebrennikov’un imzasını taşıyan yapım, sakatlar, ikizler, hamile kadınlar ya da çocuklar üzerinde uyguladığı insanlık dışı deneylerle ‘ölüm meleği’ olarak anılan Auschwitz doktorunun ellili yıllardan başlayarak Güney Amerika ülkelerindeki gizlenme sürecini krolonojik atlamalarla perdeye taşımıştı. Mengele’yi deneyimli oyuncu August Diehl’in canlandırdığı yapım usta sinemacının belgeselci üslubuna yakışan usta işi mizansenleri, Alman asıllı usta sinematograf Hansjörg Weißbrich’in olağanüstü siyah – beyaz görüntü çalışmasıyla öne çıkıyordu.

Festivali kapattığım ‘Yeni Dalga / Novelle Vague’ tam bir sinefil filmiydi. Amerikalı bağımsız auteur sinemacı Richard Linklater’ın bu yıl ana festivallerde yarışan iki filminden biri olan yapım, 60’lı yıllarda dünya sinemasını derinden etkilemiş Fransız Yeni Dalgası’nın simge yapıtlarından, bizde ‘Serseri Aşıklar’ adıyla gösterilen Jean-Luc Godard imzalı ünlü ‘Nefes Nefese / À Bout de Souffle’un fikir ve günbegün yapım sürecini, zamanında devrim yaratan aynı tarz ve teknikleri kullanarak anlatıyordu. Dönemin öne çıkan yönetmenleri ve kimi oyuncuların kendilerine benzeyen çok başarılı oyuncular tarafından canlandırıldığı, bir sinefilden diğerine saygı duruşu niteliğindeki bu siyah – beyaz yapımın, biz sinema tutkunlarını yoğun bir nostalji seline sürüklediğini söyleyebilirim.

Seans çakışmalarından dolayı görmek isteyip de göremediğim bazı filmleri vizyonda değerlendirmek dileğiyle, bu güzel etkinliği yaşatmayı sürdüren İKSV yönetimine bir kez daha teşekkür ediyorum.

(18 Ekim 2025)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

G-Dragon in Cinema: Übermensch

Jinho Byun’un yönettiği ve G-Dragon’un (Kwon Ji Jong) oynadığı G-Dragon in Cinema: Übermensch, 07 Kasım 2025’de CGV Mars Dağıtım dağıtımıyla CGV Mars Dağıtım tarafından vizyona çıkarıldı.
K-Pop’un tartışmasız kralı, Güney Koreli, ünlü şarkıcı ve rapçı G-Dragon, sekiz yıl aradan sonra sahnelere geri dönüyor. Müzik tarihine adını altın harflerle yazdıran sanatçı, Übermensch adlı epik ve destansı dünya turnesini bu kez beyazperdeye taşıyor. Film, G-Dragon’ın sahne sanatını ve müzikal gelişimini sinematik bir çerçeve ve çok açılı bir prodüksiyonla yakalayarak izleyicilere sürükleyici çok bir canlı konser atmosferi sunmayı amaç ediniyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

G-Dragon in Cinema: Übermensch yazısına devam et

Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit’i Buluşturan Yan Yana Filminden Eğlenceli Fragman

Son dönemin başarılı projelerinde senarist ve oyuncu olarak yer alan Feyyaz Yiğit ile usta oyuncu Haluk Bilginer’in başrollerini paylaştığı Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana filmi 14 Kasım 2025 Cuma günü IMAX olarak gösterime giren ilk Türk yapımı olacak. İlk teaserıyla büyük ilgi gören ve merakla beklenen filmden eğlencesi yüksek bir fragman sinemaseverlerle paylaşıldı.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit’i Buluşturan Yan Yana Filminden Eğlenceli Fragman yazısına devam et

Greenland: Kıyamet, Dublaj Seçeneğiyle 23 Ocak’ta Sinemalarda

John Wick serisi, Titanların Savaşı ve Hırsızlar Şehri filmlerinin yapımcısından 2026 yılının en çok beklenen felâket filmi Greenland: Kıyamet, 23 Ocak’ta altyazı ve dublaj seçeneğiyle vizyona giriyor. Gerard Butler ve Morena Baccarin’in başrollerinde yer aldığı film, küresel yıkımın ardından hayatta kalanların mücadelesini konu alıyor. İlk filmde ailesiyle birlikte bir yeraltı sığınağına ulaşmayı başaran John Garrity, şimdi ise harabeye dönmüş bir dünyada yeniden yaşanabilir bir yer bulmak için tehlikeli bir yolculuğa çıkıyor. Kıyametin ardından yaşamın yeniden filizlenmeye çalıştığı bu yeni dünyada, Garrity ailesi hem doğanın acımasızlığıyla hem de hayatta kalmaya çalışan diğer insanlarla karşı karşıya kalıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Greenland: Kıyamet, Dublaj Seçeneğiyle 23 Ocak’ta Sinemalarda yazısına devam et

05 Aralık’ta Sinema Salonlarında Olacak Adile Naşit İçin Herkesin Gönlüne Göre Bir Adile Afişi Tasarlandı

BKM’nin 05 Aralık’ta vizyona girecek Adile Naşit filmine, birden fazla afiş tasarlandı. Çağan Irmak’ın rejisiyle beyazperdeye taşınan Adile’nin başrolünde Meltem Kaptan yer alıyor. Her kuşaktan hayranını gülümseten Adile Naşit için, onun herkese gülen yüzleri afiş olarak hazırlandı. Hazırlanan 7 farklı afiş, Adile Naşit’in sıcak gülüşünü ve kalplerdeki yerini yansıtıyor. Herkes dilediği Adile Naşit’i paylaşacak, hangisini neden sevdiğini söyleyebilecek. Kimi için bir anne, kimi için bir dost, kimi için çocukluk kahkahalarının sesi olan Adile Naşit, şimdi afişleriyle sosyal medyada, 05 Aralık’ta da hikâyesiyle sinemalarda olacak.

05 Aralık’ta Sinema Salonlarında Olacak Adile Naşit İçin Herkesin Gönlüne Göre Bir Adile Afişi Tasarlandı yazısına devam et

Filos

Orhan Tekeoğlu ve Nurdan Tekeoğlu’nun yönetmenliğini yaptığı Filos adlı belgesel film Meltem Ulu’nun Halikarnas Balıkçısı’nın Yolculuğu adlı eserinden esinlenilerek perdeye aktarıldı. Belgeselin kurgusu Deniz Emre Pehlivan, görüntü yönetmenliği Serdar Güven tarafından yapıldı. Filos, sürgün yıllarında Bodrum’da yaşayan ve bir “yeniden doğuş” mekânına dönüştüren Halikarnas Balıkçısı’nın doğaya ektiği tohumların, diktiği ağaçların ve çağırdığı yazar ve şairlerin kentin ruhunu nasıl değiştirdiğini anlatıyor. Film, bir şairin kendini, doğayı ve bir şehri hızla dönüştürme hikâyesini, arşivler, tanıklıklar ve Bodrum’un bugüne uzanan mirasıyla perdeye taşıyor.

Filos yazısına devam et

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu