Akbank Sanat, Ünlü Yönetmen Gary Hustwit’i Ağırlıyor

Akbank Sanat, 05 Kasım 2012, Pazartesi günü İstanbul Tasarım Bienali kapsamında Akbank Sanat ve İKSV işbirliği ile düzenlenen Sinema ve Tasarım: Yaratıcı Bir İlişki başlıklı film gösterimi ve söyleşiye ev sahipliği yapacak. İstanbul Tasarım Bienali, tasarım fikrine odaklanan belgeseller ve video işlerinden oluşan bir programla seyircisine bir de kameranın gözünden bakma ve ünlü isimlere ulaşma imkânı sunuyor. Programın açılışı yönetmen Gary Hustwit’in katıldığı bir söyleşiyle yapılıyor. Yönetmen, sinema ve tasarım ilişkisinden hareketle yaratım sürecini beyazperde perspektifinden değerlendirecek.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Akbank Sanat, Ünlü Yönetmen Gary Hustwit’i Ağırlıyor yazısına devam et
  • Pera Müzesi, Kasım’da Meksika, Ölülerin Günü ve Afrika Işığı Programlarını Sunuyor

    Pera Film, Meksika Büyükelçiliği ve Instituto Cervantes işbirliğiyle Meksika’daki geleneksel Ölülerin Günü kutlamalarını ve ritüellerini inceleyen bir film seçkisiyle 01 – 18 Kasım 2012 tarihleri arasında Meksika, Ölülerin Günü programını sunuyor. Programda, 1960 yılından ve Yabancı Dilde En İyi Film Akademi Ödülü kategorisine aday gösterilen ilk Meksika filmi Macario ve daha geç yıllara ait özellikle ölüm temasına ve ölüm ile ilişkili çeşitli ritüellere değinen filmler yer alıyor. Pera Film’in, Institut Français ve International Organization for Migration Türkiye işbirliğiyle 10 – 30 Kasım tarihleri arasında sunduğu Afrika Işığı başlıklı programında ise Nijer, Senegal, Togo, Güney Afrika, Fransa ve Türkiye’den bir belgesel seçkisi sunuyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Diğer basın bültenleri ve yüksek çözünürlüklü görsele haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Pera Müzesi, Kasım’da Meksika, Ölülerin Günü ve Afrika Işığı Programlarını Sunuyor yazısına devam et
  • Uluslararası Amed Film Festivali’nde Alternatif Sinema Paneli

    Ortadoğu Sinema Akademisi Derneği tarafından 29 Ekim – 04 Kasım 2012 tarihleri arasında Diyarbakır’da düzenlenen Uluslararası Amed Film Festivali kapsamındaki etkinlikler devam ediyor. 02 Kasım 2012 Cuma günü saat 17:00 – 19:00 arasında yapılacak panelde Alternatif Sinema konusu ele alınacak. Moderatörlüğünü İMC TV’den akademisyen Dr. Suncem Koçer’in yapacağı Alternatif Sinema paneline konuşmacı olarak felsefeci sinema yazarı Metin Gönen, yönetmen Sedat Yılmaz, yönetmen Elif Ergezen, yönetmen İlhan Bakır ve yönetmen Sırrı Süreyya Önder katılıyor.

  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Uluslararası Amed Film Festivali’nde Alternatif Sinema Paneli yazısına devam et
  • Kod Adı: Venüs

    Tamer Garip’in yönettiği ve Jolie Myatt, Jonny Lee Kemp, Cengiz Bozkurt ile Serhat Harman’ın oynadığı Kod Adı: Venüs (Code Name: Venus), 21 Aralık 2012’de Özen Film dağıtımıyla vizyona çıkarıldı.
    Kıbrıs Adası’nın 1955 – 1974 dönemini anlatan, aşk, aksiyon ve macera türü filmde Yasemin adlı bir ajanın Kıbrıs’ta Barnabas İncil’ini araması konu alınıyor. Yasemin, kitabı ararken kendini aşk çemberinin içinde buluyor. Ajana aşık olan 3 ayrı millete mensup genci ve mücadelelerini irdeleyen filmin ön plânında bu mücadelelere, arka plânında da Kıbrıs’ın gizli tarihine yer veriliyor.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb
  • Kod Adı: Venüs yazısına devam et

    Eli Kanlı Kutsal Aile

    William Friedkin hayli ilerlemiş yaşına rağmen ikinci baharını yaşıyor. Son filmi ‘Katil Joe (Killer Joe)’ şimdiden kültleşmeye aday kışkırtıcı bir sinema örneği.

    1935 doğumlu yönetmen, 70’li yılların hemen başında yaptığı iki filmle Hollywood’un gözdesi olmuş, beş Oscar’lı ‘Kanunun Kuvveti / The French Connection’ın ardından çektiği William Peter Blatty uyarlaması ‘Şeytan / The Exorcist’ korku türüne taze bir soluk getirmişti. Tek odanın içinde yarattığı dehşet duygusuyla belleklere kazınmış olan ‘Şeytan’ bugünlerde 40. yılını kutlamaya hazırlanıyor, romanı Feniks Kitap tarafından yeniden basılmış bile.

    İki büyük ticari başarısına rağmen Friedkin’in Hollywood’la sıcak ilişkisi fazla uzun sürmez. Bir dönem Fransızların ikon oyuncusu Jeanne Moreau ile de evli kalmış olan sanatçı, bağımsız kişiliği nedeniyle 80’li 90’lı yıllarda pek de iz bırakmayan az sayıda filme imza atar.

    Friedkin’in sinemaya parlak dönüşü ise 2006’da oyun yazarı Tracy Letts ile işbirliği sonucu gerçekleşir. ‘Böcek / The Bug’ yazarın doğup büyüdüğü Oklahoma’da izbe bir motel odasında geçen, terör olayları ve Irak bozgunu ile sarsılmış bir toplumun korkuları üzerinden gelişen tedirgin edici bir paranoya öyküsüdür.

    İkiliyi yeniden biraraya getiren ‘Katil Joe’ yine bir oyun uyarlaması. Letts’in 90’lı yıllarda sahnelendiğinde yankılar uyandırmış aynı adlı oyunu, ABD’nin güneyinde -Dallas,Texas- Allah’ın unutmuş olduğu tekinsiz bir kasabada, treyler’de yaşayan eğitimsiz ‘redneck’ ailenin karanlık ve şiddet yüklü hikâyesini anlatıyor. Tennessee Williams, William Faulkner, Jim Thompson gibi yazarların romanlarından büyük ilham almış Letts’in metninin sinema uyarlaması, eski usül anlatımı ile 40’lı yıllardan başlayarak yetkin örneklerini vermiş klasik ‘Kara Film (Film Noir)’ örneklerine bir saygı duruşu. Ancak ahlâk ve vicdandan nasibini almamış, insanoğlunun koyu kötücüllüğünü umutsuzca taşıyan karakterlerinin hiçbiriyle özdeşleşme olanağı yok. Büyük stüdyolar defterini çoktan kapatmış bizim ihtiyar delikanlının da taviz vermeye hiç niyeti yok. Friedkin’in -yüzevurumcu tiyatro diye çevirebileceğimiz ve in your face (yüzünüze karşı) deyiminin tahrif edilmiş haliyle anılan- ‘in-yer-face’ akımıyla flört eden metni sinemaya uyarlarken otosansür uygulamaktan kaçındığını, dolayısıyla filmin ABD’de pornonun kıyısındaki yapımlara uygun görülen NC-17 (17 yaşından küçükler izleyemez) sınıflandırmasına tabi tutulduğunu bilgi olarak ekleyelim.

    ‘Katil Joe’ yerleşik kutsal aile değerlerini hınzır mizahıyla yerle bir eden farklı ve cüretkâr bir sinema deneyimi. Şiddet, cinsellik, uyuşturucu, cinayet gibi unsurlara ilâveten şok edici ‘kızarmış tavuk budu’ sekansıyla sinema tarihine geçecek gibi. Oyun versiyonunun ise -daha önce ‘Böcek’i de repertuarlarına almış- ‘in-yer-face’in ülkemizdeki temsilcisi Tiyatro DOT’un sahnesine çok yakışacağını düşünüyorum.

    (07 Kasım 2012)

    Ferhan Baran

    ferhan@ferhanbaran.com

    Asia Argento, 2. Kez İstanbul’a Geliyor

    Seksi yıldız Asia Argento, 2. kez İstanbul’a geliyor ve Ghetto’da hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor. Nirvana’dan teknoya, diskodan punk’a değişik tarzları birleştirdiği seti eşliğinde hayranlarıyla buluşmayı plânlayan güzel oyuncu, rahat ve çarpıcı kişiliğiyle de dikkatleri çekeceğe benziyor. Ünlü İtalyan yönetmen Dario Argento’nun asi kızı, oyuncu, yönetmen ve Marie Antoinette, Transylvania, Metres (An Old Mistress) gibi filmlerin dikkat çeken oyuncusu, en son Dario Argento imzalı Dracula 3D adlı filmde de rol almıştı. (Haber: Gizem Ertürk.)

  • Basın Bülteni
  • Facebook: 1 / 2
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Asia Argento, 2. Kez İstanbul’a Geliyor yazısına devam et
  • Araf

    Önceden söyleyeyim (yazayım) Yeşim Ustaoğlu’nun Araf filmini beğendim (ve sevdim). İkinci söyleyeceğim, Araf, yıllarca birbirine benzerleri çekilen Yeşilçam filmlerinden biri… AMA o filmlere benzemiyor, o filmlerde olan birçok şey, Araf’ta yok; o filmlerde olmayan şeyler ise Araf’ta var. Yeşilçam filmlerinde ünlü aktrist-lerin oynadığı esas kızı, Araf’ta -artık sinemamızda ne ünlü aktör, ne de aktrist var- Neslihan Atagül (Zehra) oynuyor. Arabaların geçtiği / mola verdiği bir yol üstü lokantada / restaurant – café’de çalışıyor: Yemek servisi yapıyor, bulaşık da yıkıyor. Şakalaştığı anası, alınan televizyon için para yardımı yaptığı babası, dertleştiği iş arkadaşı (bir dul kadın), şakalaştığı (bazen de takıldığı) iş arkadaşı (erkek / Olgun) var. Bir de kamyonu ile gelip geçerken, uzaktan Zehra’yı gözleyen, sonradan Zehra’nın dikkatini çeken Mahur var, kamyon şoförü.

    Yeşilçam filmlerinde, lokal bir yerdeki kız-lara iki tür erkek takılır. Biri kızın da ilgisine cevap verdiği, filmin erkek (olumlu) kahramanı, diğeri ise kıza göz koyan filmin diğer erkek (olumsuz) karakteridir (?). Kız (kahramanımız) olumlu erkek ile ilişki kurarsa, dramatik olaylar sonunda ayrılırlar. Kız, erkek kahramandan habersiz doğum yapar, “mutlu son ” ile bitebilir. Kız (kahramanımız) olumsuz erkeğin tecavüzüne uğrarsa, olumlu erkeği terk eder, (belki) tek başına doğum yapar, olayları kimseye izah edemez… Film dramatik bir sonla biter?!

    Araf için baştan bir son kestirmek mümkün (mü?) ama olayların gelişmesi, pek Yeşilçam standartlarına uymuyor. Zehra, hâlâ çocukluklar yapan, aile içinde ana-babasının gerginliğe seyirci (etkilenmiyor değil, ama etkiler kalıcı değil) Olgun’a, Mahur ile ilişkisinin sonucunu söylüyor. Olgun’un tepkisi, Zehra’dan kaynaklansa da dışarıdaki şeylere yönelik. Zehra hamileliğini gizlediği kadar gizliyor ve gizliliği hastane tuvaletinde sona eriyor, filmlerimiz de görmediğimiz şekilde…

    Mahur’un, Zehra ile işi bitmiş midir, yoksa Zehra’nın hayatına bir bıçak gibi girip – çıkmış ve gitmiş midir? Her şey biter ama yollar bitmez, gelişleri olduğu gibi gidişleri de vardır ve tüm yollar -çıkmaz sokaklar hariç- birbirine bağlıdır. [“hayata bıçak gibi girip-çıkmak”, Remzi Jöntürk’ün ilk filmi Zımba Gibi Delikanlı (ilk adı Mağrur ve Sefil) filminden unutamadığım bir replik] Yollar birbirine bağlıdır dedim ya… Mahur’un yolu buralara yeniden düşer mi? Düşse bile artık hiç bir şey eskisi gibi değildir, ne Zehra, ne de Olgun.

    Ustaoğlu, eskilerden çıkardığı bu yeniye, oyuncuların, özellikle Zehra’nın (Neslihan Atagül) uzun uzun -sözsüz (omuz çekim)- plânlarını yerleştirmiş, olayların gerilim noktalarına, uzun ve sözsüz. Hani kitaplarda bir cümlenin sonuna eklenen, o kahramanın, aklından / bilincinden geçen düşüncelerin (hiç biri söylenmeyen şeylerin) yazılması gibi… Ustaoğlu bunu sinemada görsel olarak yapıyor. Kitapta yazarın yazdığını hepimiz -aynı şeyler olarak- okuruz ama sinemada Ustaoğlu’nun gösterdiğini çekerken düşündüklerini anlamamız imkânsız. Her seyircinin, -filmin o noktasına gelinceye kadar biriktirdikleri ile farklı farklı- algılaması, ayrı tatlar alması, filmin, sinemanın diğer sanatlarla -özellikle edebiyatla- ayrıştığı noktalar. Ustaoğlu Zehra ile Mahur ve Olgun ilişkileri yanında diğer kahramanlarla / yaşayan kahramanlarla ilişkilerini de filmine yerleştirmiş.

    Bir filmi değerlendirirken, yönetmenin tavrını öne çıkarmak, olması gereken bir nokta olarak ele alınmalıdır görüşündeyim. Ustaoğlu yaptığı filmlerde yönetmenliğe -senaryoyu görüntülemeye değil- ağırlık veriyor, izlediğim kadarı ile; bu tavır en azından izlenmeyi hak ettirir. Ama filmler farklı şekillerde de yorumlanabilir. Bir filmin oyuncularının değerlendirilmesi elbette gereklidir ama bunu ağırlık noktası olarak almak, filmlere yapılan haksızlıktır. Bir filmde, bir oyuncunun oyununu çok farklı şekillerde değerlendirmek, oyuncuya karşı bir tavırdan daha çok, değerlendirmeyi yapan kurulun (kurulların) değerlendirilmesini gerektiren sonuçlar doğurabilir. (Böyle kurulların değerlendirme yaparken bazı kıstasları olabilir ama bunun baştan belli edilmesi, bu olmazsa değerlendirme ile birlikte açıklanması gerekir.)

    Araf’ı, tekrar edersek, bir eskinin yenilenmesi değil, sinemanın başlangıçtan beri -çoğunlukla- hep aynı / benzer konuları işlerken, farklı bakışlara, anlatımlara yer vermesi gerekliliğinin yeni bir sunumu olarak ele alınması şeklinde görmeliyiz. Böylece, özgünde olunabilir.

    (07 Kasım 2012)

    Orhan Ünser