Tek Tip İnsanlığa Doğru / Koloni

Cannes 2026’nın ‘Geceyarısı Sineması’ filmlerinden ‘Koloni / Gunche – Colony’, korku – gerilim sinemasının hayli ilgi gören alt dalı ‘zombi istilâsı’ türünün taze bir örneği. Güney Kore’de hasılat rekoru kıran filmin yaratıcısı Yeon Sang-ho’yu yine Cannes’da aynı seçki dahilinde dünya prömiyerini yapmış 2016 yapımı ‘Zombi Ekspresi / Busanhaeng – Train to Busan’ filminden tanıyoruz. Adı geçen filmde, önüne geçilemeyen bir virüs salgı tüm Kore’yi sarmışken korku ve dehşetin pençesindeki bir tren dolusu yolcunun başkent Seul’den ülkenin güneyine, hastalık bulaşmış ve zombileşmişlerin henüz ulaşamadığı Busan’a varma mücadelesi konu edilir.

Kariyerine çizgi dışı animasyonlarla başlamış olan Sang-ho, Güney Kore toplumunda çürüme ve şiddeti eksen alan metaforlar üzerinden ilerler. Cannes’da ‘Eleştirmenler Haftası’ seçkisinde gösterilen 2011 yapımı ‘Domuzlar Kralı’ çelimsiz öğrencilerin zorbalığa maruz kaldığı kendi lise yıllarının acımasız ortamından yola çıkmıştır. 2013 yapımı ‘Sahtekâr’ toplumu sömüren sahte din adamlarını eleştirir. Yapımını 2015’te tamamladığı ‘Seul İstasyonu’ esinini, o yıllarda Güney Kore’yi kasıp kavurmuş solunum sistemini etkileyen Ortadoğu kökenli virüs salgınından almıştır. Filme konu olan ölümcül virüs, boynundan ısırılmış yaşlı bir evsizin başkentin merkez istasyonunda zombiye dönüşmesinin ardından hızla yayılmaya başlar. Finalde tüm karakterlerin zombiye dönüştüğü çürümüş, merhametsiz bir dünya çizen sinemacı, ekonomik eşitsizlik ve yolsuzluğun tavan yaptığı ülkesinde evsiz zombilerin saldırısı, toplumsal patlamanın metaforuna yönelmiştir. ‘Seul İstasyonu’nun devamı niteliğindeki ‘Busan Treni’ yine zombi kıyameti aracılığıyla ülkesindeki sınıf çatışmasını körükleyen ekonomik dengesizliğe işaret eder.


B-yapımlarını sanatsal nitelikli çabalara dönüştürme uğraşı veren Sang-ho’nun sıcağı sıcağına bizde de gösterime giren son çalışması ‘Koloni’de, bu kez Seul’deki dev bir alışveriş merkezi dehşet mekânına dönüşüyor. Bir biyoteknik konferansı için Doongwoori binasında bir araya gelenler, rekabet ortamında kendi krallığını ilan etmek üzere yola çıkan ve aşısını bedenine zikrettiği virüs sayesinde insanları kolektif bilinçle hareket eden canlılara dönüştürmeyi hedefleyen genç bilim adamının bio – terör saldırısına uğruyor. Sürekli evrimleşen ve karıncaların sinyal düzenine benzer bir biçimde yol alan bu ‘koloni’ye karşı bireyselliğini ve insan olma özelliğini korumaya çalışanların bir gökdelenin katları arasına sıkışmış dehşetengiz mücadelesi kaçınılmaz olacaktır.

Yenilikçi bir enfeksiyon sayesinde hızlı hareket edebilen, koşabilen, öğrenen, taklit eden bir tür yeni nesil zombilerin öyküsünde, Sang-ho’nun bu kez de yapay zekâ yüzyılında insanların tek tipleştirildiği ya da çağımızın otoriter düzenlerinde emredilenin harfiyen yerine getirildiği bir sürü düzeninin yaratılması üzerine kafa yorduğunun işaretlerini alıyoruz. Lakin mükemmel koreografilenmiş görsel aksiyonun ön planda oluşu sinemacının vermek istediği mesaj demetini gölgede bırakıyor. Bazı kaçınılmaz tekrarlar ve türün klişeleri göze batıyor gerçi, ancak tek mekân ve zaman birliğinden hareketle baş döndürücü omuz kamerasının hizmet ettiği saf aksiyon, hele bir de Atlas Sineması konforunda izlendiğinde türün tutkunlarına aşkın bir görsel şölen vadediyor.

(23 Haziran 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Sert Ama Sessiz Portre: Serseri

Taşlara, kuşlara, atlara, otlara
İnsanlara selam ver.
Ne görürsen selam ver.
Sonra çıkarıp cebinden aynanı
Bir selam da kendine ver.

Alışkanlıklarımız belirleyici oluyor; her filmin (müziğin, resmin, öykünün ya da akla gelen her şeyin) bir mesajı olması gerektiğini sanıyoruz. “Serseri”, sadece bir yanıyla karşımıza çıkan, mesaj verme (ya da alma) kaygısı taşımayan, insanı düşündürmeye çalışan; aslına bakarsanız kendisini bulmayı sağlayan bir film. Üstün Dökmen’in alıntıladığım şiiri, en tam da o nedenle aynı şeyleri söylüyor, aklın yolu bir, dönüp kendinize bakın. Filmi izledikten sonra zaten önünüze o yol açılacak…

Harris Dickson’un yazıp yönettiği “Urchin”, özellikle pandemi sonrası ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların yarattığı bunalımı bir genç üzerinden anlatıyor. Evsiz, işsiz, uyuşturucu kullanan, şiddet göstermekten çekinmeyen, yardım etmeye çalışanlardan bile çalan biri Mike (Frank Dilliane). Çok başarılı, gerçekten hissederek oynamış ve o duyguyu film boyunca sürdürüyor. Mike, sinirli, gergin ve sevimli… sosyal hizmet görevlisine armağan alacak kadar da duyarlı; ancak “hayatın sillesini yemiş” ve kendini toparlayamıyor.

Hapisten çıktıktan sonra devletin ona sunduğu olanaklar (bizde yok) onu “serseri”likten çıkarmaya yetecek mi? Kalacak yeri, yapacak işi, küçük de olsa kazancı oluyor, hatta eski arkadaşlarıyla karşılaştığında onlardan kaçıyor (yine yeniden o zorlukları yaşamak çok da kolay değil kuşkusuz). Ünlü sözü anımsıyorsunuz o anda: “Hayat, siz planlar yaparken karşınıza çıkanlardır”. Her şey iyiye giderken, “bir seferden bir şey olmaz” dediğiniz anda tüm yaşam tepetaklak!

Oyunculuktan -ki, küçük bir rolde de izliyoruz- yönetmenliğe geçen Dickson, izlenimci bir dille takip ediyor Mike’ı. Pandemi gerginliğiyle onun “serseri”ce yaşamı buluşuyor ve doğal olarak aynı dönemde kendinizin duygularınızı nasıl kontrol altına aldığınızı düşünüyorsunuz. Dickson, çok başarılı bir film çekmiş, öyküsü de, kurgusu da, müziği de, oyunculukları da alabildiğine sakin, doğal ve gerçekçi. Üstün Dökmen devam etsin:

Yola çıkınca her sabah,
Bulutlara selam ver.

Hatırın kalmasın el gün yanında
Bu dünyada sen de varsın!
Üleştir dostluğunu varlığınla,
Bir kısmı seni de sarsın.

(23 Haziran 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Çeşme’nin Yerel Lezzetleri Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nde Buluştu

Çeşme Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ve Yarımada Çiftliği, Çeşme’de yapılan Uluslararası Gastronomi Film Festivali’ne festival süresince tam destek sundu. Festival alanında yer alan stantlarda Çeşme’ye özgü yerel lezzetlerin ve üreticilerin görünürlük kazanmasına destek veren Çeşme Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ve Yarımada Çiftliği, bölgenin gastronomi değerlerinin, ulusal ve uluslararası sinema ve gastronomi seven  katılımcılarla buluşmasına katkı sağladı.

Çeşme’nin Yerel Lezzetleri Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nde Buluştu yazısına devam et

Uluslararası Gastronomi Film Festivali, 10 – 12 Temmuz’da Kars’ta

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kars edisyonu 10 – 12 Temmuz tarihleri arasında yapılacak. Festival 3 gün boyunca, söyleşiler, film gösterimleri, tadım etkinlikleri, Sine Sınıf ve Gastro Sınıf etkinliklerine ev sahipliği yapacak. Kars’ın zengin mutfak kültürü, güçlü doğal mirası ve yerel üretim geleneklerini sinema aracılığıyla görünür kılmayı amaçlayan festival, katılımcılara disiplinlerarası bir deneyim sunacak. Festival boyunca gösterimler, söyleşiler, yerel lezzet deneyimleri, sergiler ve kültürel keşif rotalarıyla Kars’ın gastronomik ve kültürel hafızasına odaklanılacak, 3 gün boyunca dolu dolu etkinliklerle buluşulacak.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali, 10 – 12 Temmuz’da Kars’ta yazısına devam et

101 Yaşındaki Cumhuriyet Öncüsünün Belgeseli Ankara’da İlk Kez İzleyiciyle Buluştu

Cumhuriyet’in yetiştirdiği Türkiye’nin ilk kadın kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Sabahat Kaymakçalan’ın yaşamını konu alan Kalplere Dokunan Kadın adlı belgesel filmin, ilk gösterimi Ankara Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapıldı. Yönetmenliğini Nurgül Bayram’ın üstlendiği yapım, 101 yaşındaki Kaymakçalan’ın yaşamı üzerinden Türkiye’de kardiyolojinin gelişim sürecine ve Cumhuriyet’in bilim mirasına ışık tutuyor. Belgesel, izleyiciyi 1950’li yılların hastanelerine ve tıp dünyasına götürüyor.

101 Yaşındaki Cumhuriyet Öncüsünün Belgeseli Ankara’da İlk Kez İzleyiciyle Buluştu yazısına devam et

7 Dogs, Rekorların Ardından Türkiye’ye Geliyor

26 Haziran 2026 Cuma günü Türkiye’de sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanan aksiyon ve gerilimi zirveye taşıyan 7 Dogs, gösterime girdiği ülkelerde elde ettiği gişe başarısıyla tüm dünyada dikkat çekiyor. Yaklaşık 40 milyon dolarlık devasa bütçesiyle bölgenin bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük sinema yapımları arasında gösterilen film, ilk haftasında 10,3 milyon doların üzerinde hasılat elde ederek birçok ülkede gişe listesinin zirvesine yerleşti. Bad Boys for Life ve Bad Boys: Ride or Die filmlerinin yönetmenliğini yapan Adil El Arbi ve Bilall Fallah imzasını taşıyan yapım, yüksek prodüksiyon kalitesi ve uluslararası oyuncu kadrosuyla son dönemin çok konuşulan filmleri arasında yer alıyor.

7 Dogs, Rekorların Ardından Türkiye’ye Geliyor yazısına devam et