Sadi Çilingir tarafından yazılmış tüm yazılar

Sesim Geliyor mu?

Bradley Cooper’ın yönettiği ve Will Arnett, Laura Dern, Bradley Cooper, Amy Sedaris, Sean Hayes, Andra Day, Christine Ebersole, Ciaran Hinds ile Scott Icenogle’ın oynadığı Sesim Geliyor mu? (Is This Thing On?), 20 Şubat 2026’da UIP Filmcilik dağıtımıyla Disney Studios Türkiye tarafından vizyona çıkarıldı.
Sesim Geliyor mu?, orta yaş bunalımı ve boşanmayla karşı karşıya kalan Alex’in New York komedi sahnesinde yeni amacını aramaya başlamasını, eşi Tess’in ise aileleri için yaptığı fedakârlıklarla yüzleşirken ortak ebeveynlik, kimlik ve aşkın yeni bir biçim alıp alamayacağı konularında bir yolculuğa çıkmasını konu alıyor.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman: 1 / 2 / 3
  • IMDb
  • Korkut Akın Yazıyor

Sesim Geliyor mu? yazısına devam et →

Komik, Ürkütücü Ama Olmazsa Olmaz: Güller

Popüler bir şarkı vardı, aklımda kaldığınca, “Olamam ki, olamam ben senle de sensiz de” diyordu… Evlilikler de öyle sanki, iki ayrı insan, iki ego (güçlü ya da güçsüz), iki düş(ünce), iki karakter, iki gergin ya da esnek insan… ne kadar bir arada olabilirler? Olurlarsa, kim neyi feda eder, kim kazanır ya da kaybeder? Sahi, siz kimin kazanmasını istersiniz? Bu soruyu önce kendiniz için yanıtlayın…

“Evlilik zor zanaat”

Jeneriğinden başlayarak gerçekten güzel, keyifli, hoş, bir o kadar da düşündürücü bir film izleyeceğinizi baştan belirteyim. Nasıl kıpır kıpır bir jenerik, son günlerde hepimizin tepesine binen sosyal, siyasal, ekonomik, ekolojik sorunlar yumağından sıyrılmanız için özel yapılmış sanki. Warren Adler ve Tony Mcnemara’nın yazdığı, çok yıllar önce çevrilmiş (yaşı tutanların hâlâ hatırladığı) “Güller”i (O zamanki adı “Güllerin Savaşı” idi), bu kez Jay Roach yönetmiş. Olivia Colman ile Benedict Cumberbatch filmi başından sonuna taşıyor zaten, tam bir İngiliz zarafeti ve soğukkanlılığıyla. Her iki oyuncu, zaten başarılılar, bu filmde iyice aşmışlar kendilerini bile.

Neden “Güller”, hemen belirtelim, soyadları Gül (Rose) de ondan. Bir araya geldikten sonra, ilk işleri Amerika’ya göçmek olan ikilinin iki çocuğu olmuştur. İyi yemek yapan Ivy (Colman), şef olmanın hayalindedir. Theo (Cumberbatch) ise bilinen bir mimardır ve Amerika’da da hemen iş bulur. Çok büyük bir kasırgada yaptığı bina (denizcilik müzesidir) yıkılınca işsiz kalır. Aynı gün, Ivy’nin açtığı küçük lokantaya yağmurdan sığınan bir yemek eleştirmeni gelir ve yemeklerin lezzetini över. Durum tersine dönmüştür. Theo evde çocuklara bakarken Ivy artan müşterilerine yemek yetiştirmek için daha çok çalışır.

Buraya kadarı tamam…

Bu koşuşturma içinde birbirlerine zaman ayıramamaları nedeniyle aralarındaki duygusal bağ da zayıflar. Herkesin başına gelebilecek böylesi bir durumdan sıyrılmaları kolay olmayacaktır. Birbirlerini sevdikleri apaçık ortadadır (Theo, kendisine sarkan bir kadına hiç pas vermez. Ivy ise zaten sadıktır eşine). Ancak yine de anlaşamazlar. Birbirlerini öyle iğnelerler ki, arkadaşları bile imrenir onların bu olgunluğuna. Kızmazlar, kırıp dökmezler, ayrılıp gitmezler… Ne zaman ki, çıkarlar devreye girer, her şey tersine döner. Zaten film, bu tersine dönmüşlüğün nedenlerini ve sonuçlarını aktarıyor bizlere.

Empati gerekli…

İki ayrı insanın birlikteliğinin sürmesi için karşılıklı empati gerekir. Çocuklarını büyütürlerken, onlara verdikleri veya vermeye çalıştıkları eğitim önemlidir. Sevdiğiniz kişiye saygı (işine, yaptıklarına, konuşmalarına, tavırlarına) duymamaya başladığınızda ipler kopacak denli incelir.

Alabildiğine komik, bir o kadar gergin, en az o derecede tartışmaya açık ve birebir kendinizi gördüğünüz karakterlerden çıkarılacak çok ders var…

29 Ağustos’tan başlayarak gösterimde…

(27 Ağustos 2025)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Tehlikeli Bölge

Ramazan Ekmekçi’nin yönettiği ve Kadir Parlak, Ozan Turan, Hasan Şenbayrak, Sevim Oyar, Aykut Yavuz ile Seyfi Azrak’ın oynadığı Tehlikeli Bölge, 12 Eylül 2025’de CGV Mars Dağıtım dağıtımıyla VFX İstanbul tarafından vizyona çıkarıldı.
Büyük Taarruz’a üç gün kala, Mustafa Kemal’den özel bir görev alan bir grup asker, görev bölgesine ilerlerken düşen bir uzay gemisiyle karşılaşır. Artık hem düşman askerleriyle hem de bilinmeyen bir tehditle savaşmak zorundadırlar. Türkiye’nin ilk dönem bilim-kurgu filmi olan Tehlikeli Bölge, savaşın acımasızlığını, insan doğasının sınırlarını ve bilinmeyene karşı verilen mücadeleyi çarpıcı bir atmosferde anlatır.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Tehlikeli Bölge yazısına devam et →

Çiğdem Kömürcüoğlu Yazıyor: 82. Venedik Film Festivali’nin Yıldızı George Clooney mi Olacak?

82. Venedik Film Festivali 27 Ağustos – 06 Eylül arasında gerçekleşiyor. Festival’in büyük ödülü “Altın Aslan” için aralarında Guillermo del Toro, Jim Jarmusch, Oliver Assayas, Kathryn Bigelow, Valerie Donazelli, François Ozon ve Park Chan-wook gibi iddialı yönetmenlerle, Shu Qi gibi ilk yönetmenlik deneyiminin heyecanını yaşayan bir oyuncunun imzasını taşıyan 21 film yarışıyor. Festival, filmin yapımcılarının “İtalya’da geçiyor” ve “Bir aşk … Devamı… »

Kayıp Kamyon’un Yıldızları Sadri Alışık Ödülleri’ne Aday

Türk tiyatro ve sinemasının usta isimlerini onurlandıran Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri, bu yıl 26. kez düzenleniyor. Sanat dünyasının en prestijli organizasyonlarından biri olarak kabul edilen ödüllerde, Kayıp Kamyon filminin başrol oyuncuları da aday listesinde yer aldı. 18 Ekim 2024’te vizyona giren ve Sinehane Film Prodüksiyon A.Ş.’nin düzenlediği senaryo yarışmasında finale kalıp ödüle hak kazanan Kayıp Kamyon, güçlü oyunculuk performanslarıyla dikkat çekmişti. Filmdeki rolleriyle öne çıkan Bülent Emin Yarar, Engin Hepileri ve Ülkü Hilal Çiftçi, bu yılki Sadri Alışık Ödülleri’ne aday gösterildi.

Kayıp Kamyon’un Yıldızları Sadri Alışık Ödülleri’ne Aday yazısına devam et →

Babalar ve Oğullar / Çıkış 8

Dünya prömiyeri Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nin coşkulu ‘Geceyarısı Gösterimleri’nde gerçekleşen ‘Çıkış 8 / 8-Ban Deguchi’, Japon sinemasının efsanevi yapım şirketi Toho’nun logosu ile açılıyor. Hikâyemiz ise Tokyo metrosunda başlıyor.

Cep telefonlarına gömülmüş kalabalık, balık istifi dolmuş tren vagonundan yükselen canhıraş bebek çığlığına kayıtsızdır. Ancak sinirli bir yolcu sert bir dille annesinden çocuğu susturmasını ister. Öykümüzün olan bitene ilgisiz isimsiz ana karakteri (Kazunari Ninomiya) ise bu süreçte tren penceresine vurmuş karanlık ve hüzün yüklü aksine sorular sorar gibidir. Sırt çantasını yüklenmiş genç adam alt geçide doğru yürürken yeni ayrıldığı kız arkadaşından bir telefon gelir. Kız hamiledir ve bebeği dünyaya getirme konusunda kararsızdır. Eski partnerine bu konuda ne düşündüğünü sorduğunda kesin bir yanıt alamaz. Önce ses gider, genç adam çıkış koridoruna yöneldiğinde hat çekmiyordur artık.

Tren içinde bebek ağlaması esnasında kesilen ardından yeniden coşkuyla çalmaya başlayan ‘Bolero’nun tınıları bundan sonra yaşanacakların ön habercisidir aslında. Ravel’in ‘tek kalıp notanın farklı ses ve enstrümanlarla çalınması’ üzerine kurulu bu en tanımış orkestra eserinde bilindiği gibi parça içinde aynı melodi sürekli bir biçimde döner ve her defasında etkisi giderek artar. Genç adam 8 numaralı çıkışı ararken kendisini benzer bir döngü içinde sürüklendiği alt geçit labirentinde bulacaktır. Çevresinde, sağ elinde evrak çantası sol elinde mobil telefonu, robotik adımlarla yanından geçen kendisinden daha ileri yaşlarda ciddi görünüşlü bir adamdan (Yamato Kochi) başka hiç kimse yoktur.

Hikâye, ‘Bolero’ örneğinde olduğu gibi tedirginliğin dozu giderek katlanan bir tekrarlar silsilesine dönüşür. Duvardaki aynı posterler, aynı yangın musluğu, aynı kilitli kapılar, aynı dolaplar tekrar tekrar karşısına çıkar. Yazılı bir uyarı doğrultusunda, 8 no’lu çıkışa ulaşabilmesi için herhangi bir farklılık ya da ‘anomali’ ile karşılaştığında geri dönerek aksi yöne doğru ilerlemesi gerektiği bilgisini alır. Bu klostrofobik süreçte önce Ninomiya, ardından (belki de genç adamın hiç tanımadığı babasını simgeleyen) Kochi ve nihayetinde aniden beliren küçük oğlan çocuğunun (Naru Asanuma) gizem ve umut dolu çıkış mücadelesini izleriz. Lakin labirentten çıkış kolay olmayacaktır.

Tokyo metrosunun sonsuz bir arafa dönüştüğü yapım, yapımcılıktan gelen, ‘Eğer Kediler Yeryüzünden Yok Olursa’ adlı çok satmış romanın yazarı Genki Kawamura’nın ikinci uzun metrajı. 2022 yapımı bir roman uyarlaması ilk filmi ‘Yüzlerce Çiçek / A Hundred Flowers’da melankolik bir yaşlılık hikâyesi anlatmış olan genç sinemacı ‘Çıkış 8’i Kotake Create’nin geliştirdiği aynı adlı video oyunundan beyazperdeye uyarlamış. Film Hollywood’daki benzerlerinden farklı olarak bir video oyununun aksiyon yüklü geriliminin ötesinde, varoluşsal bir arayışa kafa yoruyor, düşsel bir psikolojik bir serüvene yelken açıyor.

Başlangıçta izleyiciye hiçbir mantıklı açıklama sunulmuyor. Öykünün huzursuz altyapısına karşın Kawamura bildik korku filmlerinin ucuz klişelerine yüz vermiyor. Yeraltındaki tedirgin arayış ilerledikçe olan bitenin ana karakterin kendi yaşadıkları ile ilintili olduğu ortaya çıkıyor. Kawamura özgün video oyununun mekanik özelliklerinin ötesinde, klostrofobik koridorlar aracılığıyla ebeveynlerin çocuklarına karşı sorumluluklarını işaret ediyor. Kişisel vicdan ve yükümlülükleri irdelerken çağdaş Japon toplumundaki değer aşınımlarını sorgulamaya girişiyor. Babasız büyümüş genç adam için harekete geçme, sorumluluğu yüklenme zamanı gelmiştir artık.

Kawamura’nın finalinde hayli duygusal sahneler var. Bu duygusallığı, bu insani adımları şahsım adına sevdim. Japon yönetmenin Kubrick esinli kompozisyonlarını, ‘Cinnet / The Shining’i hatırlatan anları, ‘Exit 8’ göstergesinin ‘2001: A Space Odyssey’deki bir dönemin yapay zekâsı Hal’ün işlevini üstlenmiş bir nevi ‘ilahi varlık’ olarak temsilini de öyle. Yazımı tamamlarken, Japonya’nın idol grubu Arashi’nin süperstarı Ninomiya’nın (kısaca ‘Nino’ diye çağrılıyor) etkileyici performansına ayrıca dikkat çekmek isterim.

(27 Ağustos 2025)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Vefalı Galip

Vefalı Galip belgeseli Gökçe Kaan Demirkıran yönetmenliğinde çekildi. 1921 doğumlu Galip Haktanır, Türk futbolunun en özgün karakterlerinden biriydi. Tek gözü görmediği için “Kör Galip” lakabıyla anılsa da sahalardaki mücadeleci ruhuyla Vefa Spor’un efsaneleri arasına girdi. Darüşşafaka’da eğitim gördüğü yıllarda futbola başlayan Haktanır; Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray genç takımlarında oynadıktan sonra Vefa’yı tercih ederek futbolun simge isimlerinden biri oldu. 1940 – 1950’li yıllarda Milli Takım forması da giydi. Futbolculuğunun yanı sıra beden eğitimi öğretmeni olarak da çalıştı. Belgeselin çekimleri Haktanır 101 yaşındayken gerçekleşti.

Vefalı Galip yazısına devam et →

Korkut Akın Yazıyor: İçinizdeki Erkeği Öldürün: Sörfçü

Neyse, sörfçüyle tanıştığımızda başarısız bir hayatın ortasında yüzüyor. Karısı başka bir adamdan hamile, babası çocukken intihar ederek onu yetim bırakmış, onu mutlu edeceğini düşündüğü şeyi alacak kadar parası yok. Dünya ve tüm sistemleri onu yüzüstü bırakmış. Tek istediği, hayatında en mutlu olduğuna inandığı, dalgaların üzerinde süzüldüğü zamana geri dönmek. Ancak bunu yapamaz çünkü aydınlanmaya hazır değildir. Boşan(ama)mış, eşi … Devamı… »

26. HDI Sigorta Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde Adaylar Açıklandı

Türkiye’nin tiyatro ve sinema dalında sadece ‘oyuncu’ ödülleri veren tek organizasyonu HDI Sigorta Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri adayları açıklandı. HDI Sigorta ve AHL Pay yan sponsorluğunda yapılacak HDI Sigorta Sadri Alışık Ödülleri için geri sayım başladı. Bu sene verilecek olan özel ödüller ve vefa ödülleri şu şekilde sıralanıyor. Sinema alanında, bu yıl Ayhan Işık Özel Ödülü başarılı oyuncu Barış Arduç’a verilecek. Beraber adlı yapımdaki başarısıyla Ekrem Bora Yılın En İyi Çıkış Yapan Oyuncu Ödülü genç oyuncu Mina Demirtaş’ın, ünlü yönetmen Erden Kıral adına verilen Seçici Kurul Özel Ödülü ise, Büyük Kuşatma filmiyle Alp Öyken’in olacak.

26. HDI Sigorta Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde Adaylar Açıklandı yazısına devam et →

Aşk ve Yemek Filmi Çekimlerine Başlandı

Sinema sezonunun en iddialı filmlerinden biri olan ve çekimlerine başlanan Aşk ve Yemek sıcacık konusu, muhteşem oyuncularıyla izleyenlerin gönlünde taht kuracak. Yönetmenliğini Müge Uğurların yaptığı filmin başrollerinde Uğur Güneş, Hande Doğandemir, Hatice Aslan ve Osman Sonant yer alıyor. Doğası ve yemek kültürü ile Türkiye’nin öne çıkan şehirleri arasında yer alan Tokat’ta çekilen filmin sıcacık hikâyesini izleyen sinemaseverler, salondan mutlu ayrılacaklar.

Aşk ve Yemek Filmi Çekimlerine Başlandı yazısına devam et →

Bir Oyundan Ötesi: Çıkış 8

Genki Kawamura’nın, ergenlerin çok sevdiği bir bilgisayar oyunundan yaptığı film bir yanıyla Japon, bir yanıyla da biz. Metroda ağlayan bebeğe sinirlenen adam, neredeyse dövecek, annenin ise özür dilemekten başka ne gelir ki elinden; tıka basa dolu metroda bir kişi bile bağıran adama itiraz etmiyor, sakinleştirmeye çalışmıyor. Filmin kahramanı, sonradan öğreniyoruz ki, üzgün tepki göstermediği için.

Adını, işini bilmediğimiz, ama ayrıldığı kız arkadaşının kendisinden hamile olduğunu öğrendiğimiz genç adam, hastaneye arkadaşının yanına gidecek ama metro koridorlarında kayboluyor. Öğreniyoruz ki, beyaz fayans kaplı, standart ışıklandırılmış, duvarlarında ilanlar asılı Japon metrosunda kaybolmak çok kolay-mış.

Bizde neden böyle bir film yapılmıyor?

Bir metro istasyonunda üç oyuncuyla kotarılan bir film “Çıkış 8”. Sorunlar yumağında çözümsüzlüğün yarattığı tahribatı anlatıyor. Tam da bizim hikâyemiz anlatılan. Japonlar bizden daha mı sıkıntılı? Çözümsüzler mi her alanda? Kendilerinin yarattığı günahın kefaretini mi ödüyorlar acaba? Biz, her gün hayat pahalılığının altında ezilirken, haksız tutuklanmalarla hukuk (Anayasa bile) hiçe sayılırken, ormanlarımız yanarken, büyük şehirlerimizde bile susuzluk tehdidi varken, barınma, beslenme, eğitim ve sağlık sorunlarıyla devlet yerine kendimiz çözüm bulmaya çalışırken böylesi bir filmi niye düşünmeyiz ki!

Metro istasyonundan çıkabilmek için işaretleri takip etmek yeterli değil, muhakkak bir şeyler değişebiliyor. Reklam panolarındaki gözler size dönebiliyor, rakamlar (8 bile) ters dönebiliyor. Eğer bir anormallik varsa geri dönmeniz gerekir. Kahramanımız her seferinde yanılıyor, birinci aşamayı geçse bile, ikincide, üçüncüde başa dönebiliyor. Peki, biz ne yapalım? Kendi ellerimizle verdiğimiz gücü geri alamadığımız için açlık, yoksulluk ve yoksunluk içerisinde çözümsüz dönenip duruyoruz.

Psikolojik gerilimle karışık…

“Çıkış 8” bir yanıyla gerilim bir yanıyla korku, bir yanıyla da seyircinin çözüm için çaba harcamasını isteyen bir film. Oyunu çok sevilmiş, çok tutulmuş, oynayanlar açısından bağımlılık yaratmış… Film ise korkutmuyor, tedirgin ediyor. Gerilimle birlikte yansıyan çözümsüzlük düşünmeye çağırıyor. Sahi, o koridorda kimse ölmez, bir şekilde kurtulur ama bizim yaşadığımız labirentten kurtulma ihtimalimiz neredeyse hiç yok. Umutsuzluk değil bu, egemen erkin hukuk, yasa, gelenek görenek dinlememesi…

“Çıkış 8” ilginç bir film. Aynı koridorlardan defalarca geçse de her seferinde izleyici olarak, “bu kez olacak” duygusuyla pür dikkat takip ediyorsunuz. Çok yönlü filmin insandaki etkisi de çok yönlü…

29 Ağustos’tan başlayarak gösterimde…

(25 Ağustos 2025)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Altın Portakal’da Emek Ödülleri

24 Ekim – 02 Kasım 2025 tarihleri arasında izleyicisiyle buluşacak 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Sinema Emek Ödülü Feride Çiçekoğlu’na, Genç Sinemacı Emek Ödülü ise Cansu Baydar’a takdim edilecek. ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nde lisans ve lisansüstü eğitimini tamamlayan 
Feride Çiçekoğlu, Fulbright burslusu olarak Pennsylvania 
Üniversitesi’nde doktorasını yaptı. Bahçeşehir Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü’nden mezun olan Cansu Baydar, 2014’te This Is Afreeka adlı kısa belgeseli çekti.

Altın Portakal’da Emek Ödülleri yazısına devam et →

30 Ağustos Zafer Haftası Coşkusuyla Büyük Zafer Filmi Turnesi Samsun’da

30 Ağustos Büyük Taarruz’un 103. yılı ve Cumhuriyetimizin 102. yılı, bu yıl Zafer Haftası kapsamında çok özel bir film projesiyle taçlanıyor. Türkiye’nin ilk gerçekçi animasyon filmi Büyük Zafer, 30 Ağustos Zaferi’ni anlatıyor. Film 29 Ağustos’ta tüm Türkiye’de vizyona giriyor. Zafer coşkusunu şehir şehir taşıyan Büyük Zafer Turnesi, 18 Ağustos Pazartesi Samsun’da olacak. Film temalı etkinliklerle Samsun halkı unutulmaz bir deneyim yaşayacak.

30 Ağustos Zafer Haftası Coşkusuyla Büyük Zafer Filmi Turnesi Samsun’da yazısına devam et →

82. Venedik Film Festivali Geri Kazanılan Hazine Değerinde Filmler

Gelelim 27 Ağustos – 06 Eylül tarihleri arasında düzenlenen 82. Venedik Film Festivali’nin en heyecan verici bölümlerinden birine, Venedik Klasikleri’ne. Restore edilerek sinemaya geri kazandırılan 18 filmle, kurtarılmış ya da yeni keşfedilmiş materyallerle yeni çekilen 9 belgesele.

Queen Kelly’nin çekim hikâyesi ve filmin başına gelenler neredeyse filmden ilginç. İki şahane kadın oyuncu Claudia Cardinale ile Monica Vitti’den, 1960’ların ortasında hayat verdikleri, iki ayrı tarz İtalyan komedisi. Japonya’nın 60 yıldır, ilk kez, hiç kesilmeden gösterilecek “hayalet hikayeleri” klasiği, “Kwaidan.” Yerli yersiz sansüre takılıp makaslanan, hatta gösterimi engellenen filmler. Meselâ Hollywood’da sansür, uzun süre, yatak sahnesi çekilirken, oyuncuların iki ayağının birden yatak üzerinde olmasına izin vermiyor. Bir ayak mutlaka yere basacak. Sinema yetkililerinin “Biz zamanında bu filmin değerini, önemini anlamadık” diye yakındıkları çok özel filmler. Ne mutlu, geri getirildiler.

18 Geri kazanılmış film

Lolita: “Bu romanın ruhunu ancak Stanley Kubric anlayabilir ve onu beyazperdeye taşıyabilirdi” diye değerlendirilen, Rus yazar Vladimir Nobokov’un, 1955’de Paris’te yayınlandığı andan itibaren skandal yaratan romanından, İngiliz yönetmen Kubric’in 1962 yılında çektiği unutulmaz siyah beyaz film. On dört yaşındayken Lolita rolü için seçilen Sue Lyon’u on altı yaşında yıldız yapmakla kalmadı, ilk filmiyle ona “Umut veren genç oyuncu” dalında Altın Küre ödülü kazandırdı. Çok genç bir kızla saplantılı bir ilişkinin kahramanı olan orta yaşlı İngiliz profesörü canlandıran James Mason ile Lolita’nın aymazlık içindeki annesini oynayan Shelly Winters’ın da ne kadar güçlü oyuncular olduklarını bir kere daha kanıtladı. ABD – İngilere 1962.

Roma Ore 11 – Acı Lokma: Guiseppe de Santis’in 1951 yılının ocak ayında Roma’da meydana gelen gerçek bir enkaz altında kalma olayından yola çıkarak çektiği film, İtalyan sinemasının “neorealizm” akımının en güçlü örneklerinden biri kabul ediyor. İtalyan sinemacılar şimdi “Vah vah, biz zamanında bu mücevher filmin değerini anlamadık” diye özeleştiri yapıyorlar. Ben buna tanıklık edebilirim. Çekildikten altı yıl sonra 1958 – 59 sezonunda Türkiye’de gösterilen bu siyah-beyaz filmi ilkokuldan mezun olduğum yaz seyrettim, yani henüz çocukluktan çıkmamıştım. Kadınların enkaz altında kaldığı sahneler ve yaralı kadınların hastanede yaşadıklarını anlatırken, yüzlerindeki hiçbir şey söylemeden, çok şey anlatan o donuk ifade, yıllar geçse de gözümün önünden hiç gitmedi. Bir kişinin alınacağı iş ilanına 200 kadın müracaat eder. Binaya girebilmek için birbirini sıkıştıran, itişen kadınların ağırlığı altında merdiven ve sahanlık çöker, kadınlar enkaz altında kalır. Yirmi altı yaşında bir kadın hastanede yaşamını yitirir. Beş yaralı kadının hastane yatağında sırasıyla yaşadıklarını anlatmasıyla film gelişir. Lucia Bose, Lea Padovani, Carla Del Poggio, Massimo Girotti ve Raf Vallone başrolleri paylaşıyor. İtalya 1952.

Il Magnifico Cornuto – Şahane Koca: Antonio Pierangeli’nin yönettiği, Ugo Tonazzi ile Claudia Cardinale’nin birbirini aldatan çifti canlandırdıkları, kocanın sonunda çıldırma noktasına geldiği, cinsellik içeren komedi-dram. Filmde Gian Maria Volonte de rol alıyor. İtalya 1964.

Ti Ho Sposato per Allegria – I Married You for Fun Luciano Solce’nin yönettiği, ağır dramatik rollerde izlemeye alıştığımız Monica Vitti’nin hafif dengesiz, neşeli bir genç kızı oynadığı komedi, “Seninle eğlence olsun diye evlendim” diyen bir film. Döneminde sansürün kesip attığı ve kayboldu sanılan iki sahne, Cinecitta’da bulunup filme eklenmiş. Italya 1967.

House of Strangers: Joseph L. Mankiewics’in yönettiği drama, gerilim, kara filmde, Susan Hayward, Edward G. Robinson, Debra Paget oynuyor. Yıllarca hapis yatan bir adam, yabancılaşmış aile fertlerinin ihanetinin hesabını sormak üzere eve geri döner. Film bazı ülkelerde “Lanetli Ev” adıyla gösterilmiş. ABD 1949.

Przypadek (Blind Chance) Polonyalı yönetmen Krzystof Kieslowsky’nin 1981 yılında çektiği, sansür tarafından “siyasi film” olduğu gerekçesiyle yasaklandığı için ancak 1987’de gösterime girebilen, Türkiye’de “Kör Talih” adıyla bilinen “Przypadek-Blind Chance” aynı öykünün üç farklı biçimde anlatıldığı bir romantik drama. “Kişinin harekete geçme ihtiyacına” vurgu yapan film, Kieslowsky’nin 1989’da Polonya televizyonu için çektiği 60 dakikalık on filmden oluşan “Dekalog’unun habercisi olarak niteleniyor. Polonya 1981.

Matador: Pedro Almodovar’ın otuz altı yaşındayken çektiği cinsellikle şiddet ilişkisini, ölüm ve aşkı sorguladığı erotik gerilim filmi. Fetiş oyuncusu Antonio Banderas başrolde. İşlemediği cinayetleri polise itiraf eden matadoru oynuyor. Filmde İspanya’nın önemli kadın oyuncuları Carmen Maura ile Assumpta Serna da rol alıyor. İspanya 1986.

Le Quai Des Brumes – Sisler Rıhtımı: Yönetmen Marcel Carne’nin, Jean Gabin ve Michele Morgan’la çektiği 1938 yapımı film, “Fransız şiirsel gerçekçiliğinin simge filmi” kabul ediliyor. Senaryoda ünlü şair yazar Jacques Prévert’in de imzası var. İkinci Dünya Savaşı sonrası doğanların ve “Yeni Dalga Akımı” filmleriyle büyüyenlerin tanımadığı, fransız sinemasının bir önceki dönemine ait tarihi önem taşıyan bir film. Fransa 1938.

Kagi – Odd Obsession – Tuhaf Takıntı: Japon yönetmen Kon Ichikawa’nın Junichiro Tanizaki’nin 1956’da yazdığı “Key – Anahtar” adlı romandan uyarladığı 1959 yapımı satirik komedi. Yaşı ilerleyen ve giderek güçten düşen antika uzmanı kendisinden çok genç bir kadınla evlenince aile içinde ilişkiler karışır. Kocanın, genç karısını kıskansın ve heyecanı artsın diye teşvik ettiği “aşk üçgeni” “dörtgen”e dönüşerek sonunda felâkete yol açıyor. Japonya 1959.

3:10 to Yuma – Gönüllü Katil: 1950’lerde Hollywood’un efsane oyuncuları Glenn Ford ve Van Heflin’in başrolleri paylaştığı, Delver Dames’in yönettiği, klasik “western” psikolojik drama. Demiryolları şirketi, yakalanan azılı katil çete liderini (Glenn Ford) kurtarmaya çalışacak çete mensuplarını engelleyerek, 3:10’da Yuma’ya giden trene bindirmesi için, para sıkıntısı çeken bir küçük çiflik sahibini (Van Heflin) tutar. Ama ilişkiler beklenenden farklı gelişir. ABD 1957.

Mark of the Renegade: Arjantin doğumlu Hugo Fregonese’nin yönettiği Amerikan yapımı macera, romans, drama filmi. 1820’lerde Meksika Cumhuriyeti’nin yönetimi altındaki Los Angeles’de geçiyor. Kahramanımız Marcos (Ricardo Montalban) Meksika’ya bağlı “Kaliforniya İmparatoru” olmak için entrikalar çeviren bir düzenbazı yakalamak için “hain” damgası yemiş bir korsan kılığında aralarına giriyor. 50’lerde Amerikan müzikal filmlerinin vazgeçilmez oyuncusu Cyd Charisse başrolü paylaşıyor. Filmde Charisse varsa elbette müzik ve dans da var. ABD 1951.

The Delicate Delinquent – Yaman Hafiye: Özellikle çocukların çok sevdiği Amerikalı komedyen Jerry Lewis, kavgacı genç bir kapıcı rolünde. Sokak çetelerinin eline düşmesin diye bir polis onu himayesi altına alıyor. Yöneten Don McGuire. ABD 1957.

Lo Spettro – The Ghost: Korku, kılıç- kalkan ve gerilim filmleriyle tanınan yönetmen Riccardo Fredo’nun, “Robert Hampton” takma adıyla çektiği “Hayalet” 1910’da İskoçya’da geçiyor. Olay, kadın (Barbara Steele), genç doktor sevgili (Peter Baldwin) ve tekerlekli sandalyeye mahkûm doktor koca arasında dönüyor. Hasta kocasına katlanamayan kadın, sevgilisinden kocasını öldürmesini ister. Miras paylaşımı sırasından kocanın hayaleti devreye girer. Sinemacıların “Bu olağanüstü filmin değerini, inceliklerini döneminde anlamadık” diye yakındıkları bir başka film. İtalya 1963.

Bashu: Gharibeh Kouchak – Başu: Küçük Yabancı: İranlı yönetmen Behram Beyzayi‘nin dramatik savaş filmi. İran-Irak savaşı sırasında bombardımanda annesiyle babası öldürülen bir çocuğun öyküsü. Canını kurtarmak için en kaçan çocuğu orta yaşlı bir kadın himayesi altına alır. İran 1989.

Ai qing wan sui – Vive L’Amour: Tayvanlı Yönetmen Tsai Ming – Liang’ın bol ödüllü dram ve romans içeren kara komedisi. Başkent Taypei’de birbirinden habersiz aynı evi kullanan bir kadın iki erkek üç kişi, evin özel randevu yeri olarak kullanıldığını farkederler. “Yaşasın Aşk” diyen film, “Yeni Dalga Akımı”nın temsilcisi olarak görülüyor. Tayvan 1994.

Do Bigha Zamin – The Two Acres of Land: Hint yönetmen Bimal Roy’un çektiği, “neorealist” esintiler taşıyan bir drama. Borcunu ödeyip toprağını geri alma umuduyla çekçek arabası sürücülüğü yapan bir adamın başına gelenler. Hindistan 1953.

Aniki Bobo – Bizim çocukların ‘O piti piti’sinin Portekizce karşılığı: Portekizli yönetmen Manoel de Oliviera’nın, José Rodrigues de Freitas’ın kısa hikâyesinden uyarladığı ilk uzun metraj filmi. Aile draması olarak tanımlanıyor. Porto kenti sokaklarında ve nehir rıhtımında geçen film, çok genç çocuklardan oluşan bir çetede yaşananları ve aşkı anlatıyor. Biri zorba ve dışa dönük, diğeri masum ve utangaç , iki erkek çocuğun, bir kız çocuğun aşkını kazanma mücadelesi. Oyuncuların çoğu, 1908’de Porto kentinde doğan Manoel de Oliviera’nın hemşehrileri, Portolu sokak çocukları. Başta pek iyi gözle bakılmayan film, bugün döneminin en önemli filmlerinden biri sayılıyor. Portekiz 1942.

Kaidan – Kwaidan – Hayalet Öyküleri: Samuray ve savaş filmleriyle tanınan Japon yönetmen Masaki Kobayashi’nin, 1965 yapımı, “dört hayalet öyküsü” anlatan ilk renkli filmi “Kwaidan” ilk kez hiç kesilmeden gösterilecek. Yunanistanistan doğumlu, önce İrlanda ardından Japonya vatandaşı, Japon kültürünün Batı’ya yayılması için çok çaba sarfeden gazeteci, öğretmen, yazar, çevirmen Patrick Lafcaido Hearn’ın ya da sonradan tanındığı adla, Yakumo Koizumi’nin, 1890’lardan itibaren Japonya’nın çeşitli bölgelerinden topladığı yerel efsane ve hayalet öykülerinden yazdığı Kaidan adlı kitaptan, Masaki Kobayashi’nin sinemaya uyguladığı film, “Hayalet hikâyeleri antolojisi” olarak tanımlanıyor. Japonya 1965.

Dünya Galası

Queen Kelly: Usta Alman yönetmen ve oyuncu Erich von Stroheim’in senaryosunu yazıp 1928’de çekmeye başladığı Amerikan yapımı sessiz film. Başrolleri Gloria Swanson, Walter Byron ve Seen Owen paylaşıyor. Çekimlerin ortasında, yaşanan maddi zorluklar ve yönetmen von Stroheim’le düştükleri anlaşmazlıklar nedeniyle başrol oyuncusu Gloria Swanson ile finansör sevgilisi milyarder Joseph P. Kennedy (ünlü Kennedy ailesinin babası) filmin çekimini durduruyor. Dönemin koşulları ve sansür nedeniyle film orijinal haliyle Amerika’da sinemalarda gösterilemiyor. Gloria Swanson’un yaptırdığı değişiklikler ve kısa bir bölümüne ses klenerek film 1930’larda Avrupa’da ve Güney Amerika’da gösteriliyor. Filmin sonu birkaç kez değişiyor. Günümüzde Erich von Stroheim’in orijinal senaryosuna sadık kalınarak ve yeni ortaya çıkarılan materyaller eklenerek yeniden biçimlendirildi ve restore edildi.

“Queen Kelly” filmi, “Pamuk Prenses” ve “Külkedisi Sinderella” masallarını aratmayan, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, hayalî bir Avrupa ülkesinde geçen bir saray entrikası. Kötü kalpli kıskanç kraliçe, beceriksiz prens nişanlısı, prensin gönlünü kaptırdığı manastırda yaşayan masum olduğu kadar flörtçü bir genç kız arasında yaşananlar, Afrika’da bir randevu evine kadar uzanıyor.

Bu kadar olay sonunda, yaklaşık bir asır sonra “Queen Kelly” filminin Dünya Galası’nı düzenlemek ve restore edilmiş yeni biçimiyle gösterime sunmak, 82. Venedik Film Festivali’ne kısmet oldu.

Dokuz Yeni Belgesel

Mata Hari: Kung Fu rolüyle tanınan Amerikalı oyuncu, yönetmen, yapımcı David Carradine, 1975 yılında, kendisine kırgın olan kızıyla arasını düzeltmek amacıyla ona birlikte film yapmayı teklif ediyor. Hollandalı ünlü kadın casus Mata Hari’nin yıllarca bitmeyen filmi aracılığıyla, Carradine ile kızının ilişkileri yansıtılıyor. Yönetmen, Joe Beshenkovsky ve James Smith. ABD 2025.

Louis Malle, Le Révolté: Yönetmen Claire Duquet, usta Fransız sinemacı Louis Malle’nin isyankâr ruhunu ön plana alarak savaş muhabirliğinden, yerleşik sinema kalıplarına karşı çıkarak “Yeni Dalga” akımına ve Jeanne Moreau’nun oynadığı akıldan çıkmayan gerilim dozlu drama filmlere giden yaşam ve sinema yolculuğunu sergiliyor. Fransa 2025.

The Ozu Diaries: Ünlü sinemacı Yasujiro Ozu’nun, tuttuğu defterlerden ve kendi için çektiği filmlerden yola çıkarak, onun iç dünyasına ulaşan, isyankâr bir gençten, derinlikli bir yönetmene dönüşmesinin öyküsü. Yönetmen Daniel Raim. ABD 2025.

Memory of the Forgotten – Memoria de Los Olvidados: Yönetmen Havier Espada’nın “Unutumuşların Anısı” adıyla çektiği belgesel, İspanyol yönetmen Luis Bunuel’in 1950’de çektiği, sinema tarihinin en önemli filmleri arasında sayılan ve UNESCO’nun Dünyanın Belleği Kütüğü’ne kaydedilen, “Los Olvidados – Unutulmuşlar” filmini hareket noktası olarak alıyor. Bunuel’in gerçekle kurgu arasında gide gele çektiği, ingilizce adıyla “The Young and The Damned – Genç ve Lanetli” filmi, İspanyol yönetmenin Meksika’ya sürgüne gittiği dönemde tanıyıp büyük sevgi duyduğu ve dayanışma içine girdiği, Meksika’nın yoksulluğa ve şiddete mahkum edilmiş genç çocuklarının yani “yok sayılmış ve unutulmuşların” öyküsünü ilk kez beyazperdeye getiriyor. Yönetmen, yazar Havier Espada’nın, “Unutulmuşların Anısı” adlı belgeli, yıllarca Bunuel’in yaşamı ve sineması üzerine yaptığı araştırmaya dayanıyor. İspanya – Meksika – ABD 2025.

Megadoc: Yönetmen Francis Ford Coppola’nın yıllarca bitiremediği Megapolis filminin yapımının perde arkası. Yönetmen Mike Figgis. ABD 2025

Elvira Notari: Beyond the Silence: 1875 – 1946 yılları arasında yaşamış İtalya’nın ilk kadın yönetmeni. Elvira Notari Napoli’den New York’a yüzlerce sessiz film yönetmiş olmasına rağmen değeri ancak 1970’lerde keşfedilmiş ve yeniden doğuş yaşamış. Realizm, kurgu drama içeren filmleri, Napoli folklorundan besleniyor. Yönetmen Valeria Ciriaci, İtalya – ABD

Boorman and the Devil: Yönetmen David Kittredge çektiği belgeselde, Amerikalı yapımcı, yazar, yönetmen John Boorman’a hayatının fırsatı gibi sunulan teklifin, Boorman’ın, sinema kariyerinin sonunun gelmesi tehlikesine yol açmasının öyküsünü beyazperdeye taşıyor. Warner Brothers şirketinin teklifiyle çekilen The Exorcist II her açıdan tam fiyaskoyla sonuçlanınca Hollywood’da hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. ABD 2025.

Holofiction: Deneysel bir belgesel film. Holocaust yani yahudi soykırımını görsel formda yansıtma deneyimi. 1938’den günümüze kadar çekilmiş Holocaust’u konu alan film ya da televizyon dizilerinden alınan binlerce görüntünün montajla birleştirilmesiyle yahudi soykırımının görsel sunumunun yeni yolları aranıyor. Yönetmen Michal Kosakowski. Almanya – Avusturya 2025.

Sangre del Toro: Yönetmen Yves Montmayeur, sinemaseverleri “büyüleyici bir labirentte” yani Meksikalı yönetmen, yazar, artist Guiellermo del Toro’nun çocukluğundan başlayarak, karmaşık ruhsal, düşünsel ve hayâl dünyasında adım adım bir yolculuğa çıkarıyor. İspanya’da doğduğu Guadalajara’dan Paris’e oradan Hollywood’a götürerek del Toro’nun “yaratıcı zekâsının” kökenine inmeye çalışıyor. İngiltere – Fransa 2025.

Kaynakça:

(25 Ağustos 2025)

Çiğdem Kömürcüoğlu