En Güzel Cenaze Şarkıları, Ekip Katılımlı Özel Gösterimi ile 30 Haziran Salı Günü Kadıköy Sineması’nda

Dünya prömiyerini 38. Uluslararası Tokyo Film Festivali’nde yapan film, En Güzel Cenaze Şarkıları özel gösterimi ile 30 Haziran Salı günü saat 18:50’de Kadıköy Sineması’nda seyircisiyle buluşuyor. Dünya prömiyeri ardından 36. Ankara Film Festivali’nden En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve SİYAD En İyi Film ve 45. İstanbul Film Festivali’nin “Yeni Bakışlar” yarışmasında En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödüllerini kazanan En Güzel Cenaze Şarkıları emekli öğretmen Saadet’in internette tanıştığı aşırı diplomalı Doktor Erol Ergüven’le yaşadığı duygusal ilişkinin etrafında şekillenen bir trajikomedi.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

En Güzel Cenaze Şarkıları, Ekip Katılımlı Özel Gösterimi ile 30 Haziran Salı Günü Kadıköy Sineması’nda yazısına devam et

Melodi ve Neşeli Notalar

Mustafa Nebi Filik’n-in yönettiği ve senaryosunu Oksana Annych’ın yazdığı animasyon film Melodi ve Neşeli Notalar, 18 Eylül 2026’da A90 Pictures dağıtımıyla Lil Yapım – Nazin Medya tarafından vizyona çıkarıldı.
Melodi ve en yakın arkadaşı Efe, çok sevdikleri müzik öğretmenlerinin okuldan ayrılmasını önlemek için İstanbul’da düzenlenen büyük bir müzik yarışmasına katılmaya karar verirler. Konuşan enstrüman dostlarıyla birlikte çıktıkları bu heyecan dolu yolculukta, kötü kalpli Liza’nın kaçırdığı Kanun’u kurtarmak zorunda kalırlar. Dostluk, cesaret ve müziğin gücüyle engelleri aşan ekip, çocuklara “iyilik her zaman kazanır” mesajı veriyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragman

Melodi ve Neşeli Notalar yazısına devam et

Ziyaretçiler: Hesaplaşma

Renny Harlin’in yönettiği ve Hannah Galway, Ema Horvath, Krystal Ellsworth ile Gabriel Basso’nun oynadığı Ziyaretçiler: Hesaplaşma (The Strangers: Chapter 3), 07 Ağustos 2026’da CGV Mars Dağıtım dağıtımıyla Filmartı Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Korku sinemasının en ikonik maskeli katillerinden oluşan Ziyaretçiler, final filmiyle geliyor. Seriyal filmin son bölümünde, hayatta kalmak için verilen mücadele ölümcül bir hesaplaşmaya dönüşüyor. Maya, onu hayatının kâbusuna sürükleyen maskeli katillerle son kez yüzleşmek zorundadır. Ancak bu kez roller değişmiştir. Av artık kaçan değil, hesap sorandır.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

Ziyaretçiler: Hesaplaşma yazısına devam et

Galaksiler Arası Bir Adalet Mücadelesine Hazır mısınız? Supergirl, Paribu Cineverse İstinyePark IMAX’teki Ön Gösteriminde İzleyiciyle Buluştu

Paribu Cineverse, sinema dünyasının heyecanla beklediği yapımları izleyicilerle buluşturmaya devam ediyor. Aksiyon türündeki dikkat çekici yapımlardan biri olan, yönetmen Craig Gillespie’nin fantastik bir dille ele aldığı yapım Supergirl, 24 Haziran Çarşamba günü Paribu Cineverse İstinyePark IMAX salonunda özel bir etkinlikle ön gösterim yaptı. Davetliler, Paribu Cineverse’ün IMAX salonunun sunduğu etkileyici atmosferde filmi ilk kez izleme şansı yakaladılar. Dev IMAX perdesinin gücüyle yıldızlararası bir deneyim yaşayan sinemaseverler, Kara Zor-El’in adalet ve intikam dolu yolculuğuna en ön sıradan tanıklık ettiler.

Galaksiler Arası Bir Adalet Mücadelesine Hazır mısınız? Supergirl, Paribu Cineverse İstinyePark IMAX’teki Ön Gösteriminde İzleyiciyle Buluştu yazısına devam et

Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz / Dalga

Dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Cannes’da yapmış olan ‘Dalga / La Ola’ Şilili yönetmen Sebastián Lelio’nun imzasını taşıyor. Film 2018 Mayıs’ında Şili’de gerçekleşen kadın hakları kitlesel yürüyüşleri ve üniversite işgâllerinden esinlenmiş.

Hikâyenin odak noktasındaki müzik bölümü öğrencisi Julia Espinoza’nın (Daniela López) açılıştaki disko sahnesinin ertesinde, sonradan şan bölümü asistanı olduğunu öğreneceğimiz Maximiliano Rivas’ın (Lucas Sáez Collins) davetini kabul ederek genç adamın evine gidişini izleriz. Yönetmen apartman dairesinde olup biteni bizlere göstermez ancak sonrasında Julia genç adamın ısrarlı mesajlarına yanıt vermek istemez. Belli ki o gece yaşananlardan mutlu değildir.

Boş zamanlarında bekâr annesinin işlettiği evlerinin giriş katındaki mütevazı markette çalışan Julia’nın burslu okuduğu sanat okulunda başlayan direniş hareketine dahil olması tam da bu sürece denk gelir. Başkent Santiago’da sanatçı yetiştiren eğitim kurumu için için kaynamaktadır. ‘Bu üniversite tecavüzcü mezun ediyor’ yazılı pankartlar eşliğinde toplanan kız öğrenciler, aralarında yaşını başını almış profesörlerin de olduğu erkek nüfusun hoyratça tacizlerine karşı seslerini yükseltmektedir. Genç kadınlar sonuç alana kadar direnişi devam ettirmeye ve pankartları indirmemeye kararlıdır.

Genç kızların ‘sistem bizi korumazsa biz kendimizi koruruz’ sloganıyla patriyarkal düzene karşı birleştiği bu isyan günlerinde üniversite yönetimi tırmanan direnişi durdurmaya çalışır. Tacizle suçlanan öğrenci konseyinden Esteban Moreno (Manuel Castro Volpato) örneğinde olduğu gibi oğullarını koruma güdüsüyle anneler babalar devreye girer. Aralarındaki kadın polisin kraldan çok kralcı kesildiği güvenlik güçleri kızların başkaldırısını hafife almaktadır. Klinik psikologların ‘savaşmayalım, bağ kuralım, konuşarak iyileşir yaralar’ benzeri söylemleri kızların meselesine çözüm getirmekten uzaktır.

Julia’nın o meşum gecede Max’ın kendisinden faydalandığını, sızmış olduğu sırada rızası olmadan onunla cinsel ilişkiye girdiğini komite arkadaşlarına açıklamasıyla işin rengi değişmeye başlar. Ne akademik ihbarın, ne güvenlik güçlerine başvurunun çözüm olmadığı ortadadır. Bu durumda, kendini kurban gibi hissetmek istemeyen, odasında Nina Simone posteri asılı Julia, komitedeki yakın arkadaşları Luna (Avril Aurora), Rafa (Lola Bravo), Tamara (Paulina Cortés) ve kendi işlerini kendilerinin halletmesi gerektiğinin idrakına varmış olan diğer kadınlar, kimi üzerine işlemeler yaptığı kar maskeleriyle donanmış olarak direniş meşalesinin ateşini harlar. Ruh durumlarını ifade eden sözcük ağız birliğiyle ‘öfke’dir. Üniversite işgâl edilecektir. Yağmur yağacak, fırtına çıkacak, akan selle yola koyulan dalga durdurulamayacaktır.

2013 yapımı ‘Gloria’ ile gönülleri fethetmiş, ‘Muhteşem Kadın / Una Mujer Fantástica’ (2017) ile en iyi yabancı film Oscar’ına uzanmış olan Şilili yönetmen bir erkek birey olarak filmlerinde kadınlık sorunlarını oya gibi işlemesiyle bilinir ve sevilir. Mayıs 2018’de feminist bayrağı açmış kadınların direniş öyküsünü bir adım daha ileri götürerek bir ‘sistem eleştirisi’ne soyunuyor. ‘Baba filan yok’ diyen kadınlar patriyarkayı gömme sloganları atıyor. Ataerkil düzeni oğullarımız icat etmedi diyen koruyucu annelere ‘sorun ecdatta’ yanıtını yapıştırıyorlar. Gelişmiş toplumlarda yeşeren #MeToo hareketinden farklıdır bu, çünkü burası Latin Amerika’dır, güneyin güneyidir. Devlet düzeninin korumadığı, hayatta kalmak, onurlarını korumak isteyen kadınların çığlıkları toplumumuzdaki hemcinslerinin feryatlarıyla benzeşir. Bu noktada, ‘ya hep beraber, ya hiçbirimiz’ sloganının tuzu kuru küçük bir azınlık dışında tüm ezilenler için evrensel hayatiliğini güçlü bir şekilde duyumsarız.

Lelio bir bir sistem sorunu olarak gündeme getirdiği meselesini beyazperdeye taşırken bu defa farklı bir biçem seçmiş, tüm bu serüveni, sözlerin tek başına yetersiz kalacağı endişesiyle baş döndürücü bir devinim içinde, müzik ve dansın diliyle anlatmak istemiş. Böylelikle politik kakafoniyi çok daha etkili bir biçimde ortaya koyabileceğini düşünmüş. ‘Kasırga devrimi çağırıyor’, ‘şimdi yağmur yağsın, bu yağmur ısrarlı, bu yağmur hakiki’ benzeri söylemlerle hareket eden, şarkı söyleyen kadınlar, klasik müzikallere benzememe kaygısıyla profesyonel dansçılar arasından seçilmemiş. Gencecik ve yetenekli pırıl pırıl bir ekipten çok daha özgür bir performans elde edilmeye çalışılmış.

Lelio tamamlanması 5 yıl süren senaryoyu üç kadın yazarla (Manuela Infante, Josephina Fernández ve Paloma Salas) birlikte kaleme almış. Filmde dinlediğimiz özgün şarkılar, aralarında Ana Tijoux, Camilla Moreno ve Javiera Parra’nın da bulunduğu Şilili 17 kadın besteci ve Lelio’nun önceki filmlerinden de hatırlayacağımız Matthew Herbert tarafından bestelenmiş. Baştan çıkarıcı dinamik müzikal sekansların koreografisi ise Ryan Heffington’a ait.

Bu yaman feminist manifesto neden bir erkek tarafından yönetilmiş sorusu zaman zaman aklımızdan geçmedi desem yalan olur. Filmin bir yerinde öfkeli ve kararlı kadınlar da bu soruyu sormadan edemiyor. Lelio daha öncesinde, üniversitenin bodrum duvarındaki çatlaktan Julia’nın Max’ın dairesine ve yatak odasına sızışını, oğulları hakkında endişeli olan anne ile babasının konuşmasına bizleri tanık etmişti. Bu meta geçişin ardından kadınların yönetmene ve set ekibine hesap sormalarıyla dördüncü duvar yerle bir oluyor ve Lelio ve meta-sinemanın hınzır bir örneğiyle, onca derdin arasında bizleri gülümsetmeyi başarıyor.

‘Dalga’ meselesini alış biçimiyle, görsel ve işitsel biçemiyle çok önemli bir film. Hele hele, kadın haklarının ayaklar altına alındığı, İstanbul Sözleşmesi’nden çıktığımız 5 yıllık süreçte tecavüz ve kadın cinayetlerinin giderek arttığı, kadınları korumaya yönelik mevcut yasaların bile yeterince uygulanmadığı ülkemizde ibret için izlenmesi gereken çok çok önemli bir çaba. Bu ustalıkla anlatılmış yapımın sinema seyircisinin görece azaldığı yaz döneminde, üstelik sınırlı sayıda salon ve seanslarda gösterime giriyor oluşu biraz talihsizce olmuş. Ne yapıp edip izlemenizi öneririm.

(02 Temmuz 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Ferhan Baran Yazıyor: Tanrı’nın Sessizliği / Serseri

Harry Dickinson’ın yönettiği ‘Serseri / Urchin’ siyah üzerine beyaz ön jeneriğin ardından İncil pazarlayan satıcının çağrısıyla açılıyor. Orta yaşlardaki kadın ‘Dostlar İsa mesihi duydunuz mu’, ‘Rabbime dua ettim, çektiğim acıları duydu’, ‘Siz de İncil’i alın, ya da uygulamasını telefonunuza indirin’ mesajları verirken kaldırımda derin uykuya dalmış evsiz Michael (Frank Dillane) bir hışım uyanarak ‘Kapa çeneni’ dediği kadına susmasını işaret ediyor. Bu açılış, filmin finali ile anlam kazanacak anahtar … Devamı…»

Ferhan Baran Yazıyor: Tek Tip İnsanlığa Doğru / Koloni

Cannes 2026’nın ‘Geceyarısı Sineması’ filmlerinden ‘Koloni / Gunche – Colony’, korku – gerilim sinemasının hayli ilgi gören alt dalı ‘zombi istilâsı’ türünün taze bir örneği. Güney Kore’de hasılat rekoru kıran filmin yaratıcısı Yeon Sang-ho’yu yine Cannes’da aynı seçki dahilinde dünya prömiyerini yapmış 2016 yapımı ‘Zombi Ekspresi / Busanhaeng – Train to Busan’ filminden tanıyoruz. Adı geçen filmde, önüne geçilemeyen bir virüs salgı tüm … Devamı…»

Aşk Tesadüfleri Sever 3

İpek Sorak’ın yönettiği ve Mehmet Günsür, Devrim Özkan, Serkan Altunorak, Ümit Bülent Dinçer, Ülkü Hilal Çiftçi, Durukan Çelikkaya, Berrin Arısoy, Pınar Töre, Derinsu Sorak ile Rüzgâr Eser Düzenli’nin oynadığı Aşk Tesadüfleri Sever 3, 20 Kasım 2026′da CJ ENM dağıtımıyla Böcek Film – Benesta tarafından vizyona çıkarılıyor.
Film, bu kez Özgür ve Mavi’nin yollarının kesiştiği, geçmiş ile bugünü buluşturan yeni bir aşk hikâyesini merkezine alıyor. İlk iki filmde olduğu gibi kader, tesadüf, aile bağları ve zaman kavramını duygusal bir anlatımla ele alan film, serinin geçmişinden izler taşırken yeni izleyiciler için de unutulmaz bir hikâye sunuyor.

  • Basın Bülteni
  • Teaser
  • IMDb

Aşk Tesadüfleri Sever 3 yazısına devam et

Dreamworks’ten Unutulmuş Ada Filminin Yeni Fragmanı ve Afişi Paylaşıldı

Ünlü animasyon filmi yapım şirketi DreamWorks Animation, şimdi de  yeniden bir araya gelen iki en iyi arkadaşın büyüleyici hikâyesini Unutulmuş Ada (Forgotten Island) ile sunuyor. Yeni orijinal film, Akademi Ödülü adayı Joel Crawford ve Januel Mercado tarafından yazılıp yönetildi ve Puss in Boots: The Last Wish’in arkasındaki yapım ekibinden Akademi Ödülü adayı Mark Swift tarafından hazırlandı. Grammy ve Akademi Ödülü sahibi süperstar H.E.R. ile Liza Soberano (Lisa Frankenstein, Alone/Together), ilkokuldan beri en yakın arkadaş olan fakat artık farklı hayat yollarına doğru ilerlemek üzere olan lise mezunları Jo ve Raissa’yı seslendiriyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Dreamworks’ten Unutulmuş Ada Filminin Yeni Fragmanı ve Afişi Paylaşıldı yazısına devam et

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Heyecanı Kars’ta Yaşanacak

10 – 12 Temmuz tarihleri arasında Kars’ta yapılacak Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kars edisyonunda düzenlenecek film gösterimleri, söyleşiler, paneller ve özel buluşmalar; gastronominin kültürel boyutunu sinemanın anlatım gücüyle buluştururken, katılımcılara ilham verici deneyimler sunacak. Etkinlikler kapsamında Köy Enstitüleri’nin mirasını ele alan sergi, film gösterimleri, söyleşiler ve paneller gastronomi ve sinemasever katılımcılarla buluşacak.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Heyecanı Kars’ta Yaşanacak yazısına devam et

Macar Film Günleri 2026

Liszt Enstitüsü Macar Kültür Merkezi ve Mercanev iş birliğiyle hazırlanan Macar Film Günleri, Macar sinemasının iki dev ismi Zoltan Fábri ve Marta Meszaros’a saygı niteliğinde, “Vicdan ve Bellek” temasıyla 02 Temmuz’da Ayvalık’ta başlıyor. Program; 02 – 08 Temmuz (1. Perde) ve 03 – 05 Ağustos 2026 (2. Perde) tarihlerinde, Ayvalık’taki altı ayrı mekânda sinemaseverlerle buluşacak. Etkinliğin açılış töreni, 02 Temmuz Perşembe günü saat 20:00’de ASKEV Sera’da, Macar Kültür Merkezi Müdür Yardımcısı Gergo Kovacs’ın katılımıyla yapılacak. Açılışın ardından sinema tarihinin ikonik başyapıtlarındanünlü yönetmen Zoltan Fabri imzalı Atlıkarınca (Korhinta) gösterilecek.

  • Basın Bülteni: 1 / 2

Macar Film Günleri 2026 yazısına devam et

İki Film Birden: Virginia Woolf’tan Gece & Gündüz, Dalga

İlginç bir hafta bekliyor sinemaseverleri. Gösterime giren iki film, ikisinin de temelinde kadın var ve ikisi de kadın bakış açısını öne çıkarıyor. Yaşam savunuculuğu ve cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkış açısından bakınca olumlu. Hele de “pride” haftasında, meydanlar, sokaklar yasaklanınca… çok daha önem taşıyor.

Erkek egemen dünyanın insana bakışı da “erkek”çe oluyor kuşkusuz. Nalıncı keseri gibi kendine yontan bu bakış, kadın haklarını (bağlı olarak aile ve çocuk haklarını da kuşkusuz) hiçe sayıyor. Kadınların erkek egemen anlayışa gösterdikleri tepki, neredeyse doğru hiçbir şey yapmadan, sosyal ve ekonomik refah getirmedikleri halde iktidarını savunan siyasetçilere benziyor.

İlk filmimiz, “Dalga” (La Ola), Şili’de yaşanan bir kalkışmadan esinlenerek yapılmış bir film. Yönetmen Sebastián Lelio, senaryo yazılımına da katıldığı filmi müzikal olarak çekmiş. Büyük olasılıkla, drama olarak onlarca kez anlatıldı, yüzlerce habere konu oldu, hiçbirini dinlemediniz, ilgilenmediniz, bu kez müzikal olursa belki “kalın” kafanıza girer diye düşünmüştür. Tacizci bir öğrencinin mezun edilmesine tepki gösteren kız öğrenciler, erkeklerin ataerkil bakışının yaşamın her alanına ve her anına yansıdığından yola çıkarak isyanlarının hedefine patriyarkayı koyuyor.

Tıp fakültesini bırakıp müzik okumak isteyen Julia (Daniela López), bir eğlence dönüşü asistan öğretim görevlisi ile birlikte olur… Kendi isteğiyle evine gitmiş, bile isteye öpüşmüştür, ancak sabah uyandığında cinsel ilişki yaşadığını, asistanın kendisini uykusunda taciz ettiğini söyler. Öykü, zaten bu konunun üzerinde yoğunlaşır.

Daniela López, ilk kez geçtiği kamera karşısında alabildiğine başarılı. Filmin müzikalitesine de söylenecek söz yok. Ancak yönetmen metaforlarla gerçekliği birbirine o kadar karıştırıyor ki, izleyici ister istemez soru işaretleriyle baş başa kalıyor. Kadının bir erkekle kendi rızasıyla birlikte olması tecavüz olarak tanımlanamaz, yaşanan bir tecavüz değilse nedir o zaman? Belki taciz ile tecavüz kavramları birbirine karışıyor. Olayın (izlenimcilik açısından da) tümüyle dışında olan seyirci bile somutlaştıramıyor sorunu. Taciz nerede başlar, tecavüz nedir, kadının rızası nasıl anlaşılır ya da hangisinedir? (sorgu sırasında Julia, neler yaptıklarını anlatıyor.)

Bizim ülkemizde yaşanan kadın cinayetleri (kesinlikle politiktir) de benzer nedenlerle işleniyor. Kadınlar işte, okulda hatta evde bile taciz ediliyor, tecavüze uğruyor ama bir türlü dertlerini anlatamıyorlar. Oysa “kadın beyanı esastır”. Açık ve anlaşılır.

Virginia Woolf’tan Gece & Gündüz

Virginia Woolf’un, gerçekçi anlatımından okuduğumuz “Gece & Gündüz”, bu kez aynı gerçekçilikle sinemaya uyarlanmış. Tina Gharavi, Justine Waddell’in uyarladığı filmi romandan yansıyan titizlikle çekmiş. Gerek karakterler gerekse mekânlar olağanüstü. Popüler müzik kullanılması, filmin özüne uygun: Bir değişim isteniyor ve günümüz müziği o “değişim”in süreğenliğini kanıtlıyor. Astronomiye tutkuyla bağlı Katharine Hilbery (Haley Bennett), 1900’lü yılların başlarında kadınların erkekleri olmadan hiçbir şey yapamadıkları dönemde, kendini var etmek istiyor. Evlenmesi ve çalışmalarının kocasının adıyla yayımlamasına izin varsa da, bunun yanlışlığının, değişmesi gerektiğinin mücadelesini veriyor.

Kolay değil, üniversiteye gitmesi bile mümkün görülmeyen bir kadının kadın hakları mücadelesi başta ailesi, çevresi, akademik yapı tarafından reddediliyor. Peki, dünya dönmeyi sürdürürken; aslında Katharine, araştırmalarını sürdürür ve yepyeni bulgularla yeni tezler ileri sürerken bu engel ne kadar dayanabilir ki! Doğal olarak yıkılacaktır. Ancak değişimlerin yolu her zaman sarp, engebeli ve engellerle doludur. Muhakkak ki, zafere ulaşır, ancak boşa zaman harcanmış, yaşamın akışı yavaşlamıştır. Kim bilir, belki de “dün erkendi, yarın geç, bugün tamam”.

Toplumsal gelişimin önüne çıkan engeller muhakkak aşılır. Dünü bilmezsek yarını göremeyiz. Kim(ler), hangi koşullarda ne gibi mücadeleler vermiş, bilirsek hem kararlılığımız artar hem de başarıya ulaşma olasılığımız. Bu, Kurtuluş Savaşımız için de geçerli, Dünya Kupasına gruptan çıkamadan erken veda eden futbol milli takımı için de… Sivas’ta Madımak Oteli’nde çıkarılan yangın sonrası, yazarların, müzisyenlerin, sanatçıların neden ve nasıl yakılarak katledildiğini ve yangının kim(ler)e hizmet ettiğini öğrenmek, geleceği daha iyi görmek için de… UnutMADIMAKlımda!

03 Temmuz’dan başlayarak gösterimde…

(01 Temmuz 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Korkut Akın Yazıyor: Sert Ama Sessiz Portre: Serseri

Taşlara, kuşlara, atlara, otlara
İnsanlara selam ver.
Ne görürsen selam ver.
Sonra çıkarıp cebinden aynanı
Bir selam da kendine ver.
Alışkanlıklarımız belirleyici oluyor; her filmin (müziğin, resmin, öykünün ya da akla gelen her şeyin) bir mesajı olması gerektiğini sanıyoruz. “Serseri”, sadece bir yanıyla karşımıza çıkan, mesaj verme (ya da alma) kaygısı taşımayan, insanı … Devamı… »

Psikeart, 100. Sayısını İstanbullularla Sempozyumla Kutluyor: “Kadına Psikolojik Bakış ve Sinema”

Psikoloji, sinema ve sanat dünyasının kesişim noktası olan Psikeart Dergisi, yayın hayatındaki 100. sayısını çok özel bir etkinlikle taçlandırıyor. 27 – 28 Haziran 2026 tarihlerinde İstanbul Beyoğlu’nda gerçekleştirilecek olan “Kadına Psikolojik Bakış ve Sinema Sempozyumu”, alanında uzman isimleri, sinemaseverleri ve ruh sağlığı profesyonellerini Bilim Beyoğlu toplantı salonunda karşılıyor ve bir araya getiriyor.

Psikeart, 100. Sayısını İstanbullularla Sempozyumla Kutluyor: “Kadına Psikolojik Bakış ve Sinema” yazısına devam et