En Demir Başbakanın Hayatından

Demir Leydi (The Iron Lady)
Yönetmen: Phyllida Lloyd
Senaryo: Abi Morgan
Müzik: Thomas Newman
Görüntü: Elliott Davis
Oyuncular: Meryl Streep (Thatcher), Jim Broadbent (Denis), Alexandra Roach (Genç Margaret), Harry Lloyd (Genç Denis), Richard E. Grant (Michael), Phoebe Waller-Bridge (Susie), Iain Glen (Alfred)
Yapım: Film4-Pathé-UK Film Council (2011)

İngiliz kadın yönetmen Phyllida Lloyd’un, muhafazakâr başbakan Margaret Thatcher’ın hayatını anlatan “Demir Leydi” filminde büyük oyuncu Meryl Streep Oscarlık bir performans sunuyor.

Margaret Thatcher… Sovyetler ona “Demir Leydi” adını takmış. İktidarda olduğu 1979’dan partisince görevden alındığı 1990’a kadar İngiliz halkına ekonomik anlamda zorlu yıllar yaşatan Thatcher’ın genç kızlığından günümüze kadar anlatan 2011 yapımı “The Iron Lady-Demir Leydi” filmi, Meryl Streep’in büyük oyunculuğuyla bu çok güçlü kadının inişlerini ve çıkışlarını ayrıntılı bir görsellikle perdeye yansıtıyor. Küçük bir kasabanın bakkal belelediye başkanının kızı Oxford Üniversitesi’ni kazanıp kadınların pek olmadığı Muhafazakâr Parti’ye giriyor üniversite sonrası. Muhafazakârlar Derneği’nde sonradan evleneceği Denis Thatcher’la tanışan doğulu Margaret Hilda Roberts, hırsıyla yukarıya çıkıyor ve ardından 1970’lerin sonunda İngiltere’nin başbakanı oluyor. Downing Sokağı’ndaki “10 Numara”lı Başbakanlık Konutu’nun ilk kadın başbakanı oluyor. Film, günümüzde açılıyor. Artık başbakan olmayan yaşlı Margaret Thatcher, bir marketten süt alıyor. Vatandaş Thatcher sütün pahalı olduğunu düşünüyor. Başbakanlığı boyunca İngiliz halkını neredeyse açlık sınırında yaşatmış Thatcher, dışarıdaki hayatın ne kadar zorlu olduğunu fark ediyor. Kocası Denis ölmüş. Sürekli halüsinasyonlar gören Thatcher, yanlızlığını kocasının hayaliyle bastırıyor. Film, Thatcher’ın yaşlı zihninden düşenleri perdeye yansıtıyor. Thatcher, gazetede IRA’nın bombalı saldırısı okurken kocasıyla kaldığı otele IRA’nın bombalı saldırısını hatırlıyor. IRA, uzlaşmaz olarak gördüğü Thatcher’ı ortadan kaldırmak istemiş. Bu suikastten kıl payı kurtulan Thatcher, 1980’lere ABD’nin başkanı Ronald Reagan gibi damga vurdu. Sert neo liberal ekonomik kararlarıyla “Thatcherizm” kavramını da yerleştirdi zihinlere. Thatcher dönemindeki enkâzları anlamak için Ken Loach ustanın 1980’ler ve sonrasındaki filmlerini görmek gerekiyor.

Sert ve insan…

“Mamma Mia!” filmiyle hatırlanan 1957 doğumlu İngiliz yönetmen Phyllida Lloyd, “Demir Leydi” biyografik filmindeki etkileyici kurgusuyla bu özel politik figürün ruhunun içinde dolaşabiliyor. Hem mecliste hem de kabinede sertliğini ortaya koyan Thatcher’ın duyguları var mıydı? Yönetmen, küçük ayrıntılarla Thatcher’ın anlaşılmasına katkıda bulunmuş. Nevrotik ölçüde imlâ takıntılı Thatcher’ın bu takıntısı başbakanlığını bitiriyor. Başbakan yardımcısını imlâ hatası yaptı diye kabine içinde azarlayan Thatcher’ı kongre, parti ve hükümet başkanlığından alıyor. Başbakanlığı boyunca uyguladığı serbest pazar politikalarının yansımaları belgesel görüntülerle yansıyor perdeden. Halk sokaklara dökülüyor, grevler yapılıyor ve bu kaotik bunalımdan çıkmak için bir şeye ihtiyaç duyuyor. O da Arjantin’den geliyor Falkland kriziyle. 1982’de birkaç ay sürecek Falkland Savaşı ve ardından gelen zafer Thatcher’a güven tazeliyor ve o da ekonomik programlarını uyguluyor. Thatcher, krizde mekik diplomasisi yürüten ABD’li dışişleri bakanı Alexander Haig’e “kader”e kadar gelen alışkanlıklar üzerine özlü sözleri gerçekten çarpıcı ve öğreticiydi. Thatcher, günümüzde insanların sadece hissettiğini ve keşfettiğini, ama fikir üretemediğini söylüyor. Doğru olabilir mi? Filmdeki Avam Kamarası bölümleri de çarpıcı. Thatcher’ın muhafeleti sindiren söylevleri, İşçi Partili milletvekilleriyle tartışmaları çok ateşli yansıyor. Bir kadın onca erkeği susturuyor koca mecliste. Yönetmen Lloyd’un kurgusu gerçekten Thatcher’ı anlamayı sağlarken dönem ruhlarını da yaşatabiliyor. Yönetmen, filmini düz bir çizgiyle kurgulamamış. Thatcher’ın karışık zihninden yansıyanları karışık bir kurguyla yansıtmış. Sinemaskop görüntüler de çok estetik. Filmde, 1980’lerde ABD’nin başkanı olan “Hollywood eskisi” Ronald Reagan’nın fotoğrafıyla Sovyetler’in son başkanı Mihail Gorbaçov’un belgesel görüntüsü de yansıyor perdeye. Thatcher, Walter Lang’ın 1956 yapımı “The King and I-Kral ve Ben” filmini seviyor. Daha çok Siyam kralını. O gücü.

1949’da New Jersey’de doğmuş sinemanın en özel oyuncularından Meryl Streep’i sinema perdesinde seyretmek de çok özel. Akademi’nin de gözdesi olan Streep’e, bu yılki Oscar’a en yakın oyuncu deniliyor. “Demir Leydi” ona, Alan J. Pakula’nın 1982 yapımı “Sophie’s Choice-Sophie’nin Seçimi” filminden sonra “En İyi Kadın Oyuncu” dalında Oscar getirebilir. Bu film, Akademi’nin zihninin bir köşesinde olabilir.

Streep, Robert Benton’ın 1979 yapımı “Kramer vs. Kramer-Kramer Kramer’e Karşı” filminde “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” dalında ilk Oscar’ını almıştı. Bu muhteşem oyuncunun yukarıda söz ettiğimiz filmlerinin yanında Karel Reisz’ın 1981 yapımı “The French Lieutenant’s Woman-Fransız Teğmenin Kadını”, Robert Benton’ın Hitchcockyen gerilimi 1982 yapımı “Still of the Night-Gece”, anlatımıyla insanı sürekli bir şüphenin içinde bırakan Fred Schepisi’nin 1988 yapımı “A Cry in the Dark-Karanlıkta Bir Çığlık”, İngiliz yazar Virginia Woolf’u anlatan Stephen Daldry’nin 2002 yapımı “The Hours-Saatler”, cinsel istirmacılık şüphesi üstünden gelişen John Patrick Shanley’nin 2008 yapımı “Doubt-Şüphe” filmleri de arşivlerde bulunmalı. “Demir Leydi” filminde insanın kulağını dolduran müzikler yazmış Thomas Newman, armut gibi ağacın dibine düştü ve babası Alfred Newman gibi filmlere beste yapıyor. Büyük besteci baba Newman, Fritz Lang’ın haksız yere hapse atılmış masum bir adamın suça yönelmesini anlatan, az da olsa gerçek Bonnie ve Clyde karakterlerinden ilham almış 1937 yapımı kara filmi “You Only Live Once-Günahsız Katiller”, Joseph L. Mankiewicz’in 1950 yapımı “All About Eve-Perde Açılıyor”, Henry King’in Ernest Hemingway’den uyarladığı 1953 yapımı “The Snows of Kilimanjaro-Kilimanjaro’nun Karları” gibi unutulmaz filmlere besteleriyle katkıda bulunmuştu. Oğul Newman da şöhretli filmlere müzikler yazdı. Frank Darabont’un 1994 yapımı “The Shawshank Redemption-Esaretin Bedeli” ve 1999 yapımı “The Green Mile-Yeşil Yol”, Sam Mendes’in 1999 yapımı “American Beauty-Amerikan Güzeli” hemen akla geliyor.

(13 Ocak 2012)

Ali Erden

sinerden@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir