Sinem Uslu Askeri Eğitim Aldı

Ekranlarda ve beyazperdede güzelliğiyle dikkat çeken oyuncu Sinem Uslu, Kurtlar Vadisi Vatan filmi için eline silah aldı. Uslu, filmde canlandırdığı üsteğmen karakteri için haftalarca poligonda atış eğitimi aldı. Uslu’ya zaman zaman rol arkadaşları da yardım etti. Film boyunca Polat Alemdar ve ekibiyle Türkiye’yi hainlerin elinden kurtarmak için savaşan üsteğmen, tek kelimeyle canını dişine takarak mücadele ediyor. Kurtlar Vadisi Vatan, 29 Eylül’de gösterimde.

Fragman Atölyeleri Türkiye’de İlk Defa Köprüde Yapılıyor

Köprüde Buluşmalar, kurgucular ve post-prodüksiyon aşamasında olan veya tamamlanmış filmler için Türkiye’de ilk kez Fragman Atölyeleri serisi düzenliyor. İlki Mayıs ayında yapılan atölyelerin ikincisi 19 Ekim – 11 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek. Fragmanın yapımının önemini vurgulamayı ve yüksek kalitede fragman üretiminin artmasını hedefleyen atölye aynı zamanda kurgucuların fragman yapımında uzmanlaşmasına ve yapımcıların pazarlama çalışmalarına destek olmayı amaçlıyor.

Fragman Atölyeleri Türkiye’de İlk Defa Köprüde Yapılıyor yazısına devam et

Korku Öldürür

Stephen King’in korkunun kökenlerine indiği ünlü romanı ‘O / It’ ile tanışmamız otuz küsur yıl öncesine dayanır. Sevimli olduğu denli ürkütücü palyaçonun öyküsü 1990 yılında iki bölümlük bir mini dizi olarak çekilmişti televizyon için. Filmin video kaseti o dönemde bizde de rafları süslemiş, türün geniş bir meraklı kitlesince yıllarca izlenmişti. King’in öyküleri sinemada her zaman ilgi görmüş, ‘Esaretin Bedeli / Shawshank Redemption’, ‘Cinnet / The Shining’, ‘Ölüm Kitabı / Misery’, ‘Yeşil Yol / The Green Mile’ gibi uyarlamalar sinema klasikleri arasına girmiştir. Çocukluk korkuları üzerine inşa edilmiş ‘O /It’in beyazperde için tekrar gündeme gelmesi beklenmedik bir gelişme değil. Açıkçası bu özgün hikâyenin yeni çevrimini merakla bekliyorduk.

Bu yeni uyarlamada Andrés Muschietti’nin yönetmen koltuğuna oturması kişisel olarak beni heyecanlandıran bir gelişme. Hollywood’da ilk ismi Andy olarak anılan sinemacının ilk uzun metrajı ‘Mama’dan hayli etkilendiğimi okurlarım hatırlayacaktır. Filmin öğrencilerimle paylaştığım yapım öyküsü ise genç sinemacılar için örnek niteliktedir. Arjantin asıllı yönetmen, başkent Buenos Aires’teki ülkenin en prestijli sinema okulu ‘Univercidad de Cine’de Pablo Trapero, Lucrecia Martel gibi günümüzün önde gelen yönetmenleriyle birlikte eğitim görüyor. Daha sonra uluslararası reklam piyasasında uzmanlık kazanıyor. 2008 yılında, senaryosunu kızkardeşi Barbara Muschietti ile birlikte yazdıkları uzun metraj film projesinin tanıtımı için birkaç plandan oluşan ‘Mamá’ adında üç dakikalık bir kısa film çekiyorlar. İnternet’ten izleyebileceğiniz bu gerçekten ürkütücü, klostrofobik stil denemesini festivallere gönderiyor, ödüller kazanıyorlar. Büyük ilgi uyandıran yapım Meksika asıllı yapımcı yönetmen Guillermo del Toro’ya ve onun önerisiyle büyük Hollywood stüdyolarından Universal’e kadar kadar ulaşıyor. Ve on yıldır birlikte çalışan kardeşlerin ilk uzun metrajları ABD’de çok iyi bir açılış yaparak ilk hafta liste başı olunca yolları açılıyor.

Bu defa büyük dağıtımcılardan Warner Bros. ile çalışan ikili, filmin geçtiğimiz haftaki ABD açılışında 123 milyon dolar rakamına ulaşarak endüstri çalışanlarını bir kez daha şaşırttı. King’in yapıtının ilk bölümünü anlatan Muschietti’lerin iki saati aşkın süreli ikinci uzun metrajları küçük Amerikan kasabası Derry’de yaşayan, dışlanmış yedi yeni yetmenin hikâyesi üzerine kurulu. Film tüyler ürpertici açılış sekansıyla başlıyor. Fırtınalı bir günde yağmur birikintisinde kağıttan kayığını yüzdürmeye çalışan küçük Georgie, rögar girişinden kendisine seslenen ve sevimli palyaço görünümünden ‘Alien’ benzeri canavara dönüşen yaratığın beklenmedik saldırısıyla kanalizasyon çukuruna sürüklenerek kayboluyor. Talihsiz Georgie’nin ağabeyi Bill’in de aralarında bulunduğu, ‘Kaybedenler’ olarak anılan çocuklar birer birer meşum yaratık tarafından ziyaret edileceklerdir daha sonra. Ebeveynlerin kasabada giderek artan kayıplara ilgisiz kaldıkları süreçte çocuklar ‘O’ ile mücadeleyi sürdürmek üzere kenetlenirler. Ancak, kasabanın kendilerinden birkaç yaş büyük saldırgan gençleri, grubun üyesi tek Beverly’nin tacizci babası ya da kırılgan Eddie’nin aşırı korumacı annesi benzeri ebeveynler en az yaratık kadar tehdit edicilerdir.

80’li yıllara, Freddy ve Elm Sokağı’na selam gönderen ‘O’ stüdyo yapımı korku türünün en iyi örneklerinden. Muschietti kardeşler dehşet sahnelerine bolca yer veriyor. Beverly’nin ‘Carrie’nin yaşattıklarını andıran kanlı halüsinasyonu son derece ürkütücü. Yönetmenin ‘Mama’nın görsel tasarımında ilham kaynağı olmuş Modigliani’nin resimlerinden fırlamış, göz çukurları neredeyse boş ince uzun kadın portrelerinden birinin tablodan fırlayarak çocukların kabusu haline dönüşmesi etkileyici. Ancak bu dehşet verici bölümler Stephen King’in alamet-i farikası sancılı büyüme sürecinin hüznüyle çok iyi dengelenmiş, ‘Yanımda Kal / Stand By Me’nin şiirselliği ile kaynaştırılmış. Çocukların büyüme travmalarının ete kemiğe bürünmüş hali olan yaratıkla ancak korkularını yendiklerinde başa çıkabileceklerinin altı çizilmiş.

Yaratığın kasabayı 27 yılda bir ziyaret ettiği rivayet edilir. Çocukların yetişkinlik dönemini konu alan romanın ikinci bölümü, onların yıllar sonra yeni bir öldürme döngüsünü durdurmak için biraraya gelmeleri üzerinedir. İsveç asıllı ünlü oyuncu Stellan Skarsgård’ın oğullarından (son Tarzan Alex’in küçüğü) Bill Skarsgård’ın makyaj harikası başarılı bir Pennywise’a büründüğü filmde, genç oyuncular son derece başarılı. Park Chan-wook’un değişmez çalışma arkadaşı Koreli Chung-hong Chung’un IMAX perdede etkisini daha da arttıran görüntüleri ile deneyimli besteci Benjamin Wallfisch’in tedirgin tınıları da öyle. Öykünün devamını merakla bekliyoruz.

(17 Eylül 2017)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Antalya Film Festivali Kimin Malı?

Türkiye de üretilen filmler arasında en iyi filmleri seçmek için 54 yıl önce Antalya kent halkının sözcüleri ve seçilmiş yerel yöneticileri ile sinemamızın temsilcileri bir araya gelip bu festivale karar verdiler.

53 yıldır hatası sevabı ile sektör, üretimlerinin kalitesini “ölçmek” üzere Antalya halkı ile bir araya geldi.

Yarım asrı aşan bu süre içinde hem sinemamızın çok saygıdeğer üreticileri hem de çeşitli siyasal partilere mensup yerel yöneticilerin unutulmaz emekleri sayesinde, ünik ve çok kıymetli sanatsal-kültürel bir gelenek oluşturuldu.

Şimdi sayın Türel bu geleneği çok acımasız bir anlayışla tarihin çöplüğüne gönderiyor.

Kültürel birikimini takdir ettiğim Sayın Türel, tek başına, sektöre danışmadan, Antalya halkına danışmadan, Antalya Kent Meclisine danışmadan aldığı bu karar demokratik bir incelik içermiyor.

Kararın basına açıklandığı toplantı için bile sektöre bir çağrı yapılmıyor.

Topluma mal olmuş köklü bir geleneği bu şekilde yıkamazsınız. Zira Yerel Yönetim dediğimiz iktidar süresi beş yılla sınırlıdır. Siz gidersiniz başkası gelir. Onlar gider siz gelirsiniz. Ama kökleşmiş gelenekler sizin yaşam sürenizi de aşıp tarihsel değerler kazanırlar. Buna katkı sunmanız gerekir.

Bugün tüm dünyada yarım asrı aşmış film festivali sayısı 10’u geçmez. Antalya bunların arasındadır.

Öte yandan Sayın Türel’in festivali büyütmek ve kentinin tanınmışlık düzeyini kültür ve sanatla artırmak istemesi de saygıdeğer bir çabadır. Bu konudaki arzusunu çok yakından biliyorum.

2004 Mart’ında başkan seçildiğinde, Ulusal Sinema Platformu’nun yöneticisiydim. Sayın Türel’i toplantımıza çağırdık. Daha o yıllarda Festivali uluslararası bir boyuta taşımak istediğini içtenlikle anlatmıştı.

Bize festival konusunda vizyonunu açıklarken karşımızda birikimli ve kültürel normları açısından kolaylıkla anlaşabileceğimiz bir Başkan bulduğumuz için mutluyduk.

Nitekim kendisi ile beş yıl çok etkili ve yabancı basında ses getiren festivaller yaptık. Uluslararası ve ulusal bölümler iç içe yaşandı.

Sayın Türel 2014’de beş yıl aradan sonra ikinci kez başkan seçilince, 2004’de hedeflediği festival için “ulusal yarışma” bölümünden hoşnutsuzluğu ortaya çıktı.

Bu hoşnutsuzlukta, ödül kazanan genç yaratıcıların ödül töreninde yaptıkları siyasal içerikli konuşmaların payı olduğunu düşünmek bile istemedim. Çünkü tanıdığımız başkan, demokrasi kültürünü sindirmiş bir insandı. Tüm dünyada ödül kazanan kişilerin siyasi bir mesaj vermesi yadırgatıcı bir durum değildi ve hoşgörü ile karşılanıyordu.

Sayın Türel’e birkaç kez “ulusal”ı kaldırmak yerine tarihini değiştirelim ve ayıralım önerisinde bulunmuştum. Gerçi önerim gerçekleşseydi, ödül törenlerindeki görüntüler değişmeyecekti.

Sayın Türel beklenmedik bir karar alarak bu yıl “ulusal” bölümü iptal ettiğini açıkladı.

Festivali oluşturan iradenin yetkisini tek başına üstlendi.

Bütçesi Devlet ve Belediye tarafından karşılandığı için bu hakkı kendisinde görebilir ama bu davranış nezaketten uzaktır. 53 yıllık iradenin diğer ayakları olan sektörümüz ve Antalya halkı bu kararın alınmasında hiçe sayılmıştır.

Antalya Ulusal Altın Portakal Film Festivali, hiç kimsenin ve Sayın Türel’in malı değildir. Festivalin bütçesi de kimsenin değil halkın parasıdır.

Bu vahim yanlıştan geri dönülmesini istiyoruz.

Antalya halkının iradesinin tanınmasını istiyoruz.

(17 Eylül 2017)

Sabahattin Çetin (Yapımcı)

Bizim Küçük Günahlarımız

Mehmet Kütük’ün yönettiği ve Oğuzcan Ulu, Bahar Dokur, Savaş Özkul ile Sumru Topuz’un oynadığı Bizim Küçük Günahlarımız, 17 Kasım 2017’de MC Film dağıtımıyla Kalem Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
Birbirinden uzak gibi görünen ama iç içe geçmiş hayatların akıl almaz rastlantılarla biraraya gelişinin doğurduğu macera dolu bir aşk hikâyesi.

Pera Film’de Yeni Sezon Başlıyor, Arjantin Sinemasında Adalet Arayışı, Suç ve Ceza: Arjantin Hikâyeleri

Pera Film, sinema tutkunlarını Arjantin sinemasından derlenen çoğu ödüllü suç filmlerini izlemeye davet ediyor. Arjantin Başkonsolosluğu iş birliğiyle gerçekleşen program, insan doğasındaki şiddet eğilimini, insanları suç işlemeye iten toplumsal ve psikolojik etkenleri, suçlularla suçları ortaya çıkarmaya çalışanlar arasındaki akıl oyunlarını ortaya koyan filmlerden oluşuyor. Program kapsamında 10 Arjantin filmi gösterime girecek.

Pera Film’de Yeni Sezon Başlıyor, Arjantin Sinemasında Adalet Arayışı, Suç ve Ceza: Arjantin Hikâyeleri yazısına devam et