Hayaller ve Sınırlar / İlişki

Michel Franco’nun dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Berlin’de yapmış olan son çalışması ‘İlişki / Dreams – Sueños’ Meksika’nın Texas Amerikan sınırında tali yola parkedilmiş tırın görüntüsüyle açılır. Karanlık çöktüğünde, terkedilmiş gibi duran aracın arka bölümünden insan homurtuları duymaya başlarız. Dorsenin içine tıka basa doldurulmuş göçmenlerin çığlıklarıdır kulağımıza gelen. Aracın kapısı açılıp içindekiler gecenin kör karanlığında dört bir yana dağılırken Fernando (Isaac Hernández) otostop yaparak San Fransisco’ya gitme derdine düşer.

Yetenekli bir balet olan genç adam 10 küsur yıl önce sınır dışı edildiği rüyalar ülkesine, belki de ölümü göze almak suretiyle bir kez daha sızmıştır. Fernando için ‘güneşte bir yer’dir San Fransisco. Zengin evlerinin olduğu mahallenin yokuşunu tırmanır ve bir süredir tutkulu bir gizli beraberliği sürdürdüğü, kendisine destek vereceğini vadetmiş aşığı, ülkenin mega zengin ailesi McCarthy’lerin kızı Jennifer’in (Jessica Chastain) lüks rezidansına ulaşır. Varlıklı ailenin sanat etkinliklerinden sorumlu hayırsever kız, Mexico City’deki kültür faaliyetleri sırasında tanıştığı ve tutkulu bir cinsellikle bağlandığı genç oğlanın aniden çıkagelmesinden endişelidir. Özenle inşa ettiği ayrıcalıklı düzeninin altüst olma tehlikesiyle duralar ama ayyuka çıkan arzularını da dizginleyemez.

‘San Francisco Ballet’ yöneticisinin dikkatini çeken kabiliyetli genç adam yasal olarak topluluğun üyesi olamasa da, göz kamaştıran yeteneği sayesinde kısa sürede başrollere kadar tırmanmayı başarır ama yetkililer tarafından yakalanarak bir kez daha sınır dışı edilince, uluslararası alanda tanınarak fırsatlar ülkesinde yeni bir hayata başlama hayalleri yıkılır. Bu gelişme genç aşığıyla yabancı bir ülkede güvenli birlikteliğini sürdürmek isteyen Jennifer’in işine gelmiştir gerçi, ancak oğlan kendisini kimin ihbar ettiğini öğrendiğinde olaylar yön değiştirecek, trajik final tetiklenecektir.

Gerçekçiliğin ve politik sinemanın sözcülerinden biri olarak bilinen Franco’yu, çağdaş Meksika’da cinsellik, şiddet, sosyal eşitsizlik ve bunun ortaya çıkardığı kaçınılmaz başkaldırı üzerine çarpıcı filmleriyle tanımıştık. Latin Amerika porno mafyasının kurbanı olan varlıklı ailenin bireylerinin açmazı üzerine 2009 yapımı ikinci uzun metrajı ‘Daniel ile Ana’; varlıklı sınıf arkadaşları tarafından aşağılanan ve cinsel tacize uğrayan Lucia’nın öfkeli babasının kendi adaletini uygulamaya soktuğu beklenmedik finaliyle izleyicisini altüst eden 2012 yapımı ‘Lucia’dan Sonra / Después de Lucia’yı, Venedik Film Festivali’den ödülle dönen 2019 yapımı ‘Yeni Düzen / Nuevo Orden’ takip eder. Varlık dağılımındaki büyük eşitsizliğe itirazını bir kez daha büyük perdeden haykıran sinemacı, değişmez görüntü yönetmeni Yves Cape’in huzursuz kamerası aracılığıyla ırkçılığın ve ayrımcılığın bir hastalık gibi dört bir yanı kuşattığı çağımızda, refah dağılımındaki eşitsizliğinin ciddi boyutlara ulaştığı Mexico City özelinden yola çıkarak evrenseli yakalamayı hedeflemiştir.

