Açlık Oyunları

Garry Ross’un yönettiği ve Jennifer Lawrence, Josh Hutcherson, Liam Hemsworth ile Elizabeth Banks’ın oynadığı Açlık Oyunları (The Hunger Games), 23 Mart 2012’de Tiglon Film dağıtımıyla Fida Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Bir zamanlar Kuzey Amerika olarak bilinen bir yerin yıkıntıları içerisinde Panem ulusu yaşamaktadır. Başkentin etrafındaki 12 bölge bir hat boyunca sıralanmıştır. Bütün bölgeler, her yıl yapılan Açlık Oyunları’nın yarışmasına yaşları 12 ilâ 18 arasında değişen bir erkek ve bir kız çocuğu göndermek zorundadır. Açlık Oyunları TV’den yayınlanan ölümüne bir kavgadır.

  • Basın Bülteni: Kısa / Uzun
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb
  • Ali Erden Yazıyor
  • Diğer bağlantılara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Açlık Oyunları yazısına devam et
  • Hasan Tolga Pulat ve Emre Kavuk, TV Net 16:9 Sinema Programı’nda

    Vizyona giren filmler, filmlere eleştirel bakışlar, özel röportajlar ve sinema dünyasından en son haberlerin yer aldığı TV Net 16:9 Sinema Programı’na bu hafta 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden dört ödülle dönen Güzel Günler Göreceğiz filminin yönetmeni Hasan Tolga Pulat ve filmin senaristi Emre Kavuk konuk oluyor. Bu hafta vizyona giren Kevin Hakkında Konuşmalıyız ve Savaş Atı filmlerinin analizi ve haftanın soundtrack’iyle 16:9 bu hafta yine dopdolu. 16:9, 04 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 09:00’da ve 13:30’da TV Net ekranlarında.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Hasan Tolga Pulat ve Emre Kavuk, TV Net 16:9 Sinema Programı’nda yazısına devam et
  • Yapı Kredi Kültür Sanat’ta F. Serkan Acar Söyleşisi

    Yapı Kredi Kültür Sanat’ın aylık etkinlikleri kapsamında Yeni Yüzyıl Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel’in düzenlediği sinema söyleşilerinin Şubat ayı konuğu, son filmi Aşk ve Devrim ile adından söz ettiren F. Serkan Acar olacak. Söyleşi 13 Şubat 2012 Pazartesi günü saat 18:30’da Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde yapılacak. 1975 yılında Artvin – Ardanuç’ta doğan F. Serkan Acar 2007 yılında Kuzey Filmi kurdu. Yapımcısı olduğu Sonbahar, 15. Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film ödülü kazandı.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Yapı Kredi Kültür Sanat’ta F. Serkan Acar Söyleşisi yazısına devam et
  • Yıldız Savaşları’nın Başlangıç Macerası

    Star Wars Bölüm 1: Gizli Tehlike 3D (Star Wars Episode 1: The Phantom Menace 3D)
    Yönetmen-Senaryo: George Lucas
    Müzik: John Williams
    Görüntü: David Tattersall
    Oyuncular: Liam Neeson (Qui-gon Jinn), Natalie Portman (Amidala/Padmé), Ewan McGregor (Obi-wan), Jake Lloyd (Anakin), Ian McDiarmid (Senatör Palpatine), Pernilla August (Shmi), Samuel L. Jackson (Windu), Sofia Coppala (Saché), Keira Knightley (Sabé)
    Yapım: Fox-Lucasfilm (2012)

    Heyecan veren sinemacılardan George Lucas’ın “oyuncakçı dükkanı” ILM’de doğan bilimkurgu serisinin ilk macerası “Star Wars Bölüm 1: Gizli Tehlike 3D”, üç boyutlu haliyle yine büyülüyor.

    1999 yapımı “Star Wars Episode 1: The Phantom Menace 3D-Star Wars Bölüm 1: Gizli Tehlike 3D” filmi, George Lucas tarafından üç boyutlu hale getirildi ve “Star Wars-Yıldız Savaşları” serisinin tutkunlarının beğenisine sunuldu. Gerçekten bu bilimkurgu serisinin tutku ötesi tutkunları var. Üç boyutlu bu filmi 1999 yılında “Yıldız Savaşları: Bölüm 1-Gizli Tehlike” adıyla sinemalarda görmüştük. Aslında bu hikâyenin de başlangıcı. Luke Skywalker’ın babası Anakin’in çocukluğu yansıyor bu bölümde. Biliyorsunuz Anakin, kendinden büyük kraliçe Amidala’yla evleniyordu. Lucas’ın bu “Yıldız Savaşları” seriyalinin macerası 1977 yılında başlamıştı. Seride hikâyenin dördüncüsü olan bu ilk film ülkemizde, “Star Wars Episode IV: A New Hope-Yıldız Savaşları” adıyla 1980 yılında vizyona girmişti. 1980 yapımı devam filmi “Star Wars: Episode V-The Empire Strikes Back-İmparator” adıyla 1983’te ülkemizde gösterim imkânı bulmuştu. 1983 yapımı “Star Wars: Episode VI-Return of the Jedi-Jedi’nin Dönüşü” de 1986’da vizyona çıktı. Lucas, bu serinin başlangıcını daha sonra üç bölümde anlattı. Bu çarpıcı bilimkurgu macerası, sinema tarihinin belki de kurgu karakterler üzerine en derinlikli seriyallerinden. Bu sanal karakterlerin soyağaçları ve onlara dair birçok şey bulabiliyorsunuz. Bu seri, Lucas’ın deyişiyle “oyuncakçı dükkânı”nın da doğuşu oldu. Lucas, bu seri için kurduğu “Industrial Light & Magic” (ILM), özel efekt alanında Hollywood’a da çok şey kattı.

    Bir Jedi geliyor…

    Naboo gezegeninden ışın kılıçlı iki Jedi Şövalyesi, usta Qui-gon Jinn ve çırağı Obi-wan Kenobi, barış elçisi olarak Ticaret Federasyonu’na gittiklerinde bekledikleri şeylerle karşılaşıyorlar. Sith Lordu Darth Sidious onları yok etmek için robot askerlerini üzerlerine salarlar. Ölümden kurtulan iki Jedi, kaçarlarken sakar Gungan Jar Jar’la karşılaşıyorlar. Sakarlığı yüzünden sualtındaki şehrinden kovulmuş. Gunganlar, Naboo gezegeninde yaşıyorlar. Qui-gon ve Obi-wan, Federasyon tarafından istilâ edilen Naboo’nun kraliçesi Amidala’yı ikna ederek uzay gemisiyle gezegegenden kaçıyorlar. Elbette yanlarında muhteşem R2 D2 robotu da var. Bozulan uzay aracını R2 D2 tamir edemeyince gemiyle Tatooine gezegenine zorunlu iniş yapıyorlar. Qui-gon, hurdacı Watoo’nun yanında köle çocuk Anakin’i fark ediyor. Qui-gon, annesi Shmi’yle Watoo’nun kölesi olan Anakin’in seçilmiş ve kurtarıcı olduğunu anlıyor. Anakin, gezegende yapılan Pod yarışlarına katılıyor ve tamir için parayı ödül olarak kazanıyor. Ardından Qui-gon tarafından satın alınan çocuk Anakin özgürlüğüne kavuşuyor ve Jedi olmak için Naboo’ya gidiyor ustalarıyla beraber. Anakin’le Anakin’in nedime Padmé olarak sandığı Amidala arasında yakınlık da başlıyor usul usul. Aslında bu filmde alt metinler gerçekten önemli. Anakin’in yaşadığı Tatooine gezegeni, Ortadoğu’yu çağrıştırıyor. Kutsal topraklar gibi. Shmi, Anakin’i tıpkı Hz. İsa gibi dünyaya getirmiş. Anakin içinde büyümüş bakire Shmi’nin. Pod yarışları da Roma İmparatorluğu’ndaki kolezyumlarda yapılan at arabası yarışlarına gönderme yapılıyor. Naboo gezegeninin okyanusları dünyada hayatın oluşmaya başladığı dönemleri çağrıştırıyor. 400 küsur milyon yıl önce dünyada hayat okyanuslarda evrimleşmişti. Lucas’ın bu filmindeki gibi balıklar günümüzün balinalarının on katından büyüktü. Sadece bunlar değil. Federasyon’un Gunganlara saldırıları, 1. Dünya Savaşı’ndaki meydan muharebelerine gönderme yapıyor gibi. Lucas, bu bilimkurgu serisinde sıkça “wipe”, yani “silme” geçiş tekniğine de başvuruyordu. Bu filminde de aynı geçişleri kullanmış. Bu tekniği ilk defa İngiliz yönetmen George Albert Smith (1864-1959), “Mary Jane’s Mishap” (Mary Jane’in Talihsizliği) adlı kısa filminde denenmişti. 1903’te çekilmiş bu dört dakikalık sessiz film mutlaka görülmeli. İngiliz yönetmen, Fransız Georges Mélies’ten çok etkilenmiş. “Star Wars Bölüm 1: Gizli Tehlike 3D” filminde belki başka şeyler de keşfedebilirsiniz. John Williams’ın fonda duyulan müziklerini de dinlemek gerek. 1999 yılında gördüğümüz bu filmin üç boyutlu hali gerçekten büyüleyici. Derinlik duygusu yaşarken mekânların içindeymişsiniz gibi de hissediyorsunuz.

    (10 Şubat 2012)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com

    İkizler Üzerine Komedi Filmi

    Jack ve Jill (Jack and Jill)
    Yönetmen: Dennis Dugan
    Hikâye: Ben Zook
    Senaryo: Steve Koren-Adam Sandler
    Müzik: Rupert Gregson-Williams
    Görüntü: Dean Cundey
    Oyuncular: Adam Sandler (Jack/Jill), Al Pacino (Kendisi), Katie Holmes (Erin), Elodie Tougne (Sofia), Rohan Chand (Gary), Nick Swardson (Todd), Shaquille O’Neal (Kendisi), Johnny Depp (Kendisi)
    Yapım: Columbia (2011)

    Dennis Dugan’ın yönettiği “Jack ve Jill”, komedi anlayışıyla bizlere uzak olduğundan birçok esprisi havada kalan filmlerden. Filmde Al Pacino, Johnny Depp ve Shaquille O’Neal’le karşılaşmak iyi geliyor.

    Dennis Dugan’ın yönettiği 2011 yapımı “Jack and Jill-Jack ve Jill”, ikizler üzerine bir komedi. Filmin giriş ve bitiş bölümleri muhteşem. İkizler, kardeşleri hakkında kestirmeden fikirlerini söylüyorlar. Bu bölümler belgesel tadında. Jack’in ikiz kız kardeşi Jill, Şükran Günü için New York Bronx’tan Los Angeles’a geliyor. Elbette Jack ve ailesine inanılmaz macera yaşatıyor bu küçük ziyaretiyle. Jack, Jill’in gelişiyle pek mutlu olmuyor. Reklâm şirketinde yönetici olan Jack’e bir stres de ünlü oyuncu Al Pacino yaşatıyor. Pacino’yu, 1983’te oynadığı Brian de Palma’nın yönettiği “Scarface-Sicilyalı” filmindeki performansıyla tanımaya çabalıyor Jack. Erin’le evli. İki çocukları var. Kızları Sofia ve evlâtlıkları Hintli Gary’yle mutlu mesut yaşayıp gidiyorlar. Ya Jill? Hiç sevgilisi olmamış ve yanlızlık yaşıyor. Pacino’yla tanışmak ve reklâma ikna etmek için LA Lakers’ın basketbol maçına kız kardeşi Jill’i de götürmek zorunda kalan Jack salonda beklemediği bir sürprizle karşılaşıyor. Çünkü Pacino kız kardeşini görür görmez tutuluyor. Pacino, Shakespeare’in bir oyununu sahnelerken “Don Kişot” oyunundan da teklif almış. Kendisiyle ilgilenen bir erkek bulmuş, üstelik o da Al Pacino olan Jill bu defa da nazlanıyor. Ama aşk başka bahçede filizleniyor ve bahçıvan Meksikalı Felibe’nin kalbini fethediyor Jill.

