07 – 13 Ağustos 2026, Haftalık (Weekly) Gişe Verileri için tıklayınız. Bu listelerden alıntı veya kopyalama yapıldığında kaynak olarak Haftalık Antrakt Sinema Gazetesi’nin gösterilmesi rica olunur.
Aylık arşivler: Ağustos 2026
Ayı Kardeşler: Macera Ekibi
Lin Yongchang’ın yönettiği ve Chris Boike, Patrick Freeman, Kieran Katarey ile Joseph S. Lambert’in seslendirdiği animasyon film Ayı Kardeşler: Macera Ekibi (Xiong Chu Mo: Chong Qi Wei Lai – Boonie Bears: Future Reborn), 18 Eylül 2026’da Chantier Films dağıtımıyla Union Yapım tarafından vizyona çıkarılıyor.
Sevilen Çin yapımı serinin yeni halkasında kahraman ayılar bu kez geleceğe adım atıyor. Teknoloji ve insanlığın yazgısını belirleyecek tehditlerle yüzleşen yapım, serinin en epik maceralarından birini sunuyor.
En Sevdiğim
Rodrigo Sorogoyen’in yönettiği ve Javier Bardem, Victoria Luengo, Melina Matthews, Marina Fois, Raúl Arévalo, Malena Villa, Mourad Ouani ile Pepa Gracia’in oynadığı En Sevdiğim (El ser Querido – The Beloved), 30 Ekim 2026’da Bir Film dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
Son derece başarılı bir yönetmen olan Esteban’ın yolu yıllardır görüşmediği kızıyla yeniden kesişir. Oyunculuk kariyerinde istediği başarıyı yakalayamayan kızıyla yeni filmini çekmek üzere çalışmaya başlarlar. Ancak baba ve kızı yeniden birleştiren bu proje, ikisini de yıllardır görmezden geldikleri kırgınlıklar ve geçmişin yüküyle yüzleşmeye zorlayacaktır.
Özgürlük mü, Kaçış mı? Karavan Hayatının Psikolojisi
Oscar ödüllü Nomadland (2020), eşini ve yaşadığı kasabayı kaybettikten sonra karavanıyla yollara düşen Fern’in hikâyesini anlatıyor. Film, bir insanın evini kaybettiğinde geride ne bıraktığını, yanında ne taşıdığını ve yasın insanı nereye götürdüğünü soruyor. Belki de Nomadland, gitmenin her zaman özgürleşmek, kalmanın da her zaman vazgeçmek olmadığını hatırlattığı için önemli. Çünkü insan nereye giderse gitsin, içinde taşıdığı hikâyeden uzaklaşamıyor. Bu yazı, yolun ve yasın izinde sizinle ilk buluşmam. Bundan böyle yazılarımda yalnızca filmlerin anlattığı hikâyelere değil, o hikâyelerin insan ruhunda açtığı yerlere de birlikte bakmaya, psikolojinin dilinden duymaya çalışacağız.
Bir süredir dünyanın birçok yerinde aynı hayal büyüyor. İnsanlar bir karavan satın alıp yollara düşmek, büyük şehirden uzaklaşıp daha sade bir hayat kurmak istiyor. İnsanların sık sık “Her şeyi bırakıp gitmek istiyorum!” düşüncesini dile getirmesi aslında aynı duygu durumunu yaşayan insanların ifadelerinin farklı biçimleri: “Şu an yaşadığım hayatın içinde sıkıştım ve kendime yer bulamıyorum.”
Bu nedenle son yıllarda milyonlarca kez izlenen karavan videoları aslında tesadüf değil. Daha az eşya ile yaşamak, doğaya yaklaşmak ve daha özgür hissetmek birçok insanın ortak hayaline dönüştü. Peki gerçekten aradığımız şey yeni yollar mı, yoksa içimizde ağırlaşan hayatı biraz olsun hafifletebilmek mi?
Karavanlara bu kadar ilgi duyulmasının bir nedeni de hareket ederken hayata başka bir yerden bakabilme ihtimalidir. Mesele yeni bir yere gitmekten çok, içimizde ağırlaşan hayatla başka türlü yaşayabilmenin yolunu aramaktır.
Karavan hayatına uzaktan bakıldığında tekerlekler, yollar ve manzaralar görülür. Nomadland özelinde biraz daha yakından bakıldığında ise başka üç kavram belirir: ev, yas ve yol. Nomaland tam da bu üç kavramın etrafında dolaşır. Film, karavan hayatını bir özgürlük yaşantısı yerine; kaybın ardından insanın kendine yaşayabileceği yeni bir alan açma çabası olarak anlatır. Fern’in çıktığı yolculuk, yeni bir hayat kurmaktan ziyade, kaybettiği hayatın ardından yaşamaya devam etmenin mümkün olup olmadığını anlamaya çalıştığı bir yas yolculuğudur.
Filmin başında Fern’in yaşadığı kasabanın ekonomik olarak çöküşü, yalnızca işlerin kaybedilmesi değildir. Kasaba kapanır; iş, ev ve alışılmış hayat da onunla birlikte ortadan kalkar. Fern’in yola çıkışında bu koşulların elbette ki payı vardır; ancak onu yolda tutan yalnızca mecburiyet değildir. Filmi, “evini kaybetmiş bir kadının yollara düşmesi” olarak okumak asıl soruyu ıskalamak olur. Çünkü Fern’in gidecek bir yeri yok değildir. Yeniden bir düzen kurabileceği insanlar vardır. Fern’in meselesi, kalabileceği yeri varken onu gitmeye iten nedenlerdir.
Fern için karavan, yakınlığın dozunu kendi belirleyebildiği bir mesafeden ilişkilerini yaşayabildiği, sınırlı, sonlu ve kontrollü bağ kurabildiği bir hayata imkân tanır. İsterse bir topluluğa katılır, isterse kontağı çevirip uzaklaşır. Birine yaklaşır, sonra istediğinde yeniden yollara çıkar. Fern’in sürekli hareket halinde olması bu yüzden özgürlük kadar yasla da ilgilidir. İnsan acısına tanıklık eden mekândan uzaklaşarak acısından da kurtulacağını sanır; oysa nereye giderse gitsin, zihninde ve gönlünde hayatının izleri onunla birlikte yol alır. Çünkü yasın doğası sadece mekâna bağlı değil; kaybedilen kişiyle, hayatında maruz kaldığı değişikliklerle ve insanın içinde açılan boşlukla ilgilidir. Yol uzadıkça acının kendiliğinden geride kalacağını düşünmek mümkün. Oysa yasın bir zamanı, bir ritmi var. Yasın demini alması gerekiyor. Acının içinden geçerek, onu bastırmadan, hızlandırmadan, kendi doğasına ve ritmine izin vererek yaşanması gerekiyor. Çünkü yas, insanın hayatından çıkıp gitmesi gereken bir duygu değil; kaybın ardından hayatın içinde kendine yeni bir yer bulma süreci. Fern’in sürekli yolda oluşu da bu açıdan anlam kazanıyor. Karavan hareket ediyor, şehirler değişiyor, işler değişiyor, insanlar gelip geçiyor; Fern’in içinde taşıdığı kayıp duygusu ise bütün bu hareketin içinde onunla birlikte kalıyor.
Ev Kaybolunca İnsan Nereye Ait Olur?
Psikolojik açıdan bakıldığında ise Fern’in yaşadığı şey çifte yastır. Sadece eşini değil; evini, komşularını, rutinlerini, aidiyet duygusunu da kaybeder. Fern’in karavanda yaşama tercihini sadece ekonomik bir nedene bağlayamayız. Onun eski hayatından küçük eşyaları sakladığı karavanı yasını taşımasına ve dağılmamasına imkân tanıyan bir yaşam biçimidir. Travma yaşayanlar ilk olarak iki şeye ihtiyaç duyar. Birincisi güvenlik, ikincisi kontrol. Karavan Fern’in hayatında kontrol edebildiği tek yer olmuş. Filmin sonunda Empire’a geri dönmesi, geçmişiyle vedalaşıp yoluna devam edebilmesi ise travmaları için gerekli olan yüzleşme ihtiyacını göstermiştir.
Filmde karavancıların bir araya geldikleri bir kampta Fern, Dave ile tanışır. Beraber keyifli vakit geçirirler; Dave hasta olduğunda Fern onun karavanına gider ve hastalığıyla ilgilenir. Filmin sonlarına doğru Dave ailesinin olduğu yere dönme kararı alır ve Fern’i kendi evine davet eder. Bir sürenin ardından Fern, Dave’in evine gider. Dave’in evi düzenli ve konforludur. Fern o evde uyuyamaz. Çünkü travma yaşayan insanlar için güvenlik, konforla aynı şey değildir. Fern’in güvenli hissettiği yer karavanıdır. Kapısını kendisi kapattığı karavanında yorganını ağzına kadar çeker, çocukların kendilerini battaniyeye sararak sakinleştirmesine benzer bir halle kendini teselli etmeye çalışır. Dave’in hayatın kalanını birlikte tamamlama teklifi ve onun kalıcı düzeninde olma hissi Fern’in hiç de hazır olmadığı ve ona iyi gelmeyen bir durum olmuştur. Bu yeni hali benimsemek istemez ve yollara yani eski düzenine döner.
Nomadland’da karavancıların kamp alanında insanlar sosyalleşirler. Filmin bu kısmı insanların sınırlı da olsa birbiriyle iletişimde olmadan yapamadığının bir göstergesi olarak okunabilir. İnsan insana muhtaçtır. Kamp alanında bir araya gelen bu karavancılar birbirlerine geçmişlerini anlatırlar. Adeta bir yas topluluğu gibilerdir. Ortak noktaları, hayatın bir yerinde derin bir kayıp yaşamış olmalarıdır: Bir adam oğlunu kaybetmiş, bir kadın geçirdiği kanserden söz ediyor. Bir başkası eşini, bir diğeri işini kaybetmiş. Bob Wells’in anlattıkları ise bütün bu hikâyeleri aynı yerde buluşturuyor.
Karavan hayatı ya da “uzakta bir hayat” fikri, yalnızca doğada kendinle olma arzusu değildir. Bu filmde Fern’de de olduğu gibi insan kendisini yeniden duyabileceği bir sessizlik arayışı içinde, buradaki asıl konu sessizliğin her zaman huzur getirmediğidir. Bu yüzden Nomadland, karavan hayatını ne yüceltir ne küçümser. Onu olduğu gibi gösterir: Hem bir nefes alanı hem de bir kırılganlık alanı olarak.
İnsan Her Şeyi Geride Bırakabilir mi?
Kız kardeşiyle olduğu sahnelerde, Fern’in “normal” hayata geri dönme ihtimali üzerinde durulur. Bir ev, bir aile sofrası, daha düzenli bir yaşam… Fakat Fern bu çağrıya yakınlık göstermez. Çünkü onun için eşinin kaybından sonra eski hayata dönmek, sadece eve dönmek değil; artık var olmayan bir benliğe dönmekle eş değer olmuştur.
Fern eşini, işini, gençliğini, alışkanlıklarını ya da kendisine ait o bitmemiş hikâyeyi; yeni bir ilişki yeni bir ev teklif edilse bile içine alamadığından orada dondurur. Fern’in yolda kalışı, bu nedenle inatçı bir özgürlük arzusundan çok, yasın kendine özgü dili gibidir.
Bugünün insanı da sık sık “hayatımı değiştirmek istiyorum” derken aslında şunu söylemeye çalışır: “Eski hayatımın içinde kendimi bulamıyorum.” Ancak hayatı değiştirmekle iç dünyayı dönüştürmek aynı şey değildir. Karavanın yönünü değiştirmek mümkündür; ama insanın içindeki boşluğun yönü her zaman kolayca değişmez.
Birlikte Olmak ve Yalnız Kalmak Arasındaki İnce Çizgi
Filmde Fern’in karşılaştığı göçebe toplulukla, yalnızlığın bütünüyle terk edilmediği ama dayanışmanın da mümkün olduğu sınırlı bir dünya kurar. İnsanlar birbirlerinin hayatına sahip çıkmaz; birbirlerine alan açarlar. Kimse kimseyi kurtarmaya çalışmaz. Ama biri zorlandığında yanında olur.
Belki de modern insanın özlediği şey tam olarak budur: Müdahale etmeyen ama kaybolduğunda el uzatan bir yakınlık. Şehir hayatında insanlar çoğu zaman ya birbirinin hayatına fazla girer ya da birbirine hiç değmez. Oysa sağlıklı bağ hem yakınlığı hem sınırı taşıyabilen bağdır.
Yol Her Zaman Kaçış Değildir ve Her Yol İyileştirmez
Fern’in filmin sonunda yeniden yola çıkması, izleyiciye kesin bir cevap vermez. Onun seçimi hem güçlü hem hüzünlüdür. Film, hayattaki her sorunun bir cevabı, her acının bir çözümü olmadığını bize hatırlatır. Hayatta her şey çözülmüyor; insan onları hayatının içinde taşımayı öğreniyor
Bugün “her şeyi bırakıp gitmek” isteyen insan için de mesele yalnızca gitmek değil, gittiğimiz yerde kendimizle nasıl bir ilişki kuracağız? Sorusudur. Doğaya, yola, sessizliğe ya da yalnızlığa sığınırken iç sesimizi dinlemeye hazır mıyız?
Bugün birçok insan karavanlara bakarken özgürlüğü görüyor. Nomadland ise aynı karavana biraz daha yakından bakmamızı istiyor. O küçük aracın içinde yalnızca bir yatak, birkaç tabak ve katlanır sandalyeler yok. Orada kaybedilmiş bir eş, kapanmış bir kasaba, geride bırakılmış bir hayat ve taşınmaya devam eden bir yas var. Fern’in yolculuğu ise acıyı geride bırakmak değil; onu hayatın içine yerleştirip yine de yollara devam edebilmektir. Yol, yolda olmak aslında pozitif bir duygudur, ama eğer dönecek bir evin varsa.
(20 Ağustos 2026)
Hatice Keltek
Sürdürebilirsin Film Festivali
Sürdürebilirsin Film Festivali, 07 – 08 Kasım 2026 tarihlerinde Ankara CerModern’de izleyiciyle buluşacak. Sürdürebilirsin Kültür ve Ekoloji Derneği tarafından gerçekleştirilecek olan festival; yeni üretilmiş filmlerin yanında daha önce gösterilmiş, yeterince görünürlük bulamamış veya zamanla dolaşımdan çıkarılmış yapımları yeniden seyirciyle buluşturmayı amaçlıyor. Bir yapım sırasında ortaya çıkan kullanılmamış görüntülerin, seslerin, fikirlerin, dekorların, kostümlerin ve yaratıcı emeğin de tek kullanımlık olmadığını savunan festival programı Yeni Dolaşım, Yeniden Dolaşım, Yarım Kalanlar, Film Kompostu – İkinci Kurgu gibi başlıklardan oluşuyor.
- Basın Bülteni
- Web Sitesi: 1 / 2
Bluey Filmi
Joe Brumm ile Richard Jeffery’nin yönettiği ve Abhinav Singh, David McCormack ile Melanie Zanetti’nin oynadığı Bluey Filmi (The Bluey Movie), 06 Ağustos 2027’de UIP Filmcilik dağıtımıyla Disney Studios Türkiye tarafından vizyona çıkarılıyor.
Annesi, babası ve küçük kız kardeşi Bingo ile birlikte yaşayan sevimli, yorulmak bilmeyen Avustralya çoban köpeği Bluey’nin sevilen televizyon dizisine dayanan “Bluey Filmi”, büyük bir sürprizin Bluey ve ailesi için her şeyi değiştirdiği, aksiyon dolu bir günde geçiyor.
- Basın Bülteni
- Web Sitesi
- Fragman: 1 / 2 / 3
- IMDb
Türkiye ve Endonezya’nın Tarihî Sinema Vizyonu Kızıl Baharat: Denizin Yetimleri ile Beyazperdeye Taşınıyor
Türkiye ile Endonezya’nın Osmanlı dönemine kadar uzanan ilişkilerinden ilham alan sinema filmi Kızıl Baharat: Denizin Yetimleri, iki ülkeden yapımcıların iş birliğiyle hazırlık ve geliştirme çalışmalarını sürdürüyor. Osmanlı Devleti ile Açe Sultanlığı başta olmak üzere Nusantara coğrafyası arasında kurulan tarihî ilişkileri sinemanın evrensel diliyle anlatmayı amaçlayan yapım, Türkiye – Endonezya kültürel iş birliğinin öncü ortak yapımlarından biri olmaya hazırlanıyor.
- Basın Bülteni
- Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
Sandra Bullock ve Nicole Kidman’lı Aşkın Büyüsü 2’den Yeni Afiş Yayınlandı
Sandra Bullock ve Nicole Kidman’ın başrollerini paylaştığı merakla beklenen Aşkın Büyüsü 2 filminden yeni afiş yayınlandı. Film, muzip sürprizlerle dolu dünyasına geri dönüyor. İzleyicileri eğlence, büyü ve kaos dolu kaçırılmayacak bir sinema deneyimi bekliyor. Warner Bros. Pictures sunumuyla beyazperdeye taşınan yapım, TME Films dağıtımıyla 11 Eylül’de sinemalarda izleyiciyle buluşacak. Owens kardeşler, ailelerini sonsuza dek parçalama tehdidi taşıyan karanlık bir lanetle yüzleşmek zorunda kalıyor. Yönetmen koltuğunda Susanne Bier’ın oturduğu film Alice Hoffman’ın The Book of Magic adlı romanından uyarlandı.
- Basın Bülteni
- Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
Sandra Bullock ve Nicole Kidman’lı Aşkın Büyüsü 2’den Yeni Afiş Yayınlandı yazısına devam et
Nobel Ödüllü Patrick Modiano’dan Belleğin Sisli Sokaklarında Tekinsiz Bir Yolculuk Uyuyan Hatıralar Raflarda
Kaybolan gençliğin, sisli sabahların ve ulaşılamayan mutlak gerçeğin peşinde şiirsel bir kayıp zaman arayışı… Patrick Modiano imzalı Uyuyan Hatıralar, geçmişin hiçbir zaman bütünüyle kaybolmadığını ve en sıradan ayrıntıların bile uykuya dalmış anıları canlandırabileceğini gösteren bir hafıza romanı. Altmışlı yılların sonu, belleğin labirentlerine açılan bir kapı. Anlatıcı, elli yıl sonra hayatının en gizemli dönemine dönerek, geçmişin tozlu sayfaları arasında kalmış esrarengiz kadınların izini sürüyor. Paris’in arka sokaklarında, isimsiz otel odalarında ve yarım kalmış konuşmalarda yankılanan bu anılar, uykuya dalmış birer hayalet gibi gün yüzüne çıkmayı bekliyor.
Anne Hathaway ve Dakota Johnson’lı Psikolojik Gerilim Filmi Verity: Gerçeğin Diğer Kıyısı’ndan Yeni Afiş ve Fragman Paylaşıldı
Colleen Hoover’ın satış rekorları kıran aynı adlı çok satan romanından sinemaya uyarlanan Verity: Gerçeğin Diğer Kıyısı (Verity) için heyecan artıyor. Başrollerini Oscar ödüllü Anne Hathaway ve Dakota Johnson’ın paylaştığı filmden merakla beklenen yeni afiş ve fragman yayınlandı. 02 Ekim 2026 tarihinde vizyona girecek filmde, maddi zorluklarla mücadele eden yazar Lowen Ashleigh, geçirdiği kaza sonrası yazı yazamaz hale gelen dünyaca ünlü yazar Verity Crawford’un yarım kalan serisini tamamlamak üzere işe alınır. Bu iş için ailenin malikanesine taşınan Lowen, araştırmaları sırasında Verity’nin yazdığı, tüyler ürpertici otobiyografik notları keşfeder.
- Basın Bülteni
- Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
Cemal Süreya’nın Kaleminden Şiirin, Hayatın ve Düşüncenin 993 Duraklık Güncesi: Günler
Cemal Süreya’nın anı, otobiyografi ve deneme türlerini iç içe geçirerek işlediği Günler, şairin kişisel yaşamına, politikaya, şiire, tarihten güncel meselelere dair birçok düşüncesini merkezine alıyor. 993 günce içeren kitap, bazen kısa bir nottan, bir mısradan, bir kitap alıntısından, bazense uzun uzadıya tartışmaya açılmış konulardan oluşuyor. Günler, okuru şairin yaşamından 993 güne tanıklığa davet ediyor. Cemal Süreya, 1931 yılında Erzincan’da doğdu. İlk şiiri Şarkısı – Beyaz, Mülkiye Dergisi’nde yayımlandı. Toplu şiirleri Sevda Sözleri adıyla yayımlanan şair, 1990 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Eşi Zuhal Tekkanat’a yazdığı On Üç Günün Mektupları ölümünden sonra yayımlandı.
Yapı Kredi Yayınları’nda Ağustos’ta Yeni Çıkanlar
Yapı Kredi Yayınları, Ağustos ayında Knut Hamsun’un Benoni ile Rosa, Ingeborg Bachmann’ın Göle Üç Yol: Toplu Öyküler II, Jean Giono’nun Sevincim Eksilmesin Yeter ki ve D.H. Lawrence’in Tüylü Yılan adlı kitaplarını yayınladı. Behçet Necatigil, Knut Hamsun’un Benoni romanını 1960’ta, Rosa’yı 1968’de çevirmiş, birbirinin devamı olan bu iki romanı Benoni ile Rosa adıyla radyoya uyarlamıştı. Arşivinde daktilo edilmiş sayfalar halinde bulunan ve 1979 yılında İstanbul Radyosu’nda yayımlanan oyun ilk kez kitaplaşıyor. Benoni, Norveç’in küçük kıyı kasabalarından birinde genç bir balıkçıdır, posta sürücülüğü de yapmıştır. Komşu köyün rahibinin kızı Rosa ile evlenmek ister.
Yapı Kredi Yayınları’nda Ağustos’ta Yeni Çıkanlar yazısına devam et
Tomris Uyar’dan Aşka, İlişkilere, Kopuşa Dair Bir Uzun Öykü: Güzel Yazı Defteri
Tomris Uyar’ın son öykü kitabı Güzel Yazı Defteri, ilişkilerdeki arzu, kırılma ve duyguları çok katmanlı bir anlatıyla ele alıyor. Dostluk, aşk ve ihanet etrafında şekillenen bu uzun öykü, bir yemek masasının etrafında buluşmuş dostların birbirleri için ifade ettikleri anlamları, insan ilişkilerinin girift taraflarını görünür kılıyor. Tomris Uyar’ın öyküsüne paralel bir şekilde Ali Arif Ersen’in kitaba özel olarak çizdiği resimlerse Güzel Yazı Defteri’ni daha da derinlikli bir hale getiriyor. Tomris Uyar, 1941’de İstanbul’da doğdu. Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ni, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne bağlı Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. İlk öykü kitabı İpek ve Bakır 1971 yılındıa yayımlandı.
Tomris Uyar’dan Aşka, İlişkilere, Kopuşa Dair Bir Uzun Öykü: Güzel Yazı Defteri yazısına devam et
Japonya’nın Karanlık Yüzünde Geçen, Ahlaki Sınırları Zorlayan Bir Psikolojik Gerilim: Doyumsuz
Nox Yayınları, uluslararası okurlardan övgüler toplayan Callie Kazumi’nin ikinci romanı Doyumsuz’u Türkçeyle buluşturuyor. Orijinal adı Greedy olan bu farklı eser, Japon kültürünü, göçmenlik deneyimini ve insan doğasının karanlık tarafını sıra dışı bir gerilim hikâyesi içinde ele alıyor. Bir İngiliz göçmen olan Ed Cook, işini kaybettikten sonra kumar bağımlılığı nedeniyle hem ailesini hem de hayatını uçurumun kenarına sürükler. Yakuza’ya olan borçlarını ödeyemeyen Ed, çaresizlik içinde karşısına çıkan sıra dışı bir iş ilanına başvurur: Kimliği gizli, son derece zengin bir kadın için özel şef aranıyordur ve yalnızca iki günlük deneme süresi için teklif edilen ücret bile inanılmazdır.
Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nin Beşinci Yılından İlk Filmler
Seyir Derneği tarafından Ayvalık Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen Ayvalık Uluslararası Film Festivali, 14 – 20 Eylül tarihleri arasında beşinci yaşını kutlayacak. Bugüne kadar 35 bin izleyiciye ulaşan festival, bu yıl da bir hafta boyunca dünyanın dört bir yanından dikkat çeken filmleri izleyiciyle buluşturacak, gösterimlerin yanı sıra paneller ve söyleşilerle sinema dünyasına ilham veren tartışma alanları açmaya devam edecek. Festival, açılışını 14 Eylül akşamı Büyük Park Amfitiyatro’da Pedro Almodovar’ın Buruk Noel adlı filmiyle yapacak. 15 Eylül itibariyle de Vural Sineması, Fabrika Ayvalık ve Rauf Denktaş Kültür Merkezi’nde gösterimlerini sürdürecek.
- Basın Bülteni
- Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nin Beşinci Yılından İlk Filmler yazısına devam et









