Adil Bir Ölüm Arzusu / Robin Hood’un Ölümü

Michael Sarnoski’nin yazıp yönettiği ‘Robin Hood’un Ölümü / The Death of Robin Hood’un geniş seyirci kitlesinin beklediği tarihsel bir macera filmi olmadığını baştan söyleyelim. Buna karşılık 13. yüzyıla damgasını vurmuş ‘Robin Hood’ efsanesini ters yüz eden, bir anlamda revizyonist bir denemenin tüm olumlu özelliklerini barındıran bir film var karşımızda.

Film, Kuzey İngiltere’nin sisli puslu dondurucu kışında açılıyor. Rüzgârın tehdit edici uğultusu altında dağlık arazide yolunu bulmaya çalışan küçük kız çocuğu uzaktan ateşini seçtiği Robin Hood’un (Hugh Jackman) yanına vardığında aç susuz perişandır. Artık yaşlanmış olan dağların kralı bitkin ziyaretçisini doyurur, ateşinde ısınmasını sağlar. Ancak işler göründüğü gibi değildir. Molanın ardından yoluna devam eden küçük kızın gecenin ilerleyen saatlerinde yaşlı adamı öldürme girişimi başarısız olur. Avına sinsice yaklaşan intikam peşindeki çocuk kurt Robin’i haklayabilmek için ya üzerine sinmiş kokudan arınması ya da rüzgârın yön değiştirmesini beklemesi gerektiğini hesaba katmaz ve bedelini canıyla öder. Bu yaşlı adamın ilk katli değildir. Şövalye olduğu, mazlumları koruduğu rivayeti, hepsi düzmecedir. Öldürdüklerinin, ocağına incir diktiği ailelerin sayısını hatırlamaz bile. O cani bir hayduttur. Kafa keser, kan davası gütmesinler diye hasımlarının çocuklarını, torunlarını ortadan kaldırmayı ihmal etmez.

Lady Marian ile aşk hikâyesi ya da kahramanlığı palavradır. Yarattığı efsanenin işaret ettiği gibi dindar filan da değildir. Karanlığa giderken sadece aptalların peşinden geldiğini ifade eden yorgun ve yaşlı adam, ormanın kuytusunda adil bir ölüm arzusunu kendi kendine terennüm ettiği sırada efsanenin ana karakterlerinden küçük John (Bill Skarsgård) çıkagelir. Öldürdüğü Edward’ın adının yanı sıra çiftliğine ve karısı Margaret’e de konmuş olan genç adam Viking kanı taşıyan köklü ailenin bireylerinden ucuz kurtulmuş ama karısı ve küçük kızı aile efradınca rehin alınmıştır. Küçücük bir çocukken Robin’e katılmış olan (adı da buradan gelir) John / Edward ailesini ve çiftliğini geri alabilmek için hamisinden yardım ister. Sonra da ustasına, dağların ardındaki yeni arazilerde yeni bir yaşam kurmasını önerir. Robin yeniden başlamak istemez ama elinde büyümüş çırağının arzusunu da kırmaz. Aile ile iki kafadarın hesaplaşması çok kanlı ve vahşidir. Margaret’in bir aile bireyi tarafından bıçakla delik deşik edildiği mahşeri dövüşte kafalar havada uçar. Robin de ağır hasar alır ama çiftlik evinden kaçmayı başaran küçük oğlan çocuğunu daha sonra intikam almak üzere karşısına çıkmasın diye başından okla vurmaktan çekinmez.

Yaşam üzerine derin felsefi dersler içeren ‘Domuz / Pig’ (2021) ile iddiasız görünümü altında hiç bitmeyen matem üzerine çok değerli bir çalışmaya imza attığı parlak ilk uzun metrajıyla gönüllere yerleşen Sarnoski, 2024‘de kendisine teslim edilen ‘Sessiz Bir Yer: Birinci Gün / A Quiet Place: Day One’ ile Hollywood yapımcılarının yüzünü kara çıkarmamış ve serinin IMAX formatındaki devam filmi hatırı sayılır bir gişe başarısına ulaşmıştı. Yönetmenin bağımsız sinemacı kökenini unutmadan çektiği yeni çalışması, Arthur Penn gibi öncü yönetmenlerin imzasını taşıyan ve 70’li yıllarda Amerikan Sineması’na taze kan aşılamış revizyonist westernlerin tadını taşıyor.

Sarnoski ilk 40 dakikalık bölümde, popüler kültürün yuvarlak masa şövalyeleri benzeri süslü hikâyelerle romantize ettiği Orta Çağ iklimine sert bir giriş yapıyor. Alevlerin önünde oluk oluk kanın aktığı çiftlik evindeki hesaplaşmayı bu denli seyri zor bir biçimde çekmesinin ana nedeni saptırılmış tarihi gerçeklerin asıl yüzünü gösterme arzusundan kaynaklanmış. Ağır yaralanan Robin Hood’un ya da kendini takdim ettiği yeni adıyla Randolph’un gözlerden ırak bir kuzey adasına konuşlanmış Aziz Clement Manastırı’nda baş rahibe Brigid (Jodie Comer) ile geçirdiği hayli uzun tutulmuş ikinci bölümde ise, yaşlı adamın pişmanlık ve nedamet sürecini izliyoruz. Orta Çağ’ın vahşet ve teröründen kaçmak için Tanrı inancına sığınmış küçük bir insan topluluğunun huzur veren dünyasında Randolph arınmaya, dış dünyanın sadece kanı umursadığı bir çağda huzuru doğanın dinginliğinde bulmaya çabalıyor. Lakin kanlı geçmişi ve sebep olduğu akıl almaz vahşetin izleri burada da peşini bırakmayacaktır.

‘Robin Hood’un Ölümü’ iyi yazılmış ve yönetilmiş bir film. Başta, saçından sakalından zor seçilen Jackman olmak üzere başarılı oyuncu kadrosu, ‘Domuz’da da birlikte çalıştığı Pat Scola’nın ada ülkesi kuzeyinin doğal mekânlarını mesken tutmuş özenli sinematografisi, ve de Sarnoski’nin keşfi genç folk müzisyeni Jim Ghedi’nin bizzat çalıp söylediği 19. yüzyıl İngiliz şairi John Clare’in dizelerinden beslenen leziz besteleri eşliğinde ilgiyle izleniyor.

Not: Oldukça karanlık, sisli puslu sahneleri olan filmin, ithalcisi ‘Bir Film’in işlettiği Caddebostan Kültür Merkezi (CKM) salonunun kusursuz projeksiyonunda deneyimlenmesini hararetle öneriyorum.

(18 Haziran 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Saba Film Yapımlarının Çifte Başarısı

Saba Film, uluslararası festival yolculuğunu sürdüren uzun metraj Gülizar ve geliştirme aşamasındaki yeni kısa film projesi Kuşun Kanadında ile iki önemli başarıya imza attı. Yönetmenliğini Belkıs Bayrak’ın üstlendiği Gülizar, Arnavutluk’un başkenti Tiran’da düzenlenen 13. DEA Open Air Uluslararası Film Festivali’nde iki ödül kazanırken; Kuşun Kanadında ise Küçükçekmece 5. Kısadan Anlat Kısa Film Proje Yarışması’nda Jüri Özel Ödülü’nü kazandı.

Saba Film Yapımlarının Çifte Başarısı yazısına devam et

Livaneli: Bir İnsanın ve Bir Ülkenin Hikâyesi

80 yıllık bir yaşam, onlarca eser, milyonlarca insana dokunan bir hikâye. Livaneli: Bir İnsanın ve Bir Ülkenin Hikâyesi belgeseli, izleyicileri  Türkiye’nin yakın tarihine ışık tutan Zülfü Livaneli’nin yaşam öyküsünü ve düşünsel yolculuğunu mercek altına alıyor. Livaneli’nin kişisel hikâyesini Türkiye’nin yakın tarihiyle iç içe ele alan yapım; sanatçının farklı dönemlerine, eserlerine ve tanıklık ettiği toplumsal dönüşümlere odaklanıyor. Belgesel yönetmeni Nebil Özgentürk’ün imzasını taşıyan film, kapsamlı arşiv görüntülerinin yanı sıra Zülfü Livaneli’nin kendi anlatımlarını, yakın çevresinin tanıklıklarını ve uzun yıllara yayılan bütün görsel materyallerini bir araya getiriyor.

Livaneli: Bir İnsanın ve Bir Ülkenin Hikâyesi yazısına devam et

John Wick Ekibi 7 Dogs Filmiyle Türkiye’de

26 Haziran’da Türkiye’de sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanan 7 Dogs, kamera önünde ve arkasında bir araya getirdiği uluslararası ekip ile sinema sektörünü yerinden oynattı. Dünya çapında büyük başarı elde eden Bad Boys for Life ve Bad Boys: Ride or Die filmlerinin yönetmenleri Adil El Arbi ve Bilall Fallah’ın imzasını taşıyan yapım, aksiyon sinemasının deneyimli isimlerini aynı projede buluşturdu. 40 milyon dolarlık bütçeyle çekilen filmin aksiyon ve dublör tasarımları, John Wick serisindeki çalışmalarıyla tanınan 87Eleven Action Design tarafından gerçekleştirildi. Filmin aksiyon yönetmenliğini ise Mad Max: Fury Road ve John Wick: Chapter 4 gibi yapımlarda görev alan Stephen Dunlevy üstlendi.

John Wick Ekibi 7 Dogs Filmiyle Türkiye’de yazısına devam et

Paw Patrol: Dino Filmi Yeni Fragman Paylaşıldı

Yönetmenliğini Cal Brunker’in üstlendiği ve yeni fragmanı paylaşılan filmde, gemileri bir fırtınaya yakalanınca PAW Patrol yavruları, dinozorlarla dolu keşfedilmemiş tropik bir adaya acil iniş yapmak zorunda kalır. Burada, yıllardır adada mahsur kalmış ve dinozorlar konusunda tam bir uzman haline gelmiş olan Rex ile tanışırlar. PAW Patrol’un ezeli düşmanı Belediye Başkanı Humdinger, adanın doğal kaynaklarını sömürmek amacıyla kontrolsüz bir şekilde kazı yapmaya başlayınca, farkında olmadan dev ve uykuda olan bir yanardağı harekete geçirir. PAW Patrol yavruları mecburen, dinozor boyutunda ve yüksek riskli kurtarma görevlerinin içine sürüklenir.

  • Basın Bülteni
  • Yeni fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Paw Patrol: Dino Filmi Yeni Fragman Paylaşıldı yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Uzayın Çağrısını Dinleyin / İfşa Günü

‘İfşa Günü / Disclosure Day’ vahşi bir MMA karşılaşmasıyla açılıyor. Ringdeki kanlı maçı izleyen kendinden geçmiş ahali üstün durumdaki dövüşçüye ‘kafasını kopar’ talimatını verirken kendinden geçmiş durumdadır. Steven Spielberg’in filmde bir karakterine söylettiği gibi ‘insanın bu sonsuz ve sırları bilinmez kâinatın yok edici virüsü olduğu’ teşhisine çok da uyan bir açılış sahnesidir bu. Kamera gösteriyi izleyenlere doğru kaydığında Dr. Daniel … Devamı…»