Franco bu defa vaatler ülkesinde yükselmeyi hedefleyen Meksikalı göçmenle varlıklı Amerikalı kadının yaşadıklarını hem bir tutku sarmalı hem de güç dinamiklerinin acımasız bir egzersizi olarak perdeye taşıyor. Daha önce 2024 yapımı ‘Hatır / Memory’de birlikte çalıştığı cazibeli Chastain ile ‘Amerikan Bale Tiyatrosu’ çıkışlı Hernández’in yoğun cinsel kimyasından yararlanmak suretiyle ana karakterlerin karanlık taraflarını eşeliyor. Sinemacı, Rainer Werner Fassbinder ile Pier Paolo Pasolini’yi örnek aldığını ifade ediyor. Filmin yapım şirketinin Pasolini’nin ünlü klasiğinden esinle ‘Teorema Film’ adını taşıması bu açıdan anlamlı. İnsan davranışının en hassas ögesi olarak gördüğü cinselliğin, tıpkı politik davranışlarımız gibi bize kim olduğumuzun ipuçlarını verdiğinin altını özenle çizmek isteyen Franco’nun koreografisi özenle kurgulanmış cinsellik içeren sahneleri teşhircilik içermiyor, öykünün ve karakterlerin gelişimine hizmet ediyor.

Meksikalı yönetmen Jennifer’i kötü bir karakter olarak çizmiyor. Ancak ‘iyiliğin’ yolunda gitmeyen bir şeyler yaşandığında sınandığına inanıyor. Konfor ve güç dengesi sarsıldığında insanın nasıl davranacağını araştırıyor. Genç kadın rahat ve varlıklı bir hayat sürmektedir. Giriştiği sosyal ve kültürel faaliyetler O’na ailesi ve yakın çevresinde korunaklı, saygın bir konum sağlamıştır. Alt sınıftan göçmen aşığını sanat çevresine bağışlarıyla tanınan babası (Marshall Bell) ve acımasız erkek kardeşinden (Rupert Friend) gizlemek için elinden geleni yapmaktadır. Fernando’ya delicesine tutkun olmasına rağmen, toplum önündeki itibarının önceliğinin gayet iyi farkındadır. Yaşlı kurt baba göçmenlere yardım meselesinin itibarına katkısını iyi hesaplamıştır ancak bir sahnede kızını uyardığı gibi ‘her şeyin bir sınırı olmalıdır’.

Sosyal eşitsizlik, ekonomik adaletsizlik konularında her zaman hassasiyet göstermiş olan Franco, Meksika’da yetişmiş bir sinemacı olarak bu noktada ‘sınırları aşma’ kavramını hem fiziksel hem de duygusal anlamda neşter altına yatırıyor. Daha iyi bir hayat için sınırları aşan ve Amerikan ekonomisi ve kültürel yaşamına katkılar sunan göçmenlerin suça meyilli parazitler olarak karşılanmasını bir kez daha tartışmaya açıyor. Film Donald Trump’ın son seçim kampanyası öncesi çekilmiş gerçi, ancak sinemacı söyleşilerinde, yabancıların sınır dışı edilmesi, ırksal ayrımcılık ve sistematik sömürünün Trump öncesi dönemlerde de kanayan bir yara olduğunu vurgulamayı sürdürüyor. Hayırsever, sanatçı dostu imajı veren McCarthy’lerin liberallerden seçilmesi bu açıdan anlam taşıyor.

Franco’nun mutlu sonları sevmediğini biliyoruz. Gerçekleri yüzümüze bir tokat gibi çarparken dürüstlüğünü yakından tanıyoruz. ‘İlişki’ şok edici açılış sahnesinden çok daha karanlık bir finale evrilirken, güçlülerin güçsüzlere yaşam hakkı tanımadığı çağdaş dünyamıza bizler de bir ağıt yakmaktan kendimizi alamıyoruz.

(28 Nisan 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Fuze / Fünye

David Mackenzie’nin yönettiği ve Aaron Taylor Johnson, Theo James, Sam Worthington, Syiah George, Matthew Earley, Gugu Mbatha Raw ile Honor Swinton Byrne’un oynadığı Fuze / Fünye (Fuze), 08 Mayıs 2026’da Chantier Films dağıtımıyla Chantier Films tarafından vizyona çıkarıldı.
Londra’nın merkezindeki bir inşaat alanında, İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma patlamamış bir bomba bulunur. Ordu ve polis ekipleri, zamana karşı yarışarak bölgede geniş çaplı, büyük bir tahliye operasyonu başlatır. Kaosun ortasında, tehlikenin bertaraf edilmesi için verilen bu amansız mücadele; şaşırtmacalar ve gizli hareket ve aktörlerle dolu nefes kesen bir gerilime dönüşür.

  • Basın Bülteni
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb
  • Korkut Akın Yazıyor

Fuze / Fünye yazısına devam et

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nden Dünya Günü ve 23 Nisan’a Özel Sinemacılara Destek

Çeşme Belediyesi ev sahipliğinde 05 – 07 Haziran 2026 tarihleri arasında yapılacak Uluslararası Gastronomi Film Festivali kapsamındaki Uluslararası Klazomenai Kısa Film Yarışması’nda 22 Nisan Dünya Günü’ne özel olarak üç ana dalda başvurular için yüzde 50 indirim kodu sunulacak. Ayrıca 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda, “Momentum” seçkisi kapsamındaki film yüklemeleri ücretsiz olarak yapılabilecek.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nden Dünya Günü ve 23 Nisan’a Özel Sinemacılara Destek yazısına devam et

Ağzımdan Kaçtı, Bu Bir Film Yazısı Değildir

“Erken öten horozun başı kesilirmiş,
Bitmez tükenmez ki başın kesile kesile”

Cumhurbaşkanlığı Kabine toplantısı bu hafta, -bizim için değil, kendileri için- her şeyi bir kenara bıraksın ve “Ağzımdan Kaçtı” filmini izlesin. Bakanları bir araya getirmek zor, hepsinin çok işi ve sorumluluğu var. Zaten o nedenle de pek sinemaya gidemiyorlardır, bu hem bir fırsat olur hem de konu üzerinde konuşurlar. İki okula baskın yapıldı, birinde 8 öğrenci ile bir öğretmen öldürüldü. Sonra birkaç ilde daha benzer sıkıntılar baş gösterdiyse de engellendi. Bütün yetkililer hep bir ağızdan “güvenlik” sorunu diye zaten demir kapıların ardına gizlenen okulların iyiden iyiye “büyük gözaltı”na alınmasını istedi. Okulların kapısına polis yığıldı; üniversitelerin kapısında vardı, bir de ortaokulların kapısını tutmaları istendi. Her kapıya, her koridora, her dersliğe kamera konulması için görüşler ileri sürüldü. Devletin, sanki (hatırlayanlar vardır muhakkak, zamanın İçişleri Bakanı Faruk Sükan, “Nefes alışlarınızı izliyoruz” demişti yıllar önce -o günden bugüne) izlediği yetmiyormuş gibi daha da zapturapt altına alınmamız konusunda herkes hemfikir.

Filme gelince… “Ağzımdan Kaçtı”, İskoçya’da, Tourette sendromu nedeniyle “deli” olarak nitelendirilip; önce evde anne babasının, sonra da okulda müdürün eziyet ve dayaklarına maruz kalan John Davidson’un yaşamını anlatıyor. Sokaklarda denk gelmişsinizdir; Tourette, birden bağırıp çağıran, belki şiddet gösteren kişilerde görülen bir sağlık sorunu. Akran zorbalığının nasıl bir baskı olduğunu da bilirsiniz. İşte, Davidson, tiklerinin yanı sıra aklına geleni olduğu gibi söyleyen (çoğunlukla seksist küfürlerle) bir öğrenciyken toplum dışına itiliyor. Genç Davidson, büyüdükçe bu sorun iyiden iyiye çekilmez hal alıyor. Neden sonra, arkadaşının kanser teşhisi konmuş annesi çocuğa anlayışla yaklaşıyor ve onu sağaltıyor.

Film, gerçekten çok başarılı. Oyunculuklar harika. Gerilim ve mizah dozu tam kıvamında. Hem değil mi ki, “güleriz ağlanacak halimize”. Kimi zaman kendinizi Davidson’un yerine koyuyorsunuz ve ne(ler) yapılabileceğini düşünüyorsunuz. Kimi zaman da izleyici olduğunuzun farkına varıp, kahkahalar atıyorsunuz. Onların yaşadıklarını ta yüreğinizde hissedip paramparça olmanız da işten bile değil. Kirk Jones tarafından yazılıp yönetilen “Ağzımdan Kaçtı” (I Swear), duygulu, etkili ve içten bir film.

Gelelim bizdeki soruna… Polis babasının silahlarını alan (burada ilk soru: Babanın neden o kadar çok silahı var?) öğrenci neden psikoloji muayenesine götürülmemiş ya da psikiyatr tedavisi uygulanmamış. Okullarımızda rehberlik yeterli değil, rehber öğretmenlere hiç önem verilmiyor. Haklısınız, öğrenciye önem verilmiyor ki, öğretmene verilsin diyorsunuz… Böylesi katliama varan olaylar çıkınca da bildiğimiz tek şey var: Ya (cennetten çıkma) dayak ya da polisiye tedbirler. Filmde polisin Davidson tarafından nasıl eğitildiği de gösteriliyor.

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiirini başa koymamın nedeni, çocuğu suçlamanın gereksiz ve yersiz olduğunu vurgulamak, başka bir şey değil. Suçlular anne babalar ve yetkililer ile yeterince eğitilmemiş toplum. Şair, şiirce şöyle bitiriyor:

“Öt ki kara dağlar allana,
Aç eller tok tarlalara çullana.”

1 Mayıs’tan başlayarak gösterimde…

(27 Nisan 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

TRT Ortak Yapımı Şehzade: Büyük Şenlik Vizyona Girmek İçin Gün Sayıyor

TRT ortak yapımı Şehzade: Büyük Şenlik filmi, 01 Mayıs 2026 Cuma günü minik sinemaseverlerle buluşuyor. Dostluk, cesaret ve dayanışma temalarının ön plana çıktığı eğlence dolu animasyon film, seyircilerine unutulmaz bir deneyim sunmayı hedefliyor. Osmanlı döneminin görkemli kutlamalarından esinlenen yapım; kostümleri, müzikleri ve sahne tasarımlarıyla izleyiciyi adeta geçmiş zamanlara götürecek. Senaristliğini ve yönetmenliğini Murat Karahüseyinoğlu’nun, animasyon yönetmenliğini ise Hakan Bol’un üstlendiği film, geleneksel unsurların modern animasyon teknikleriyle harmanlanmasıyla da özgün bir kimlik kazanıyor.

TRT Ortak Yapımı Şehzade: Büyük Şenlik Vizyona Girmek İçin Gün Sayıyor yazısına devam et

Çocuk Sinema Festivali

Sinemaseverleri en iyi sinema deneyimiyle buluşturan Paribu Cineverse, çocuklara sinema kültürünü aşılamayı hedefleyen büyük bir projeye kapılarını açıyor. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı haftasına özel olarak kurgulanarak Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği (SİSAY) tarafından düzenlenen ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle hayata geçirilen Çocuk Sinema Festivali, 23 – 26 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Çocukların sinemayla olan bağını güçlendirmeyi amaçlayan festival kapsamında, seçili filmler Paribu Cineverse salonlarında bayram boyunca 120 TL bilet fiyatıyla beyazperdeye taşınıyor.

Çocuk Sinema Festivali yazısına devam et

Star Wars: Mandalorian ve Grogu Filminden Yeni Fragman Yayınlandı

Merakla beklenen Star Wars: Mandalorian ve Grogu filminin yeni tanıtım fragmanı yayına verildi. Mandalorian ve Grogu, filmde şimdiye kadarki en heyecan verici görevlerine çıkıyor. Bu yeni Star Wars macerası, 22 Mayıs 2026’da sadece sinemalarda gösterime girecek. Kötü İmparatorluk çöktü ve imparatorluğun savaş lordları galaksinin dört bir yanına dağıldı. Yeni kurulan Yeni Cumhuriyet, Direniş’in uğruna savaştığı değerleri korumak için çabalarken, efsanevi Mandalorlu ödül avcısı Din Djarin ve genç çırağı Grogu’nun yardımına ihtiyaç duyuyor. Jon Favreau’nun yönettiği Star Wars: Mandalorian ve Grogu’da ayrıca Sigourney Weaver da rol alıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragman: 1 / 2
  • YT Shorts
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Star Wars: Mandalorian ve Grogu Filminden Yeni Fragman Yayınlandı yazısına devam et

Ridley Scott’ın Yeni Filmi Köpek ve Yıldızlar’dan İlk Fragman Yayınlandı

Başrollerini Jacob Elordi, Josh Brolin, Margaret Qualley ile Guy Pearce’in paylaştığı Köpek ve Yıldızlar filminden ilk fragman ve afiş yayınlandı. Ridley Scott’ın yönettiği film, 28 Ağustos’ta sinemalarda gösterime girecek. 20th Century Studios’un filmi, hayatta kalmanın bir içgüdü, insan kalabilmenin ise bir seçim olduğu bir dünyada geçiyor. Film, askeri hayatta kalma uzmanı Bangley ile birlikte kıyamet sonrası dünyasının acımasız atmosferinde işlevsel ancak izole bir yaşam alanı kuran pilot Hig’in hikâyesini anlatıyor. Ta ki gizemli bir radyo yayını, Hig’i hâlâ var olduğuna inandığı umut ve insanlığı aramak üzere bilinmeze doğru yola çıkmaya teşvik edene kadar.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Ridley Scott’ın Yeni Filmi Köpek ve Yıldızlar’dan İlk Fragman Yayınlandı yazısına devam et

İsimsiz Eserler Mezarlığı’na İstanbul Film Festivali’nden Üç Ödül

Melik Kuru’nun yönettiği İsimsiz Eserler Mezarlığı, 45. İstanbul Film Festivali’nde üç ödül kazandı. Festivalin Yeni Bakışlar bölümünde yarışan film, bu kategoride En İyi Özgün Müzik ve En İyi Sanat Yönetimi ödüllerini kazanırken, Sinema Yazarları Derneği tarafından verilen SİYAD Ödülü’nün de sahibi oldu. Sanat dünyasını hiciv, dram ve mizah arasında dolaşan özgün ve özel bir anlatıyla ele alan filmin başrollerini Manolya Maya ve Ekremcan Aslandağ paylaşıyor.

İsimsiz Eserler Mezarlığı’na İstanbul Film Festivali’nden Üç Ödül yazısına devam et

Lucia Murat, Uçan Süpürge’de

Türkiye’nin ilk kadın filmleri festivali olan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 29. yılında tarihi bir ana tanıklık etmeye hazırlanıyor. 02 – 07 Haziran 2026 tarihleri arasında Ankara’da Kült Kavaklıdere’de düzenlenecek olan festival, Brezilya sinemasının diktatörlüğe karşı direnişin simge isimlerinden Lucia Murat’ı konuk edecek. Brezilya Büyükelçiliği desteğiyle gerçekleştirilecek olan bu özel program kapsamında, Lucia Murat’a 02 Haziran’daki açılış gecesinde Bilge Olgaç Başarı Ödülü takdim edilecek. Lucia Murat, toplu gösterisinde yer alan üç uzun metraj filmini sunmak ve bir masterclass vermek için festival sırasında Ankara’da bulunacak.

Lucia Murat, Uçan Süpürge’de yazısına devam et

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Londra’da

Gastronomi ve sinemanın buluşma noktası Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF), uluslararası yolculuğuna “Londra’da Yeni Dalga Anadolu Mutfağı” temasıyla başlıyor. UGFF, 22 Nisan 2026 Çarşamba günü Birkbeck Londra Üniversitesi ev sahipliğinde ilk yurt dışı buluşmasını yapacak. Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Londra’da yapacağı etkinlik, Birkbeck Londra Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler Profesörü Prof. Alejandro Colás ile Sosyal Bilimler Okulu Kıdemli Öğretim Üyesi Dr. Jason Edwards’ın açılış ve Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kurucusu Gülper Ergün’ün hoş geldin konuşması ile başlayacak.

