Büyükada Adalar Kent Konseyi’nde Kasap Havası Filmi Gösteriliyor

Büyükada Adalar Kent Konseyi, yazar Melis Zararsız ve Ada Gönüllüleri Derneği işbirliği ile 29 Mayıs tarihi itibariyle Eylül sonuna kadar her Salı akşamı ücretsiz film gösterimleri düzenleniyor. Açık havada yapılan film gösterimlerine yerli yapımların bir kısmında filmlerin yönetmen ya da oyuncuları konuk oluyorlar ve filmle ilgili söyleşiler düzenleniyor. Etkinlik kapsamında 03 Temmuz 2018 Salı akşamı yönetmenliğini Çiğdem Sezgin’in yaptığı Kasap Havası adlı film gösterilecek.

Ayla, Güney Kore Başbakanını da Ağlattı

Astsubay Süleyman Dilbirliği’nin hayat hikâyesini beyazperdeye yansıtan Ayla, tüm dünyayla birlikte Güney Kore’yi de etkisi altına aldı. Güney Kore Başbakanı Lee Nak-yeon ve beraberindeki heyet Ayla’yı izledi. Ülkenin dört bir köşesinde 320 salonda vizyona giren Ayla’yı izleyen Güney Kore Başbakanı da bu sevgi ve bağlılık hikâyesinden çok etkilenerek beğenilerini dile getirdi. Basının sorularını yanıtlayan Başbakan, “Gözyaşlarımı saklamıyorum, inanılmaz ve ilham verici bir hayat.” diye konuştu.

Ayla, Güney Kore Başbakanını da Ağlattı yazısına devam et

Unutulmaz Müzikal Rochefortlu Kızlar, Beykoz Kundura’da

29 Haziran – 06 Temmuz arasında düzenlenen Bir Yaz Gecesi Sineması’nda unutulmaz klasikler izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. Jacques Demy ile sinema tarihinin yaşayan efsanesi Agnes Varda’nın imzasını taşıyan Rochefortlu Kızlar, sinemaseverlere Beykoz Kundura’da, yıldızların altında unutulmaz bir sinema deneyimi yaşatacak. Rochefortlu Kızlar, Rochefort’da yaşayan iki kız kardeş Delphine ve Solange’un kendilerini ve aşkı arayış hikâyesini anlatıyor.

Bürokratın Yalnızlığı

Has sinefiller sıkı durun, yaz ortasında bir başyapıt sinemalarda gösterime girdi. Lucrecia Martel’in dünya prömiyerini geçtiğimiz Venedik Film Festivali’nde yapmış filmi ‘Zama’dan söz ediyorum. ‘2017’den Benim Seçtiklerim’ listemde de yer verdiğim bu güzel filmin, festivallerden sonra Başka Sinema salonlarında vizyona girmiş olması son ayların en güzel sürprizlerinden.

Arjantinli usta yönetmenin 9 yıl aradan sonra çektiği ve Antonio di Benedetto’nun 1956 tarihli romanından yola çıkan yapım, 18. yüzyıl sonlarında İmparatorluk İspanyasının Paraguay nehri kıyısındaki ücra karargahında görevli bürokrat Don Diego de Zama’nın hikâyesini eksen alıyor. Güney Amerika’da doğmuş, kraliyet İspanyasını hiç tanımamış olan Zama, uzun zamandır görev yaptığı uç bölgeden Buenos Aires’e tayinini beklemektedir.

Açılış sahnesinde, elinde kılıcı başında üç köşeli şapkası ve resmi giysisiyle sahilde verdiği heybetli poz ile karşımıza çıkan Zama trajikomik bir bekleyiş içindedir. Memleketten ve ailesinden uzakta geçmek bilmeyen günlerin monotonluğuna eklenen sorumluluk ve sömürgeciliğin yükü altında ezilirken, üstünün krala mektup yazarak tayinini çabuklaştırmasını bekler. Beckett ya da Kafka’nın eserlerindekine benzer bürokratik engelleri aşmayı hayal eder. Çalışma arkadaşları ve karargâhtaki soylu hanedan temsilcisi tarafından da dışlanan ve çöküşe doğru hızla yol alan devlet görevlisinin ruh halini gözlemleriz film boyunca.

Zama’nın monoloğu üzerinden gelişen özgün romanı perdeye aktarırken çok sesliliği seçmiş Martel. Bürokratın anlattığı kişiler ve olayları tek tek sahnelemiş. Ancak yönetmenin çabası bir olaydan diğerine kesme ile geçen klasik bir anlatımdan uzak kalmak suretiyle, dönemin iklimini özenle yaratmak üzerine. Bu açıdan yavaş ilerleyen film izleyicisinden çaba ve emek bekliyor.

Yalnızca emperyalizmin içinden bir eleştiri değil Martel’in amaçladığı. Zama’nın hüsranlı bekleyişinin hikâyesi de değil sadece. Özenli kamera çalışması, börtü böcek vızıltısı ve kuş seslerinin canlı kıldığı vahşi ve ürpertici bir ses tasarımı ile içine girebildiğiniz zaman büyük bir sinema hazzı duyacağınız bir iklimi, bir atmosferi oluşturmayı başarıyor mükemmellikle.

Daniel Gimenez Cacho’nun başarıyla canlandırdığı Diego de Zama, sınıfsal bir öfke ve hayal kırıklığı içinde bekleyişten saldırıya geçerken bir Werner Herzog (Aguirre), bir Conrad-Coppola (Kurtz) karakterine dönüşüyor, insanoğlunun büyük fetih düşü bir kez daha deliliğe yelken açan bir kâbusla sonlanıyor.

(06 Temmuz 2018)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Kod Adı: Sosisli

Törsten Kunstler’in yönettiği ve Til Schweiger, Matthias Schweighöfer, Lisa Tomaschewsky ile Anne Schafer’in oynadığı Kod Adı: Sosisli (Hot Dog), 20 Temmuz 2018’de Özen Film dağıtımıyla Özen Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Theo ve Luke birbirinden tamamen farklı yapıda olan iki polis memurudur. Birisi işleri kaba kuvvetle çözerken diğeri ise olayları aklı ile çözmeye çalışır. Büyükelçinin kızının kaçırılması ikisinin bir araya gelmesine neden olur. Kaçırılan kızı kurtarmak için birlikte çalışmak zorunda olan Theo ve Luke çok zorlu bir maceraya atılır. Çünkü kızın kaçırılması basit bir fidye isteme olayından çok daha fazlasıdır.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Fragman
  • IMDb

Kod Adı: Sosisli yazısına devam et

Serpil Boydak Yazıyor: Sinema Salonlarının da, Seyircilerin de Sayısı Arttı

2017 yılında Türkiye’deki sinema salonu sayısı arttı. 2016 yılına göre yüzde 8,4 artan sinema salonu sayısı 2 bin 692 oldu. Bu dönemde sinema salonlarındaki koltuk sayısı da yüzde 7 artarak 328 bin 845 seyirci kapasitesine ulaştı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2017 yılı sinema istatistiklerini açıkladı. Bu araştırmaya göre 2017 yılında Türkiye’de sinema salonu, koltuk sayısı ve seyirci sayısında artış var. Buna rağmen hâlâ … Devamı… »

Hayat Okulu

Eğitimi “insan yaratma işi” olarak tanımlıyor uzmanlar. Eğitim için okul gerekmiyor kuşkusuz. Okul, yaşamın ta kendisi en tam da. Doğa içinde öğrendiklerinizi unutmadığınız gibi üzerine ekleyebiliyorsunuz da. Paul, 1930’lar Paris’inin kırsal alanında, alıyor asıl eğitimini. Biraz dik başlı, başına buyruk, hatta inadına tepkili, ama hayat onu da eğitiyor diğerleri gibi. Bu arada en çok da büyüklerin eğitildiğini söylemeliyiz.

Yetimhaneden alınan Paul, Celestin ve Borel’e emanettir. Kaçak avcı Totoche’tan uzak durması istenirse de ipin ucunu yakalayan küçük çocuk herkesin kalbini kazanmayı bilir.

İlginç bir örgü…

Enfes doğa görüntüleri, doğal yaşam, çingeneler ve arada gelişen çocuksu ve masum kaçamak aşk, ama en çok da insanların gizledikleri… Sır demek pek doğru değil, belki de herkesin bildiği ama kimsenin dillendirmediği, buna da bağlı olarak idare ettiği bir yaşam.

Paul, bu yaşam biçimini öğrenir. Yumağı çözmek kadar çözülenlerin karışmaması da önemlidir. Film boyunca siz kendi yaşamınızda nelere karşılık geldiğini sorguluyorsunuz hepsinin. Kim bilir, belki filmdeki orman kentin oluşturduğu labirenttir, gökdelenler ağaçlar olamaz mı? İnsanların gizlilikleri aynı ama…

Borel’ler Kont’un çalışanıdır, Celestin, Kontun kızının arkadaşıdır -belki de sır ortağı, ne dersiniz?- Kontun kızı ölmüştür… Zaten gizem de orada başlıyor.

Harika doğa ve insanlar

Film, ağırlıklı olarak insan ve doğa ilişkisini işliyor. Mevsim dönümünde dökülen yaprakları kurtçuklar yiyecek, kurtçuklarla kuşlar beslenecek, kurnaz tilki kuşları avlayacak, kuşları da insanlar vuracak. Enfes görüntüler eşliğinde bu dönüşümde siz de yerinizi alacaksınız, çünkü film sarıp sarmalıyor izleyeni.

Bir de çok eskilerden gelen geyik öyküsü var… Anadolu’da da vardır ona benzer öyküler. Müthiş etkileyicidir, keyfini çıkarırsınız her daim.

Hayat Okulu, Yönetmen Nicolas Vanier, Oyuncular François Cluzet, Jean Scandel, Eric Elmosnino, François Berleand, Valerie Karsenti… 06 Temmuz’dan itibaren gösterimde…

(05 Temmuz 2018)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com