Video oyunlarının sinema uyarlamaları ve bitmez tükenmez devam filmlerine pek sıcak bakmadığım bilinir. 20 küsur yıllık tarihi olan ‘Resident Evil’in yeni sürüm beyazperde uyarlamasını ilk duyduğumda burun kıvırdığımı da hatırlıyorum. Ancak yönetmenlik koltuğunda Zach Cregger adını görünce filme kayıtsız kalmam mümkün olmadı. Zira, 1981 doğumlu oyuncu ve yazar / yönetmenin sinema dünyasında ilgiyle karşılanan 2022 yapımı çalışması ‘Barbarian’ın, Hitchcock’un ‘Sapık / Psycho’sundan esinli ilk bir saatlik bölümünün usul usul yükselen gerilim duygusunu çok sevmiştim. Cregger, geçtiğimiz yıl adaylık listelerinde yıldızı parlayan ve Amy Madigan’ın parlak yorumuyla Oscar heykelciğine uzanan ‘Silâhlar / Weapons’ ile başarısının tesadüfi olmadığını da kanıtladı. Grimm kardeşlerin ürkütücü masallarının izini süren karmaşık yapıyı çoklu karakterlerin farklı bakış açılarından aktarma yolunu seçen ‘Weapons’, gecenin bir yarısında evlerinden çıkarak karanlığa karışan tam 17 çocuğun hikâyesinde, şeytani bir gücün elinde en masumların dahi öldürücü silâhlara dönüşebildiğini anlatıyordu.
Cregger bu defa markalaşmış bir video oyununun küllerinden yepyeni ve yaratıcı bir evren yaratmaya soyunmuş. Oyunda temel öykü, hükümetle işbirliği halindeki tekinsiz Umbrella Corporation eliyle tehlikeli virüsler ve biyolojik silâh deneyleri yapılan Raccoon City’de beklenmedik bir biçimde ortaya çıkan zombi salgınları ve buna karşı verilen yaşam mücadelesini anlatır. Cregger serinin önceki bölümlerinde yer almış karakterleri bir kenara bırakmış ve yepyeni, özgün bir hikâye kurmuş.
Buz gibi bir gece yarısı St. George hastanesine gelen medikal kuryeye bölge dışındaki Raccoon City’ye acilen götürülmek üzere yeni bir sipariş öneriliyor. Gecenin geç saatinde sıcak evine dönmek varken karlı buzlu yollarda bir teslimat daha almaya gönlü olmayan ama iki misli ücret teklif edilince işi kabûl eden Bryan (Austin Abrams) giderek bastıran tipinin izinde yol alırken, kız arkadaşı ile mesajlaşmalarından derdinin büyük olduğunu anlıyoruz. Film boyunca yüzünü hiç görmeyeceğimiz Michelle hamiledir ve bebeği dünyaya getirip getirmemek konusunda ısrarla Bryan’ın fikrini öğrenmek ister. Bir yandan yolla cebelleşirken öte yandan hayati bir mesele karşısında çaresiz ve ürkek kalan genç adam gecenin ıssızında aniden yola çıkan bir kadına çarpar. Kaza sonrası olay yerinden uzaklaşmayarak karın üzerindeki kan izlerini takip eder ve yaralı kadını arabasına koyarak hastaneye götürmek için harekete geçer. Hiç konuşmayan yaralının bakışları ve davranışları bir tuhaftır. Derken devriye polis olaya el koyar. Bryan olayı anlatır, memuru ikna eder, ancak ikisinin de bilmedikleri, değişim geçirmekte olan yaralı kadının kurban değil çevresindekileri yok etmeye hazırlanan bir yaratık olduğudur. Bundan sonrası Bryan’ın tek başına hayatta kalma mücadelesi üzerinedir, ancak her ne olursa olsun kendisine teslim edilen yüksek öncelikli teslimatı adrese ulaştırmalıdır.
Zamanında ‘Resident Evil’ müptelâsı olduğunu ifade eden yönetmen Cregger, video oyununu kendi arzu ettiği biçimde oynamak istemiş. Buradan yola çıkarak Bryan karakterini, konsolun başına geçen şahsının oyun esnasında vermiş olduğu reaksiyonlar üzerinden geliştirmiş, serinin askeri donanımlı güçlü kuvvetli karakterleri yerine, ufak tefek, çelimsiz, kendi halinde vatandaş tiplemesini yaratmış. Üstelik, değişmekten, olgunlaşmaktan korku duyan genç adamın çocuk sahibi olma konusunda endişelerinin bir ölçüde kendi kişisel kaygılarıyla da örtüştüğünü itiraf etmekten de çekinmiyor. Daha öncesinde eline doğru dürüst silâh almamış genç kurye öylesine akıl almaz tuzaklara göğüs germek, öylesine ürkünç oluşumlarla mücadeleye etmek zorunda kalıyor ki, bir an şöyle bir dönüp olan bitenin gerçek mi ya da düş mü olduğu konusunda tereddüt etmekten kendini alamıyor.
Ve Cregger bu atmofer içinde, serinin kadim hayranlarının tepkisini de göze alarak, kendi olağanüstü evrenini kuruyor. Film bir an bile hız kesmiyor. Genç sinemacı tek gecede tam zamanlı geçen hikâyesinde, sadece 90 dakikalık bir süre içinde izleyiciyi bir hız trenine bindiriyor ve finale kadar indirmiyor. Fazla kan revandan rahatsız olanları uyarmak isterim ancak Cregger’in sinema duygusu sinmiş pırıl pırıl yaratıcılık içeren sahne düzenlemelerine, tıpkı ustası Hitchcock misali hınzır mizah unsurlarını başarıyla eklemlideğini belirtmek isterim. Radikal bir biçimde beyazperdeye yeniden aktarılan, korku – gerilim sinemasının son dönemdeki zirvelerinden biri olan ‘Resident Evil’, karla kaplı Prag sokaklarının kan gölüne dönüştüğü ya da Raccoon hastanesinin doğum koğuşundaki mahşeri sekanslarda ustalığını kanıtlayan Darius Wolski’nin CGI destekli dehşetengiz set tasarımları, Hays ve Ryan Holladay biraderlerin gerilimi tetikleyen tekinsiz müzik çalışmalarıyla sivriliyor.
Bitirirken, ‘Silâhlar’da polisten kaçan uyuşturucu müptelâsı rolünde tanıdığımız Abrams, ana karakter Bryan’ın insani ölçekteki tüm şaşkınlığını başarıyla veren harika bir oyun çıkardığını es geçmeyelim. Bir Dustin Hoffman ışığı gördüğüm genç oyuncuyu, Ekim ayı içinde gösterime girecek olan ‘Balina Düşüşü / Whalefall’da babasının cenazesini okyanustan çıkarmak için dalış yaptığı sırada devasa bir balina tarafından yutulan, memeli deniz hayvanının karnında kısıtlı bir oksijenle yeni bir hayatta kalma mücadelesi veren dalgıç Jay Gardiner olarak izleyeceğimizi müjdeleyelim.
(18 Eylül 2026)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com




