Bu Bir Film: Resident Evil

Genç kuşak, “Resident Evil”in bir oyun, hem de çok sevilen, neredeyse tüm seviyelerinin oynandığını biliyor. Benim kuşağım ise sinema üzerinden tanıyor. Gerek izlerken gerekse yazmaya başlamadan yaptığım kısa bir gezinti sonrasında hemen herkes “oyun” üzerinden yorumlamış.

Zach Cregger, tarzını tümüyle yansıtmış ve ortaya film gibi film çıkmış. Gerek kamera hareketleri, gerek ışıklandırma, gerek mekân kullanımı, gerek sessizliğin ürkütücü sesi, gerekse de oyuncu (gencecik Austin Abrams taşıyor filmi başından sonuna) çok başarılı. Hepsini bir araya getirince izlediğiniz, bildiğiniz “oyun”dan çıkıp bir beyazperde şölenine dönüşüyor: Hızlı, korkutucu, yalın ve bir o kadar sakin…

Gregger, filmi, gerçekten sürükleyici, merak ettiren, izleyiciyi bir an bile boş bırakmayan bir düzeye çıkartmış. Oyuncuların başarısı “sus”ları iyi oynayıp oynamadığıyla ölçülür, burada film sessizliğiyle gerçekten bir “sus”lar cenneti. Yetinmeyen bir yönetmen olduğunu (daha önce çektiği korku filmlerini hatırlarsanız) bilirsiniz. Titizliğini de katınca tam bir seyirlik film olmuş. Sahi, ben korku filmlerini sevmem, hele de böyle iğrenç yaratıklı olanları hiç, ama inanır mısınız, filmi büyük bir heyecan içinde (tamam, tırnaklarımı kemirmedim, bir iki kez koltuktan da sıçradım) izledim.

Bryan’ın (Austin Abrams) tıbbi kurye olarak uzak bir kente giderken, yolu aydınlatan far ışığında eşiyle yaptığı telefon konuşmasında yalnızlığın insanın içine saplanması çok etkiledi beni. Gerçekten telefonda eşiyle konuşuyor ama kafasında onlarca soru işareti geçiyor; onun yalnızlığı seyirciye geçiyor. Sonrasında zaten siz de filmdesiniz zaten.

(18 Eylül 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Bir yanıt yazın