Can’ın Uluslararası Prömiyeri 23 Ocak’ta Sundance Film Festivali’nde

Yapımcılığını Defne Film Prodüksiyon ve Efekt Yapım’ın ortaklaşa yaptığı, Raşit Çelikezer’in yönettiği, başlıca rollerinde Selen Uçer, Serdar Orçin, Yusuf Berkan Demirbağ ve Erkan Avcı’nın yer aldığı Can filminin Uluslararası galası Sundance Film Festivali’nde 23 Ocak 2012 akşamı yapılacak. Filmin Utah Park City’de Egyptian Theatre’daki galasının ardından, 24, 25, 26 ve 28 Ocak 2012 tarihlerinde de festival bünyesinde gösterimleri devam edecek. Can’ın Uluslararası prömiyerine yönetmen Raşit Çelikezer, başrol oyuncuları Selen Uçer ve Serdar Orçin’in de içinde bulunduğu 6 kişilik ekip katılıyor.

  • Basın Bülteni
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • Doğa Derneği Sesleniyor: Kurbağalar Uyanıyor

    Ortamı ılındıran çevreci söylemleri 2012’de de duymaya devam edeceğiz. “HES’ler için şu kadar ağaç kestik ama bu kadar da diktik” diyecekler. Biz bunlara inanmayacağız. Kurbağayı kaynar suya attıklarında zıplar kurtulurmuş. Ne var ki su yavaş yavaş ısındığında suyla beraber kaynar gidermiş. Dünyadaki halimiz biraz buna benziyor, ancak ılık ortam rehavetinden kurtulup uyanan kurbağalar her geçen gün çoğalıyor. Seslerini işitiyoruz: Vrak! Vrak! Onların ne zaman zıplayıp çıkacağını ise, sizin onlara hangi gün katılacağınız belirleyecek.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Doğa Derneği Sesleniyor: Kurbağalar Uyanıyor yazısına devam et
  • 10. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali Başlıyor

    10. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, 09 – 19 Mart 2012 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenecek, ardından Van Kadın Derneği (VAKAD) ortaklığıyla prefabrikler, çadır kentlerde de olsa Van’da, Yüksekova Kadın Derneği ortaklığıyla Hakkari’de, Çanakkale El Emeğini Değerlendirme Derneği (ELDER) ortaklığıyla Çanakkale’de sürecek. Festival, yirmiyi aşkın ülkeden yetmişin üzerinde filmle, dünyanın farklı ülkelerinden konuklar, tema bölümleri, toplu gösterimler, panel, konferans ve atölyelerle 10. yılını kutluyor.

  • Basın Bülteni
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
  • SİYAD, Perihan Savaş’ın Onur Ödülü’nü Sahne Aldığı Tiyatroda Kendisine Sundu

    44. SİYAD – Sinema Yazarları Derneği Ödülleri, 16 Ocak 2012 Pazartesi akşamı İstanbul – Harbiye’deki Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlenen törende sahiplerini buldu. Tören kapsamında onur ödülü verilecek olan Perihan Savaş’ın aynı saatlerde Kanlı Nigâr adlı tiyatro oyununda sahneye çıkması nedeniyle ödülünü alamamış, selâmları sevenlerine barkovizyondan görüntüsüyle ulaştırılmıştı. Ani bastıran kar yağışı nedeniyle yerine vekâleten ödül alacak olan oğlu da salona gelemeyince SİYAD Başkanı Tunca Arslan ve Genel Sekreteri Deniz Yavuz, Perihan Savaş’ın ödülünü tiyatroda kendisine sundu.

  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    SİYAD, Perihan Savaş’ın Onur Ödülü’nü Sahne Aldığı Tiyatroda Kendisine Sundu yazısına devam et
  • Pera Müzesi Etkinlikleri’nde Arjantin: Sinema ve Futbol

    Pera Müzesi Film Etkinlikleri kapsamında hazırlanan Arjantin: Sinema ve Futbol film programı, futbol kültürünü perdeye taşımayı, futbol ve sinema hayranlarını bir araya getirmeyi amaçlıyor. Pera Müzesi Oditoryumu’nda 04 – 29 Şubat 2012 tarihleri arasında düzenlenen programda, birbirinden ilginç dört belgesel ve bir kurmaca olmak üzere toplam beş film sunuluyor. Güney Amerika’nın ilk futbol kulübü, ilk milli derneği ve ilk futbol ligi Arjantin’de kuruldu. AFA ambleminde ve aynı zamanda milli takım formasında yer alan gök mavisi ve beyaz, Arjantin bayrağındaki gök mavisi ve beyaza saygı duruşu niteliğinde.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Yüksek çözünürlüklü fotoğraflara haberin devamından üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
    Pera Müzesi Etkinlikleri’nde Arjantin: Sinema ve Futbol yazısına devam et
  • Angelopoulos, Olimpos’da

    Sinema sanatının büyük ustalarından Theo Angelopoulos’u kaybettik. Sinema sanatını görüntülerle üretilen bir şiire dönüştüren Theo’yu yakından tanımak, benim hayatımın en değerli anılarından biridir. Cannes’de, Berlin’de, Selânik’de ve İstanbul’da kısa süreli de olsa buluşmalarımızın konusu her ne kadar filmlerinin Türkiye dağıtımı ile ilgili olsa da, karşımda oturan kişinin yaşayan bir sinema efsanesi olduğunu biliyorum. Filmlerini satın aldığım bir efsane ile fiyat konuşmanın rahatsız edici ve utandırıcı birkaç saniyesi içinde, üzerime çöken mahcubiyetle terden sırılsıklam olurdum.

    Filmleri uzun olduğu için, genellikle Atina vizyonundan çıkan kullanılmış kopyaları ithâl ederdik. Theo bize vereceği kopya için bezdirici bir özen gösterirdi. Atina’da en temiz kopyayı seçmek için montaj masasının başına kendisi oturur ve üç saatlik kopyayı neredeyse santim santim gözden geçirdikten sonra bize uygun olanı tespit ederdi. Theo pozitif kopyaların uzun ömürlü olması için lâklanmasını sağlamıştır. Bu nedenle genellikle tek kopya olarak aldığımız filmleri görüntü kalitesi bozulmadan sinemalarda uzun süreli olarak gösterebildik…

    Theo, sinemayı ticaret, sanayi ve para olarak algılayanlar için, filmleri “iş” yapmayan Yunanlı bir sinemacıdır. Filmlerinin “iş” yapmadığı doğrudur. Hiçbir filmine on bin adet bilet kesildiği görülmemiştir. “Ağlayan Çayır”ı dört bin kişi izlemiştir. Olsun. O seyirciler benim için çok değerlidir. Düşünsenize bu ülkede sanatla, sinemayla ekmeğini kazanan insan sayısı herhalde on binin çok üstündedir. Theo’dan habersiz, hatta bir kare filmini görmemiş bir yığın yönetmen tanıyorum. Theo’ya sinir olan birçok yönetmen de tanıyorum. Hatta çok ünlü bir yönetmenimiz, Theo İstanbul’a geldiği günlerde Beyoğlu Sineması’nın merdivenlerinden aşağı inerken arkadan çelme takıp yuvarlamak istediğini bana itiraf etmiştir. Bu kızgınlık ve öfke niyedir hiç anlamış değilim. “O’nun uzun plânlarına dayanamıyorum” diyenin hiç değilse mesleki (!) bir mazereti var. Ya diğerlerinin? Öte yandan tüccar sinemacıların taptığı Amerikalı yönetmen Steven Spielberg “Ben sinemayı Theo Angelopoulos’dan öğrendim” diyebilmiştir.

    O’nun sineması ile dünyanın, insanın ve yaşamın ne menem bir şey olduğunu anlamaya çalışanlar bu ölümü derin bir hüzün, içten bir kederle karşıladılar. Bunu biliyorum. Çünkü bunu O’ndan öğrenmişlerdi. Sayıları çok değil ama çok değerliler. Hepsi O’nun modern bir Homeros olarak sinema ile yazdığı şiiri kalplerinin en derininde hissettiler. Kırk yıl içinde onaltı unutulmaz destan yazan Theo şimdi artık Olimpos’dan bizi seyrediyor.

    Theo’nun en sevdiği Türkiyeli yönetmenin Zeki Ökten olduğunu bizzat bana söylediği için ikisi ile ilgili sevimli bir anıyı naklederek bitireyim. Selânik’de yaptığımız uzun bir kahvaltı sırasında sigaramın bittiğini fark ettim. Masada Grek Film Müdürü sevgili Voula ve Theo’nun eşi de vardı. Theo’nun önündeki Yunan sigarasından bir tane istedim. Theo yüzüme bakıp paketini kendi önüne çekti. “Ben sigaramdan vermem, karımınkinden iç” dedi. Voula ve Alexsandra gülmeye başladılar. “Theo” dedim. “Senin sevdiğin Zeki Ökten var ya, O senden daha cimridir. Sadece sigara vermez, gazı bitmesin diye çakmağını bile sakınır”. Theo kahkahayı bastı. Ruh ikizi ile suç ortaklığı yapması çok hoşuna gitmişti.

    Sabahattin Çetin

    (25 Ocak 2012)