Okyanus Düşlerinin Peşinde

‘Dust Bowl’ ya da ‘Dirty Thirties’ olarak adlandırılan 1930’lu yıllar, şiddetli toz fırtınalarının ABD’nin kırsal bölgelerine önemli derecede ekolojik ve tarımsal zarar verdiği bir dönemdir. Büyük Ekonomik Bunalım yıllarının zor koşullarına aşırı kuraklık da eklenince, bu dönemde sayısız çiftçi ailesi okyanusa ulaşma özlemi içerisinde göç etmek zorunda kalmıştır. Bu tozlu yıllar usta yazar Jonh Steinbeck’in birkaç kez sinemaya uyarlanmış ‘Gazap Üzümleri / Grapes of Wrath’ ile ‘Fareler ve İnsanlar / Of Mice and Men’ adlı romanlarına konu olmuştur. Dönemi ustaca betimleyen bir diğer sinema eseri olarak 1978 yapımı Terrence Malick filmi ‘Cennet Günleri / Days of Heaven’ anılabilir.

Sinemalarda sessiz sedasız gösterime giren ‘Düşler Ülkesi / Dreamland’ tam da bu dönemin göbeğinde 1935 baharında geçen bir hikâye üzerinden ilerliyor. Binbir ümitle ücra Bismark kasabasına göç eden Baker ailesi, verimsiz topraklarda aradığını bulamamıştır. Bu toprakların lanetli olduğunu düşünen baba John, oğlu Eugene henüz 5 yaşındayken Mexico Körfezi’nin bereketli kıyılarına ulaşmak üzere ailesini terk eder. Yalnız kalan anne yeniden evlenir ve yıllar geçer.

Eugene 17 yaşına geldiğinde koşullar farklı değildir. Fırsatını bulanlar bu çorak topraklardan bereketli Kaliforniya kıyılarına göç etme peşindedir. Babasının yıllar önce göndermiş olduğu posta kartındaki büyülü okyanus manzarası onun hayallerini süslemektedir. Üvey baba evinde yaşamanın mutsuzluğu içinde, bakkaldan gizlice aşırdığı dedektif ve süper kahraman öykülerinin düş dünyasında gezinip durmaktadır.

Dönem yoksul ve mutsuz insanların devridir. Bonnie ve Clyde benzeri kaybedecek hiçbir şeyi olmayan genç insanlar banka soymak suretiyle köşeyi dönme gayretindedir. Komşu Missouri’de gerçekleşen son soygun, aralarında küçük yaşta bir kız çocuğunun da bulunduğu 5 kurbanla kanlı bir bilanço bırakmıştır geriye. Soygunculardan erkek olanı aldığı kurşun yarasıyla hayatını kaybetmiş, sevgilisi Allison Wells bacağında bir kurşunla izini kaybettirmeyi başarmıştır.

Genci yaşlısı kasabalı erkekler genç kadının yakalanması için konmuş 10.000 dolarlık ödül için sürek avına girişir. Lakin Allison aynı gece bizim ailenin pek kullanılmayan ahırında Eugene’in karşısına çıkacaktır. Genç çocuk elinde silah yaralı bir hayvan gibi inleyen genç kadına gönüllü olarak yardım ederken, merakla okuduğu dedektif romanlarının heyecanlı iklimine adım atacak, Allison’un deyişiyle bu çirkin ve zorlu hayattan okyanus hayallerine ulaşmayı deneyecektir.

İlk gösterimini 2019 Tribeca Bağımsız Filmler Festivali’nde yapmış olan ‘Düşler Ülkesi’ yönetmen Miles Joris – Peyrafitte’nin ikinci uzun metrajı. 2016 yapımı ilk filmi ‘As You Are / Olduğun Gibi’ ile Sundance’de Jüri Özel Ödülü kazandığında henüz 23 yaşında olan genç sinemacı, yeni çalışmasında da ergenlik ile erkeklik arasındaki köprüyü katetme yolundaki ana karakterinin öyküsüne eğiliyor. Çok izlenmiş televizyon dizileri ‘Peaky Blinders’ ve ‘Animal Kingdom’ ile tanınan genç İngiliz oyuncu Finn Cole, Eugene karakterine hayat vermiş. Filmin yapımcılarından biri olan son dönemin parlayan kadın oyuncularından Margot Robbie ise efsanevi Bonnie Parker’ın ruh ikizi kanun kaçağını canlandırıyor.

Filmin kimi boşluklar barındıran senaryosu belli klişeler üzerinden ilerliyor. Ancak genç yönetmen bu zaafı görsel yetkinliğiyle kapatmasını becermiş. ‘Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız / A Girl Walks Home Alone at Night’ın becerikli görüntü yönetmeni Lyle Vincent’ın ile işbirliği iyi sonuç vermiş. Terrence Malick’den ödünç alınmış renk paleti, Fritz Lang’ın kara filmlerinden esinlenilmiş ışıklandırma ve hareketli kurgusuyla iyi bir iş çıkarmış genç yönetmen. İki kaçağın bir motel duşunda geçen ve karakterlerden birinin uzunca bir süre kadraj dışında kaldığı yaklaşık 7 dakika uzunluğundaki plan sekans ise gerçekten çok başarılı. Kurak topraklara aylar sonra ilk yağmurun düştüğü final sahnesi de bir o kadar etkileyici. Filmin müziklerinde Patrick Higgins ile birlikte imzası olan Joris – Peyrafitte’in yeni işlerini takip etmekte yarar var diyorum.

(31 Ağustos 2021)

Ferhan Baran

[email protected]

Örümcek Adam: Eve Dönüş Yok

Jon Watts’ın yönettiği ve Tom Holland, Zendaya, Benedict Cumberbatch ile Jon Favreau’nun oynadığı Örümcek Adam: Eve Dönüş Yok (Spider Man: No Way Home), 17 Aralık 2021′de Warner Bros. dağıtımıyla Warner Bros. tarafından vizyona çıkarıldı.
Örümcek  Adam’ın sinematik tarihinde ilk kez, mahallemizin sevimli kahramanı maskesiz ve normal hayatı ile Süper Kahraman olmanın yüksek risklerini birbirinden ayıramayacak ve caresiz bir durumda kalıyor. Doktor Strange’den kendisine yardım etmesini istediğinde bu riskler çok daha tehlikeli bir hale geliyor ve onu gerçekten Örümcek Adam olmanın güçlüğünü ve ne anlama geldiğini keşfetmeye zorluyor.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb

Örümcek Adam: Eve Dönüş Yok yazısına devam et

Diaspora Uluslararası Kısa Film Festivali Sinemaseverlerle Buluşmak İçin Gün Sayıyor

Farklı kültürleri, gelenekleri ve görenekleri diaspora toplulukları aracılığıyla bir arada gösterme fırsatı sunacak olan Diaspora Uluslararası Kısa Film Festivali, kuvvetli bir film seçkisiyle seyircisini buluşturacak. İlk yılında 6 kıtadan toplam 3123 film başvurusu gerçekleştiren festival, 27 – 29 Ağustos 2021 tarihleri arasında Atlas 1948 Sineması’nda gerçekleştirilecek. Festival, sinemaseverleri farklı dünyalarda yolculuğa çıkaracak.

Brigitte Bardot

Cennet

Düğün Fotoğrafı

İklim Değişimi (Climate Change)
Susam
Sürgünde Bir Yıl
Teslimat

Toz Olmak(Partir En Poussiere – Turning To Dust)

Yüksek İrtifa ya da Şeylerin Tuhaflığı

Zamanın Rengi

Engelsiz Filmler Festivali’nden Müzik ve Sesleri Sinemayla Buluşturan Seçki: Oditoryum

Sinemaseverlerle 11 – 17 Ekim 2021 tarihleri arasında 9. kez buluşmaya hazırlanan Engelsiz Filmler Festivali’nin programı belli olmaya devam ediyor. Klasikleşmiş seçkilerinin yanı sıra her yıl farklı seçkilerle zenginleşen festivalin bu yılki yeniliklerinden biri de müzik ve sesin dönüştürücü gücüne odaklanan filmlere kulak vererek, dünyanın farklı coğrafyalarında müziği ya da sesi merkezine alan hikâyeleri izleyeceğimiz Oditoryum seçkisi olacak.

Engelsiz Filmler Festivali’nden Müzik ve Sesleri Sinemayla Buluşturan Seçki: Oditoryum yazısına devam et

Kadıköy’de Rus Filmleri Haftası Başladı

İstanbul Rusya Başkonsolosluğu’nun ve Mosfilm’in katkılarıyla, Kadıköy Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen Rus Filmleri Haftası etkinliği 1941 – 1945 Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın 80. yıl dönümüne adanıyor. Etkinliğin, Caddebostan Kültür Merkezi’nde yapılan açılış töreninde, 1959 yılı yapımı Bir Asker Destanı filmi gösterildi. Törene, Rusya Federasyonu İstanbul Başkonsolosu Andrey Buravov ve Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı katıldı. Mosfilm’in seçkisi en iyi savaş filmleri Türkçe altyazılı olarak gösterilecek ve filmlerin ücretsiz biletleri Caddebostan Kültür Merkezi’nin internet sayfasından alınabilecek.

Kadıköy’de Rus Filmleri Haftası Başladı yazısına devam et

9. Uluslararası İpekyolu Film Ödülleri İçin Start Verildi

İpekyolu Film Ödülleri, bu yıl 9. kez kadim İpekyolu coğrafyasından topladığı filmleri İstanbul’da sinemaseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor. Festival Direktörü Feza Sınar, İpekyolu ülkelerinin yeni yeteneklerinin keşif serüvenine katkı sağlayan İpekyolu Film Ödülleri için müracaatların başladığını açıkladı: “Önemli bir ticari rota olan İpekyolu’nun tarih boyunca en cezbedici limanı, kadim şehir İstanbul’un kültürlerarası birleştirici rolüne festivalimizle katkı sunmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Bu yıl dokuzuncusunu düzenlediğimiz film yarışmamız giderek genişliyor, büyüyor ve uluslararası alanda bilinirliği ve tanınırlığı artıyor.” dedi.

Geleceğin Sineması’nda Söz Sahibi Olacak Gençler Açıklandı

Sinema öğrencilerinin nitelikli kısa filmler yapabilmeleri için gerekli maddi ve ayni imkânları yaratabilmek adına Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı’nın (TÜRSAK) danışmanlığı ve işbirliğiyle bu yıl 18. kez düzenlenen Geleceğin Sineması yarışmasında kazanan isimler ödül töreniyle açıklandı. Maximum Uniq Açıkhava’daki ödül töreni Covid-19 önlemleri nedeniyle sınırlı sayıda davetli katılımıyla gerçekleşti. Törenin sunuculuğunu oyuncu Cansel Elçin üstlendi.

Geleceğin Sineması’nda Söz Sahibi Olacak Gençler Açıklandı yazısına devam et

Adana Altın Koza’ya Hüzünlü Açılış, Festivalin Onur Ödülleri Şerif Sezer, Haluk Bilginer ve Yavuz Turgul’a Veriliyor

Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali bu yıl, uzun yıllar Altın Koza’da görev yapmış, son 3 yıldır da Festival Direktörlüğünü üstlenen, akademisyen Prof. Dr. Kadir Beycioğlu’nun vefatıyla hüzünlü bir açılışa sahne olacak. Bu yıl yapılacak 28. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, 13 – 19 Eylül 2021 tarihlerinde sinemaseverlerle buluşacak. Festivalin bu yılki onur ödülleri Hakkari’de Bir Mevsim filminin başrol oyuncusu Şerif Sezer, Gecenin Öteki Yüzü adlı sinema filmiyle başlayan kariyerini başarıyla sürdüren Haluk Bilginer ve Muhsin Bey filminin usta yönetmeni Yavuz Turgul’a verilecek.

Adana Altın Koza’ya Hüzünlü Açılış, Festivalin Onur Ödülleri Şerif Sezer, Haluk Bilginer ve Yavuz Turgul’a Veriliyor yazısına devam et

Ankara Film Festivali Afişini 15 Eylül’e Kadar Bekliyor

Ankara Film Festivali bu yıl 32. kez sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından düzenlenecek olan festivalin, 32. yıl afişi için düzenlenen yarışma sona yaklaşıyor. Geride bıraktığı dönemlerde Türkiye Sineması için öneme sahip birçok ismi ağırlayan ve sinemaseverlerle bir araya getiren Ankara Film Festivali, bu yıl da aynı coşku ve heyecan ile festival hazırlıklarına devam ediyor.

Mert Fırat ve Melisa Aslı Pamuk’un Başrollerini Paylaştığı Kilit’in Özel Gösterimi, Ünlü İsimlerin Katılımıyla Akmerkez’de Gerçekleşti

27 Ağustos’ta vizyona girmeye hazırlanan gizem filmi Kilit’in özel gösterimi, 23 Ağustos 2021 Pazartesi akşamı gerçekleştirildi. Gösterim öncesinde filmin oyuncularından Mert Fırat, Melisa Aslı Pamuk, Mustafa Alabora, Tuğçe Karabacak ve Gökhan Tevek ile yönetmen Adil Oğuz Valizade ve yapımcı Arif Valizade basın mensuplarının sorularını yanıtlarken, Mustafa Alabora “Aşı olun” mesajıyla hayatın normale dönmesinde aşılanmanın önemine dikkat çekti.

Mert Fırat ve Melisa Aslı Pamuk’un Başrollerini Paylaştığı Kilit’in Özel Gösterimi, Ünlü İsimlerin Katılımıyla Akmerkez’de Gerçekleşti yazısına devam et

Altın Portakal Sinema Okulu’na Başvurular Açıldı

T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı katkılarıyla Antalya Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde 02 – 09 Ekim 2021 tarihleri arasında gerçekleşecek 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali, geleceğin sinemacılarına destek olmaya devam ediyor. İlk kez düzenlendiği 2019 yılında 150 öğrenciyi ağırlayan, pandemi nedeniyle çevrimiçi düzenlendiği geçen yıl ise 250 öğrenciyi sinema profesyonelleri ile bir araya getiren Altın Portakal Sinema Okulu için öğrenci başvuruları açıldı.

Basit Gerçeklerin Olmadığı Bir Zamandayız

2014 yılında 10. Al Jazeera Belgesel Film Festivali’nin “uzun metraj” bölümünde jürideydim. Ulrich Gaulke’e “As Time Goes By in Shanghai” filmi ile Juri Büyük Ödülü’nü vermiştik. Ödül töreninden sonra Ulrich – Uli ile tanıştık. Festival kutlaması ve birkaç saatlik sohbetin ardından sosyal medya üzerinden hep bağlantıda kaldık. 7 yılın ardından, Uli yeni belgeselinin çekimleri için İstanbul’daydı.

Yıllar sonra buluşmanın heyecanıyla kısa bir zamana derin bir muhabbetti sığdırdık. İşler güçler, aile, sinema, dünyanın hali, pandemi ile daldan dala atlayarak pek çok konuda konuştuk. Bu arada belgesel sinema üzerine bir söyleşi yapmayı da ihmal etmedim tabi.

Tamam ben seni tanıyorum fakat okuyucularım için kendinden biraz söz eder misin?

Doğu Almanya’da doğdum. Potsdam Babelsberg’de film yönetmenliği eğitimi aldım. 2000’den beri sinema ve TV için belgesel film yönetmenliği yapıyorum. İlk filmim Havvana Mi Amor ile “En İyi Belgesel” dalında Alman Film Ödülü’nü kazandım. Hindistan, Amerika, Kuzey Kore ve Afrika’daki sinema salonu sahipleri hakkında yaptığım Comrades In Dreams belgeseli ile Sundance’da Jüri Özel Ödülü için aday gösterildim. As Time Goes By In Shanghai ile Al Jazeera Belgesel Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü aldım. Ki jüride sen vardın ve seninle de orada tanıştık. Filmlerimin hikâyeleri farklı kültürlerde geçiyor. Hayatın anlam arayışı içinde insanları neyin birleştirdiğini anlatıyorlar. Ben filmlerimle karşılıklı anlayış içinde kültürlerin bir arada yaşamasını teşvik etmek istiyorum.

Belgesel sinema senin için ne ifade ediyor

Benim için belgeseller farklı kültürleri ve insanları anlamanın, onlarla özel bir şekilde yakınlaşmanın yolu. Belgesel sinema, evrensel bir sinema dili ve özgün bir bakış açısıyla anlattığı hikâyeleriyle seyirciyi yakalamayı başarmalıdır bana göre. Televizyonun aksine sinema filmi yapımcılarının ayrıcalığı var. Hikayelerine ve kahramanlarına daha fazla zaman ve dikkat ayırabilirler. Çok katmanlı bir bakış açısıyla hikaye anlatımı ve sinematik araçların seçimi belgeseller için önemli. Bugünün belgeselleri güçlü görselliği ve etkili hikaye anlatıcılıkları ile uzun metraj kurmaca filmlerle eşit düzeydeler. Honeyland belgeselini ve Rumen yönetmen Alexander Nanau’nun başyapıtı Collective’i örnek gösterebilirim mesela.

Belgesel sinema geçmişten günümüze uzanan yolculuğunda farklı bir kıvama ulaştı. Bu dönüşümü nasıl yorumluyorsun?

Günümüzde belgeseller diğer medyalarla rekabet etmek zorundalar. Görsel – işitsel içeriklere ulaşmak ve bunları kullanmak için izleyicinin pek çok seçeneği var artık. İsteyen herkes belgesel çekebilir. Teknolojik gelişmeler buna imkan tanıyor. Teknik açıdan bu artık bir sorun değil. Asıl mesele farklı, güçlü hikaye anlatımı ve görsel olarak olağanüstü ifadeler, yorumlar ve projelerinizi finanse edebileceğiniz yaratıcı yollar bulmak.

Belgesel sinema yüz yılı aşan bir süreçte gelişti ve şimdi hikâyelerini büyüleyici şekillerde anlatabilir durumda. Saf gerçeğe ilişkin koşulsuz iddia, gerçekle bir oyuna dönüştü. Belgesel sinemanın hikâye anlatımında neredeyse hiçbir sınır ya da tabu kalmadı. Bu, filmlerin küratörlüğünü, tartışılmasını daha da önemli kılıyor. Belgeseller bugünlerde çok daha politik konular içeriyor. İklim değişikliği, savaşlar, beslenme gibi zamanımızın büyük sorunları hakkında çokça belgesel yapılıyor. Dijitalleşme sayesinde film yapımcıları belirli gelişmelere hızlı tepki verebiliyor ve olayları anında belgeleyebiliyor. “Sıcak” olanın etrafında çok fazla rekabet var. Ancak zaman meselesi çok önemli belgeselde. Belgesel yaparken kapsamlı araştırma imkanını kaybetmemek ve o zamanı filme vermek gerektiğini düşünüyorum. “Doğrudan sinema” gibi belgeselin sinematik biçimleri her zaman güçlü filmler üretirler, tıpkı şiirsel tarzdaki filmler gibi. Bütün bu formlar, belgesel film tarihinde onlarca yıl önce ortaya konmuşlar ve günümüzün belgesel film üretiminde yeniden bulunup, yorumlanıp, kullanabilir. Alexander Nanau’nun Collective filmi saf “Doğrudan Sinema”dır. Bu yıl Oscar’a iki kez aday gösterildi. Bu bize ne kadar filmsel bir form olduğunu gösteriyor. Belgesele konu olan hikâyeler izleyiciyi şaşırtmalı, eğlendirmeli ve duygu dünyalarına dokunmalıdır bana göre. Bugün mevcut tüm sinematik ve dramaturjik araçları kullanarak bunu yapabiliriz pekala.

Senin için bir belgesel filmin olmazsa olmazları nelerdir?

Belgesel filmde benim için olmazsa olmaz olan heyecan verici bir hikâye bulmaktır. Hikâye anlatımı ve her hikâye için o hikâyeye özel inandırıcı bir sinematik form kullanmaktır. Ve bir belgesel film olarak anlatılmaya değer bir hikâye olmalıdır hikayeniz.

Bir roman, bir radyo programı, TV haberi ya da bir film yapmak için farklı farklı hikâyelere ihtiyaç vardır. Her hikâye belgesel film yapmaya uygun değildir. Bir film yapımcısı olarak her zaman kendinize bu hikâyeyi neden özellikle anlatmak istediğinizi sormalısınız. Ayrıca, yönetmenin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yönetmenin ayırt edici bir tarzının olması gerektiğini düşünüyorum.

Evet hikâye önemli. Peki ya gerçek? Belgesel ve gerçeklik arasındaki ilişki?

Klasik tanımla belgesel, gerçekliğin yaratıcı bir şekilde yorumlanmasıdır. Hangi şekli alırsa alsın, gerçek olaylarla ve insanlarla doğrulanabilir bir referansı olmalıdır belgeselin. Gerçek olayların ve insanların film yapımcısı tarafından sanatsal olarak yorumlanması pekala olabilir. Ancak bu sanatsal süreç şeffaf olmalı ve tanımlanabilir hale getirilmelidir. Ari Folman’ın “Beşir ile Vals” filmi buna bir örnektir. Lübnan savaşını İsrail askerlerinin perspektifinden anlatma süreci, gerçek kişiler ve onların hikayelerine dayanan sinematik animasyon araçlarıyla sunuluyor. Ya da Sarah Polley’nin ailesi hakkında, hikayeye farklı bakış açılarını akıllıca ortaya koyan ve basit bir gerçeği bulmanın imkânsızlığını ele alan “Anlattığımız Hikâyeler” filmi. Her belgesel, gerçekliğe uygun belirli bir sinemasal biçime karar verir. Bir ve aynı olay hakkında tamamen farklı iki film olabilir. Kamerayı kurarak, tasvir edilen dünyayı “açık” ve “kapalı” olarak ayıran bir çerçeve tanımlarız. Biz sadece bir parça görüyoruz ve bu seçim gerçeğe ilk müdahaledir. Belgeselin montajı, olayların başlangıçta meydana gelme biçimine bir başka belirleyici müdahaledir. Film yapımcısının sürecindeki her öznel adım gerçeği değiştirir. Seçkin belgesellerde bu süreci görmek ve hissetmek bir zevktir.

Belgesel filmde hakikat tartışması belgesel filmin kendisi kadar eskidir. Ve hala tutkuyla yürütülüyor. İzleyicilerin filmlerimize duydukları güven asla hayal kırıklığına uğratılmamalıdır. İzleyici gerçekliği sanatsal olarak ele almamızı ve ardından onu heyecan verici ve eğlenceli bir film şeklinde sunmamızı takdir ediyor.

İstanbul’da çektiğin belgeselden bahseder misin? Bu belgeseli yapmaktaki amacın nedir?

Asırlık Kadınlar hakkındaki yeni belgeselimin bir bölümünü İstanbul’da çekiyorum. Geçen yüzyılı özel bir biçimde şekillendiren farklı ülkelerden 100 yaşını aşmış asırlık kadınları anlatıyorum. İstanbul’da Alman – Türk Prof. Dr. Nermin Abadan Unat ile tanıştım. Sosyolog ve kadın araştırmacısı. Uluslararası üne sahip bir sosyal bilim insanı. Almanya’ya göçün eleştirel çalışmasında öncü bir isim ve hayatını Türk toplumunda kadının rolünü inceleyerek geçirmiş. Asarlık hayatı, heyecanı, yapmak istedikleri, kadın hakları mücadelesiyle güçlü bir ses olmaya devam edişi beni derinden etkiledi.

100 yaşında Hindistan, Küba, İsrail ve Avusturya’dan diğer kadınlarla birlikte, İstanbul’dan Nermin Abadan Unat hikâyeleriyle geçen yüzyılın kadınlar açısından nasıl geliştiğine ve bundan sonrası için neler yapılabileceğine dair bir iç görü olacaklar filmimde.

Japonya’da bir basın fotoğrafçısı, Hindistan’da dünyanın en yaşlı yoga hocası, İsrail’de bir politikacı, Avusturya’da bir yazar, Küba’da bir hikaye anlatıcısı eşlik ediyor bize belgeselde.

Hepsinin güçlü yanları var, kişiliklerini nasıl şekillendirdiklerini deneyimlemek büyüleyici. Kadın gücü hakkında bir film yapmak ve biraz farklı bir konuya yönelmek ve farklı bir açılım getirmek istedim. Konuya özel bir bakış açısı.

Demek kadın gücü. Enteresan. İzlemek için sabırsızlanıyorum. İstanbul’da seni en çok ne etkiledi? Eğer İstanbul hakkında bir belgesel çekseydin hangi eksenden giderdin?

İstanbul farklı kültürlerin bir arada yaşaması nedeniyle beni etkiliyor. Sevdim buradaki insanların yaşam biçimlerini, mizahlarını ve hikâye anlatma yeteneklerini. Tanıştığım insanlar hayata, aşka ve yaşam tarzlarına dair yeni bakış açılarıyla beni şaşırtıyorlar. Tutkuyla tartışıp, her anının tadını çıkarıyor gibiler. Aynı zamanda ince bir çizgide süren bir hayatları var. Buradaki insanlar olan biten her şeyin daha çok farkındalar sanki. Sadece bir haftadır buradayım ve bu benim ilk izlenimim. Daha derin bir iç görü elde etmek için daha çok zamana ihtiyacım var ve ben buna hazırım. İstanbul bana ilham veren, yeni hikâyeler aramaya devam etmem için beni motive eden bir şehir. Ve Humphrey Bogart’ın Casablanca’nın sonunda dediği gibi: “Güzel bir arkadaşlığın başlangıcı!”

Hong Kong’da üniversitede belgesel film teorisi ve pratiği öğretiyorsun. Nasıl gidiyor, öğrencilerin derse ilgisi nasıl?

Hong Kong’da belgesele dair temel işler yapıyorum. Belgeselin ne olup olmadığını bilmek önemli. Artık basit gerçeklerin olmadığı bir zamandayız. Öğrencilerin büyük ilgisiyle karşılaşıyorum. Yüzlerindeki şaşkınlığa bir anlam katmak, bir anlam yaratmak büyük keyif benim için. Oscar ödüllü Ruby Yang ile yürüttüğüm prodüksiyon sınıfımda öğrenciler kısa bir belgesel film yapabiliyorlar. Deneyim benzersizdir ve kişi üzerinde kalıcı bir izlenim bırakır. Filmleri çok kişisel, onların kültürü ve hayalleri hakkında çok şey öğreniyorum. Benim için öğretmenlik olağanüstü bir şey, bir deneyim. Özelliklede Hong Kong gibi değişimin patladığı bir bölgede ediniyorum bu deneyimi. Bu arada sorularını çok sevdim. Çok iyi. Kaliteli sorular.

Teşekkür ederim Uli! Sen de güzel cevaplar veriyorsun.

Gerçekten mi?

Evet gerçekten. Aslolan okuyucular, meraklısı…

Of course.

Sence belgesel film yapmak öğretilebilir mi? Ne kadar öğretilebilir?

Evet, öğrencilerime öğretebileceğim bir takım beceriler var. Hikâye anlatımı, dramaturji, çerçeveleme, araştırma yöntemleri, karakterlerle güven inşa etme… Tüm bu konularda bilgi ve deneyimlerimi anlatıyorum. Belgeselleri finanse etme ve gösterebilme koşullarını konuşuyoruz.

Öğrenciler heyecan verici bir konu bulur bulmaz işe başlıyorlar. Sıfır deneyimden, bir deneyime geçmeyi başarıyorlar. Geçen yıl, öğrencilerim tarafından yapılan bir kısa film önemli kısa film festivallerinden Interfilm Berlin’de ana ödülü kazandı. Bu kesinlikle öğretilebilir olduğunu gösteriyor.

Öğrencileri filmlerini çekmeye ve onlarla başarılı olmaya hazır hale getirin.

(Bu yazı ilk olarak 29 Ağustos 2021 tarihinde cinedergi.com’da yayınlanmıştır.)

(30 Ağustos 2021)

Semra Güzel Korver

Antep Kısa Film Festivali

Geçtiğimiz yıl ‘Gel ses ver’ sloganıyla düzenlenen Antep Kısa Film Günleri, bu yıl festivale dönüşüyor ve 19 – 21 Kasım 2021 tarihleri arasında Antep Kısa Film Festivali olarak gerçekleştiriliyor. big bang ve berisi oluşumu Gaziantep’te kısa film üretimini arttırmak arzusuyla 2016 yılında çıktığı yolculuğunda kısa film gösterimleri ve kısa film çekimleri gerçekleştirdi. Geçen yıl 3 gün süren Antep Kısa Film Günleri’nde 50 kısa film ve 21 söyleşi izleyicilerle buluşturuldu. Bu etkiyi arttırmak ve daha geniş bir kitleye ulaşılması amacıyla etkinlik bu yıl kısa film festivaline dönüştürüldü. Festival 19 – 21 Kasım 2021tarihlerinde Cinemaximum Sineması’nda yapılacak.

Antep Kısa Film Festivali yazısına devam et

TRT Ortak Yapımı Tereddüt Çizgisi, Saraybosna Film Festivali’nden Ödülle Döndü

Bosna Hersek’te bu yıl 13 – 20 Ağustos 2021 tarihleri arasında düzenlenen Saraybosna Film Festivali’nin kazanları açıklandı. Festivalde TRT ortak yapım ödülü alan Tereddüt Çizgisi projesi Montenegro Cinelink Ödülü’ne değer görülürken, Cinelink Work in Progress TRT Ödülü’nü ise yönetmen Aida Begic’in Balat (A Ballad) projesi kazandı. Ödüller, Saraybosna’daki Ulusal Tiyatro binasında yapılan törende verildi.

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu