Nilüfer Aydan’ın Basın Açıklaması

Yeşilçamın ünlü oyuncularından Nilüfer Aydan, 49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’yle ilgili bir basın açıklaması yaptı. Açıklama şöyle: “İlk Antalya Film Festivali’ne giden sinema sanatçısıyım. Hotelde bile değil barakalarda yattık. 54 senelik meslek hayatım var, bu camiaya emek verdim. 2 senedir beni festivale çağırmıyorlar ama festivali yapanlar bir gün gider fakat ben ve benim gibi sanatçılar bu camiada adını kazımış şekilde yer alırlar. Ben Antalya’dan bir cevap bekliyorum, bu konuda çok doluyum. Kimler nasıl gidiyor çok iyi biliyorum. Bu festivali tekelleştiremezler. Saygılarımla.” – Nilüfer Aydan.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Nilüfer Aydan’ın Basın Açıklaması yazısına devam et
  • Hülya Avşar’dan Basın Açıklaması

    49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jüri Başkanı Hülya Avşar, basında çıkan haberlerle ilgili bir basın açıklaması yaptı. Açıklama şöyle:
    “Basında ve sosyal medyada yarışma filmlerinden birinin uzmanlar heyetine inceletildiği haberleri çıkmıştır. Söz konusu filmle ilgili daha net bir görüş edinmek için yaptığım bu girişim tümüyle bireyseldir ve jüri üyelerinin bilgisi dışında gerçekleşmiştir. Jüri üyeleriyle bu konuda bir tartışma yaşandığı doğrudur. Bu vesileyle her türlü sansüre karşı olduğumuzu da belirtmek isterim.” – Hülya Avşar.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Hülya Avşar’dan Basın Açıklaması yazısına devam et
  • Altın Portakal’da Açık Havada Sinema Nostaljisi

    Altın Portakal Film Festivali kapsamında gerçekleştirilen açık hava film gösterimlerinde ikinci etap 11 Ekim’de sona erdi. Açık hava sinemalarına yediden yetmişe her kesimden izleyici konuk oldu. Akseki’den Kaş’a, Gazipaşa’dan Demre’ye uzanan geniş bir coğrafyada 26 Ağustos’ta başlatılan gösterimleri on binlerce kişi izledi. Antalya’nın Manavgat dışındaki tüm ilçelerinde, çok sayıda belde ve köyde, birer haftalık sürelerle açık havada film gösterimleri yapıldı. Gösterilen filmler arasında Ağır Roman, Güle Güle, Yeraltı, Dondurmam Gaymak, Mutluluk ve Ejder Kapanı gibi filmler var.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Öteki Kasaba, Chicago’da Yapılan 2012 Yunan Film Festivali’nden Ödül ile Döndü

    Yönetmen Nefin Dinç ve yazar Herkül Millas’ın ortak çalışması olan Öteki Kasaba adlı belgesel film Ekim ayında Chicago’da gerçekleştirilen 2012 Yunan Film Festivali’nde jüri tarafından Tarih Üzerine En İyi Belgesel Film Ödülü’ne layık görüldü. Belgeselde, biri Türkiye’de diğeri Yunanistan’da bulunan iki kasabanın insanları, tarihleri ve “öteki” (komşu ülke) konusunda görüşleri ve hisleri anlatılıyor. İki kasaba halkı arasında ötekine karsı kuşkular, güvensizlikler, öfke, hınç ve negatif önyargılar gibi duyguların nasıl yeniden üretildiğini, nereden beslendiğini inceliyor. Öteki Kasaba, “Uluslar neden çatışır?” sorusuna cevap arıyor.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Altın Portakal’da Yağmura İnat Sanat

    49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin 5. gününde yağan şiddetli yağmura rağmen etkinliklere olan ilgi büyüktü. Festivalin Ulusal Uzun Metraj kategorisinde yarışan filmlerden yönetmenliğini Rezzan Tanyeli’nin yaptığı Pazarlari Hiç Sevmem ve Ali Adnan Özgür’ün yönettiği Toprağın Çocukları’nın gala ve söyleşileri yapıldı. Festival kapsamında gerçekleştirilen Antrakt Sinema Matineleri’nin dünkü konukları Özay Fecht ile Semir Aslanyürek’ti. Yarışma dışı filmlerden Murat Saraçoğlu’nun yönettiği Yangın Var da gün içinde izleyiciyle buluştu.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Altın Portakal’da Yağmura İnat Sanat yazısına devam et
  • Küçük Norman Bir Acıyı Dindirirken

