Hayaller ve Sınırlar / İlişki

Michel Franco’nun dünya prömiyerini geçtiğimiz yı Berlin’de yapmış olan son çalışması ‘İlişki / Dreams – Sueños’ Meksika’nın Texas Amerikan sınırında tali yola parkedilmiş tırın görüntüsüyle açılır. Karanlık çöktüğünde, terkedilmiş gibi duran aracın arka bölümünden insan homurtuları duymaya başlarız. Dorsenin içine tıka basa doldurulmuş göçmenlerin çığlıklarıdır kulağımıza gelen. Aracın kapısı açılıp içindekiler gecenin kör karanlığında dört bir yana dağılırken Fernando (Isaac Hernández) otostop yaparak San Fransisco’ya gitme derdine düşer.

Yetenekli bir balet olan genç adam 10 küsur yıl önce sınır dışı edildiği rüyalar ülkesine, belki de ölümü göze almak suretiyle bir kez daha sızmıştır. Fernando için ‘güneşte bir yer’dir San Fransisco. Zengin evlerinin olduğu mahallenin yokuşunu tırmanır ve bir süredir tutkulu bir gizli beraberliği sürdürdüğü, kendisine destek vereceğini vadetmiş aşığı, ülkenin mega zengin ailesi McCarthy’lerin kızı Jennifer’in (Jessica Chastain) lüks rezidansına ulaşır. Varlıklı ailenin sanat etkinliklerinden sorunlu hayırsever kız, Mexico City’deki kültür faaliyetleri sırasında tanıştığı ve tutkulu bir cinsellikle bağlandığı genç oğlanın aniden çıkagelmesinden endişelidir. Özenle inşa ettiği ayrıcalıklı düzeninin altüst olma tehlikesiyle duralar ama ayyuka çıkan arzularını da dizginleyemez.

‘San Francisco Ballet’ yöneticisinin dikkatini çeken kabiliyetli genç adam yasal olarak topluluğun üyesi olamasa da, göz kamaştıran yeteneği sayesinde kısa sürede başrollere kadar tırmanmayı başarır ama yetkililer tarafından yakalanarak bir kez daha sınır dışı edilince, uluslararası alanda tanınarak fırsatlar ülkesinde yeni bir hayata başlama hayalleri yıkılır. Bu gelişme genç aşığıyla yabancı bir ülkede güvenli birlikteliğini sürdürmek isteyen Jennifer’in işine gelmiştir gerçi, ancak oğlan kendisini kimin ihbar ettiğini öğrendiğinde olaylar yön değiştirecek, trajik final tetiklenecektir.

Gerçekçiliğin ve politik sinemanın sözcülerinden biri olarak bilinen Franco’yu, çağdaş Meksika’da cinsellik, şiddet, sosyal eşitsizlik ve bunun ortaya çıkardığı kaçınılmaz başkaldırı üzerine çarpıcı filmleriyle tanımıştık. Latin Amerika porno mafyasının kurbanı olan varlıklı ailenin bireylerinin açmazı üzerine 2009 yapımı ikinci uzun metrajı ‘Daniel ile Ana’; varlıklı sınıf arkadaşları tarafından aşağılanan ve cinsel tacize uğrayan Lucia’nın öfkeli babasının kendi adaletini uygulamaya soktuğu beklenmedik finaliyle izleyicisini altüst eden 2012 yapımı ‘Lucia’dan Sonra / Después de Lucia’yı, Venedik Film Festivali’den ödülle dönen 2019 yapımı ‘Yeni Düzen / Nuevo Orden’ takip eder. Varlık dağılımındaki büyük eşitsizliğe itirazını bir kez daha büyük perdeden haykıran sinemacı, değişmez görüntü yönetmeni Yves Cape’in huzursuz kamerası aracılığıyla ırkçılığın ve ayrımcılığın bir hastalık gibi dört bir yanı kuşattığı çağımızda, refah dağılımındaki eşitsizliğinin ciddi boyutlara ulaştığı Mexico City özelinden yola çıkarak evrenseli yakalamayı hedeflemiştir.

Franco bu defa vaatler ülkesinde yükselmeyi hedefleyen Meksikalı göçmenle varlıklı Amerikalı kadının yaşadıklarını hem bir tutku sarmalı hem de güç dinamiklerinin acımasız bir egzersizi olarak perdeye taşıyor. Daha önce 2024 yapımı ‘Hatır / Memory’de birlikte çalıştığı cazibeli Chastain ile ‘Amerikan Bale Tiyatrosu’ çıkışlı Hernández’in yoğun cinsel kimyasından yararlanmak suretiyle ana karakterlerin karanlık taraflarını eşeliyor. Sinemacı, Rainer Werner Fassbinder ile Pier Paolo Pasolini’yi örnek aldığını ifade ediyor. Filmin yapım şirketinin Pasolini’nin ünlü klasiğinden esinle ‘Teorema Film’ adını taşıması bu açıdan anlamlı. İnsan davranışının en hassas ögesi olarak gördüğü cinselliğin, tıpkı politik davranışlarımız gibi bize kim olduğumuzun ipuçlarını verdiğinin altını özenle çizmek isteyen Franco’nun koreografisi özenle kurgulanmış cinsellik içeren sahneleri teşhircilik içermiyor, öykünün ve karakterlerin gelişimine hizmet ediyor.

Meksikalı yönetmen Jennifer’i kötü bir karakter olarak çizmiyor. Ancak ‘iyiliğin’ yolunda gitmeyen bir şeyler yaşandığında sınandığına inanıyor. Konfor ve güç dengesi sarsıldığında insanın nasıl davranacağını araştırıyor. Genç kadın rahat ve varlıklı bir hayat sürmektedir. Giriştiği sosyal ve kültürel faaliyetler O’na ailesi ve yakın çevresinde korunaklı, saygın bir konum sağlamıştır. Alt sınıftan göçmen aşığını sanat çevresine bağışlarıyla tanınan babası (Marshall Bell) ve acımasız erkek kardeşinden (Rupert Friend) gizlemek için elinden geleni yapmaktadır. Fernando’ya delicesine tutkun olmasına rağmen, toplum önündeki itibarının önceliğinin gayet iyi farkındadır. Yaşlı kurt baba göçmenlere yardım meselesinin itibarına katkısını iyi hesaplamıştır ancak bir sahnede kızını uyardığı gibi ‘her şeyin bir sınırı olmalıdır’.

Sosyal eşitsizlik, ekonomik adaletsizlik konularında her zaman hassasiyet göstermiş olan Franco, Meksika’da yetişmiş bir sinemacı olarak bu noktada ‘sınırları aşma’ kavramını hem fiziksel hem de duygusal anlamda neşter altına yatırıyor. Daha iyi bir hayat için sınırları aşan ve Amerikan ekonomisi ve kültürel yaşamına katkılar sunan göçmenlerin suça meyilli parazitler olarak karşılanmasını bir kez daha tartışmaya açıyor. Film Donald Trump’ın son seçim kampanyası öncesi çekilmiş gerçi, ancak sinemacı söyleşilerinde, yabancıların sınır dışı edilmesi, ırksal ayrımcılık ve sistematik sömürünün Trump öncesi dönemlerde de kanayan bir yara olduğunu vurgulamayı sürdürüyor. Hayırsever, sanatçı dostu imajı veren McCarthy’lerin liberallerden seçilmesi bu açıdan anlam taşıyor.

Franco’nun mutlu sonları sevmediğini biliyoruz. Gerçekleri yüzümüze bir tokat gibi çarparken dürüstlüğünü yakından tanıyoruz. ‘İlişki’ şok edici açılış sahnesinden çok daha karanlık bir finale evrilirken, güçlülerin güçsüzlere yaşam hakkı tanımadığı çağdaş dünyamıza bizler de bir ağıt yakmaktan kendimizi alamıyoruz.

(28 Nisan 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bir yanıt yazın