Musallat 3

Özgür Bakar’ın yönettiği ve Kurtuluş Şakirağaoğlu, Pelinsu Çileli, İbrahim Aslan ile Elçin Atamgüç’ün oynadığı Musallat 3, 03 Şubat 2023’de CJ ENM dağıtımıyla Mia Yapım tarafından vizyona çıkarıldı.
Burhan on beş yıl önce gerçekleşen korkunç olaylar sonrasında, cinlerin saldırısıyla oğlunu ve gelinini kaybetmiştir. Oğlunun ve gelinin ölümlerinden sorumlu tutularak, akıl hastanesine yerleştirilmiştir. Fakat peşindeki “ateşten yaratılanlar”, yani cinler Burhan’ı akıl hastanesinde de rahat bırakmazlar ona musallat olurlar. Filmin sanat yönetmenliğini Turgay Kurşunoğlu yaparken, görüntü yönetmenliğini ise Uğur Kaplan üstleniyor.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb

Musallat 3 yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Kameralı Yahudi Çocuk

Steven Spielberg 70’li yılların Amerikan Sineması’na yeni ufuklar açan öncü yönetmenlerden biridir. İlerlemiş yaşına rağmen düzenli film çekmeyi sürdüren sinemacı, ilk gençlik yıllarının anıları ile yüklü ‘West Side Story’nin hemen ardından ne zamandır kafasında olan öznel hikâyesini anlatmak istemiş. Annesi Leah ile babası Arnold’a adanmış ‘Fabelmanlar / The Fabelmans’ onun görsel anı defteri olmuş. Sevinciyle hüznüyle kendi geçmişi ile … Devamı…»

Eşeğin Adı Yok

Jerzy Skolimowski’nin bir eşeğin gözünden dünya ahvalini gözlemleyen Cannes Film Festivali’nden jüri ödüllü son çalışması ‘Eo’, adını bu mazlum hayvanın Leh dilinde anırmasının fonetik karşılığından kalmış. Haliyle dilimize ‘Ai’ olarak çevrilen sıra dışı çalışma ilk bakışta Robert Bresson’un 1966 yapımı başyapıtı ‘Rastgele Balthazar / Au Hasard Balthazar’ı akla getiriyor. Bresson minimalizminin bu siyah beyaz şaheseri, türlü eziyetin reva görüldüğü masum eşeği, insanlığın günah yükünü sırtlamış İsa figürü ile özdeşleştirir. İlkel dürtülerin yönlendirdiği insanoğlunun merhametsiz dünyasını semboller ve metaforlar aracılığı ile tasvir ederken, Balthazar’ın hayatına giren insanların kader çizgisini takip eder.

Skolimowski Fransız ustadan faklı olarak adı olmayan eşeği filmin merkezine koymuş, Polonya’dan İtalya’ya sürecek olan çileli bir yolculuğun ve çağdaş dünya kargaşasının gözlemcisi yapmış. Koyu Katolik Bresson’un ruhani minimalist yaklaşımından farklı olarak doğa ve hayvan sevgisinden yola çıktığını ifade eden Skolimowski, Polonya’nın ünlü Łódź sinema okulunun geleneğinden hareketle sinematografik deneylere ağırlık vermiş. Kırmızı ışıklar altında açılan film, ‘Muhteşem Cassandra’nın eşek ile yaptığı sirk numarası ile başlıyor. Genç kadın gösteri partnerine belki de bir daha hiç karşılaşmayacağı derin bir şefkatle yaklaşıyor. Cassandra’nın mazlum hayvana vurmaya kalkan Vasil’i durdurduğuna tanıklık ediyor, hatta yüzüne küstahça sigarasının dumanını ekleyen kaba saba adamı Bresson’un yapıtında savunmasız Marie’yi tahakkümü altına alan genç serseriye benzetiyoruz. Ancak başta dediğim gibi Skolimowski eserinde insanları geri planda kullanmaya kararlıdır. Dünya denen zalimler panayırını eşeğin derin bir melankoli ile bakan kocaman gözlerinin bakış açısıyla vermeyi sürdürür.

Gösteri hayvanlarına eziyet edildiği gerekçesi ile sirk hayatından ve Cassandra’dan koparıldığında onu daha zorlu deneyimler beklemektedir. Önce bir çiftlikte yük hayvanı olarak çalıştırılır. İpinden kurtulduğunda yolu kent merkezine düşer. Mahalli futbol takımının flamalı maskotu olur, ancak rakip takımın holiganlarınca ölesiye hırpalanmaktan kurtulamaz. Yük karavanı içinde İtalya’ya yollanırken doğanın eşsiz güzelliğini parmaklıklar ardından izler. Kırlarda özgürce koşan heybetli beyaz atlara imrenmeyi sürdürür. Hayatta kalma derdindeki insanların birbirlerini boğazlamalarına tanıklık eder. Skolimowski’nin eşeği düş de görür. Bu rengarenk (ve bir bölümü dijital) anlarda, kâh doğum gününde onu havuçla besleyen, kıpkırmızı giysisi ile Gezi Parkı’ndan kopup gelmişe benzeyen Cassandra’nın şefkatli okşamaları ile avunur, kâh kendisini bir Boston Dynamics robotu olarak hayal eder.

Erken yaşında Roman Polanski’nin ünlü ‘Sudaki Bıçak’ filminin senaryo yazarı olarak sinema alemine parlak bir giriş yapan Skolimowski, hayli ilerlemiş yaşına rağmen sinematografik araştırmalarını bıkmadan sürdüren genç ve dinamik bir ruha sahip. Kariyeri boyunca teknik yeniliklere hep açık olmuş, kamera açıları ve ışıklandırmada deneyselliğini sürdürmüş olan usta sinemacı lineer anlatımı bir kenara iterek filmini düşlerin sarmaladığı epizodlar halinde çekmiş. Deneysellik hususunda torunu yaşındaki genç görüntü yönetmeni Michał Dymek’e açık çek vermek suretiyle, dron çekimleri ve elektronik flaş kullanılan düş sahnelerinin halüsinatif ruhunu inşa etmiş. Klasik müzik bestecisi Pawel Mykietyn’in tedirgin tınıları eşliğinde kaderinin peşinden sürüklenen masum yaratığın melankolik yolculuğunu izlerken, Bresson’un filmini baştan sona bir hüzün bulutu gibi sarmalayan (daha sonra Nuri Bilge’nin ‘Kış Uykusu’nda kullanacağı) duygulu Schubert sonatına nazire olarak belki, İtalya yolculuğunun bir bölümünde melankolik Beethoven tınılarına yer vermiş.

85 yaşını sürmekte olan Polonyalı sinemacının anarşik son çalışması, sondaki Isabelle Huppert sürprizi ile birlikte perdede ilgi ile izleniyor. Bunun da ötesinde, Bresson’un her izleyişte derinden etkileyen eşsiz başyapıtını bir kez daha görme arzusunu tetikliyor.

(12 Ocak 2023)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Ferhan Baran Yazıyor: Aşkımızın Üzerine Yağmur Yağıyordu

Dünya prömiyerini yaptığı 75. Cannes Film Festivali ‘Belirli bir Bakış / Un Certain Regard’ seçkisinden en iyi yönetmen ödülü ile dönen Alexandru Belc imzalı ‘Metronom’, yağmurlu bir Bükreş meydanında açılıyor. Savaş kahramanlarını simgeleyen masif kabartmaların taş duvarlarını süslediği geniş alanın ortasında 17 yaşındaki Ana’nın ufak tefek siluetini görüyoruz. Arzu ile beklenen genç Sorin ise gökten inmiş ilahi bir varlık misali puslar içinde sağ … Devamı… »

Gran Turismo

Neill Blomkamp’ın yönettiği ve David Harbour, Orlando Bloom, Archie Madekwe ile Darren Barnet’in oynadığı Gran Turismo, 11 Ağustos 2023’de TME Films dağıtımıyla TME Films tarafından vizyona çıkarılıyor.
Her şeye rağmen vazgeçmemek, zorlukların üstesinden gelebileceğimize inanmak ve düşündüklerimizden daha fazlasını yapabilmek DNA’mızda var. Spordan, edebiyata, filmlere güçsüz olanın yanında olmak ve büyük hayaller kurma cesareti göstermek de her zaman evrensel bir gerçektir. Gerçek bir hikâyeden uyarlanan film, Jann Mardeborough’un olağanüstü oyun yeteneklerini kullanarak profesyonel bir araba yarışçısı olma hayallerini gerçekleştirişini konu alıyor. Yönetmen, Jann’in koltuktan kokpite etkileyici geçişini drone çekimleriyle destekleyerek dünyadaki tüm izleyicilere nefes kesici bir deneyim sunuyor.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Facebook
  • Fragman
  • IMDb

2023 Yılının En İddialı Filmi Emanet Geliyor

Ali İlhan’ın yönettiği Emanet filminin çekimleri tamamlandı. Mustafa Üstündağ ve Tuvana Türkay’ın başrollerini paylaştığı filmin çekimleri 4 haftada tamamlandı. Afyon Sultandağı ilçesinde çekilen film için, uzun bir ön hazırlık yapıldı. Kostümünden mekânlara, sanattan tekniğe kadar birçok detay üzerinde titizlikle çalışan sanat ekibi boş araziye plato kurup bir tamirhane yaptılar. Emanet filmi 7.6K çözünürlükte çekildi. Türkiye ilk defa bir sinema filminde Sony Venice 2 kullanıldı.

Korkut Akın Yazıyor: Sinema -Otobiyografik Filmle- Yaşamı Kuşatıyor

Film başladığında ilk aklıma gelen Fikret Otyam’ın yakınması oldu: “Kırk yıllık fotoğrafçıyım, bir kameram bile olmadı, ama bir arkadaşım 8 yaşındaki oğluna 8 mm. film kamerası aldı doğum günü armağanı olarak.” İşte, o şanslı çocuklardan biri Steven Spielberg. Mitzi Fabelman (Michelle Williams), eşi Burt (Paul Dano) yanlarında küçük Sammy ile sinemaya giderler. Sammy ilk kez bir film izlemektedir, tabii ki, çok etkilenir. Hoş, … Devamı… »

Gerçeklerle Yarışan Hayaller…

Birçok filmi “senaryo icabı” diye küçümser insanlar. Faruk Erem’in -ki, en ünlü ve saygın avukatlardandı, ışığı üzerimize değsin- “suçluyu kazıyınız, altından insan çıkar” sözünden el alırsak, senaryoyu kazıyınız altından gerçekler çıkar diyebiliriz. En saçma gelen senaryoda bile bir gerçek vardır, hem de aklın alamayacağı kadar. Yeter ki bakmak isteyin.

Yönetmen Guy Ritchie, senaryosunun yazımına da katıldığı “Servet Operasyonu”nda bir gizli (ama bırakın herkesi, rakiplerinin bile tanıdığı) ajanın yaptıklarına odaklanıyor. Orson Fortune (Jason Statham) her zaman olduğu gibi alabildiğine kan dökerek ve çatışarak “kötü”leri dize getiriyor. Bu filmdeki kötüler kim: Uluslararası silah tüccarı Greg Simmonds (Hugh Grant) ve çevresindekiler. Peki “iyi” olan? İyi pek yok aralarında aslında, ama bize “iyi” olarak sunulan devletin görevlisi Nathan Jasmine (Cary Elwes).

Haklı olarak gerçeklerle ilgisinin ne olduğunu soracaksınız. Anlatmaya çalışayım, umarım ikna edici gerekçeler koyabilirim ortaya.

Bir ay kadar önce Diyarbakır’da bir bombalı saldırı gerçekleştirildi, üzeri örtüldü, çünkü provokasyon kokuyordu. Ardından İstiklal Caddesinde bir bombalı saldırı sonrasında insanlar öldü, ne olduğu, niye yapıldığı, kimin yaptığı hâlâ belli değil. Daha önce de benzer olaylar yaşamıştık, anımsarsınız muhakkak. Anımsayamayanlar için birileri hemen giriyor devreye. Ankara’da silahlı saldırı sonucu bir akademisyen öldürüldü. Her kafadan bir ses çıkıyor, “Susurluk” deniyor (ki, o da belirsizliğini koruyanlar arasında) ne olduğu belli değil. Kendisine özel (!) bir afla cezaevinden çıkarılan bir mafya lideri vize alamadığı için silahlı arkadaşları tehditler savuruyor.

Kimin eli kimin cebinde?

İşte bu karmaşayı anlatan bir film Servet Operasyonu. Kişileri değiştirseniz yeter. Filmde silah ve para için yapılanlar bizde iktidar ve itibar (tabii, para da ayrılmazı bunların) için yapılıyor. Filmi o gözle izlemenizi salık veririm.

…ve Antalya

Servet Operasyonu İngiltere’de açılıyor, dünyanın birçok kentini dolaşıyor ama en sonunda Antalya’ya demir atıyor. Uluslararası silah kaçakçısı oldukları için hemen her yere gidebiliyorlar bunlar. Bir oyuncu, uluslararası silah kaçakçısının gözdesi, Danny Francesco (Josh Hartnett) her ne kadar karşı çıksa da ışıltılı hareketliliğe karşı çıkamadığı için katılır aralarına. Sonunda yolları Antalya’ya çıkar. İyi de olur. Çünkü Türkiye’nin de reklama ihtiyacı vardır, pandemi sonrasında. Kaleiçi’ni neredeyse sokak sokak gezen kamera kesinlikle izleyicinin aklına o güzellikleri kazıyacaktır, çıkmamacasına. Türkiye özdeşleşen “deniz, kum, güneş” keşke biraz daha fazla yer alabilseydi…

Kan ve hareket, işte sonuç

Güçlü ve gizemli bir açılışı var filmin. Ayak sesleri öylesine yüksek ve öylesine etkileyicidir ki, izleyici daha ilk kareden filmin içine girer, beyninde oluşan sorularla… Ne olacak?

Bizde ne olacağının sonucuyla filmin sonucu aynı mıdır, bilemem, ama bildiğim bir şey var: Her zaman iyiler kazanır.

(12 Ocak 2023)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com