    Seyretmeye doyulmaz Pacino…

    Filmdeki esprilere fazla gülemedik. Belki de fazla Amerikan oldukları için. Ama yine de parlak anlar var filmde. Özellikle Pacino’nun Jill’e kur yaptığı sahneler. Meksika pikniği bölümünde de hoş anlar vardı. Pacino filme misafir oyuncu gibi giriyor ve sonra da her şeyi eline geçiriyor filmde. Bu yaşayan büyük oyuncuyu sinema perdesinde seyretmek her daim heyecanlandırıyor sinema adına. Pacino’nun tiyatro sahnesinde oyunu sürerken cep telefonuyla konuştuğu sahne en unutulmaz an bu filmden. Bir de finalde yaptığı dans var muhteşem Pacino’nun. Adam Sandler’ın senaryosuna da katkı yaptığı bu filmde iki role soyunmuş. Kadın kılığıyla canlandırdığı Jill karakteri çok eğlenceli. 1946 doğumlu Amerikalı aktör ve yönetmen Dugan, bizde daha çok 1990 yapımı “Problem Child-Problem Çocuk” filmiyle biliniyor. Yönetmen, oyuncu Sandler’la 1999’da “Big Daddy-Süper Baba”, 2007’de “I Now Pronounce You Chuck & Larry-Damadı Öpebilirsin”, 2008’de “You Don’t Mess with the Zohan-Zohan’a Bulaşma”, 2010’da “Grown Ups-Büyükler” ve 2011’de “Just Go with It-Hayatım Yalan” filmlerini de yaptı. “Jack ve Jill” filminin esprilerine gülecekler olacaktır belki. Adam Sandler filmlerinden hoşlananlar da vardır. Ama bu filmin armağanı koca Al Pacino.

    (10 Şubat 2012)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com

    Nihal Yalçın, Skyturk TV En Heyecanlı Yeri Programı’nda

    Skyturk TV.de yayınlanan En Heyecanlı Yeri’nin bu haftaki 445. bölümünde Nihal Yalçın’la Berlin Kaplanı ve Kurtuluş Son Durak üzerine sevimli bir sohbet gerçekleştiriliyor, ayrıca Araf’a ve Yeraltı’na da değiniliyor. Ceylan Özçelik’in hazırlayıp sunduğu En Heyecanlı Yeri programı Cuma 00:45, Cumartesi 12:10 ve farklı günlerde, farklı saatlerde tekrarlarıyla Skytürk TV.de yayınlanıyor.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Nihal Yalçın, Skyturk TV En Heyecanlı Yeri Programı’nda yazısına devam et
  • Macera Dolu Cape Town’da

    Düşmanı Korurken (Safe House)
    Yönetmen: Daniel Espinosa
    Senaryo: David Guggenheim
    Müzik: Ramin Djawadi
    Görüntü: Oliver Wood
    Oyuncular: Denzel Washington (Tobin), Ryan Reynolds (Matt), Vera Farmiga (Catherine), Sam Sheppard (Harlan), Brendan Gleeson (David), Ruben Blades (Carlos), Nora Arnezeder (Ana)
    Yapım: Universal (2012)

    İsveçli yönetmen Daniel Espinosa’nın 2012 yapımı “Düşmanı Korurken”, aksiyon sahnelerinin yoğunluğundan seyircilere nefes alma fırsatı vermeyen filmlerden. Bu film adeta Cape Town şehrine adanmış.

    Hikâye, Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde geçiyor. Eski CIA ajanı Tobin Frost, günaha batmış batılı ajanların listesinin yüklü olduğu çipi vücuduna yerleştiriyor. Peşinde, Latin ajanlar da var. Hikâyenin öbür tarafında çaylak ajan Matt Weston var. O da ajanlığa yeni başlayanlar gibi “güvenli ev”de ajanlık faaliyetlerini sürdürüyor. Cape Town’da hiçbir şey yapmadan bu mekânda yaşamak canını epey sıkıyor. Matt, talimatları David Barlow’dan alıyor. Matt’in Fransız Ana’yla da güzel bir ilişkisi de var. Her şey Tobin’in peşlerinde olan Latinlerden kurtulmak için sığındığı Amerikan elçiliğine girmesiyle değişiveriyor. Tobin, CIA ajanlığı yaparken başka işlere bulaşmış tekin olmayan biri. CIA, Tobin’i sorgulamak için Matt’in “güvenli ev”ine götürüyor. Bu mekândaki işkence anları insanı gerçekten sarsıyor. CIA, bulduğu işkence yöntemlerini Irak, Afganistan ve Guantanamo’da denediği işkence yöntemlerini Tobin üzerinde deniyor. Gizli mekâna Latinler baskın yapınca Tobin’le Matt’in aksiyon dolu macerası da başlıyor. CIA şefi Harlan Whitford, köstebeği araştırırken plân istedikleri gibi gelişmiyor. Matt, iyi ajan olabilmek için stadyumda elinden kaçıdığı Tobin’in peşini bırakmıyor ve trajediler birçok insanı bekliyor finalde. Film, tam anlamıyla bir kan gölü. Yönetmen, seyircilerin neredeyse bir an rahat etmemesi için kaçıp kovalamacaları ve silâhlı çatışmaları peş peşe kurgulamış. Cape Town sokaklarındaki araba takip sahneleri tam anlamıyla nefes kesiyor. Yönetmen bu filmini adeta Cape Town’a adamış.

    CIA sevmeyecek…

    Kirli işlerin merkezi CIA bu filmden pek hoşlanmayacak gibi. Kendi ajanlarını bile kolayca silen bu kurumda güven ortamını da sorguluyor film. Büyük oyuncu Denzel Washington’ın performansı her şeyin ötesinde. Konuşmaları, kelimeleri, ses tonları çaylak Matt’in zihnini sürekli karıştırıyor. Elbette seyircilerin de. 1977 doğumlu İsveçli yönetmen Daniel Espinosa, 2012 yapımı “Safe House-Düşmanı Korurken” filmiyle Hollywood’a da giriş yapmış oluyor böylece. Bu film, yönetmenin dördüncü uzun metrajlı filmi ayrıca. Bu filmde en unutulmaz anlar Cape Town’ın gecekondularında geçen sahnelerdi. Aparteid yönetiminin 1920’lerin sonuna doğru Cape Town’da kurduğu Langa banliyösünde geçen sahneler iç burkuyor. Çünkü yoksulluğun ve yoksunluğun en dibe vurduğu yerler burası. Tenekeden, kontraplâktan, konteynerden oluşan evlerde geleceksiz siyahlar yaşıyor. Aparteid yönetimi yok. Siyahlar, eskiden özgür değillerdi ve açlardı. Şimdiyse özgür açlar. Yönetmen, filmin tonlarını Güney Afrika’nın renkleri gibi koyu tonlarda yansıtmış. Sarımsı ve kahverengimsi tonlar sinemaskop çerçeveleri kuşatıyor. Filmin müziklerine de kulak vermeli. 1974 doğumlu İran kökenli Alman besteci Ramin Djawadi’nin tınıları kulağa iyi geliyor. Bu müthiş müzisyen başka Hollywood filmlerine de besteler yaptı. Jon Favreau’nun 2008’deki “Iron Man-Demir Adam” hemen akla geliyor. Bu besteci birçok animasyon filmine de müzikler yazdı.

    (10 Şubat 2012)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com

    Hasan Tolga Pulat ve Emre Kavuk, Klak Sinema Programı’nda

    Klak Sinema Programı, bu hafta da dopdolu. 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden 4 ödülle dönen Güzel Günler Göreceğiz bu hafta sonu vizyonda, ekibi Klak Stüdyosu’nda. Yönetmen Hasan Tolga Pulat ve senarist Emre Kavuk, Altın Portakal’a kadar uzanan başarı öykülerini anlattı. Denzel Washington’ın yepyeni filmi Düşmanı Korurken, Can’a Sundance’den gelen büyük ödül ve Sütü Seven Kamyoncular’ın sürpriz sinema filmi. Haftanın en dikkat çeken mevzuları Klak Haber’de. Gizem Ertürk’ün hazırlayıp sunduğu Klak Sinema Programı, 04 Şubat Cumartesi 13:20 ve 05 Şubat Pazar 15:20’de Bugün TV.de.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Hasan Tolga Pulat ve Emre Kavuk, Klak Sinema Programı’nda yazısına devam et
  • Uğur Polat, Kanal D Cinemania’da

    Ömür Gedik’in hazırlayıp sunduğu sinema programı Kanal D Cinemania’da bu haftanın stüdyo konuğu Güzel Günler Göreceğiz filminin başrol oyuncularından Uğur Polat. Ünlü oyuncu filme nasıl dahil oldu? Altın Portakal’da aldıkları ödüller için neler söyledi? Neden kendini kışın arı, yazın ağustos böceği olarak görüyor? Uğur Polat’ın yeni projeleri neler? Editörlüğünü Fırat Sayıcı’nın yaptığı Cinemania her Cumartesi Kanal D’de.

  • Basın Bülteni
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Uğur Polat, Kanal D Cinemania’da yazısına devam et
  • Amerikan Irkçılığının Derin Sularında

    Duyguların Rengi (The Help)
    Yönetmen-Senaryo: Tate Taylor
    Roman: Kathryn Stockett
    Müzik: Thomas Newman
    Görüntü: Stephen Goldblatt
    Oyuncular: Emma Stone (Skeeter), Viola Davis (Aibileen), Bryce Dallas Howard (Hilly), Octavia Spencer (Minny), Jessica Chastain (Celia), Eleanor Henry (Mea Mobley), Ahna O’Reilly (Elizabeth), Sissy Spacek (Bayan Walters), Allison Janney (Charlotte), Chris Lowell (Stuart), Cicely Tyson (Constantine), Mary Steenburgen (Elaine), Mike Vogel (Johnny)
    Yapım: Touchstone-DreamWorks (2011)

    Amerikalı yönetmen TateTaylor’ın yazar Kathryn Stockett’ın kurgusal romanından uyarladığı “Duyguların Rengi”, ırkçılık ve ayrımcılık üstüne çarpıcı filmlerden. Dört dalda Oscar’a da aday olan film, mekânları ve müzikleriyle de etkiliyor.

    Yıl 1962… Mississippi’nin Jackson şehri. Yüz yıla yakındır ABD’de kölelik kalkmış, ama ırk ayrımı ve köleliğe dair her şey sürüyor. Siyahlara “renkliler” deniliyor. Onlar, otobüsün en arkasında seyahat ediyorlar. Umuma açık yerlerde siyahlar beyazların lavabosundan su bile içemiyorlar. Beyazların evinde köle gibi hâlâ çalışıyorlar. Dönem, ABD’nin hiç unutamadığı, 22 Kasım 1963’te Dallas’ta suikasta kurban gitmi John F. Kennedy dönemi. Kennedy, aynı zamanda ABD’nin ilk Katolik başkanıydı. Küba’yla savaşa girme noktasına getiren, Vietnam Savaşı’nın kararını veren, bir önceki başkan Eisenhower’ın dış politikasına sadık bir başkandı ayrıca. Yönetmen Tate Taylor, beyazların bulunduğu mekânları steril ve alabildiğine parlak ışık düzenlemeleriyle yansıtmış. Siyahların bulundukları mekânlarsa alabildiğine dramatik ışık düzenlemeleri var. Koyu tonlar daha bir öne çıkmış. Bu ışık düzenlemeleri, yapaylıkla gerçeklik arasında gidip geliyor. Parlak ışıklandrmalar daha çok izlenimci ruhla buluşuyor sanatta. Gölgeleri öne çıkaran ışık düzenlemeleriyse dışavurumcu estetikle buluşuyor. Yapay ve gerçek durumu sanatseverler hemen fark edecekler sanki. Yönetmen bir de insanlar üzerinden de ara tonları kaldırmış. Beyaz kadınlar güneş görmemiş gibi bembeyaz, siyah kadınlarsa simsiyah. Yönetmen, Amerika’daki ırkçılığı dolaysız göstermek istemiş.

    Bebekleri büyütenler…

    Aibileen Clark, Elizabeth Leefolt’un hizmetçiliğini yapıyor. Film, Aibileen üzerine açılıyor. Skeeter’ın dış sesiyle Aibileen’ın beyaz evlerinde ne yaptığı da öğreniliyor. Oğlu vahşice öldürülmüş Aibileen, beyaz Elizabeth’in iki yaşındaki kız bebeği Mea Mobley’ye bakıyor. Siyah hizmetçiler, beyaz kadınların çocuklarını bebekliklerinden itibaren büyütüyorlar. Elizabeth, ırkçılığı o kadar ileri götürmüş ki, bebeği hafif tombul olduğu için ona bile ayrımcı davranıyor. Hatta siyah hizmetçilerin evde ayrı banyoyu kullanmasını savunuyor. Elizabeth kadar ırkçı Hilly Holbrook da var. O, sinsi ve her şeyin ayarlayıcısı beyaz kadınlar arasında. Siyah Minny Jackson, beyaz Celia Foote’un evinde çalışıyor. Celia, Elizabeth’in eski sevgilisi Johnny’yle evli. Eugenia “Skeeter” Phelan, Mississippi Üniversitesi’nden yeni mezun olmuş beyaz bir genç kız. Gazetecilik işine giriyor. Skeeter’ın, bir koca bulamayacağı için geçmişte üçüncü güzel seçilmiş annesi Charlotte hep telâşlı. Senatör oğlu Stuart’la flörtlüğünü bile ayarlıyor. Skeeter yazar olmak istiyor. Kendisini büyüten yaşlı hizmetçisi Constantine Bates’i evde bulamayan Skeeter, beyaz çocuk büyüten siyah kadınlar üstüne bir kitap yazmayı istiyor. Yayıncı Elaine Stein’den onay alan Skeeter Aibileen’i ikna ederek ırkçılık karşıtı kitabını yazmak için yola çıkıyor. Minny, fırtınalı bir gün çalıştığı evde beyazların tuvaletine girdiğinde işinden oluyor. Hilly, Minny’yi hiç kimsenin işe almaması için telkinde bulunuyor. Minny gecikmeden bu ırkçı kadına boklu pastayı yedirerek cezalandırıyor, itibarını düşürüyor ve Skeeter’ın kitabına da bu anı koyduruyor.

    Filmde, Eugenia “Skeeter” Phelan’la yazar Kathryn Stockett arasında benzerlikler var. Yazar, Skeeter’ı yaratırken kendinden ilham almış. 1969 doğumlu Amerikalı yazar Kathryn Stockett’ın romanı “The Help”, ülkemizde Pegasus Yayınları tarafından iki adla yayımlandı, Önce 2009’da “Yardımcı”, sonra 2011’de “Duyguların Rengi” olarak. Yazar, romanındaki hikâye doğduğu Mississippi eyaletinin Jackson şehrinde geçiyor. Basın gösteriminde UIP bu kitabı eleştirmenlere armağan etti. İyi oldu. Çünkü romanın tarzı hakkında da bilgi sahibi oluyorsunuz. Filmin yönetmeni Tate Taylor, romanın yazarı gibi Mississippi’nin Jackson şehrinde doğmuş. Yönetmen ayrıca senarist, aktör ve yapımcı. “Duyguların Rengi”, Taylor’ın ikinci filmi. Bu filmin müzikleri ve şarkıları da muhteşem. Bob Dylan’dan “Don’t Think Twice, It’s All Right”, Johnny Cash’tan “Jackson”, Ray Charles’tan “Hallelujah I Love Her So” ve birçok şarkı kulağa geliyor. Elbette Thomas Newman’ın besteleri de etkleyici. Bu “soundtrack” arşivlik. Hilly karakteriyle müthiş bir kompozisyon çizen Bryce Dallas Howard, çarpıcı yönetmenlerden M. Night Shyamalan’ın 2004’teki “The Village-Köy” ve 2006’daki “Lady in the Water-Sudaki Kız” filmlerinde büyülüyordu. Howard’ın, Lars von Trier ustanın 2005’teki “Amerika üçlemesi”nin ikinci filmi “Manderlay” de unutulmazlardan. “Duyguların Rengi” dört dalda Oscar’a aday oldu. Viola Davis, etkileyici performansıyla “En İyi Kadın Oyuncu” dalında aday oldu. Ayrıca, Jessica Chastain ve Octavia Spencer “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” dalında Oscar’a adaylar. Elbette en önemlisi “En İyi Film” dalında da Oscar’a aday olması “Duyguların Rengi” filminin.

    (Bu yazı 10 Şubat 2012 tarihli Taraf Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)

    (10 Şubat 2012)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com