Türkiye’nin İlk Kuir Festivali Başlıyor

Türkiye’nin ilk kuir festivali Pembe Hayat KuirFest’in açılış töreni 17 Kasım 2011 Perşembe günü saat 19:00’da Kızılay Büyülüfener Sineması’nda başlayacak. Sunuculuğunu Pembe Hayat Derneği’nin kurucusu ve Teslimiyet filminin oyuncularından Buse Kılıçkaya’nın yapacağı gece mini bir konserle başlayacak. Festival’in açılış filmi ise, 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde büyük ilgi gören Zenne adlı film olacak. 2008’de eşcinsel olduğu için ailesi tarafından öldürülen Ahmet Yıldız’a adanan film, Ankara galasını festival kapsamında yapacak.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Bir Cinayetin Kara Mizahı

    Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi
    Yönetmen-Senaryo: Onur Ünlü
    Müzik: Attila Özdemiroğlu
    Görüntü: Vedat Özdemir
    Oyuncular: Selçuk Yöntem (Celal), Ezgi Mola (Jülide), Türkü Turan (Özge), Tansu Biçer (Kamuran), Bülent Emin Yarar (Ergün), Güler Ökten (Kamuran Hanım), Yılmaz Gruda (Nida Bey), Köksal Engür (Turan), Tuğra Kaftancıoğlu (Okan), Cengiz Bozkurt (Hakkı)
    Yapım: Eflatun Film (2011

    18. Adana Altın Koza Film Festivali’nde “En İyi Film” seçilen “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi”, polisiteyle komediyi iç içe geçiren tam anlamıyla traji-komik bir film.

    Bu film, üniversitede anayasa profesörü olan Celal Tan ve ailesinin traji-komik hikâyesi. 18. Adana Altın Koza Film Festivali’nde “En İyi Film” ve “En İyi Senaryo” dallarında ödüller alan 2011 yapımı “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi”, tüm oyuncularının ortak performanslarına da “Altın Koza” kazandırdı. İşte bu film tam anlamıyla bir kara mizah. Film, Celal Tan’ın doğum günü yemeğinin hazırlığıyla başlıyor. Celal Tan’ın genç eşi Özge’nin de son gecesi bu doğum günü. Eve geç gelen Celal Tan kıskançlıkla, kendini karşılayan genç karısı Özge’nin ölümüne neden oluyor ve telâşla evden çıkıp gidiyor. Ailesinin evde olduğunu da düşünmüyor Celal Tan. İşte filmde bu noktadan sonra her şey zıvanasından çıkıyor ve trajedinin içinde de mizah dolaşmaya başlıyor. Celal Tan, cinayeti birine yıkmaya çalışırken aklına emekli anayasa profesörü Turan geliyor. Turan’ın da ölümü yaklaşmış. Çünkü o kanser. Turan’ın da tüm derdi, ölünce iki meleğe ne cevap vereceği. Celal Tan, din kitabından Turan’ı çalıştırırken geride de hikâyeler devam ediyor. Bir baltaya sap olamamış ve babaannesinin adını taşıyan oğul Kâmuran, yeni iş girişimi olan sarsarken rahatlatan koltukları satmak için babasından yardım bekliyor. Babaanne Kâmuran, televizyonda sanat müziği programı yapan Nida beye tutkun. Evin “femme fatal”ıysa Jülide. Doyumsuz Jülide, intihar etmiş kocasının ölümüne mi neden olmuştur? Filmin derinliğinde bu kadının her şeye neden olabileceğine kanaat getiriyorsunuz. Bir de Celal Tan’ın âmâ kayın biraderi Ergün var. Bir dedektif gibi kız kardeşi Özge’nin katilini arıyor. Operacı Okan da unutulmamalı elbette. Jülide’nin sevgilisi Okan, hikâyedeki karışıklığın odağında. Sonunda kazanan aile oluyor. Kaybedenlerse iyiler.

    Çok komik film…

    18. Atın Koza Fim Festivali’nde gördüğümüz “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi” filminde Adanalı sinemaseverler çok eğlendiler. Hatta trajik sahnelerde bile güldüler. Yönetmenin de istediği bu olmalı. 1973 yılında İzmit’te doğmuş Onur Ünlü, ilk filmi 2006 yapımı “Polis” filmiyle hatırlanıyor. Yönetmen, 2007’de “Çocuk”, 2008’de “Güneşin Oğlu” ve 2010’da “Beş Şehir” filmlerini yönetti. “Acemi Müezzin” ve “Leyla ile Mecnun” dizilerini de televizyon için çekti. Televizyon dizilerinden edindiği deneyimlerle “dolly”ye takılı kamerayla çalışmayı seven yönetmen, “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi” filminde televizyon dizisi tadı da veriyor yer yer. Sinemaskop çekilmesine rağmen. Filmde sinemaya yakın yerler de var elbette. Ama, yönetmen televizyonun çok etkisinde kalmış. “Dolly”ye takılı kameranın aileyi arabanın içinde tepesi aşağı göstermesi, hem görsel açıdan hem de metaforik olarak en iyi anlardan diyebiliriz. Yönetmen bazı anlarda gerçeküstü sahneler de yaratmış. Celal Tan’ın trafik lambasıyla konuşması, ölü Özge’nin Kâmuran’la görünmesi gibi. Filmde, özellikle operacı Okan’la âmâ kayınbirader Ergün’ün göründüğü sahneler gerçekten eğlendirici. Hatta sivil polis Hakkı da filme eğlence katmış. Seyirciyi kahkahalarla güldüren bu filmde bol bol küfür de var. Adanalı sinemasever hanımlar bu küfürlere kahkahayı bastılar. Babaanne Kâmuran’ın ağzından dökülen belden aşağı espriler, gülmekten seyircilerin midesine kramp indirebilir. Bu film, Eskişehir’de çekildi. Ebette çekimlerin bir bölümü de Anadolu Üniveritesi’nde gerçekleşmiş. “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi”, işte böyle eğlendirirken, büyük ödülü hak etti mi, diye zihinlerde soru işareti bırakıyor. Jürinin bir bildiği vardı herhalde.

    (18 Kasım 2011)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com

    Zenne, Ankara’da

    48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, SİYAD Ulusal En İyi Film, En İyi İlk Film, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Tilbe Saran), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Erkan Avcı) ve En İyi Görüntü Yönetmeni (Norayr Kasper) ödüllerini alan Zenne, 17 – 24 Kasım 2011 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenen Pembe Hayat KuirFest’in “açılış filmi” olarak gösterilecek. Devlet erkânıyla büyükelçilik temsilcilerinin katılımının da beklendiği festivalde, M. Caner Alper ile Mehmet Binay’ın yönettiği Zenne, bu defa başkentte konuşulacak.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Alacakaranlığın Şafağından Gelen Şey

    Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bölüm 1 (The Twilight Saga: Breaking Dawn – Part 1)
    Yönetmen: Bill Condon
    Roman: Stephenie Meyer
    Senaryo: Melissa Rosenberg
    Müzik: Carter Burwell
    Görüntü: Guillermo Navarro
    Oyuncular: Kristen Stewart (Bella), Robert Pattinson (Edward), Taylor Lautner (Jacob), Peter Facinelli (Carlisle), Billy Burke (Charlie), Sarah Clarke (Renee), Ty Olsson (Phil), Ashley Greene (Alice), Elizabeth Reaser (Esme)
    Yapım: Summit Entertainment (2011)

    Ünlü Amerikalı yönetmen Bill Condon’ın yönettiği “Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bölüm 1”, ikiye bölünmüş bir film. Şafak vakti doğan melez bebek Renesmee, gelecek filmin de asıl kahramanı sanki.

    Bu son serideki hikâye, Bella ve vampir Edward’ın görkemli düğünüyle açılıyor. Yüksek topuklu giyemeyen Bella, Brezilya’nın Amazonlarındaki balayında genç kocası Edward’la mutlululuğun içinde uçarken beklenmedik bir şey oluyor. İçinde bir şey hızla büyüyor. Birkaç haftalık evli Bella, birdenbire dokuz aylık hamile oluyor. Bella’ya aşk ötesi tutkulu bir de Jacob var. Bu tutku da filme melodram katmış. Jacob, “dönüştürülmüş” bir genç. Öfkelenince birden kurt adama oluveriyor. Serinin önceki “Alacakaranlık” filmlerini görmemiş seyirciler için bu son film zihinlerde boşluk yaratabilir. Catherine Hardwicke, 2008’de “Twilight – Alacakaranlık” serisinin ilk filmini çekmişti. 2009’da Chris Weitz serinin “The Twilight Saga: New Moon – Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay” filmini çekti. David Slade, 2010’da “The Twilight Saga: Eclipse – Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma” filmini sinemaseverlerle buluşturdu. Tüm “Alacakaranlık” serisinin senaryolarında Melissa Rosenberg imzası var. “Harry Potter” serisini takip etmemiş sinemaseverlerin herhangi bir bölümü gördüğünde şaşkınlığa düşmesi gibi “Alacakaranlık” serisinde de boşluğa düşebilir. İşte bu yüzden, Jacob’ın Bella’ya tutkusu hemen algılanamıyor. Başka karakterler için de öyle. Serinin ilk üç filminin DVD’leri bulunabiliniyor. Serinin önceki filmlerindeki gibi karakterleri de aynı oyuncular canlandırıyor, belirtelim.

    Yeni hayat geliyor…

    Ormanın içindeki vampirlerin malikânesinde Bella, vampir Carlisle’ın gözetiminde doğumunu gerçekleştirmeye çabalıyor. Bu gebelik Bella’da “dönüşüm” de yapıyor. Carlisle ona kan veriyor içmesi için. İçindeki bebek Bella’nın vücuduna da tahrifat veriyor. Öte tarafta, ormanın içindeki kurt insanlar, Bella’ya ve doğacak bebeğini öldürmek için harekete geçtiklerinde, Jacob onlara savaş açıyor. Seyirciler, bebeğin bir canavar yaratık olacağını düşünürken, sağlıklı güzel bir kız bebek dünyaya geliyor. İkinci bölümde bu bebek birçok yaratığı zorlayacak gibi. Bella’nın doğumdan sonra kalbi duruyor. Acaba Bella geri dönecek mi? Son jenerik yazıları akarken salonu hemen terk etmemek gerekebilir. Yönetmenin ikinci bölüm için sürprizi saklı olabilir bu son anda. Belki de asıl hikâye bu bölümün ikincisinde. Bella, çabucak dünyaya gelen melez bebeğine Renee’yle görümcesi Esme’nin ismini veriyor: Renesmee… Bu isim, edebiyat ve sinema tarihinin çok özel isimlerinden biri olmaya aday sanki. Bu film, “Alacakaranlık” seri romanının Amerikalı kadın yazarı Stephenie Meyer’ın “Breaking Dawn” eserinden uyarlandı. Roman iki bölüm halinde beyazperdeye geliyor. İkinci bölüm de gelecek yıl bu 16 Kasım’da gösterime girecek. 2011 yapımı “The Twilight Saga: Breaking Dawn – Part 1 / Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bölüm 1”, tüm dünyayla aynı anda Türkiye sinemalarında da seyircilerle buluşuyor şimdi.

    Epsilon’dan çıkan bu roman, serinin dördüncü kitabı. Bu yayınevi yazarın bütün romanlarını yayımladı. Yazarın, “Alacakaranlık” serisinden “Breaking Dawn” romanını da “Şafak Vakti” adıyla 2009’da yayımlamıştı. Filmin hikâyesi, Louisiana, Rio de Janeiro ve İngiliz Kolombiyası’nda geçiyor. Özellikle Brezilya’daki Amazonlar ve Kanada’daki İngiliz Kolombiyası’ndaki ormanlar, sinemaskop görüntülerle seyircileri büyülüyor. Küresel ısınmayla tükenen dünyamızdan mücevherler gibi oraları. Filmde bu güzelliklerin hakkını veriyor. 1955’te New York’ta doğan yönetmen Bill Condon’ın, 2006 yapımı “Dreamgirls – Rüya Kızlar” siyah müzikal filmi sekiz dalda Oscar’a aday olmuş, sadece iki ödül alabilmişti. Yönetmen, 1995 yapımı “Farewell to the Flesh – Şeker Adamın Laneti 2” korku filmiyle bu türe uzak olmadığını gösteriyor. 2004 yapımı biyorafik dram filmi “Kinsey” filmi de sinemalarımıza gelmişti. New Yorklu besteci Carter Burwell’ın müzikleri de Condon’ın filmine çok şey katmış. Filmdeki gerilimi yaşarken bu tınılarla ruhunuz rahatlıyor. Burwell’ın müziklerini Coen kardeşlerin filmlerinden hatırlayabilirsiniz. Condon’ın filminin kameramanı da önemli bir sanatçı. Meksikalı Guillermo Navarro, önemli yönetmenlerden Robert Rodriguez’in birçok filminin gözü oldu. Navarro, Guillermo del Toro’nun yönettiği 2006 yapımı “El Laberinto del Fauna – Pan’ın Labirenti” filmiyle Akademi’den “En İyi Görüntü Yönetmeni” dalında Oscar kazanmıştı. Condon’ın filminde santranç anlarındaki konuşmalara da kulak vermek iyi olabilir.

    (Bu yazı 18 Kasım 2011 tarihli Taraf Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)

    (18 Kasım 2011)

    Ali Erden

    sinerden@hotmail.com