  • Basın Bülteni
  • UGFF Londra’da: 1 / 2
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Londra’da yazısına devam et

Oflu Hoca 6: Define

Özgür Bakar’ın yönettiği ve Çetin Altay, Ünal Yeter, Bahar Şahin ile Seymen Aydın’ın oynadığı Oflu Hoca 6: Define, 22 Mayıs 2026’da CGV Mars Dağıtım dağıtımıyla Green Art Film Prodüksiyon tarafından vizyona çıkarıldı.
Oflu Hoca, birbirinden absürt sorular soran mahalleliyle uğraşırken, yeğeni Melis’in ziyaretiyle başka bir maceranın içine çekilir. Melis, bölgedeki arkeolojik kazı ekibinde çalışmaktadır. Aynı gün Oflu Hoca, çocukluğunda kaldığı öğrenci yurdunun kapanmak üzere olduğunu öğrenince harekete geçer. Tam bu sırada borç batağındaki İdris’in eline, Pontus döneminden kaldığı söylenen paha biçilemez bir hazineye ait yarım define haritası geçer.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Oflu Hoca 6: Define yazısına devam et

45. İstanbul Film Festivali Ödülleri Sahiplerini Buldu

09 – 19 Nisan 2026 tarihleri arasında sinemaseverleri İstanbul’un iki yakasındaki yedi salonda dünya sinemasının en iyi örnekleriyle buluşturan, usta yönetmenlerin son filmlerini, yeni keşifler, kült yapımlar ve söyleşileri harmanlayan 45. İstanbul Film Festivali, 19 Nisan Pazar akşamı The Marmara Taksim’de düzenlenen ödül töreniyle sona erdi. Onur Özaydın’ın sunuculuğunu üstlendiği törende ödüller sahiplerini buldu. Altın Lale Yarışması’nda bu yıl yerli ve yabancı 15 film yarıştı. Altın Lale’yi bu yıl, Damien Hauser’in yönettiği Prenses Mumbi / Memory of Princess Mumbi kazandı. Ödülü jüri başkanı, yönetmen David Mackenzie açıkladı.

  • Basın Bülteni
  • Ödül töreninden görüntüler için tıklayınız.
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

45. İstanbul Film Festivali Ödülleri Sahiplerini Buldu yazısına devam et

Bir Platform Festivali Olarak 45. İstanbul Film Festivali

İstanbul Film Festivali Türkiye’nin en köklü sinema etkinliklerinden biri olarak gösterim, üretim, tartışma ve dolaşım alanları üzerinden sinema kültürünün şekillendiği önemli bir platform olmayı sürdürüyor. Festivalin nasıl geçtiğini değerlendirmek yalnızca filmlere değil; salon atmosferine, seyirci ilgisine, seçki yapısına, jürilerin konumlandırılmasına, filmlerin sunum biçimlerine ve sektör ayağına birlikte bakmayı zorunlu kılıyor.

Sinema salonu seyircisinin belirgin biçimde azaldığı bir dönemde festivalin hâlâ bir izleyici hareketi yaratabilmesi önemli. Özellikle hafta sonu seanslarında ve yönetmen katılımlı gösterimlerdeki doluluklar, festivalin kent ölçeğinde bir sinema ritüeli üretmeye devam ettiğini gösteriyor. Şehrin iki yakasına yayılan gösterimler erişimi artırırken aynı zamanda İstanbul’da geçici bir sinema haritası oluşturuyor. Bu da festivalin “şehir festivali” niteliğini güçlendiriyor.

Festival 127 uzun metraj ve 13 kısa film gibi geniş bir programı, Altın Lale, Yeni Bakışlar, Kısa Film Yarışması, belgesel seçkisi, retrospektifler, galalar ve özel bölümlerle birlikte, farklı türleri, üretim ölçeklerini ve gösterim amaçlarını aynı çatı altında buluşturan çok katmanlı bir yapı üzerinden bu yıl da ilerliyor. Yarışma bölümleri, keşif alanları, arşiv odaklı seçkiler ve endüstri odaklı gösterimler aynı program akışı içinde yan yana. Bu nedenle festival, tek bir sinema yönelimine ya da belirgin bir küratoryal hatta yaslanan bir yapıdan ziyade, farklı izleme biçimlerini aynı zeminde bir araya getiren çok katmanlı bir platform niteliğini devam ettiriyor.

