Kendi Yolunu Kendin Çiz: Sesim Geliyor mu?

Yaşam, birçok sorunsal içerisinde sürdürülen bir mücadele olarak tanımlanabilir. Kimi zaman birilerinden yardım / destek alınır, kimi zaman ipin ucu bırakılır, kimi zaman savrulur insan. Hemen hepimiz savrulmaktansa bir denge sağlamayı tercih ederiz. Başarılı olunduğu kadar istenilen sonucun alınamadığı da olur kuşkusuz. İşte, asıl mücadele orada başlar ve başarmak için çaba harcamak gerekir.

Bradley Cooper’ın, senaryosuna da katkıda bulunduğu “Sesim Geliyor mu?” (ilginçtir, Türkçeye sanki spoiler gibi çevrilmiş, “Is This Thing On?”, “Bu –şey- açık mı” olarak çevrilebileceği gibi… bana kalırsa “orada mısın?” da denilebilirdi, çünkü gerçekten bir duyurulması istenen bir çığlık var) yaşamın içinden bir pencere açıyor…

20 yıldır evli olan Alex Novak (Will Arnett) ve eşi Tess (Laura Dern), evliliklerinin tökezlediğini fark etmişlerdir, ancak birbirlerine karşı özellikle düşmanca davranmıyorlar. Boşanmayı araştırmaya başlarlar, ancak, iki ayrı ev kurma ve iki oğullarının (Blake Kane, Calvin Knegten) velayetini paylaşma gibi iç içe geçmiş sorunlar göz önüne alındığında, ne tam kopabilirler ne de birlikte olabilirler. Tam bir “olamam ki, olamam ben, senle de sensiz de” durumu…

Alex, bizde pek olmayan, aslında olması da beklenemez ya (çünkü birbirimizi öldürmeye kadar gider, bunca ekonomik, sosyal, dinsel, kültürel karmaşa içinde) bir stand up kulübünde komediye çalan anılarını anlatmaya başlar. Bir anlamda terapidir, iyi de gelir… Tess ise gençliğinden kalan içindeki hevesi yeniden hayata geçirmek için bir voleybol takımında koç olmak için kolları sıvar. Çocuklar hafta sonları babalarında, hafta içinde annelerinde ama alabildiğine huzursuzdurlar.

Çokça hareketli ve yakın planlarla izleyiciyi odağında tutmayı başaran film, bir yanıyla bize kendimizi anlatıyor. Düşünüyorsunuz: Ben olsam yapabilir miydim? Gerçi bizim ülkemizde böylesi bir durum yaşandığında sonuçlar haberlere yansıyacak kadar vahim oluyor… Filmin yönetmeni, bu anlamda başarılı… Senaryo zaten ilginç ve hayatın içinden geldiğinden anlamlı… Oyuncu(luk)lar da alabildiğine gerçekçi, sanki oynamıyorlar da kendilerini yansıtıyorlar gibi… Müziğin de etkisini unutmamak gerekir.

(20 Şubat 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Bir yanıt yazın