Gezici Festival’de Çocuklarla Canlandırma Atölyesi

Geçtiğimiz günlerde sona eren 17. Gezici Festival’in Ankara durağında, Aykan Koleji’nin ev sahipliği yaptığı ve 8-12 yaşları arasında öğrencilere yönelik gerçekleştirilen Çocuklarla Canlandırma Atölyesi’nde küçük katılımcılar Mieke Driessen ile Jenny van den Broeke ilk ‘stop motion’ canlandırma filmlerini ürettiler Gezici Festival, bu yıl 28 ülkeden 66 yönetmenin filmini sinemaseverlerle buluşturdu. Festival sırasında Altın Küre adayları arasına katılan dünya sinemasından örneklerle Avrupa sinemasından klâsikler bu yılki festival seçkisinde yer alan filmler arasındaydı.

  • Filme ulaşmak için tıklayınız.
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Nathan Geçmişini Öğrendiği Zaman

    Kaçış (Abduction)
    Yönetmen: John Singleton
    Senaryo: Shawn Christensen
    Müzik: Ed Shearmur
    Görüntü: Peter Menzies Jr
    Oyuncular: Taylor Lautner (Nathan/Steven), Lily Collins (Karen), Alfred Molina (Burton), Michael Nyqvist (Kozlow), Maria Bello (Mara), Sigourney Weaver (Geraldine), Jason Isaacs (Kevin), Dermot Mulroney (Martin), Elisabeth Röhm (Lorna)
    Yapım: Lionsgate (2011)

    Siyah sinemanın önemli adlarından John Singleton’ın yönettiği “Kaçış”, zaman zaman insana geçmiş zamanların casusluk filmlerinin tadını veriyor. Sürprizi, gerilimi ve heyecanı çok film aksiyonseverleri mutlu edecek.

    Lise öğrencisi Nathan Harper, ev ödevi sayesinde geçmişine ait bilgilere ulaşıyor. 15 yıldır anne-babası sandığı Mara ve Kevin kim? Çocukluğundan beri arkadaşı olan sınıftan Karen’a duygusal ilgi duyan, ama bunu ona açıklayamayan Nathan, ödev için Karen’le internette çalışırken kaçırılan çocuklar üstüne bir siteyi keşfediyor. Eskiden Sırp ajanı olan, şimdi terörist Nikola Kuzlow’un tuzak sitesine yem olan Nathan, Karen’la beraber ölümcül bir kaçışın ortasında düşüyor. Üstelik peşlerinde CIA ajanı Frank Morton da var. Nathan gerçek ailesinin kim olduğunu da öğreniyor. Ajan Martin ve Lorna Price, kendini Nathan sanan Steven’ın biyolojik anne-babası. Lorna, Nathan/Steven çok küçükken Nikola Kozlow tarafından öldürülmüş. Kozlow, CIA ajanlarını zor durumda bırakacak bir şeyin peşinde. O şeye de 15 yaşında ve hiçbir şeyi bilmeyen Nathan’la ulaşmayı umut ediyor. Filmde, yüksek teknoloji isteyen izleme anları da var. Buna “fütüristik” denilebilir. İnterneti, cep telefonlarını ve mobese kameraları üst seviyede kullanmak. Bu filmde, yakın gelecekte olması muhtemel ileri teknoloji seyirciye sunuluyor gibi sanki. Belki de Amerika için bunlar mümkündür. İnsan tedirgin de oluyor. Çünkü mahremiyet diye bir şey de kalmıyor. Yönetmen John Singleton, neredeyse filminin ilk yarım saatini sıradan bir gençlik filmi gibi sunuyor. Ama ardından her şey sürprizli ve beklenmedik biçimde gelişiyor. Hem Nathan, hem seyirciler için. Filmdeki kaçıp kovalamacalar perdede heyecan yaratıyor. Tüm tren sahneleri ve stadyumdaki anlar gerilim yüklü. Filmde eski zamanlardaki casusluk filmlerindeki tadı da alıyorsunuz yer yer. Sinemaskop görüntülerin ve özellikle heyecanın arttığı anlarda kurgunun da iyi olduğunu belirtelim. Ama bu filmde şiddet yoğun ve bir araba dolusu ölü kalıyor geride.

    Önemli siyahi yönetmen…

    Siyahi yönetmen Singleton, 2000 yapımı “Shaft-Korkusuz” filminin ikinci çevrimiyle hatırlanıyor. Siyahi Gordon Parks’ın yönettiği kara film tadındaki 1971 yapımı ilk “Shaft-Korkusuz” filmi, “blaxploitation” veya “blacksploitation” diye anılan “siyah sinema”nın önemli yapıtlarındandı. 1971 yapımı filmin müzikleri de sinemada müziğe yeni bakış açıları sundu. Sinemada daha çok orkestrasyon çalışmaları ağırlıkta genelde. İlk “Korkusuz” filminin az enstrümanlı müziği, müzisyenlere ve yönetmenlere yeni ufuklar açmıştı. Siyahi müzisyen Isaac Hayes bu film için bestelediği şarkısı da Oscar kazanmıştı 1972’de. Parks’ın filmi ülkemizde 1981’de vizyona çıkabilmişti. Nedeniyse, NATO’nun Türkiye’ye koyduğu ambargoydu. Çünkü Türkiye Kıbrıs’a çıkarma yapmıştı 1974’te. Hollywood’un büyük stüdyoları da bu ambargoya uymuşlardı vakti zamanında. 1968 yılında Los Angeles’ta doğmuş Singleton, 1991’de, henüz 23 yaşındayken çektiği “Boyz n the Hood-Artık Çocuk Değiller” filmiyle 1992’de yönetmen dalında Oscar’a aday olan en genç yönetmen de olmuştu. “Harika çocuk” olarak bakılıyordu Singleton’a. Ama bir Spielberg olamadı. Yine de Hollywood’daki siyah sinemanın önemli temsilcilerinden. Tıpkı Spike Lee gibi. Beyzbol maçının yapıldığı stadyum, Pittsburgh Pirates’in mabedi PNC Park. Pittsburg, doğudaki Pensilvanya eyaletinin ikinci büyük şehri. Filmde bu şehirden çarpıcı fotoğraflar da yansıyor perdeye.

    (30 Aralık 2011)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com

    New York’ta Bir Yılbaşı Günü

    Yılbaşı Gecesi (New Year’s Eve)
    Yönetmen: Garry Marshall
    Senaryo: Katherine Fugate
    Müzik: John Debney
    Görüntü: Charles Minsky
    Oyuncular: Sarah Jessica Parker (Kim), Jessica Biel (Tess), Seth Meyers (Griffin), Ashton Kutcher (Randy), Lea Michele (Elise), Michelle Pfeiffer (Ingrid), Zac Efron (Paul), Robert de Niro (Stan), Hilary Swank (Claire), Halle Berry (Aimee), Til Schweiger (James), Sarah Pulson (Grace), Jon Bon Jovi (Jensen), Katherine Heigl (Laura), Josh Duhamel (Sam), John Lithgow (Patron)
    Yapım: New Line Cinema (2011)

    Ünlü yönetmen Garry Marshall’ın “Yılbaşı Gecesi”, Hollywood’un şöhretlerini aynı sahnede buluşturan, insana sevgiyi ve hatırlamanın güzelliğini hatırlatan özel filmlerden.

    New York’ta bir gün… 31 Aralık 2011. Times Meydanı’nda yüz yılı aşkındır süren bir geleneğin heyecanı yansıyor. Küre’nin, direk üzerinde tepeye çıkması gerekiyor. Saat yeni yılı vurduğunda ışıklar içindeki küre hızla aşağı indiğinde meydandaki kadınlı erkekli insanlar hemen yanındakinden yeni yıl öpücüğü almaya çalışıyor. Yönetmen Garry Marshall, sevginin, paylaşmanın ve nazik olmanın güzelliğini hatırlatıyor bu küreyle. Film boyunca yansıyan hikâyelerde de bunlar yansıyor. Evet bu filmde birçok insanın hayatından küçük parçalar yansıyor perdeye. Claire, birçok güzel şeyi simgeleyen kürenin sorumlusu. Babası Stan hastanede ve doktorlar kanserli hastalarının ölümünü bekliyorlar. Plâk şirketinde çalışan Ingrid, bu ana kadar hayatındaki her şeyi ertelemiş. Onun yolu, çocuğu yaşındaki kurye Paul’le kesişiyor. Maskeli büyük yılbaşı partisine davet edilmiş Ingrid, Paul’ün kendisine yıllardır içinde yaşadığı ama hiç farkında olmadığı New York’u keşfettirmesi hüzün indiriyor perdeye. Yönetmen, hiçbir hikâyeyi öne çıkarmadan birçok insanın bir gününden anları perdeye yansıtmaya çabalamış. Kanserli Stan’ın ölümü beklediği hastanede iki çiftin hikâyesi de yansıyor. Hastane, yeni yılın ilk dakikalarında doğacak bebeklerin ailelerine 25 bin dolar vermeyi vaat ediyor. James, hamile eşi Grace’in ilk doğuran olması için çok çabalıyor. Rakipleri de var. Griffin ve hamile eşi Tess de bu yüklü ödülün peşinde. Kurye Paul’ün arkadaşı çizgi roman çizeri Randy, yılbaşı kutlamalarının muhalifi. Ünlü şarkıcı Jensen’e vokalistlik yapacak Elise’le apartmanın asansöründe mahsur kalan Randy aslında hayatının aşkını buluyor. Eşinden ayrılmış, ama kızının velayetini de üstüne geçirmiş Kim, kızı Hailey’yi (Abigail Breslin) bu yılbaşında koruma güdüsüne giriyor. Kim’in, bir önceki yılbaşında tanıştığı plâk şirketinin varisi Sam’le randevusu var. Sam, uzun ve çok zorlu yolculuktan sonra peçeteye yazı yazmış Kim’i unutamamış ve ondan saf aşkı diliyor. Romantizmin eski zamanlarındaki gibi. Ünlü şarkıcı Jensen de geçen yılbaşı kırdığı aşçı Laura’dan aşk dileniyor. Kırılan kalbi tamir etmek zor olsa da aşk kazanıyor hep.

    Bir ustaya saygı…

    Bu kadar Hollywood ünlüsünün bir filmde bir araya gelmesi, 1934 doğumlu yönetmen Garry Marshall’a saygı duruşu için. Marshall, “modern pigmalyon”, 1990 yapımı “Pretty Woman-Özel Bir Kadın” filmiyle fenomene dönüşmüştü. Marshall, sinemada yönetmenliği yanında yapımcılık, oyunculuk ve senaristlik de yaptı. Michelle Pfeiffer ve Al Pacino’yu biraraya getiren 1991 yapımı “Frankie and Johnny” filmi de çok ünlüdür. Marshall’ın 2011 yapımı “New Year’s Eve-Yılbaşı Gecesi” filminde sürpriz adlar da var. 1988 yapımı “Big-Büyük” ve “Awakenings-Uyanışlar” filmleriyle hatırlanan Amerikalı kadın yönetmen Penny Marshall, ayrıca yönetmen Garry Marshall’ın da kız kardeşi. Garsonu oynayan Robert de Niro’nun evlâtlık kızı Drena de Niro da bu filmde. New York’un caddelerinden ve sokaklarından estetik fotoğraflar da yansıyor filmde. New York, genelde Hollywood filmlerinde Manhattan’ın gökdelenlerinin silüetleriyle yansıtılıyor. Bu filmde New York’un ruhuna dalıyorsunuz. Yönetmen, “Yılbaşı Gecesi” filminde hatırlamayı, saygıyı, sevgiyi, nazik olmayı asla hayatınızdan çıkarmayın diyor. Son jenerikteki çekim hatalarının yansıması da yönetmenden seyircilere bir armağan gibiydi. İyi seneler…

    (Bu yazı 23 Aralık 2011 tarihli Taraf Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)

    (30 Aralık 2011)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com

    Altın Koza’nın Kısa Filmleri ve Belgeselleri Nevşehir Üniversitesi’nde İzleyiciyle Buluştu

    Nevşehir Üniversitesi Sinema Kulübü ve Nevşehir Damla Sinemaları işbirliği ile gerçekleştirilen 18. Uluslararası Altın Koza Film Festivali Kısa Film Seçkisi ve sinema üzerine gerçekleştirilen söyleşiye Nevşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Filiz Kılıç, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Çetin Pekacar, İktisadi ve İdari Bilimler Dekanı Prof. Dr. Şevki Özgener’in yanı sıra akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Sinema yazarı Fırat Sayıcı moderatörlüğünde yapılan ve yoğun ilgi gören söyleşiye Yrd. Doç. Dr. Kadir Beycioğlu ile sinema yazarları Esin Küçüktepepınar ve Sadi Çilingir konuşmacı olarak katıldı.

  • Basın Bülteni
  • Etkinlik hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Altın Koza’nın Kısa Filmleri ve Belgeselleri Nevşehir Üniversitesi’nde İzleyiciyle Buluştu yazısına devam et