Efsane Yönetmen

Efsane yönetmen’in tanımını veren bir “sinema sözlüğü” var mı? (Ben bilmiyorum -benim bilmememin kesin bir sonuç doğurması söz konusu olmadığı için bu soruyu sordum!) “Tanım”-ı yoksa da, soruya ek bir soru daha! Dünya sinemasında efsane yönetmen diyebileceğiniz kaç yönetmen adı verebilirsiniz? Bu soruyu çevirip bana sorarsanız, önce gülümserim ama cevap veririm: Orson Welles ve Marcel Camus. Sinema yazısı okuyan birinin Welles adını duymamış olabileceğini düşünmüyorum bile ama Camus de kim derseniz, bu Fransız yönetmenin kaç filmi olduğunu bile bilmiyorum. Ama bir filmi var ki sinema ile şöyle böyle ilgilenen herkes en az adını duymuştur, görmemiş / görememiş olsa bile: Orfeu Negro – Black Orpheus. Film bizde Siyah Orfe olarak oynadı. Camus’nün bir başka filmini daha gördüm, ancak ne adını, ne konusu hatırlıyorum. Mutlaka başka filmleri de vardır ama adı her sinema kitabına Orfeu Negro – Black Orpheus ile girmiş ve girecektir.

Bir tek film yapıp bununla hatırlanan başka yönetmenlerde vardır. Bunlar içinde sinema oyuncusu olarak tanınan Jack Lemmon örneği var örneğin. Bir André Malraux sinemacı değil, siyaset, devlet adamı. De Gaulle’nin Kültür Bakanlığını yapmış birisi. Pilot olarak (bir Fransız olarak) İspanya İç Savaşı’na katılmış, Cumhuriyetçilerden yana ve burada yaşadıklarını (anı değil) roman olarak yazmış. L’spoir (Umut) adı ile ve romanını sinemaya uyarlamış. Başka filmi yok, başka sinema çalışması yok, -ama başka romanları var- sinema tarihine geçmiş ama efsane yönetmen değil.

Sinemamız kısa süre – uzun süre çalışan, pek çok yönetmeni barındırır tarihinde. Tek filmli olanları da var, tüm filmlerini bir yıla sığdıran da. Adı geçince herkesin (bazen sinema ile pek ilgisi olmayanların bile) yönetmen olarak tanıdığı isimler yanında, adını söylediğinizde “O yönetmenlik yapmış mı idi?” denilenler de… Yönetmenlik işini uzun yıllara yayanlar yanında kısa sürede tutanlar da… Başlangıçtan beri (ben 1917 olarak alıyorum) -son yıllarda pek çok kişi ilk filmini çektiği için- yönetmen sayımız her halde 600 civarına yaklaştı, belki de geçti. Bunlar içinde pek çoğunun adı son günlerde “efsane” kelimesi ile birlikte anılır gibi… Ancak ben bu sıfatı bir yönetmene pek kolay veremiyorum, vermek gereğini de duymuyorum. Çünkü bu benim (senim… birilerinin) vereceği bir sıfat, bir unvan değildir. Sinemamız için yönetmenlere baktığımda, bu tanımla yan yana getireceğim ilk isim Metin Erksan olacaktır. Ne adının başına -çok haklı olarak- “usta” konulan Akad, ne de sinemamızda pek çok şeyi değiştiren -fakat (bana göre) yine de istediği filmi (bir “bütün” olarak) yapamamış olan- Güney…

Erksan diyorum ama bütün filmleri ile değil, nasıl Camus için sadece Orfeu Negro – Black Orpheus adını veriyorsam, Erksan için de “ancak” bazı filmlerinin isimlerini verebilirim. Örneğin, görmediğim -bir çok kişinin de görmediği- bir filmi verebilirim: Karanlık Dünya (Aşık Veysel’in Hayatı). Şunun için: Erksan bu filmi yaptığı zaman sadece 23 yaşındadır. Kimsenin yanında asistanlık, çıraklık yapmamıştır. Filmi sansürce engellenir, köyde gösterdiği buğdaylar cılız bulunur (ve yerlerine ABD haber filmlerinden alınan devasa makinaların çalıştığı bol ürünlü buğday tarlaları konulur).

Erksan başka filmlerden sonra 1959’da -o günün iktidarının “her mahallede bir milyoner yaratmak” sloganından- çıkardığı öyküsünden Gecelerin Ötesi’ni çeker. Film 1960’da gösterime çıkar. Kendi zorunlu / lüks gereksinimleri için soygun yapmaya kalkan altı kişilik bir grubun çözülüm sürecini anlatır (filmik olarak). Yıllar sonra, uzun yıllar yurt dışında yaşamış (belki oralarda doğmuş) ve sinema eğitimi görmüş (veya görmekte) bir genç, sinemamız üzerine bir çalışma yapmak istediği zaman Gecelerinin Ötesi ile karşılaşınca, hiç beklemediği bir film ile karşılaşmanın şaşkınlığı ile incelemeye değer bulmuş.

Charles Chaplin’i -sinemanın sihrini görmüş- herkes bilir. İlk filmlerini ABD’de yapan, sonra uzun yıllar uzaklarda yaşayan Chaplin son filmini yine ABD’de çeker. Chaplin’in yıllar sonra çektiği A Countess From Hong Kong, eski filmlerine göre sıradan bir filmdi. Ülkemizde bir gazetecimiz filmin gösterimi sırasında yazdığı eleştiride filmi beğenmez fakat “Gidin görün, ne de olsa bir Chaplin filmi” diyordu.

Bir yönetmen, yönetmenliğine uzun süre ara verebilir, sonradan film setlerine dönüp yeni bir çalışma yapabilir, bu film iyi film olur veya olmaz, eski filmlerine benzer veya benzemez, bir takım sinemasal tatlar içerebilir veya bunu tutturamamış olabilir. Ama Chaplin için yazılan “Ne de olsa bir Chaplin filmi -gidin görün” gibi bir beklenti içine hiç bir zaman girmemeli. Çünkü değerlendirilen filmdir. Uzun yıllar sinemasına ara vermiş bir yönetmenin, eski filmlerinin artıları varsa, o artıların, son yapılan film (artı-lı “+”) için gösterilmesini beklemek, eskiden yapılan filmlerin hatırına beklentiye girmek, tek başına bir film yapmış olmanın beklentisi olmamalıdır çünkü eski artı-lar, yeni filmler için tek başlarına ve (son filmden) bağımsız olarak yeterli değildir.

(22 Aralık 2011)

Orhan Ünser

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir