Wagner Müziğiyle Depresyonun Kıyameti

Melankoli (Melancholia)
Yönetmen-Senaryo: Lars von Trier
Görüntü: Manuel Alberto Claro
Oyuncular: Kirsten Dunst (Justine), Charlotte Gainsbourg (Claire), Kiefer Sutherland (John), Alexander Skarsgard (Michael), Brady Corbet (Tim), Cameron Spurr (Leo), John Hurt (Dexter), Stellan Skarsgard (Jack), Charlotte Rampling (Gaby)
Yapım: Zentropa-Memfis (2011)

Sinemanın büyük yönetmenlerinden Lars von Trier’in bilimkurguya da bulaşan “Melankoli” filmi, depresyonun iç dünyasında dolaşan bir kâbus. Kirsten Dunst, bu filmdeki performansıyla 64. Cannes’da “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü almıştı.

Sinemanın büyük yönetmenlerinden Danimarkalı Lars von Trier’in 2011 yapımı “Melancholia-Melankoli”, bir önsöz, iki bölüm ve bir sonsözden oluşuyor. Bilimkurgu özellikleri de taşıyan “Melankoli” filminde önsöz yedi dakikayı aşkın sürüyor. Justine’in rüyasına Claire’in kâbusları da karışıyor bu anlarda. Her şey çok yavaş hareket ediyor bu girişte. Saniyede yirmi bin kare. Gelinlikler içinde koşan Justine, ardından Dünya’ya yaklaşan devasa Melankoli gezegeni. Claire, oğlu Leo’yla golf sahasında kıyametten kaçıyor. Justine, yün ipliklerle ağır bir şey taşıyor. Melankoli, Dünya’ya çarpıp yutuyor. Ardından birinci bölümdeki Justine’in hikâyesi başlıyor. Devasa Limuzin arabayla orman içinde Tjolöholm Kalesi’ndeki düğünlerine yetişmeye çabalayan gelinlikler içindeki Justine, müstakbel kocası Michael’la kendi düğünlerine geç katılıyor. Kız kardeşi Claire’in kocası John’un malikânesinde düzenlediği bu düğünde her şey var. Annesi Gaby ve babası Dexter yıllar önce boşanmışlar. Gaby, hazır cevap ve daima mutsuz. Baba, yıllar sonra gelmiş özgürlüğün tadını çıkartıyor. Kız kardeşi Claire, kendisine birazcık gıcık olsa da iyi bir insan. Zengin John’la evlenmiş Claire için en büyük sorun dünyanın sonu. Melankoli gezegeni yavaş yavaş Dünya’ya yaklaşıyor. Ama önce Justine’in hikâyesindeki Justine’i anmalı. O, tam anlamıyla en uçta depresyonlu bir insan. Bazı şeyleri denetleyemiyor ve o anlarda ablası gibi iyi bir insana ihtiyaç duyuyor. Michael’la bu evlilik gidecek mi diye düşünürken her şey bambaşka yönlere gidiyor bu bölümün sonunda. Justine, reklâm şirketinde slogan yazarı. Patronu Jack de düğününde. Jack, yeni slogan yazarı Tim’i Justine’in peşine takıyor takıntılı biri gibi. Ukalâ ve ve tam bir reklâmcı bu Jack.

İkinci bölüm Claire’in. Kız kardeşi için her şey oaln Claire, kıyametin yaklaştığı bu anlarda oğlu Leo için bir şey yapamamanın kederi içinde. Güneş’in ardında milyarlarca yıl saklanmış ve Merkür’le Venüs’e zarar vermeden gelen Melankoli gezegeni, hayat olan Dünya’yı evrenden silerken kaçacak ve saklanacak hiçbir yer yok. John da iyi bir insan. Baldızı Justine’in mutlu olmasını istiyor. Bu bölümde, karanlıkla ışık gibi umut ve umutsuzluk kuşatıyor perdeyi. Melakoli, giderek Dünya’ya yaklaşıyor. John, korkunç anları yaşamamak için zayıflığına yeniliyor. Atları özgür bıraktıktan sonra Claire, umutsuzca rüyadaki gibi oğluyla kıyametten kaçmaya çabalıyor, ama ne yazık ki kaçacak yer yok. Kızılderili çadırına benzer bir sığınak yaptıktan sonra kaçınılmaz trajedilerini bekliyor Justine, Claire ve Leo… Batıda bu filmin sonuna epik final demişler. Gerçekten de öyle. Melankoli gezegeninin Dünya’yı ateşler içinde yutuşu ve kaçacak hiçbir yerin olmayışı. Depresyonun en karanlık mağaraları gibi.

Unutulmaz müzikler…

Bu filminin fikri, Trier büyük bir depresyon altındayken doğmuş. Trier, Jean Genet’nin 1947’de yazdığı “Les Bonnes-Hizmetçiler” oyunundan ilham almış, ama sonra bambaşka bir yöne gitmiş. Trier kendi filmi için Alman romantizmi diyor. Justine karakterinin ilhamı da Marquis de Sade’ın 1791’de yayımlanan ve bizde Chiviyazıları Yayınevi’nden 2000 yılında çıkan “Justine ou Les Infortunes de la Vertu-Justine, Erdemin Felâketleri” romanındaki Justine karakterinden almış. Cannes’da Hitler’i över gibi görünmesi de bu depresyonun izlerinden biriydi. Hatta bazıları, Richard Wagner müziği kullandığı için de Trier’i eleştirecekler. Naziler, Wagner’in müziğini kendilerine yakın buluyorlardı. Böyle büyük bir besteci Nazilere teslim edilmemeli. Fonda duyulan Wagner müziği bu filme çok şey katıyor. Filmin “önsözü”nde Alman besteci Wagner’in (1813-1883) gelmiş geçmiş en büyük eserlerden “Tristan und Isolde, Prelude” müziği duyuluyor çoğu anda. 1857’yle 1858 arasında iki yılını alan bu operasını “atonal”, yani makama ve tona bağlı kalmadan besteledi Wagner. Ağırlıklı olarak yaylıların duyulduğu bu klâsik müzik, yirminci yüzyıldaki bestecileri de etkiledi. Filmin önsözü olan hemen girişteki rüya bölümünde duyuluyor bu müzik. Sonra filmin derinliğinde de kulaklara geliyor bu tınılar. Filme gerçekten derinlik katıyor Wagner’in bu müziği. İnsanın ruhunda oluşan medcezir gibi sanki. Justine’in depresyonlu ruhuna metafor da yapıyor Wagner’in bu müziği. Filmde, Amerikalı besteci Samuel Barber’ın (1910-1981) “Adagio for Strings Op. 11” müziği de duyuluyor. Barber, yaylılar için yaptığı bu bestesini 1936 yılında tamamlamış. Barber’ın bu klâsik müziği Wagner ruhuyla da buluşuyor filmde. Trier’in bu filminde Pink Floyd’un “Brain Damage” şarkısı da duyuluyor. Roger Waters’ın sözleri ve müziği filmin ruhuyla da örtüşmüş. Filmde ayrıca Frank Sinatra’nın “Strangers in the Night” ve Charles Aznavour’un “She” şarkıları da enstrümantal olarak kulaklara geliyor.

Bu film, Tjolöholm Kalesi denilen malikânede geçiyor. Bu kalenin dış mekânları İsveç’in güneybatısındaki Halland şehrinde, iç mekânlarıysa batı kıyılarındaki Vastra Götaland’da çekilmiş. Şilili kameraman Manuel Alberto Claro’yu İskandinav filmlerindeki çalışmalarıyla biliyoruz. 1970 Santiago doğumlu kameraman, Danimarkalı Christoffer Boe’nun 2003 yapımı “Reconstruction-Yeniden Sev Beni”, 2005 yapımı “Allegro” ve 2010 yapımı “Alting Bliver Godt Igen-Her Şey Güzel Olacak” filmlerinde çarpıcı fotoğraflar oluşturmuştu. Bu etkileyici kameraman, Trier’in “Dogma” estetiğine de uyum sağlamış. Hafif el kamerasıyla sarsıntılı ve özneyi arayan sinemaskop çerçeveler estetik olarak büyülüyor. Filmdeki tüm oyuncular performanslarıyla etkiliyor. Kirsten Dunst, 64. Cannes Film Festivali’nde kariyerinin en önemli rolü Justine karakteriyle “En İyi Kadın Oyuncu” dalında ödül aldı. Charlotte Rampling ve John Hurt’ü aynı filmde seyretmek de muhteşem.

(13 Ocak 2012)

Ali Erden

sinerden@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir