Hepimizin yaşadığı bir şeydir; kafamızda müphemlikler belirir, hemen her şeyde. Ya anlatıldığı gibi değilse… Birileri bizi kandırıyor ya da aklımızı çeliyor olabilir. En son, İspanya Başbakanının uçağı Ankara’ya acil durumla indi. Birçoğumuz, “büyük olasılıkla sabotaj” diye düşündü. Gazeteler de öyle yazdı, televizyoncular da öyle söyledi. Gülistan Doku cinayetinde, altı yıldır ailenin “kızımız öldürüldü” diyerek sorduğu “Gülistan Doku’yu kim öldürdü?” sorusunun zanlıları arasında İçişleri Bakanından Valiye, Emniyet Müdürüne kadar birçok ilgili, yetkili var. Suçludurlar ya da değildirler, orası da bir başka soru işareti…
“Fuze” (Fünye), İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen ilginç bir film. Yukarıda anlattıklarım ölçüsünde, insanın aklına, “sadece bizim ülkemizde değil, gelişmiş ülkelerde de böyle şeyler yaşanıyor” geliyor.
“Kentsel dönüşüm” (rantsal mı demeliyim) bizde olduğu gibi İngiltere’de de gündemde. Bir inşaatta temel kazısı sırasında İkinci Dünya Savaşından kalma patlamamış bir bomba olduğu görülüyor. Tabii, ilgili bütün birimler alarma geçi(rili)yor. İnsanların can güvenliği sağlanıyor öncelikle, bizden farklı olarak (yolda filme gelirken kaldırıma park etmiş bir araç vardı ve ister istemez yola inmek zorunda kalıyordum. Aracın sürücüsüne sordum. “Abi, yola mı park edeyim, trafiği engellerim” dedi. Yayanın canı can sayılmadığı için onun ölmesinde bir beis yok. Atasözü, “Mal canın yongasıdır” dese de “Mal canın kendisi” olmuş). Elektrikler kesilir, emniyet görevlileri binaları tek tek dolaşıp insanları dışarı çağırır.
Tam aynı anda, bir grup banka soyguncusu, kasaya girip elmasları çalmak için çalışmaya başlar. İyi bir paralel kurguyla yaşanan gerilim ve artan heyecan izleyiciye yaşatılır. Kim kazanacaktır acaba? Polisler, ellerindeki teknik olanaklar, kentin neredeyse tümünü gören kameralarla ve dronlarla uçan kuşu bile takip etmektedir. Soyguncular da aynı titizlik ve gizlilikle işlerini (!) yapıyorlardır. Siz olsanız hangisinin kazanmasını istersiniz?
…Evet, haklısınız, filmin heyecanından ne senaristine ne yönetmenine ne de oyuncularına değindim. Ama o kadar heyecan içerisinde zaten siz(ler) de onu görmeyeceksiniz bile… Filmde dikkat çeken bir “etnisite” durumu var; bomba imha ekibi de soyguncular da onlara yardım edenler de “yerli” değil. Hepsi “göçmen”. Hepsi yabancı. Hepsi İngilizler karşısında “suçlu”.
Kimmiş, kim yazmış, kim çekmiş hiç önemli değil. Ritmiyle, müziğiyle, çekim ölçekleriyle, oyuncuların başarılarıyla pürdikkat beyazperdeye odaklanacak; soluk soluğa bir soygun ve bomba imha ekibinin çalışmasını izleyeceksiniz. Hani, Anton Çehov’un, “Dekorda bir tüfek varsa, sahnenin sonunda patlamalıdır” dediği gibi bomba patlıyor. Sonrası size kalmış.
08 Mayıs’tan başlayarak gösterimde…
(06 Mayıs 2026)
Korkut Akın
korkutakin@gmail.com