Basın gösterimleri kapsamında izlediğim filmler ile moderasyonunu yaptığım gösterimlerde, farklı estetik yönelimlere sahip yapımların ortak bir duygusal ve tematik hatta kesiştiği fark ediliyor. Bireysel kırılganlık, yalnızlık ve toplumsal çözülme duygusu, tekrar eden bir arka plan olarak öne çıkıyor. Filmler biçimsel olarak birbirinden ayrışsa da, belirli bir ruh hali hissediliyor. Bu durum, bir yandan zamanın ruhunun sinema üretimini bu temalar etrafında şekillendirdiğini düşündürürken, diğer yandan çevre, yalnızlık, dijitalleşme, kadın, kimlik arayışları, göç ve kişisel portreler gibi temaların etkinliğini koruduğunu gösteriyor.

Her festivalde olduğu gibi bazı filmler ödüllerle görünürlük kazanırken doğal olarak bazıları bu çerçevenin dışında kaldı. Filmlerin seyirciyle buluşabilmesi festivallerin en temel kazanımlarındandır. Hangi filmlerin ödüllendirildiği bilgisine festival ve çeşitli platformlar üzerinden ulaşılabilir.

Ödüller demişken, bu ödülleri veren jüriler ve bu jürilerin festivalin resmi sunumunda nasıl konumlandırıldığı dikkat çekici. Son dönemde jüri meselesi üzerine düşünürken, yalnızca sonuçlara değil, jürinin kimlerden oluştuğuna, neyi temsil ettiğine ve izleyiciye nasıl sunulduğuna bakmanın en az sonuçlar kadar belirleyici olduğunu düşünüyorum.

Bu çerçevede festivalin web sitesinde yer alan jüri yapılanmasına bakıldığında, özellikle “bağımsız jüriler” başlığı dikkat çekiyor. Bu kullanım uluslararası festival terminolojisine yakın görünse de Türkiye bağlamında kavramsal bir belirsizlik yaratabiliyor. Burada söz konusu olan jüriler bizzat festival tarafından seçilmeyen, belirli meslek örgütlerini temsil eden ve bu kurumlar tarafından belirlenen jüriler. Dolayısıyla “bağımsızlık” vurgusu teknik olarak doğru olsa da izleyici açısından farklı bir algı üretebiliyor. Bu yapının “özel ödül jürileri” ya da “meslek birliği jürileri” gibi daha açıklayıcı kavramlarla ifade edilmesi daha yerinde olacaktır. Bu tür bir kullanım hiyerarşiyi doğru kurar, ana jüri ile ilişkisini netleştirir, yanıltıcı bağımsızlık iddiasını ortadan kaldırır.

Bununla bağlantılı olarak, bu jürilerin festivalin dijital yüzünde temsil biçimi de dikkat çekici. Ana yarışma jürisi fotoğraflar ve kısa biyografilerle sunulurken, aynı görünürlük “bağımsız” jüriler için sağlanmıyor. Oysa bu jüriler de ödül veren ve film dolaşımına doğrudan etki eden aktörler. Kim olduklarının ve hangi kurumsal çerçeveyi temsil ettiklerinin açık biçimde sunulması yalnızca estetik değil, aynı zamanda etik bir gereklilik. Bu tür bir şeffaflık, festivalin yalnızca sonuçlarını değil, o sonuçları üreten süreci de görünür kılar.

Programının çeşitliliği, şehirle kurduğu ilişki ve Köprüde Buluşmalar gibi endüstri ayağıyla birlikte düşünüldüğünde, çok katmanlı yapısıyla öne çıkan İstanbul Film Festivali, bu yıl da sinemanın farklı damarlarını bir araya getiren bir karşılaşma platformu olmayı sürdürüyor.

(Bu yazı ilk olarak 21 Nisan 2026 tarihinde cinedergi.com’da yayınlanmıştır.)

(26 Nisan 2026)

Semra Güzel Korver

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu