İçimizdeki Pencereler / Backrooms

Daniel Myrick ile Eduardo Sánchez ikilisinin birlikte tasarladığı 1999 yapımı ‘Blair Cadısı / The Blair Witch Project’, Maryland kırsalında üç sinema okulu öğrencisinin ardında bıraktığı tüyler ürpertici kaydın gerçek olduğuna dair pazarlama numarasıyla piyasaya sunulmuş ve hayli sansasyon yaratmıştı. Gerek ABD gerekse ülkemizde son haftanın en çok izlenen filmi ünvanına sahip olan ‘Backrooms’ ham görüntülerden oluşan, hareketli kamera ile çekilmiş buluntu bir video kaydı izlenimi veren sekansla açılıyor. Genç yönetmen Kane Parsons böylesine bir aldatmaca içinde değil kuşkusuz, kendisi yakın geçmişte youtube’da yayına girmiş ve özellikle genç izleyicinin ilgisini toplamış kısa filmlerinden yola çıkarak beyazperde için dört başı mamur bir gerilim-korku çabasına girişmiş.

İyice daraltılmış bir kadraj içinde soluk soluğa bir nefesin sarı labirentler içinde kayboluşunun monitörden izlendiğini görüyoruz önce. Genç adam canavara benzer bir yaratığı farkettiğinde deneyi görüntüleyen beynin kendisini bu girdaptan çekip çıkarmasını istese de makus kaderinden kaçamıyor. Bu ürkütücü girişin ardından Parsons’ın projeye kattığı ve iki değerli oyuncunun can verdiği ana karakterlere dönüyoruz. Danışan koltuğunda oturan Clark (Chiwetel Ejiofor) psikoloğu Mary Klein’a (Renate Reinsve) karısının onu kendi evinden kovduğu geceyi anlatmaktadır. Aslında mimar olan ama hayatını kazanabilmek için ‘Kaptan Clark’ın Osmanlı İmparatorluğu’ gibi tuhaf adı olan bir mobilya mağazasında ömür tüketmektedir. Geceleri mağazada yatıp kalkmakta olan Clark yalnızdır.

Voltajın her daim oynadığı, elektriklerin nedenini bulamadığı biçimde sürekli kesildiği dükkanında bir gece ana katın duvarından arka odalara geçişin olduğunu heyecanla keşfediyor. ‘The Window Within’ adlı kitabın yazarı Mary Klein’ın ‘hayallerimizi gerçekleştirmek için içimizde pencere açalım’ söylemine uygun bir gelişmedir bu sanki. Clark hayatının kontrolünü eline almayı başarabilecek midir. Bu arka odalar ona tasarladığı yolu özgürce seçme olanağı sunacak mıdır.

Clark’ın ertesi gün mağaza çalışanlarıyla giriştiği deneyde geçmişin travmalarıyla hesaplaşması kaçınılmaz olur. Kendisinden haber alamadığı danışanını iş yerinde ziyarete giren Mary de, son tahlilde aynı koridorlar ve labirentler içinde kendi varoluş ve psikolojik korkuları ile yüz yüze gelecektir.

‘Backrooms’ anlatılmasından ziyade görülmesi, mümkünse iyi bir projeksiyonda deneyimlenmesi gereken bir çaba. İzleyiciyi klostrofobik bir alemde David Lynchvari bir bilinçaltı yolculuğa çıkaran çizgi dışı bir performans örneği. Genç sinemacı kolaycı pop çözümlere yönelmeden bir Lynch olgunluğuna erişebilir mi, onu zaman gösterecek ama bu haliyle ‘Backrooms’ çok sağlam oyuncuları, Parsons ve yapım tasarımcısı Danny Vermette’in Salvador Dali esinli buluşları ve özellikle son yarım saatte doruğa çıkan gerilimi ile merakla izleniyor. Filmin gerek bizde gerekse dışarda sinema salonlarını ayakta tutan genç izleyiciyi (ben de hafta ortası bir gündüz seansında tamamen gençlerden oluşan Kadıköy Sineması ana salonunda izledim) neden bu denli çektiği ise, günümüz dünyasında despot rejimlerden bunalmış gençlerin hayallerine ulaşmak için farklı pencereler açmaları söyleminden etkilenmiş olmalarındandır belki de.

(07 Haziran 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Sarı Zarflar’a Alman Film Ödülleri’nden (Lola) İki Büyük Ödül

Berlin’den Altın Ayı ödülü ile dönen ve 2027 Oscar aday adaylığı tescillenen, İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar filmi Alman Film Akademisi’nin üyelerinin oylarıyla belirlenen Alman Film Ödülleri (Lola) gecesinde En İyi İkinci Film Ödülü olan Gümüş Lola’yı kazandı. Film ayrıca, Marvin Miller imzalı besteleriyle En İyi Film Müziği Ödülü’nün de sahibi oldu. Sarı Zarflar’ın başrollerinde Özgü Namal, Tansu Biçer, Leyla Smyrna Cabas, İpek Bilgin, Aziz Çapkurt ve Jale Arıkan oynuyor.

Sarı Zarflar’a Alman Film Ödülleri’nden (Lola) İki Büyük Ödül yazısına devam et

Sinematek’te Yeni Hafta: 02 – 07 Haziran 2026

Sinematek / Sinema Evi, 28 Nisan – 03 Temmuz 2026 arasında melankoliyi gösterişsiz bir sinema diliyle anlatan Fransız yönetmen Louis Malle’e adanmış seçkiden ve dünya sinemasından yeterince görünürlük bulamamış, World Cinema Project kapsamında restore edilen filmleri seyirciyle buluşturuyor. 03 Haziran 2026 Çarşamba günü ise Azgelişmişliğin Anıları gösterimi sonrasında Çiğdem Öztürk bir sohbet gerçekleştirecek.

Sinematek’te Yeni Hafta: 02 – 07 Haziran 2026 yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Beni Dünyadaki Her Şeyden Daha Çok Sevsin / Saplantı

‘Saplantı / Obsession’ 04 – 11 Eylül 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen 50. Toronto Film Festivali’nin (TIFF) kült korkular, sınırları zorlayan absürt güldürüler ya da yüksek tempolu aksiyonlara ev sahipliği yapan ‘Geceyarısı Çılgınlığı / Midnight Madness’ seçkisinin gözdelerinden biriydi. Film, bir müzik mağazasında çalışan utangaç Bear’in (Michael Johnston) aynı iş yerinde çalışan alımlı Nikki’ye (Inde Navarette) olan ilgisini bir türlü … Devamı…»

Otopsi (Yönetmen: Jeremiah Kipp)

Jeremiah Kipp’in yönettiği ve Willa Holland, Paul Sparks, John Adams, Keena Ferguson Frasier, Mary Hungerford, Mark Steger, Emily Bennett ile Shelly Gibson’un oynadığı Otopsi (The Mortuary Assistant), 03 Temmuz 2026’da CJ ENM dağıtımıyla Siyah Beyaz Movies tarafından vizyona çıkarıldı.
Eğitimini üniversitenin Morg bilimi bölümünde başarıyla tamamlayan ve mezun olan Rebecca Owens, River Fields Morgu’nda gece vardiyasında bir işe başlamıştır. Başlangıçta rutin görünen bu sıradan iş, kısa bir süre sonra onun dehşet verici doğaüstü güçlerle yüzleşmek zorunda kaldığı karanlık bir kâbusa dönüşür.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Otopsi (Yönetmen: Jeremiah Kipp) yazısına devam et

Yeni Bir Hayat / Aynalar No.3

Çağdaş Alman sinemasının özgün yaratıcılarından Christian Petzold’un yeni filmi ‘Aynalar No.3 / Miroirs No.3’ ilhamını 20. yüzyıl başlarının en önemli bestecilerinden Maurice Ravel’in ünlü piyano süitinden almış. Sanatçının 1904 – 1905 yılları arasında bestelediği 5 bölümlük süit, Ravel’in de dahil olduğu ‘Les Apaches’ isimli Fransız avangard sanatçılara ithaf edilmiştir. Filme adını veren, ressam Paul Sordes’a adanmış üçüncü bölüm ya da diğer adıyla ‘Une Barque sur L’Océan’, kırık akorların temsil ettiği okyanus dalgaları üstünde yolunu bulmaya çalışan küçük teknenin temsilidir.

Petzold’un filminin ana karakteri Laura da (Paula Beer) benzer bir ruh hali içindedir. Konservatuar piyano son sınıf öğrencisi genç kızın ilk sahnede otoban üzerindeki köprüden aşağı doğru baktığını izleriz. Sonrasında bir ırmak kıyısındadır. Akışkan suya bakarken Laura’nın intihar eğilimini hisseder gibi oluruz. Bu intihar meselesi ilerleyen bölümlerde filmin başka bir karakteriyle ilişkilendirilecektir. İletişim kuramadığı müzisyen erkek arkadaşı Jakob (Philip Froissant) ve müzik prodüktörü arkadaşları ile birlikte çıktığı hafta sonu gezisini yarıda keserek Berlin’e dönmeyi isteyen de Laura’dır. Mutsuzluğunu sessizliğine saklamış olan genç kız, duyarsız partneri ile ücra dağ yolunda ilerlerken Betty’nin (Barbara Auer) sanki geleceği tayin eden gizemli bakışıyla irkilir ve hemen ardından o meşum araba kazası gelir.

Genç adam talihsiz bir biçimde başını taşa çarpıp hayatını kaybetmiş, Laura ise dikişe bile ihtiyacı olmayan sırtındaki küçük bir sıyrıkla hayatta kalmıştır. Genç kız polislerin ısrarına rağmen hastaneye gitmeyi reddeder ve kabûl ettiği takdirde mütevazı köy evinde Betty ila birlikte kalmak istediğini söyler. Orta yaşlı ev sahibinin başta dil sürçmesiyle ‘Yelena’ diye hitap ettiği Laura yaşamda kalmış, evin beyaza boyanan çitlerinin simgelediği ‘yeni bir hayatın’ beyaz sayfalarını açmanın tedirgin heyecanına kapılmıştır.

Laura’nın geçmişinde neler yaşadığının sırlarını vermez Petzold. Betty’nin yeni konuğuna giysilerini, eşyalarını verdiği Yelena’nın akıbetini de uzunca bir süre gizler izleyiciden. Betty’nin ayrı yaşadığı kocası Richard (Matthias Brandt) ile yetişkin oğlu Max (Enno Trebs) eve gelen yabancının şerefine yemeğe davet edilir. Tamirci baba oğul yıpranmış evin kırık dökük aletlerini tamir eder. Laura bozulmuş akordu tamir ettirilen eski piyanonun başına geçer. Yelena’nın soluk notalarından Chopin’in 4 numaralı mi bemol minör prelüdünü çalan Laura’dır artık. Meraklı yaşlı komşuların göz ucuyla inceledikleri yeni bir ailenin temelinin atılışına tanıklık ederiz. Ancak, geçmiş travmaların, büyük acıların konuşulmadığı yeni bir yaşamda huzur ve uyumu sürekli kılmak o denli kolay olacakmıdır.

Petzold zarif bir sonatın adını verdiği yeni çalışmasında soruları yanıtsız bırakmayı tercih etmeyi sürdürüyor. ‘Undine’de ‘su’, ‘Kızıl Gökyüzü / Roter Himmel’de ‘ateş’ elementlerine karşılık, bu defa rüzgârıyla, yeşiliyle, türlü şifalı otlarıyla ‘tüm doğa’yı merkeze almış, içinden fırtınalar geçen ama usul usul kendini gizleyen üçlemesini tamamlamış. Başta Paula Beer olmak üzere bir repertuvar tiyatrosu kadrosu oluşturmuş oyuncularıyla bir kez daha çalıştığını görüyoruz. Değişmez sinematografı Hans Fromm’un kırılgan planlarıyla iki kadın arasındaki Bergmanvari ilişki çerçevesinde yabancılık ile şefkat, huzur ile huzursuzluk, evin içindeki sıcaklık ile yıpranmış duvarların sakladığı acı sırlar arasında oluşturduğu hat çok incelikli. Ravel ve Chopin ile klasik müzikte huzur bulan ruhları tatmin ederken, Frankie Valli & The Four Seasons’ın 70’li yıllardan kalma ‘Gece / The Night’ şarkısıyla dört duvar efkârı yırtmak istemiş.

(03 Haziran 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali

Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir’in ev sahipliğinde; Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcıları Hüsamettin Elmas, Ramazan Demir, Dr. Çiğdem Hacıoğlu, Cemil Böcek ve Festival Sanat Direktörü Deniz Yavuz’un katılımıyla gerçekleştirilen festival komitesi toplantısının ardından, 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin 24 – 31 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirileceği açıklandı. Festivalin tüm detaylarının konuşulduğu kapsamlı toplantı sonrasında bu sene 63.sü gerçekleştirilecek festival için çalışmalara başlanıldı.

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali yazısına devam et

7Dogs

Adil El Arbi ile Bilall Fallah’ın yönettiği ve Karim Abdel Aziz, Ahmed Ezz, Monica Bellucci ile Tara Emad’ın oynadığı 7Dogs, 26 Haziran 2026’da CJ ENM tarafından vizyona çıkarıldı.
Interpol ajanı Khalid Al Azzazi ile küresel suç örgütü 7 Dogs’un eski üst düzey üyelerinden Ghali Abu Dawood’un hikâyesini konu alan filmde, Orta Doğu’ya yayılması planlanan son derece tehlikeli yeni bir uyuşturucuyu durdurmak için güçlerini birleştirmek zorunda kalan iki düşman, kendilerini dünyanın farklı şehirlerine uzanan ölümcül bir operasyonun içinde bulur. Film, aksiyon sahneleri, kovalamacalar ve çatışmalar ile en iddialı aksiyon yapımları arasında yerini alıyor.

  • Basın Bülteni
  • Facebook
  • Fragman
  • IMDb

7Dogs yazısına devam et

KEM Yapım’dan Peş Peşe İddialı Projeler: Sırada Kantin Var

KEM Yapım, iddialı projelerine bir yenisini daha ekliyor. Yapımcılığını Kemalhan Balçık’ın üstlendiği Kantin filminin çekimleri için geri sayım başladı. Haziran ayının son haftasında motor diyecek olan film, korku ile kara mizahı kusursuz bir şekilde harmanlıyor. Gerçek olaylardan esinlenen Kantin’in başrolünde ise son dönemin en dikkat çeken ve karizmatik oyuncularından Görkem Sevindik yer alıyor. Sevindik, filmin merkezindeki Hekim karakteriyle hem sert mizacı hem de korkuyla yüzleşen mücadeleci tavrıyla hikâyeye yön verecek. KEM Yapım, BKM’den Kolonya Cumhuriyeti 2′nin haklarını alarak sektörde dikkat çeken stratejik hamlelerden birine imza atmıştı.

KEM Yapım’dan Peş Peşe İddialı Projeler: Sırada Kantin Var yazısına devam et

Sinemanın Buluşma Noktası, Haziran Ayında da Beyoğlu Sineması

İstanbullu sinemaseverlerin uğrak noktası İBB Beyoğlu Sineması, Haziran ayında sinema tarihine iz bırakan klasik yapımları, kült filmleri ve çocuklara yönelik gösterimleri bir araya getiren çok özel bir program sunuyor. Haziran ayında Beyoğlu Sineması’nda İtalyan sinemasının dikkat çeken örneklerinden oluşan Ülke Sineması İtalya adlı bir özel seçki de sinemaseverlerle buluşacak. Beyoğlu Sineması’nın Haziran ayı programına ilişkin detaylı bilgilere ve ücretsiz biletlere İBB Beyoğlu Sineması sosyal medya hesapları üzerinden ulaşılabiliyor. Haziran ayı programı, Şarkıcı Balina (The Last Whale Singer) adlı film ile başlayacak.

Sinemanın Buluşma Noktası, Haziran Ayında da Beyoğlu Sineması yazısına devam et

Dalga

Sebastian Lelio’nun yönettiği ve Daniela Lopez, Avril Aurora, Lola Bravo, Paulina Cortes, Tamara Acosta ile Florencia Berner ile Carlos Borquez’in oynadığı Dalga (La Ola – The Wave), 03 Temmuz 2026’da Bir Film dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Julia, kampüste yıllardır süregelen taciz ve şiddet olaylarına karşı yükselen feminist harekete dâhil olur. Kendi geçmişinde yaşadığı karmaşık ve rahatsız edici bir deneyimin izleriyle boğuşurken kolektif isyanın tam ortasında kalır. Müziğin, dansın ve eylemlerin gücüyle, kendi sesini ve benzer acılar yaşamış kadınların haykırışını temsil eden bir simgeye dönüşür.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

Dalga yazısına devam et

Yalın ve Bir O Kadar da Duygu Yüklü: Aynalar No.3

Bir pencereden kendinize ait olmayan bir hayatı -o an oradan geçenleri, yaşananları- izliyorsunuz. Bazı filmler seyircisini içine katmaz, ama diliyle, mekânıyla, rengiyle, sesiyle, ritmiyle sizi sarıp sarmalar. Sanki seyircisinizdir (gerçi gerçekten seyircisiniz ama) ve yapabilecek bir şeyiniz yoktur. Ne zamanki, ışıklar yanar, salondan çıkarsınız, filmin duygusu sizinle birlikte giderek büyür.

Christian Petzold’un yazıp yönettiği, Paula Beer (Laura) ve Barbara Auer’in (Betty) taşıdığı film alabildiğine yalın… Almanya kırsalında, bir evde geçiyor. Laura, bir an gördüğü kadının yüzündeki hüznü, yalnızlığı yakalar. Geçirdikleri araba kazası sonrasında, o kadın (Betty) yardımına koşar ve yanında kalmayı ister.

Sonrasında… sonrasında bir şey yok. Boşuna aksiyon, aşk, hareketlilik ve/veya sinema tarihi boyunca edindiğimiz o geleneksel trükleri beklemeyin. İki yalnız kadının birbirlerine söylemediği ama içten içe yaşadıkları içsel kavgaları ile karşı karşıyasınız. Bir an düşünüyorsunuz, “Ben olsaydım o durumda, ne yapardım”. Kuşkusuz, herkes kendince bir yol bulur haklılık payı olan ve o yolu tutar. Karşımızdaki iki yalnız kadın birbirlerine iyi geliyor tüm suskunluklarına karşın. Betty, iki adamdan söz eder, yemeğe çağırırlar. Kocası ve oğludur gelenler. İki yalnızın yanına iki yalnız daha katılır. Baba ve oğul tamircidir, Betty’nin hemen tüm sorunlarını çözerler. Tek çözülemeyen duygular yumağıdır ve o yumağı kişi sadece kendisi çözebilir. Laura, Betty’ye iyi gelmiştir.

Kimilerinin Petzold’un filmografisine yakıştıramadığı film, aslında günümüz insanının yalnızlığını, çözümsüzlüğünü, çaresizliğini ele alıyor. Seyircinin bir aynadan (ayna geniş alanı yansıtır, oysa pencere daha kısıtlı alanı gösterir, pencere demek gerekir) takip ettiği öykü, doğrudan kendi yaşamıdır aslında.

05 Haziran’dan başlayarak gösterimde…

(02 Haziran 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Ülke Sineması: İtalya

İBB Beyoğlu Sineması’nın Haziran ayı programında, gelenekselleşen Ülke Sineması serisinde İtalyan Kültür Merkezi iş birliğiyle hazırlanan Ülke Sineması: İtalya adlı seçki de yer alıyor. Seçkide son yılların İtalyan sinemasından seçilmiş filmler izleyicilerle buluşuyor. İtalya’nın kültürel ve sanatsal mirasını keşfetmek isteyen tüm sinemaseverler ücretsiz gösterimlere davet ediliyor. Etkinlikte, İki Gönül İki Samanlık (Massimiliano Bruno), Kısa Bir Aşk Hikâyesi (Ludavica Rampoldi), Senin İçin (Alessandro Aronadio), Napoli – Newyork (Gabriele Salvatores) ve Verdi’nin Odaları (Pupi Avati) adlı filmler sunulacak.

Ülke Sineması: İtalya yazısına devam et

Aynalar No.3

Christian Petzold’un yönettiği ve Paula Beer, Barbara Auer, Matthias Brandt ile Enno Trebs’in oynadığı Aynalar No.3 (Miroirs No.3 – Mirrors No.3), 05 Haziran 2026’da Bir Film dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Kırsalda geçirdiği bir araba kazasından kurtulan Laura, yara almamış olsa da derinden sarsılır. Kazaya tanık olan ve ona anne şefkatiyle yaklaşan bir kadının evine kabûl edilir. Kadının kocası ve yetişkin oğlu da mesafeli tavırlarını zamanla bir kenara bırakınca, dördü aileyi andıran bir düzen kurar ve birlikte birkaç mutlu gün geçirir. Ancak geçmişleriyle yüzleşme zamanı geldiğinde, Laura da kendi hayatıyla hesaplaşmak zorunda kalır.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Aynalar No.3 yazısına devam et