    ParaNormaN
    Yönetmen: Chris Butler-Sam Fell
    Senaryo: Chris Butler
    Müzik: Jon Brion
    Görüntü: Tristan Oliver
    Seslendirenler: Kodi Smit-McPhee (Norman), Tucker Albrizzi (Neil), Anna Kendrick (Courtney), Casey Affleck (Mitch), John Goodman (Prenderghast), Mintz-Plasse (Alvin), Leslie Mann (Sandra), Jeff Garlin (Perry), Stritch (Büyükanne), Bernard Hill (Yargıç), Jodelle Ferland (Aggie), Hannah Noyes (Salma)
    Yapım: Universal-Laika-Focus (2012)

    Chris Butler ve Sam Fell’in ortak yönettikleri “ParaNormaN”, Hitchcock’a ve Hollywood’un cadılı, hayaletli korku filmlerine bir saygı sunuşu. Bu üç boyutlu animasyon filmi, çocuklara korku sinemasına eğlenceli bir giriş. Bir taraftan da içindeki çocuğu yaşatanlar keyif alıyor.

    New England’da küçük Blithe Hollow kasabası. Türkçesi de çok tatlı: Şen Oyuk… Ölmüş babaannesiyle konuşan, televizyonda korku filmleri izlemeyi seven 11 yaşındaki Norman Babcock, babası Perry’den azar işitiyor hep. Ölülerle iletişim kurabilen Norman, okulda herkesin alay konusu oluyor. Kendi gibi okulda alay edilen şişman Neil’le arkadaş olan Norman’ın, bir de çılgın büyük amcası Prenderghast var. Prenderghast da Norman gibi ölülerle iletişim kurabiliyor. İşte bu amca, öldükten sonra hayalet olarak okulun klozetinde Norman’a bir kitabı alıp 300 yıl önce cadı diye yakılmış 11 yaşındaki Aggie’nin mezarı başında okumasını istiyor. Aggie’nin ruhu öfkeyle dolu ve gece o ruh kasabaya felâket getirebilir. Norman, korksa da bir masal kitabını yanlış mezarın başında okumaya başlayınca başka zombileri uykusundan uyandırıyor. Onlar da mahkemede karar veren yargıç ve diğerleri. Ruhlar hayalet olarak kasabalıya görünürken kasabaya korku iniyor. Hayaletler kimseye zarar vermiyor. Mahkeme, 300 yıl önce korkudan dolayı Aggie’nin yakılmasına karar vermiş. İşte Aggie, çocukluğunu yaşatmayan bu mahkemeye öfke dolu. Küçük Norman, işte bu dertleri çözmesi gerekiyor. Küçük Aggie’nin öfkesi tüm zelzelelerden daha tahripkâr çünkü.

    Hitchcock’a bir selâm…

    Bu animasyon filminin en deneyimlisi yönetmen Sam Fell. 1965 doğumlu İngiliz yönetmen, David Bowers’la 2006’da “Flushed Away-Fare Şehri” ve Robert Stevenhagen’le 2008’de “The Tale of Despereaux-Despero” animasyon filmlerini ortak yaptı. Diğer İngiliz yönetmen Chris Butler ilk uzun filmini çekmiş oluyor. Bu yönetmenlere baktığımızda batı sinemasında bir uzmanlaşmaya doğru yöneliş var. Yani herkes en iyi bildiği işi yapıyor. Televizyonda bu durum daha önceden başlamıştı. Tenisi çeken yönetmen ve kameramanlar futbol maçlarını çekmiyor. Belki de en iyisi bu. Çünkü iş anlamında alan genişliyor böylece. 2012 yapımı “ParaNormaN” üç boyutlu animasyon filmi, ilk bakışta çocuklaraymış gibi görünüyor. Bir yere kadar öyle. Hatta çocuklara korku sinemasına eğlencel bir giriş de diyebiliriz bu filme. Bu film, “stop motion” animasyon tekniğiyle çekilmiş. Mekânlar gerçek gibi algılanıyor üç boyutlu sinemaskop perdede. Norman’ın çapıkın ablası Courtney’nin Neil’in üçgen vücutlu abisi Mitch’e asılışı bazı çocukları aşıyor elbette. Filmin görselliği gerçekten büyüleyici. Belediye binası ve mezarlık sahneleri iyi. Aggie’nin öfkesini saçtığı anlar da görülmeye değer. Filmdeki göndermeler de çok hoş. Norman ve Babcock adları insanın zihninde bir şeyler çağrıştırıyor. Küçük Norman’ın adı, büyük usta Hitchcock’un 1960 yapımı siyah-beyaz “Psycho-Sapık” filmindeki Norman Bates’den geliyor. Soyadıysa Hitchcock’u çağrıştırıyor. Bunun yanında küçük Norman’ın büyük amcası Prenderghast’ın adı, “Sapık” filmindeki dedektif Arbogast’tan ödünç alınmış. Jon Brion’ın fonda duyulan müzikleri de muhteşem. Filmin son jeneriğinde, Bernard Hermann’ın “Sapık” filmi için bestelediği tema müziğinin tadı da vardı. Son jeneriği okuduktan sonra yönetmenlerin marangoz aletleriyle korku sinemasının ustası John Carpenter’a da bir selâmı var.

    (18 Ekim 2012)

    Ali Erden

    ailerden@hotmail.com

    Reis Çelik, Klak Sinema Programı’nda

    Bugün TV, Klak Sinema Programı’nın bu haftaki stüdyo konuğu, Berlin’den Kopenhag’a ödüllere doymayan Lal Gece filminin başarılı yönetmeni Reis Çelik. Haftanın en çarpıcı filmi, zamanda aksiyon dolu bir yolculuk, Tetikçiler; zamanı geri alamaz ama belki zaman yaratabilir, Başka Bir Kadın; geçmiş zamandan, dokunaklı bir hikâye, Osman Sınav ve Kenan İmirzalıoğlu yeniden iş başında, Uzun Hikaye. Hepsi ve çok daha fazlası bu hafta sonu Klak’ta sizleri bekliyor. Klak, 13 Ekim 2012 Cumartesi günü 13:20’de Bugün TV ekranında.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Reis Çelik, Klak Sinema Programı’nda yazısına devam et
  • Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları: Güncel Politikalar Işığında Günümüz Türk Sinemasında Bizans ve Bizans İstanbul’u

    Tarih Vakfı, Perşembe Konuşmaları kapsamında, 11 Ekim tarihinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Buket Kitapçı’yı ağırlıyor. 1960 ve 1970’li yıllarda Türk Sinemasında Bizans’ı konu alan filmlerin mekân, kostüm, diyalog analizi yapılıp “imaj araları” okunduğunda filmlerin tarihsel olarak bir yorum yapmadığı görülmektedir. Bizans, 2000 yılındaki Kahpe Bizans komedi filminden sonra Fetih 1453 filmi ile karşımıza çıktı. Buket Kitapçı konuşmasında, kamusal tarih alanına giren bu filmlerin, güncel politikalarla şekillenmiş veya şekillenmekte olan toplumsal bilinci pekiştiren yapımlar olduğunu öne sürecek.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü afişe haberin devamından üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları: Güncel Politikalar Işığında Günümüz Türk Sinemasında Bizans ve Bizans İstanbul’u yazısına devam et
  • Stop Motion Animasyon ile Korku Türü’nün Yeni Birlikteliği

    Bu hafta gösterime giren ‘ParaNormaN’, durağan üç boyutlu objeleri hareket edermiş gibi gösteren ‘stop motion’ tekniğiyle çekilmiş uzun metraj bir animasyon.

    Temelleri sinemanın öncülerinden Georges Melies’in ‘Ay’a Seyahat’ gibi ilk denemelerine kadar uzanan stop motion tekniğinde işlemlerin çoğu çizgi film tekniği ile aynıdır, fark ise animasyonda kullanılan gerçek üç boyutlu obje, model ve setlerdir.

    Türün klâsiklerinden 1993 yapımı ‘The Nightmare Before Christmas (Noel’den Önceki Kabus)’ Tim Burton’ın öykü ve karakterlerinden yola çıkarak Henry Selick’in yönettiği ve tüm dünyaya dağıtımı yapılan ilk uzun metraj stop motion animasyondur. Danny Elfman’ın olağanüstü söz ve müziğiyle de belleklere yerleşen bu filmin ardından bu kez karakterleri yaratan Burton’ın bizzat yönettiği 1995 yapımı ‘Tim Burton’dan Ölü Gelin (Corpse Bride)’ türe büyük saygınlık kazandır.

    2009 yılında Henry Selick, Neil Gaiman’ın fantastik romanından yola çıkarak yazıp yönettiği ‘Koralin ve Gizli Dünya (Coraline)’ ile hem muhteşem bir dönüş yapar, hem de türe unutulmaz bir başyapıt daha kazandırır.

    Türün 3D teknolojisinin kullanıldığı ilk örneği olan ‘Koralin ve Gizli Dünya (Coraline)’ın gerek ticari, gerekse eleştirmenler nezdinde kazandığı başarı üzerine yapımcı firma LAIKA yeni bir projeye, yine 3D formatlı ‘ParaNormaN’a imza atmış. Yönetmenlerden Sam Fell daha önce bizde de izlenen ‘Despero (The Tale of Despereaux) ve ‘Fare Şehri (Flushed Away)’in yaratıcılarından. İkinci yönetmen Chris Butler ise daha önce ‘Tim Burton’dan Ölü Gelin’ ve ‘Koralin ve Gizli Dünya (Coraline)’ın storyboard takımında görev almış, ‘ParaNormaN’ın özgün senaryosunun da sahibi.

    Baştan söyleyelim, ‘ParaNormaN’ yeni bir ‘Koralin ve Gizli Dünya (Coraline)’ değil ancak ilgiyle izlenen hoş bir çalışma. Korku türü ve Norman adı sinemaseverlerin aklına ilk anda Hitchcock ve ‘Sapık (Psycho)’nun başkişisi Norman Bates’i getirse de, filmin asıl akrabalığı ‘Altıncı His (The Sixth Sense)’ ile. 11 yaşlarındaki Norman, Shyamalan’ın küçük kahramanı gibi ölüleri görme ve onlarla konuşma yetisine sahip. Ancak bu özelliği ve herkesten farklı davranışları, onu ucube diye niteleyen yaşıtları kadar ailesi tarafından da hoş karşılanmıyor. Ta ki, yaşadıkları küçük New England kasabası, 300 yıl önce cadılıkla suçlanarak infaz edilmiş kurbanın lanetine uğrayana kadar. Bu noktada devreye girecek olan Norman geçmişin günahını affettirebilecek midir.

    ‘ParaNormaN’ türün yukarda sözü edilen başyapıtları gibi özel ve yaratıcı bir fantastik dünya kurmuyor. Büyük ölçüde tipik bir Amerikan kasabasında geçen ve genç izleyiciye yönelik korku gerilim türünün trükleriyle ilerliyor. Özellikle ‘Geçen Yaz Ne Yaptığını Biliyorum’ serisinden ve bugünlerde yeniden popüler olan Zombi dizilerinden ve Frankenstein benzeri türün klâsikleşmiş örneklerinden izler taşıyor. Ancak finalde ulaştığı nokta ilgiye değer. 300 yıl öncesinin püriten ahlâkıyla, sırf farklı özellikleri ve yetileri olduğu için kasabalıların kurbanı olan, cadı kazanlarının kaynadığı o cehalet yıllarında büyücülükle suçlanarak idam edilen yaralı küçük ruh’a uzatılan dost eli, içinde yaşadığımız bu kargaşalı dönemde geçmişin günahlarıyla yüzleşmek ve bu sayede iyileşebilmek için toplum olarak Norman’lara ne denli ihtiyacımız olduğunu hatırlattı bana.

    (18 Ekim 2012)

    Ferhan Baran

    ferhan@ferhanbaran.com