Tanrı’nın Sessizliği / Serseri

Harry Dickinson’ın yönettiği ‘Serseri / Urchin’ siyah üzerine beyaz ön jeneriğin ardından İncil pazarlayan satıcının çağrısıyla açılıyor. Orta yaşlardaki kadın ‘Dostlar İsa mesihi duydunuz mu’, ‘Rabbime dua ettim, çektiğim acıları duydu’, ‘Siz de İncil’i alın, ya da uygulamasını telefonunuza indirin’ mesajları verirken kaldırımda derin uykuya dalmış evsiz Michael (Frank Dillane) bir hışım uyanarak ‘Kapa çeneni’ dediği kadına susmasını işaret ediyor. Bu açılış, filmin finali ile anlam kazanacak anahtar sahnelerden biridir.

20’li yaşlardaki genç adam sokakları evi bellemiştir. Çöp bidonlarının ardına gizlediği sırt çantasında üç beş parça salaş giysisi vardır. Telefonunu bir kafede şarj eder. Sıcak bir çorba için gelen geçenden bozukluk dilenir. Daha hazırlıklı olduğu zamanlar, kullanılmayan boş bir mekânda mukavvalar üzerine serdiği uyku tulumuna kıvrılarak uyur. Kendine geldiğinde bağımsız hayır kurumlarının yiyecek dağıttığı, yoksulların ve başka evsizlerin müdavimi olduğu merkezleri turlar. Cüzdanının çalındığını farkettiğinde en yakın arkadaşı Nathan (yönetmen Dickinson canlandırıyor) ile kavgaya tutuşur. Olan biteni izleyen siyahi Simon’un (Okezio Morro) yemek ikramına kuytuda şiddetle karşılık verip, adamın cüzdanını ve satmak için saatini çaldığında Mike bir kez daha cezaevini boylayacaktır.

Dickinson genç adamın geçmişi hakkında bilgi vermezken (yalnızca evlâtlık alındığını öğreniriz), hapishane sürecini de izleyiciyle paylaşmaz. Filmde birkaç kez tekrarlanacak olan bir düş sekansında banyonun deliğinden sabunlu suyun karanlık boşluğa akışıyla özdeşleşen Mike’ın hayatın karanlık dehlizlerinden gün ışığına çıkış yolu arayışı tasvir edilir. Sosyal kurumların bizim gibi ülkelere nazaran çok daha verimli çalıştığı Londra düzeninde 7 ay sonra şartlı tahliye ile salıverilen Mike 6 – 10 hafta arası bir süre için infaz kurumlarıyla çalışan bir hostele yerleştirilir. Bu süre zarfında ondan bir iş bulması ve belli bir düzen kurması beklenmektedir. Önce salaş bir restoranda aşçı yamaklığı, daha sonra kamuya açık parlarda çöp toplayıcılığı işlerini dener.

Uyuşturucu ve alkolden uzak durmaya özen gösterir. Yeni edindiği iş arkadaşlarıyla birlikte eğlenir. Hayatını düzene sokmak adına, küçük hostel odasında ‘kişisel gelişim dersleri’ üzerine meditasyon kasetleri dinler, iyi olmaya, güçlü durmaya çalışır. Ancak gelişmiş bir ülkede yaşasa da, kapitalizm çarklarında ona tanınan süre çok da uzun olmayacaktır. Sendelediği anda, ne başlangıçta hatalarını görmezden gelen restoran sahibi, ne de kendi işini kurmaya kararlı hippi edalı iş arkadaşı ve sevgilisi Andrea (Megan Northam) onun elinden tutacaktır. Mike’ın ilk sahnelerden beri karşısına çıkan yaşlı mistik kadın ve düşünde Nathan kimliğinde beliren rahip onun çaresizliğine kulak verecekmidir.

Dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Cannes’da yapan ve saygın ‘Un Certain Regard’ seçkisinden En İyi Erkek Oyuncu Ödülü ile dönen son dönemin yetenekli oyuncularından Dillane’i henüz 16 yaşındayken rol aldığı ‘Harry Potter ve Melez Prens / Harry Potter and the Half – Blood Prince’de (2009) genç Tom Riddle olarak izlemiştik. Yönetmen Dickinson’ın ‘Beach Rats’ (2017) ile başlayan oyunculuk serüvenini ise, Altın Palmiye’li ‘Hüzün Üçgeni / Triangle of Sadness’in (2022) ardından Nicole Kidman’ın canlandırdığı orta yaşlardaki kadın patronun çalışanı ve aşığı olarak rol aldığı ‘Baby Girl’ ile taçlandırdığını biliyoruz. Yakışıklı oyuncu, erken yaşlardan beri kafasına koymuş olduğu yönetmenlik tutkusunu perdeye taşıdığı, Agnès Varda imzalı ‘Yersiz Yurtsuz / Sans Toit Ni Loi – Vagabond’ (1985) ve ‘Toplayıcılar / Les Glaneurs et La Glaneuse’ (2000) esinleri taşıyan ‘Serseri’nin bir ilk filmden beklenmeyecek olgunluğa sahip olduğunun altını çizmeliyim.

Yönetmenin rolüne hazırlanırken baş aktörüne Albert Camus’nin ölümsüz romanı ‘Yabancı / L’Étranger’yi okumasını önerdiğini biliyoruz. ‘Serseri’de bu minvalde geçmişini bilmediğimiz Michael Wittshine’ın anını ve varoluşsal çabasını izliyor, onun Bergmanvari ‘Tanrı var mıdır yok mudur’ sorgusuna ve dipsiz karanlığın hüküm sürdüğü karanlık evrende hayatta kalma mücadelesine tanıklık ediyoruz. Dickinson genç bir insanın hayat hikâyesini, hüznü defetmeye çalışan bir mizah ve hayatta kalma arzusu ile harmanlıyor.

(24 Haziran 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Tek Tip İnsanlığa Doğru / Koloni

Cannes 2026’nın ‘Geceyarısı Sineması’ filmlerinden ‘Koloni / Gunche – Colony’, korku – gerilim sinemasının hayli ilgi gören alt dalı ‘zombi istilâsı’ türünün taze bir örneği. Güney Kore’de hasılat rekoru kıran filmin yaratıcısı Yeon Sang-ho’yu yine Cannes’da aynı seçki dahilinde dünya prömiyerini yapmış 2016 yapımı ‘Zombi Ekspresi / Busanhaeng – Train to Busan’ filminden tanıyoruz. Adı geçen filmde, önüne geçilemeyen bir virüs salgı tüm Kore’yi sarmışken korku ve dehşetin pençesindeki bir tren dolusu yolcunun başkent Seul’den ülkenin güneyine, hastalık bulaşmış ve zombileşmişlerin henüz ulaşamadığı Busan’a varma mücadelesi konu edilir.

Kariyerine çizgi dışı animasyonlarla başlamış olan Sang-ho, Güney Kore toplumunda çürüme ve şiddeti eksen alan metaforlar üzerinden ilerler. Cannes’da ‘Eleştirmenler Haftası’ seçkisinde gösterilen 2011 yapımı ‘Domuzlar Kralı’ çelimsiz öğrencilerin zorbalığa maruz kaldığı kendi lise yıllarının acımasız ortamından yola çıkmıştır. 2013 yapımı ‘Sahtekâr’ toplumu sömüren sahte din adamlarını eleştirir. Yapımını 2015’te tamamladığı ‘Seul İstasyonu’ esinini, o yıllarda Güney Kore’yi kasıp kavurmuş solunum sistemini etkileyen Ortadoğu kökenli virüs salgınından almıştır. Filme konu olan ölümcül virüs, boynundan ısırılmış yaşlı bir evsizin başkentin merkez istasyonunda zombiye dönüşmesinin ardından hızla yayılmaya başlar. Finalde tüm karakterlerin zombiye dönüştüğü çürümüş, merhametsiz bir dünya çizen sinemacı, ekonomik eşitsizlik ve yolsuzluğun tavan yaptığı ülkesinde evsiz zombilerin saldırısı, toplumsal patlamanın metaforuna yönelmiştir. ‘Seul İstasyonu’nun devamı niteliğindeki ‘Busan Treni’ yine zombi kıyameti aracılığıyla ülkesindeki sınıf çatışmasını körükleyen ekonomik dengesizliğe işaret eder.


B-yapımlarını sanatsal nitelikli çabalara dönüştürme uğraşı veren Sang-ho’nun sıcağı sıcağına bizde de gösterime giren son çalışması ‘Koloni’de, bu kez Seul’deki dev bir alışveriş merkezi dehşet mekânına dönüşüyor. Bir biyoteknik konferansı için Doongwoori binasında bir araya gelenler, rekabet ortamında kendi krallığını ilan etmek üzere yola çıkan ve aşısını bedenine zikrettiği virüs sayesinde insanları kolektif bilinçle hareket eden canlılara dönüştürmeyi hedefleyen genç bilim adamının bio – terör saldırısına uğruyor. Sürekli evrimleşen ve karıncaların sinyal düzenine benzer bir biçimde yol alan bu ‘koloni’ye karşı bireyselliğini ve insan olma özelliğini korumaya çalışanların bir gökdelenin katları arasına sıkışmış dehşetengiz mücadelesi kaçınılmaz olacaktır.

Yenilikçi bir enfeksiyon sayesinde hızlı hareket edebilen, koşabilen, öğrenen, taklit eden bir tür yeni nesil zombilerin öyküsünde, Sang-ho’nun bu kez de yapay zekâ yüzyılında insanların tek tipleştirildiği ya da çağımızın otoriter düzenlerinde emredilenin harfiyen yerine getirildiği bir sürü düzeninin yaratılması üzerine kafa yorduğunun işaretlerini alıyoruz. Lakin mükemmel koreografilenmiş görsel aksiyonun ön planda oluşu sinemacının vermek istediği mesaj demetini gölgede bırakıyor. Bazı kaçınılmaz tekrarlar ve türün klişeleri göze batıyor gerçi, ancak tek mekân ve zaman birliğinden hareketle baş döndürücü omuz kamerasının hizmet ettiği saf aksiyon, hele bir de Atlas Sineması konforunda izlendiğinde türün tutkunlarına aşkın bir görsel şölen vadediyor.

(23 Haziran 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Sert Ama Sessiz Portre: Serseri

Taşlara, kuşlara, atlara, otlara
İnsanlara selam ver.
Ne görürsen selam ver.
Sonra çıkarıp cebinden aynanı
Bir selam da kendine ver.

Alışkanlıklarımız belirleyici oluyor; her filmin (müziğin, resmin, öykünün ya da akla gelen her şeyin) bir mesajı olması gerektiğini sanıyoruz. “Serseri”, sadece bir yanıyla karşımıza çıkan, mesaj verme (ya da alma) kaygısı taşımayan, insanı düşündürmeye çalışan; aslına bakarsanız kendisini bulmayı sağlayan bir film. Üstün Dökmen’in alıntıladığım şiiri, en tam da o nedenle aynı şeyleri söylüyor, aklın yolu bir, dönüp kendinize bakın. Filmi izledikten sonra zaten önünüze o yol açılacak…

Harris Dickson’un yazıp yönettiği “Urchin”, özellikle pandemi sonrası ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların yarattığı bunalımı bir genç üzerinden anlatıyor. Evsiz, işsiz, uyuşturucu kullanan, şiddet göstermekten çekinmeyen, yardım etmeye çalışanlardan bile çalan biri Mike (Frank Dilliane). Çok başarılı, gerçekten hissederek oynamış ve o duyguyu film boyunca sürdürüyor. Mike, sinirli, gergin ve sevimli… sosyal hizmet görevlisine armağan alacak kadar da duyarlı; ancak “hayatın sillesini yemiş” ve kendini toparlayamıyor.

Hapisten çıktıktan sonra devletin ona sunduğu olanaklar (bizde yok) onu “serseri”likten çıkarmaya yetecek mi? Kalacak yeri, yapacak işi, küçük de olsa kazancı oluyor, hatta eski arkadaşlarıyla karşılaştığında onlardan kaçıyor (yine yeniden o zorlukları yaşamak çok da kolay değil kuşkusuz). Ünlü sözü anımsıyorsunuz o anda: “Hayat, siz planlar yaparken karşınıza çıkanlardır”. Her şey iyiye giderken, “bir seferden bir şey olmaz” dediğiniz anda tüm yaşam tepetaklak!

Oyunculuktan -ki, küçük bir rolde de izliyoruz- yönetmenliğe geçen Dickson, izlenimci bir dille takip ediyor Mike’ı. Pandemi gerginliğiyle onun “serseri”ce yaşamı buluşuyor ve doğal olarak aynı dönemde kendinizin duygularınızı nasıl kontrol altına aldığınızı düşünüyorsunuz. Dickson, çok başarılı bir film çekmiş, öyküsü de, kurgusu da, müziği de, oyunculukları da alabildiğine sakin, doğal ve gerçekçi. Üstün Dökmen devam etsin:

Yola çıkınca her sabah,
Bulutlara selam ver.

Hatırın kalmasın el gün yanında
Bu dünyada sen de varsın!
Üleştir dostluğunu varlığınla,
Bir kısmı seni de sarsın.

(23 Haziran 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Çeşme’nin Yerel Lezzetleri Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nde Buluştu

Çeşme Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ve Yarımada Çiftliği, Çeşme’de yapılan Uluslararası Gastronomi Film Festivali’ne festival süresince tam destek sundu. Festival alanında yer alan stantlarda Çeşme’ye özgü yerel lezzetlerin ve üreticilerin görünürlük kazanmasına destek veren Çeşme Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ve Yarımada Çiftliği, bölgenin gastronomi değerlerinin, ulusal ve uluslararası sinema ve gastronomi seven  katılımcılarla buluşmasına katkı sağladı.

Çeşme’nin Yerel Lezzetleri Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nde Buluştu yazısına devam et

Uluslararası Gastronomi Film Festivali, 10 – 12 Temmuz’da Kars’ta

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kars edisyonu 10 – 12 Temmuz tarihleri arasında yapılacak. Festival 3 gün boyunca, söyleşiler, film gösterimleri, tadım etkinlikleri, Sine Sınıf ve Gastro Sınıf etkinliklerine ev sahipliği yapacak. Kars’ın zengin mutfak kültürü, güçlü doğal mirası ve yerel üretim geleneklerini sinema aracılığıyla görünür kılmayı amaçlayan festival, katılımcılara disiplinlerarası bir deneyim sunacak. Festival boyunca gösterimler, söyleşiler, yerel lezzet deneyimleri, sergiler ve kültürel keşif rotalarıyla Kars’ın gastronomik ve kültürel hafızasına odaklanılacak, 3 gün boyunca dolu dolu etkinliklerle buluşulacak.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali, 10 – 12 Temmuz’da Kars’ta yazısına devam et

101 Yaşındaki Cumhuriyet Öncüsünün Belgeseli Ankara’da İlk Kez İzleyiciyle Buluştu

Cumhuriyet’in yetiştirdiği Türkiye’nin ilk kadın kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Sabahat Kaymakçalan’ın yaşamını konu alan Kalplere Dokunan Kadın adlı belgesel filmin, ilk gösterimi Ankara Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapıldı. Yönetmenliğini Nurgül Bayram’ın üstlendiği yapım, 101 yaşındaki Kaymakçalan’ın yaşamı üzerinden Türkiye’de kardiyolojinin gelişim sürecine ve Cumhuriyet’in bilim mirasına ışık tutuyor. Belgesel, izleyiciyi 1950’li yılların hastanelerine ve tıp dünyasına götürüyor.

101 Yaşındaki Cumhuriyet Öncüsünün Belgeseli Ankara’da İlk Kez İzleyiciyle Buluştu yazısına devam et

7 Dogs, Rekorların Ardından Türkiye’ye Geliyor

26 Haziran 2026 Cuma günü Türkiye’de sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanan aksiyon ve gerilimi zirveye taşıyan 7 Dogs, gösterime girdiği ülkelerde elde ettiği gişe başarısıyla tüm dünyada dikkat çekiyor. Yaklaşık 40 milyon dolarlık devasa bütçesiyle bölgenin bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük sinema yapımları arasında gösterilen film, ilk haftasında 10,3 milyon doların üzerinde hasılat elde ederek birçok ülkede gişe listesinin zirvesine yerleşti. Bad Boys for Life ve Bad Boys: Ride or Die filmlerinin yönetmenliğini yapan Adil El Arbi ve Bilall Fallah imzasını taşıyan yapım, yüksek prodüksiyon kalitesi ve uluslararası oyuncu kadrosuyla son dönemin çok konuşulan filmleri arasında yer alıyor.

7 Dogs, Rekorların Ardından Türkiye’ye Geliyor yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Kasabanın Sırrı / Normal

Ben Wheatley’nin yönettiği ‘Normal’ Japonya’nın Osaka kentinde açılıyor. Yanlış yaptıkları için iki adamına öfkesini kusan Yakuza lideri önce onları öldürmeyi düşünmüştür ama ne denli pişman olduklarını gösterirlerse kendilerine ikinci bir şans verilecektir. Adamlardan biri hatasının diyeti olarak serçe parmağını bizzat kesmeyi kabullenir, diğeri tereddüt edince kellesinden olur. Wheatley’nin bu sert girişinin ardından … Devamı…»

Türkiye Yazdı, Sıra Jüride: Direniş ve Adalet Senaryo Yarışması’nda Final Heyecanı

Zeytinburnu Belediyesi’nin 15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. yılına özel olarak düzenlediği “Direniş ve Adalet” Kısa Film Senaryo Yarışması’nda finale kalma heyecanı yaşanıyor. Alanında uzman ön jüri tarafından büyük bir titizlikle seçilen 40 finalist eser, şimdi kazananları belirlemek üzere jürinin değerlendirmesine sunuldu. 15 Temmuz’un toplumsal hafızasını sanatın evrensel diliyle geleceğe taşımak amacıyla başlattılan yarışmada final aşamasına gelindi. Türkiye’nin dört bir yanından yarışmaya gönderilen 249 özgün senaryo, öncelikle alanında uzman isimlerden oluşan ön jüri tarafından itinayla değerlendirildi ve finale kalan eserler belirlendi.

Türkiye Yazdı, Sıra Jüride: Direniş ve Adalet Senaryo Yarışması’nda Final Heyecanı yazısına devam et

Bir Christopher Nolan Filmi Odyssey’den Kamera Arkası Görüntüleri Paylaşıldı

Kamera arkası görüntüleri paylaşılan Christopher Nolan’ın heyecanla beklenen yeni filmi Odyssey, dünyanın dört bir yanında yepyeni IMAX film teknolojisiyle çekilmiş mitolojik bir aksiyon destanı olarak tanımlanıyor. Film, Homeros’un temel destanını ilk kez IMAX film gösteren sinema perdelerine taşıyor ve 17 Temmuz 2026 tarihinde tüm dünya sinemalarda gösterime giriyor. Odyssey’de Matt Damon, Tom Holland, Anne Hathaway, Robert Pattinson ve Lupita Nyong’o, ayrıca Zendaya ve Charlize Theron rol alıyor. Odyssey, Emma Thomas ve Christopher Nolan tarafından Syncopy şirketleri için filme alındı, yürütücü yapımcılığını Thomas Hayslip yaptı.

  • Basın Bülteni
  • Kamera arkası görüntüleri için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Bir Christopher Nolan Filmi Odyssey’den Kamera Arkası Görüntüleri Paylaşıldı yazısına devam et

Cebran

Meriç Erseçgen’in yönettiği ve Tuğba Kürükoğlu, Hakan Aydın, Elçin Atamgüç ile Buğra Soykan Kişioğlu’nun oynadığı Cebran, 28 Ağustos 2026’da CGV Mars Dağıtım dağıtımıyla Karasinek Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
Çocuk hasreti çeken Meryem ve İbrahim sonunda bekledikleri mucizeye kavuşurlar. Ancak geçmişte yaşanan trajik bir kazanın gölgesi, bu mutluluğun üzerine çöker. Yıllar sonra oğulları Aras’ın çevresinde açıklanamayan olaylar baş gösterir; Meryem, kâbuslar ve esrarengiz varlıklarla yüzleşmek zorunda kalır. Çaresiz kalan aile, Kadir Hoca’nın yardımıyla bu karanlık olayların izini sürer. Fakat attıkları her adım onları ölümcül bir sırra götürür.

  • Basın Bülteni
  • Fragman

Cebran yazısına devam et

Yıldızlar Altında, Denizin Kıyısında, Ayvalık Açık Hava Film Geceleri 5. Yaşını Kutluyor

Deniz kenarında, yıldızlar altında sinema keyfi yaşamak ve Ayvalık Açık Hava Film Geceleri’nin 5. yıl coşkusuna ortak olmak isteyenler için biletler Biletix ve Biletinial web siteleri üzerinden 01 – 11 Temmuz tarihleri arasında ön satışa sunulacak. Ayvalık Açık Hava Film Geceleri, 11 Temmuz akşamı Oscar ödüllü usta yönetmen Chloe Zhao’nun imzasını taşıyan büyüleyici dönem draması Hamnet ile başlayacak. Maggie O’Farrell’ın New York Times en çok satanlar listesindeki romanından sinemaya uyarlanan film, Shakespeare’in zamansız başyapıtı Hamlet’e ilham veren, büyük bir trajedi ile sınavdan geçen, gözler önüne serilmemiş aşk hikâyesini anlatıyor.

Yıldızlar Altında, Denizin Kıyısında, Ayvalık Açık Hava Film Geceleri 5. Yaşını Kutluyor yazısına devam et

37. Ankara Film Festivali

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından düzenlenen Ankara Film Festivali, bu yıl 37. kez sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Türkiye ve dünya sinemasının en yeni, iddialı ve ödüllü yapımlarını Ankaralı izleyicilerle buluşturacak olan festival, 12 – 20 Kasım 2026 tarihleri arasında, her yıl olduğu gibi yine Kızılay Büyülüfener Sineması’nda gerçekleştirilecek.

37. Ankara Film Festivali yazısına devam et

Paw Patrol: Dino Filmi Ana Afişi Paylaşıldı

Yönetmenliğini Cal Brunker’in üstlendiği ve ana afişi paylaşılan filmde, gemileri bir fırtınaya yakalanınca PAW Patrol yavruları, dinozorlarla dolu tropik bir adaya acil iniş yapmak zorunda kalır. Burada, dinozorlar konusunda uzman haline gelmiş olan Rex ile tanışırlar. PAW Patrol’un ezeli düşmanı Belediye Başkanı Humdinger, kontrolsüz bir şekilde kazı yapmaya başlayınca, farkında olmadan dev ve uykuda olan bir yanardağı harekete geçirir. PAW Patrol yavruları, şimdiye kadar karşılaştıkları her şeyden daha büyük, dinozor boyutunda ve yüksek riskli kurtarma görevlerinin içine sürüklenir. Adadaki her şey yok olmadan önce Humdinger’ı durdurmaları gerekmektedir.

Paw Patrol: Dino Filmi Ana Afişi Paylaşıldı yazısına devam et

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu