Bak Postacı Geliyor Filmi Özel Gösterimi

Poll Films tarafından hazırlanan ve 12 Aralık’ta vizyona giren Bak Postacı Geliyor filminin özel gösterimi, PTT A.Ş.’nin katkılarıyla Ankara’da yapılacak. Film, yönetmen Yüksel Aksu’nun babası Osman Aksu’nun yaşam öyküsünden ilham alınarak yazılan senaryo çerçevesinde; 1950’li yılların sonlarında küçük bir Ege kasabasında görev yapan bir posta memurunun hayatını konu alıyor. Dönemin toplumsal yapısını ve insan ilişkilerini beyazperdeye taşıyan yapım, postacılık mesleğinin özveri ve fedakârlık gerektiren yönlerini güçlü bir sinema diliyle yansıtıyor. Özel gösterim 20 Ocak Salı günü CSO Tarihi Salon’da düzenlenecek.

Bak Postacı Geliyor Filmi Özel Gösterimi yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Başarılı Bir Edebiyat Uyarlaması / Yabancı

‘Yabancı / L’Étranger’nin taze sinema uyarlaması heyecan veriyor. Albert Camus’nün geçtiğimiz yüzyıla damgasını vurmuş, varoluşçuluk akımını başlatan edebiyat şaheseri bu defa François Ozon eliyle beyazperdeye aktarılmış. Fransız sinemasının deneyimli ismi çok iyi bilinen ve lise yıllarında özellikle Fransızca eğitim yapılan okulların müfredatından eksik olmayan ünlü metne sadık kalmış uyarlamayı siyah – beyaz çekmiş. Bu tercih … Devamı…»

14. Pembe Hayat KuirFest Film Kürasyon Ekibini Tanıttı

23 – 25 Ocak 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek olan 14. Pembe Hayat KuirFest, bu yılki edisyonunun film seçkisini oluşturan kürasyon ekibini tanıttı. Festivalin film programı, farklı bakışlardan, deneyimlerden ve kuir hafızalardan beslenen bir küratöryel kolektif tarafından hazırlandı. Kürasyon ekibi, Türkiye’de kuir sinemanın ve kuir anlatıların maruz bırakıldığı sessizleştirme politikalarını gözeterek; sansür ve makbuliyet dayatmalarına karşı ısrarı merkeze alan bir seçki oluşturdu. Festivalin film kürasyon ekibinde Hilal Başak Demirbaş, Furkan Yurt, Bulut Sezer, Kaan Akın ve Gizem Bayiksel yer alıyor.

14. Pembe Hayat KuirFest Film Kürasyon Ekibini Tanıttı yazısına devam et

Ulusal Hazine Olmanın Bedeli / Kokuhô

Kabuki sanatı ile tanışmam 70’li yılların ortalarına rastlar. TRT’nin İsmail Cem yönetiminde en parlak dönemini yaşadığı zamanlarda gece vakitleri sanat kuşağında yayınlanan Kabuki tiyatro geleneğinden seçkin bölümler, Ozu ve Kurosawa filmleriyle tutkunu olduğum Japon sineması ve geleneksel kültürü ile bağımı sağlamlaştırmış, hatta üniversitede okurken bu köklü sanat üzerine bir sunum hazırlamıştım.

Japonya’nın yerel kalmış sinemacılarından Lee Sang-il’in, geçtiğimiz yıl Cannes’da ‘Yönetmenlerin 15 Günü’ seçkisi kapsamında dünya arenasına çıkan ve büyük ilgiyle karşılanan son çalışması ‘Kokuhô’ ülkesinde milli bir değer olarak asırlar boyu korunan ve halk tarafından coşkuyla alkışlanan Kabuki tiyatrosuna övgü niteliğinde destansı bir çaba. Japonya’da 10 milyonu aşan seyirci sayısıyla tarihi bir hasılat rekoru kıran yapım, bir Kabuki sanatçısının yetişme, olgunlaşma ve yarım asırlık bir süreçte kusursuzluk yolunda bir ‘ulusal hazine’ olma sürecini öykülüyor.

Kabuki tiyatrosu 17. yüzyılda Kyoto’da ortaya çıkmış. Shōgun yönetimi ahlâki çöküşe neden olacağı gerekçesiyle kadınların sahneye çıkmasını yasakladığından, dramatik sahne temsillerinin ana karakterleri olan kadınları ‘onnagata’ olarak anılan erkek oyuncular canlandırmış ve gelenek o günden bugüne korunmuş. ‘Ulusal Hazine’ anlamına gelen ‘Kokuhô’ bu geleneksel gösterinin primadonnası olarak eğitilen iki rakip dostun hikâyesidir.

Kabuki ustası Hanjiro Hanai (Ken Watanabe) bir yeni yıl kutlaması sırasında izlediği Yakuza patronunun 14 yaşındaki oğlu Kukio’yu izlediğinde genç çocuğun doğal yeteneğine hayran oluyor. Sonrasında bir çete hesaplaşması sonucu yetim kalan çocuğu himayesine alan Hanjiro onu kendi varisi Shunsuke ile birlikte yetiştirmeye koyuluyor. Sert bir hocadır Kabuki ustası, lakin ufacık bedenlerin bu sanatın inceliklerine vakıf olarak eğitilebilmesi hayli disiplinli ve meşakkatli bir eğitimden geçmektedir.

Vahşi bir dünyadan gelmiş kuralsız, ham ama içgüdüsel bir dehaya sahip, herşeyi bir sünger gibi emen doğuştan ‘onnagata’ Kukio (Ryô Yoshizawa) ile bu sanatın içine doğmuş Shunsuke (Ryusei Yokohama) birlikte büyüyor, eğitim alıyor, aynı sahnede birlikte ter döküyorlar. Ancak kader onların yollarını hem yakın bir dost hem de amansız bir rakip olarak çizdiğinde yolları ayrılıyor. Aşklar, ihanetler, başarı ve başarısızlıklarla geçen bir ömürde her ikisi de değişecek, olgunlaşacak ama Kabuki tiyatrosunun saygınlığı, halkın bu sanata olan tutkusu hiç eksilmeyecektir.

Lee Sang-il yarım asırlık destansı öyküyü beyazperdeye taşırken konvansiyonel bir anlatım tutturmuş. Bu açıdan seyirci dostu bir sinemayı tercih ettiği söylenebilir. Hikâye 1964 yılında Nagazaki’de başlıyor. Ancak trajik dünya savaşı felâketinin üzerinden çok da uzun bir süre geçmemiş olmasına, üstelik küçük Kukio’nun öz annesini ve amcasını kenti yakıp yıkmış atom bombası mirası radyasyondan kaybettiği bilgi olarak verilmesine rağmen, Sang-il ülkenin bu yıllarda yaşadıklarından ve takip eden süreçte ülkenin tarihsel değişimi ile pek ilgilenmemiş. Buna karşılık yaklaşık 3 saat uzunluğundaki epiğini Kabuki sanatının incelikleri ve sahne üzerindeki performanslara adamayı seçmiş.

Film, Nagazaki’den Kabuki’nin ana vatanı Osaka’ya uzanan süreçte tiyatronun farklı evrenini taze Oscar adayı olan büyüleyici makyaj ve kostüm çalışmasıyla perdeye taşıyor. Kabuki temsilleri detaylı bir biçimde uzun bir zaman dilimine yayılmış. Atlas Sineması’nın devasa perdesinde seyirciyi sihirli bir aleme taşıyan bu sahne gösterileri bazen iki kez tekrarlanıyor. Kabuki sanatının en önemli klasiklerinden ‘Aşk İntiharı’nı ilk kez izlediğimizde Kikuo’nun zirve yolundaki emin adımlarına tanıklık ediyoruz. Aynı oyunun son bölümdeki tekrarında, fiziksel engeline rağmen can dostu ve amansız rakibinin desteğiyle sahneye çıkan Shunsuke’nin acı yüklü ‘onnagata’ performansı iç dünyalarda kopan fırtınaların simgesi haline geliyor. Kamera pudranın altından süzülen endişe ve gözyaşını ustaca yakalıyor.

Japon sinemacı büyüleyici bir evrenin arka bahçesini detaylı bir biçimde önümüze seriyor. Kikuo babadan oğula miras olarak devredilen Kabuki sanatında adeta bir kast sisteminin dişlileri ile mücadele ederken ‘ulusal hazine’ mertebesine ulaşmanın bedelini özgürlüğünün kısıtlanması, sevdiği kadından, küçük kızından uzak kalmasıyla ödüyor. Sahnenin huşusu içinde boşalmış salona bakarken ağzından ‘ne güzel’ sözleri döküldüğünde ise biz izleyicilere bu güzelliği alkışlamak düşüyor.

(23 Ocak 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Paki: Masallar Diyarı

Buğra Kekik’in yönettiği ve Mustafa Ak, Betül Bakış, Ali Rıza Özbilgiç ile Damla Özaydın’ın oynadığı Paki: Masallar Diyarı, 06 Şubat 2026’da MC Film dağıtımıyla MRT Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Yaramaz ve macera tutkunu Pakize, dedesini ziyarete gittiği köyde gizemli bir mağara keşfeder. Bu mağara, masallar diyarına açılan büyülü bir kapıdır. Paki, kendini bir anda 1hayal dolu bir dünyada bulur. Burada hem heyecan verici maceralar yaşar hem de birbirinden ilginç yeni arkadaşlar edinir. Ancak masallar ülkesinde her şey yolunda değildir. Ters giden olayları düzeltmek, dengeyi yeniden sağlamak artık Paki’ye kalmıştır.

  • Basın Bülteni
  • Fragman

Paki: Masallar Diyarı yazısına devam et

Fırtına Kız, 30 Ocak’ta Sinemalarda

Düğünden kaçıp hayallerinin peşinde koşan bir kızın Milli Takıma uzanan töreye başkaldırı ve başarı hikâyesini anlatan Fırtına Kız, 30 Ocak 2026’da vizyona giriyor. Diyarbakır’da çekilen Fırtına Kız, geleneksel olarak erkek egemen sayılan futbolu, tutkuyla mücadele eden genç bir kadının gözünden anlatarak spor ve kadın mücadelesi temalı filmlere güçlü bir soluk getiriyor. Başrollerinde Cihangir Ceyhan ve Eylül Ersöz’ün yer aldığı filmde bu ikiliye Burcu Kara, Can Bartu Aslan, Kemal Uçar, Nebil Sayın, Duygu Paracıkoğlu, Mehmet Ali Kaptanlar, Murat Tatlı, Timur Ölkebaş, Cem Cücenoğlu eşlik ediyor, filmin yönetmen koltuğunda Hasan Doğan oturuyor.

Fırtına Kız, 30 Ocak’ta Sinemalarda yazısına devam et

Efes’in Sırrı Ortaya Çıktı: Gençliğe Dönüş Efes’ten Geçiyor, Efes’in Sırrı Bugün (16 Ocak) Sinemalarda

Tarihin en büyüleyici antik kentlerinden Efes, bu kez sinema perdesinde gizem ve macerayla buluşuyor. Efes’in Sırrı bugün (16 Ocak) sinemalarda izleyiciyle buluşuyor. Film, Efes’te yapılan bir kazı sırasında ortaya çıkan gizemli bir harita ve sihirli mağarayla başlıyor. Bu keşif, bazı yetişkinleri çocuklara dönüştürürken, Tuna ve arkadaşı Damla’yı da bir maceranın tam ortasına sürüklüyor. Ajanların haritanın peşine düşmesiyle ortaya sıcak bir yolculuk çıkıyor.

Efes’in Sırrı Ortaya Çıktı: Gençliğe Dönüş Efes’ten Geçiyor, Efes’in Sırrı Bugün (16 Ocak) Sinemalarda yazısına devam et

2. BIFF Bodrum Uluslararası Film Festivali

Ege’nin ilham veren coğrafyasında sinemayı uluslararası bir buluşma alanına dönüştüren Bodrum Uluslararası Film Festivali (BIFF), bu sene 02 – 07 Haziran 2026 tarihleri arasında Bodrum’da sinemaseverlerle buluşacak. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Sinema Genel Müdürlüğü’nün destekleri; Muğla Valiliği, Bodrum Kaymakamlığı, Muğla Büyükşehir Belediyesi, Bodrum Belediyesi ve Kos Belediyesi’nin katkılarıyla gerçekleştirilecek olan Bodrum Uluslararası Film Festivali, Bodrum’un çok katmanlı kültürü, Ege’nin iki yakası arasında kurulan tarihsel ve kültürel bağlar ve kentin doğal ritmiyle birlikte düşünen bir festival anlayışıyla yola çıkıyor. Festival, farklı coğrafyalardan filmleri Bodrum’da bir araya getirirken, “evrensel” olanı hazır kalıplar üzerinden değil; Bodrum’un ruhundan süzerek kurmayı hedefliyor.

2. BIFF Bodrum Uluslararası Film Festivali yazısına devam et

Emre Karayel Müjdeyi Verdi, Cem Yılmaz’dan Sürpriz Seslendirme

Çocukların ilgiyle takip ettiği Dedektif Reptır’ı sinema perdesine hazırlayan Emre Karayel, eşi Gizem Karayel ile birlikte yapımcılığını üstlendiği projeyle ilgili dikkat çeken bir gelişmeyi paylaştı. Karayel, sosyal medya hesabından Cem Yılmaz ile birlikte çekilen fotoğraflarını yayımlayarak filme dair müjdeyi duyurdu. Karayel paylaşımında, “Dedektif Reptır filmimizde Cem Yılmaz, komedyen Tufan Kahkaha’ya sesiyle hayat verdi. Biz çok eğlendik, sizler de umarım çok eğlenirsiniz.” dedi. Cem Yılmaz’ın projeye dahil olması hayranlarını heyecanlandırırken, paylaşılan fotoğraflar çok kısa sürede beğeni ve yorum yağmuruna tutuldu.

Emre Karayel Müjdeyi Verdi, Cem Yılmaz’dan Sürpriz Seslendirme yazısına devam et

Yapı Kredi Kültür Sanat Loca’da 23 – 26 Ocak 2026 Tarihleri Arasında Düzenlenen III. Sanat Dünyamız Film Günleri Programı Açıklandı

Bu yılki teması “Kim Kimi Yiyor?” olan III. Sanat Dünyamız Film Günleri seçkisinde yer alan filmler; sinema yazarı Engin Ertan ve Sanat Dünyamız dergisi editörü Fisun Yalçınkaya’nın konuşmalarıyla basın toplantısında açıklandı. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen de basın buluşmasında yapmış olduğu karşılama konuşmasında “Sanatın iyileştirici, birleştirici, eğitici gücüne inandığımızı vurgulamak istiyoruz.” şeklinde konuştu.

Yapı Kredi Kültür Sanat Loca’da 23 – 26 Ocak 2026 Tarihleri Arasında Düzenlenen III. Sanat Dünyamız Film Günleri Programı Açıklandı yazısına devam et

14. Pembe Hayat KuirFest

Pembe Hayat KuirFest, 23 – 25 Ocak 2026 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştiriliyor. 14. edisyonu için başvuru formunu yayınlayan festival, tüm yasaklamalara ve baskılara rağmen bu yıl on dördüncü kez perdelerini aralamaya hazırlanıyor. Pembe Hayat KuirFest, bu yıl da çatlaklardan sızmanın, birlikte direnmenin ve perdeyi kolektif emekle yırtmanın alanı olmaya çağırıyor. Film programı, söyleşiler, atölyeler ve festivale yepyeni özel sürprizlerle geri sayıma başlayan KuirFest, kuir sinemayı yalnızca bir temsil alanı olarak değil; dayanışmanın zemini olarak kurmaya da devam ediyor. Güvenlik önlemleri gereği katılım başvuru yoluyla sağlanacak.

14. Pembe Hayat KuirFest yazısına devam et

Aşk Parça Parça Olduğunda / Geber Aşkım

Her filminde izleyicisini şaşırtan Lynne Ramsay’in geçtiğimiz yıl Cannes Altın Palmiye seçkisinde dünya prömiyerini yapan, sekiz yıllık aradan sonra çekmiş olduğu son filmi ‘Geber Aşkım / Die My Love’ önce sinemalarda ve MUBI’de eş zamanlı olarak gösterime giriyor.

Arjantinli yazar Ariana Harwicz’in 2012’de yayımlanmış aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan yapımda mekân Fransız kırsalından ABD’ye taşınmış. Film, New York keşmekeşinden Montana’daki kır evine taşınan yeni evli bir çiftin, Grace (Jennifer Lawrence) ile Jackson’ın (Robert Pattinson) inişli çıkışlı arızalı ilişkileri üzerinden ilerliyor. Doğanın kucağında farklı bir yaşama yelken açmanın heyecanı içinde olan çiftimiz, oğlanın kendini vurmuş amcasından miras kalan orman içindeki evde bağımsız bir hayatın hayalini kurmuştur. Grace kuş cıvıltılarının ilhamıyla bir süredir yol alamadığı romanına konsantre olacak, Jackson da günlük işlerinden kalan zamanda vurmalı çalgılarıyla evin başka bir köşesinde özgürce müziğine yoğunlaşabilecektir.

Taşrada her yere ve her şeye uzak ev eskidir, yıpranmıştır ama genç çifte geniş bir özgürlük alanı sunar. Lakin hamile Grace bebeğini dünyaya getirdikten sonra içinden kolay kolay çıkamadığı bir rutin sarmalına girer. ‘Bir şey yapmayı istemekle yapmamayı istemek arasında kaldım’ diyerek dert yanan genç kadın, doğum sonrası depresyonla karışık bir yalnızlık bataklığına düşmekten kurtulamaz. Yakın kasabadaki işiyle gücüyle meşgul olan kocasıyla da uzaklaştığının farkındadır. Rutin canını iyice yakmaya başlamış, tutkular azalmış, şikâyetler artmış, küçük ve sakin yuvalarında kıskançlık ve nefret rüzgârları esmeye başlamıştır.

Ramsay, ‘Kevin Hakkında Konuşmalıyız / We Need to Talk About Kevin’ (2011) ya da bir önceki çalışması ‘Hiçbir Zaman Burada Değildin / You Were Never Really Here’ (2017) benzeri sert bir psikolojik kaynaktan yola çıkmış olmasına karşın Harwicz’in zaptı zor karanlık metnine alaycı bir mizah eklemiş. İskoçyalı auteur sinemacı, Arjantinli yazarın doğrusal olmayan anlatısı ile hayli uğraşmış, kariyeri boyunca izini sürdüğü saf sinema doğrultusunda dişi karakterin iç monologlarını kullanmamış. Grace’in psikozunu ya da derin hüznünü haklı çıkarmak gibi bir niyeti de yok. Filmin yalnızca doğum sonrası depresyonu üzerine olması gibi klişe bir tespite de itirazı var. Grace 6 aylık bebeğiyle uğraşırken özgürlük hayallerinden ve ideallerinden adım adım uzaklaştığını hissediyor. Bunun yanı sıra kocasına olan duygularının parça parça yok olmakta olduğunun dehşetle farkına varıyor. Ramsay gerçeklik ve hayal algıları birbirine karışan Grace’in çözülme ve yavaş yavaş deliliğe evrilme sürecini bir ressam, bir fotoğrafçı titizliğiyle gözlemliyor. Aşkın bitişini irdelerken Jackson ya da ailesini negatif karakterler olarak çizmekten özellikle kaçınıyor.

Başrolde nicedir özlediğimiz Lawrence, Altın Küre (Golden Globe) adayı olduğu etkileyici bir performans sunuyor. Pattinson’ın anne ile babasını, anılarımızı tazeleyen geçmişin önemli iki oyuncusu Sissy Spacek ve Nick Nolte üstlenmiş. Boşluktaki Grace’in hayal prensi esrarengiz yabancıda ise son dönemin yükselen siyahi aktörü LaKeith Stanfield’i izliyoruz. ‘Bu hikâyenin merkezinde aşkın karmaşıklığı ve zaman içinde nasıl değişip dönüşeceği var’ diyor Ramsay. Gerçek ile hayalin birbirine karıştığı gerçeküstü finale ise efsanevi rock grubu Joy Division’ın 80’li yıllardan yükselen ‘Aşk Bizi Parça Parça Edecek / Love Will Tear Us Apart’ tınıları eşlik ediyor.

(22 Ocak 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı Filmi, Ön Gösterimini Paribu Cineverse Kanyon’da Gerçekleştirdi

Paribu Cineverse, başrollerinde Ralph Fiennes, Jack O’Connell ve Emma Laird’in yer aldığı korku – gerilim türündeki 28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı için 14 Ocak Çarşamba günü ön gösterime ev sahipliği yaptı. Filmin Paribu Cineverse Kanyon’da gerçekleşen gösterimi, sinemaseverler ve korku türü tutkunları tarafından yoğun ilgi gördü. 28 Gün Sonra (2002) ve 28 Hafta Sonra (2007) filmlerini takip eden serinin bu yeni halkası, izleyicileri zombilerin ötesinde, hayatta kalan insanların yarattığı karanlık bir dünyaya davet etti. Film, serinin hayranları tarafından ilgiyle karşılandı.

28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı Filmi, Ön Gösterimini Paribu Cineverse Kanyon’da Gerçekleştirdi yazısına devam et

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Heyecanı Urla’da Yaşanacak

Sinemanın etkileyici anlatım gücü ile gastronominin derin kültürel köklerini birleştirerek, Türkiye’nin zengin mirasını uluslararası alana taşıyan Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF) Urla destinasyonundaki festivalinde, katılımcıları birçok etkinlikle buluşturacak. Festival kapsamında Klazomenai Uluslararası Kısa Film Yarışması, Veri Gurmesi, Sine Sınıf, Gastro Sınıf, Açık Büfe B2B Buluşmaları, Açık Perde ve Komşu Sofra gibi çok özel etkinlikler gerçekleştirilecek.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Heyecanı Urla’da Yaşanacak yazısına devam et

Ünlü Oyuncu Scarlett Johansson, Müthiş Eleanor ile Bu Kez Yönetmen Koltuğuna Geçiyor

Bir Konuşabilse (Lost in Translation) ve Aşk (Her) gibi unutulmaz filmlerin yanı sıra Marriage Story ve Tavşan Jojo’daki (Jojo Rabbit) etkileyici performansıyla Oscar’a iki defa aday gösterilen Scarlett Johansson, dünya prömiyerini 2025 Cannes Film Festivali’nde yapan Müthiş Eleanor (Eleanor the Great) ile yönetmenliğe etkileyici bir başlangıç yapıyor. 96 yaşındaki usta oyuncu June Squibb’in performansıyla büyük beğeni topladığı filmin ABD dağıtımı Sony Pictures Classics’e ait. Büyük bir kaybın ardından Florida’dan New York’a taşınan 93 yaşındaki Eleanor, yeni hayatına uyum sağlamaya çalışırken tesadüfen katıldığı bir destek grubunda karmaşık bir sürecin içine girer.

Ünlü Oyuncu Scarlett Johansson, Müthiş Eleanor ile Bu Kez Yönetmen Koltuğuna Geçiyor yazısına devam et

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu