Kardeş Takımı 3 Filminin Biletleri Özel Hediyesi ile Ön Satışta

TAFF Pictures ve CJ ENM Türkiye‘nin ortak yapımcılığında hayata geçirilen Kardeş Takımı serisi, üçüncü ve son filmi, yönetmenliğini Bedran Güzel’in üstlendiği Kardeş Takımı 3 sevenleriyle buluşmak için gün sayıyor. Çocuklar ve aileler tarafından büyük ilgi gören film için vizyona sayılı günler kala biletler ön satışa açılıyor. 02 Ocak 2026 Cuma günü itibariyle biletleri ön satışa çıkan yapım, minikleri ve aileleri eğlence dolu bir maceraya davet ediyor. Bilet alan ve ilk hafta sonunda filmi izleyen herkese, Kardeş Takımı 3  filmi için özel tasarlanan sınırlı sayıdaki taçlar gişelerden hediye edilecek.

Kardeş Takımı 3 Filminin Biletleri Özel Hediyesi ile Ön Satışta yazısına devam et

Çekimleri Tamamlanan Çatlı Filminden Yeni Yılın İlk Fragmanı

Türkiye yakın tarihinin en çok konuşulan, figürlerinden birine odaklanan Çatlı, yeni yılın ilk fragmanıyla izleyicilerin karşısına çıktı. 20 Mart 2026’da vizyona girecek film, 80’li ve 90’lı yılların Türkiye ve dünyadaki kaotik atmosferini; güç, sadakat ve bireysel bedeller ekseninde şekillenen bir anlatıyla beyazperdeye taşıyor. Deniz Enyüksek’in yönettiği projede; Abdullah Çatlı’nın Asala ile mücadelesinden yurt dışı operasyonlarına uzanan pek çok esrarengiz olay ele alınıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Çekimleri Tamamlanan Çatlı Filminden Yeni Yılın İlk Fragmanı yazısına devam et

Ceren – Emir Benderlioğlu Ailesinden Şile’de Kar Keyfi

O Ses Türkiye yılbaşı özel programında sergiledikleri düet performansıyla büyük beğeni toplayan Ceren Benderlioğlu ve Emir Benderlioğlu çifti, yoğun geçen günlerin ardından soluğu Şile’de aldı. Ünlü çift, kızları Nur ile birlikte karın tadını çıkararak keyifli anlar yaşadı. Ailece kar topu oynayan ve doğayla iç içe vakit geçiren Benderlioğlu ailesi, objektiflere neşeli ve renkli görüntüler verdi. Samimi halleriyle dikkat çeken çift, kış tatilinden paylaştıkları karelerle de hayranlarından ilgi gördü. Mutlu aile tablosu çizen Ceren Benderlioğlu – Emir Benderlioğlu çifti, Şile’deki kar keyfiyle yeni yıla enerjik ve güzel bir başlangıç yaptı.

Ceren – Emir Benderlioğlu Ailesinden Şile’de Kar Keyfi yazısına devam et

Kuru Taşın Başı

Yeşim Ustaoğlu’nun yönettiği ve Kezban Küçük, Serhat İnce, Mahmut Tüylü, Hacer İnce, Mehmet İnce, Nuray Özdemir, Hanife Çağaracı ile Kibar Boyacı’nın katıldığı belgesel film Kuru Taşın Başı, önümüzdeki aylarda ????? dağıtımıyla Ustaoğlu Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
Yüzyıllardır yaşadıkları evlerini, ekip biçtikleri toprakları, can yoldaşı hayvanlarını ve kasabalarının içinden geçen nehrin sesini geride bırakmak zorunda kalan yöre halkının kendileri için inşa edilen “beton ve tüketim odaklı” yeni dünyada hayata tutunma çabalarını izleyen Ustaoğlu’nun Kuru Taşın Başı belgeseli “suyun, toprağın, hafızanın ölümüne” tanıklık ediyor.

  • Basın Bülteni
  • Trailer
  • IMDb

Kuru Taşın Başı yazısına devam et

Hüzünlü ve Güzel Bir Dünya

Cyril Aris’in yönettiği ve Mounia Akl, Hasan Akil, Julia Kassar, Tino Karam, Camille Salameh ile Nadyn Chalhoub’un ile Valentina Hachem’nin oynadığı Hüzünlü ve Güzel Bir Dünya (Nujum Al’amal w Al’alam – A Sad and Beautiful World), 09 Ocak 2026′da Bir Film dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
Venedik Film Festivali’nde Seyirci Ödülü kazanan film, Beyrut’ta geçen kozmik bir aşk hikâyesini anlatıyor. Biri ebedi bir iyimser, diğeri ise düşünmeden hareket eden bir pragmatist olan iki âşık, çağdaş Lübnan’ı kasıp kavuran trajik yazgılara rağmen bir aile kurup mutluluğa giden yolu çizip çizemeyeceklerine karar vermelidirler.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Hüzünlü ve Güzel Bir Dünya yazısına devam et

Hüddam 6: Cinnet

Utku Uçar’ın yönettiği ve Eser Ağçalı, Zişan Özlem Akçalı, Oğuzhan Özden, Ali Kemal Aydın ile Murat Özen’in oynadığı Hüddam 6: Cinnet, 06 Şubat 2026’da Bir Film Film dağıtımıyla Vagon Film – Hayal Sanat tarafından vizyona çıkarıldı.
Geçirdiği ağır travmadan sonra öğretmenlikten uzaklaştırılan Orhan, hayatını eşi Elif ve kayınbiraderi Oğuz’un gözetimi altında sürdürmeye başlar. Kullandığı hapları bırakan Orhan, neyin hayal, neyin gerçek olduğunu ayırt edemez hale gelir. Orhan sonunda anlar ki; savaş verdiği varlıklar dışarıda değil, zihninin içindedir. Ve onun için kurtuluş, hatırlamadığı bir günahla yüzleşmekten geçecektir.

  • Basın Bülteni
  • Youtube
  • Fragman
  • IMDb

Hüddam 6: Cinnet yazısına devam et

2. Bursa Altın Çınar Kısa Film Festivali

2. Bursa Altın Çınar Kısa Film Festivali, 08 – 09 Mayıs 2026 tarihlerinde gerçekleştiriliyor. Festival kapsamında yapılacak olan Bursa Altın Çınar Kısa Film Yarışması, Türkiye’de kısa film üretimini teşvik edip desteklemeyi ve genç sinemacıların profesyonel ağlara erişimini güçlendirmeyi amaçlıyor. Bursa’nın 700. yılına ithafen yarışma, kentin hafızasından bugünün ritmine uzanan hikâyeleri kısa filmin diliyle görünür kılmayı ve Bursa’yı sinemacılar için bir buluşma noktası olarak güçlendirmeyi hedefliyor. Yarışmaya yapılacak başvurular 20 Ocak 2026 tarihinde başlayacak, 31 Mart 2026 tarihinde sona erecek, finalist filmler ise 01 Mayıs 2026 tarihinde açıklanacak.

2. Bursa Altın Çınar Kısa Film Festivali yazısına devam et

Masum Değiliz Hiçbirimiz / Başka Yolu Yok

İlk döneminin kara filmlerine dönüş yaptığı üç yıl öncesinin ‘Ayrılma Kararı / Decision To Leave’in şaşırtıcı üslûbu ve yönetmenlik tercihleriyle sinefilleri büyüleyen Park Chan-wook yeni çalışmasıyla sinema dünyasına fırtına misali dönüş yapıyor. Venedik’te dünya prömiyerini yapan ‘Başka Yolu Yok / No Other Choice – Eojjeolsuga Eobsda’ Brooklyn doğumlu Amerikalı yazar Donald E. Westlake’in 1997’de yayımlanmış ‘The Ax’ adlı yapıtından uyarlanmış. Üstelik romanın ilk uyarlaması da değil bu. Chan-wook eski üstadlardan Costa-Gavras’ın 2005’te Fransa’da çektiği, bizde ‘Ölümcül Çözüm’ adıyla gösterilmiş olan ‘Le Couperet’yi çağdaş Kore toplumuna adapte etmiş, benzersiz kara komik aleminin hınzır yaratıcılığını dayanılmaz bir kapitalizm eleştirisinin hizmetine sunmuş.

Film bir kâğıt firmasında ustabaşı olarak çalışan You Man-su’nun (Kore sinemasının tanınmış oyuncularından Lee Byung-hun) konforlu konutunda açılır. Mozart’ın huzurlu müziğine (23 no’lu piyano konçertosu) viyolonseliyle evin dahi kızının eşlik ettiği aile tablosu imrenilecek gibidir. Bahçesinde barbekü başında olan genç adama çalıştığı firmadan ‘yılan balığı’ armağanı gelmesi olacakların habercisidir aslında. Man-su kendini en güvende hissettiği ve ailesine sarılarak ‘ben herşeye sahibim’ dediği anda işsiz kalacaktır.

Amerikalılar tarafından satın alınan ‘Solar Paper’ın yöneticileri, yapay zekâ marifetiyle rekabet gücünü arttırmak için personel çıkarmaktan başka çare olmadığını buyurmuş, ailesinin sorumluluğu altında ezilen Man-su’nun dünyası başına yıkılmıştır. Kıdem tazminatı bir süre idare eder lakin yeni iş görüşmelerinden bir şey çıkmayınca aile bireyleri konforlu hayatın birçok harcamasından vazgeçmek zorunda kalır. Kapitalizmin çarkları altında bunalımı şaha kalkan Man-su yaşadığı kâbustan kurtulmak için beklenmedik bir plan geliştirir, vahşi rekabet ortamında yeni bir iş bulabilmek için, hali hazırdaki diğer kâğıt firmalarına başvuruda bulunan kendisi gibi işinden olmuş kalifiye rakiplerini teker teker ortadan kaldırmaya karar verir.

Türler arasında hınzırca sörf yapan bu hayli yaman ve de hayli kanlı serüven dayanılmaz bir kapitalizm eleştirisi içeriyor. Yapay zekâ uygulamalarının baş köşeye kurulduğu çağdaş ekonomilerde işini kaybeden yığınların dramını izleyecekmiş beklentisine giriyorsunuz önce. Lakin film Laurent Cantet imzalı ‘İş Yok Zaman Çok / L’Emploi du Temps’ benzeri bir umutsuzluğa sapmıyor, ana karakterini bir kurban olarak çizmiyor. Aksine, Man-su’nun absürd planı üzerinden yol alan seri katil öyküsü beklenmedik ölçüde komik anlar içeriyor.

Çaresiz dostumuzun dolu dizgin davranışlarının temelinde ailesini korumak ve kırılan erkeklik gururunu onarmak güdüsü ağır basmaktadır. Kutsal ailenin bireyleri, sevgili eşi Miri (Güney Kore’nin bir diğer yıldız oyuncusu Son Ye-jin) ve bu süreçte bir hırsızlık olayına karışan oğlu, aile reisinin kurtuluş (!) mücadelesine, Costa-Gavras’ın yorumundan farklı olarak, el veriyor, yaptıklarına göz yumuyor. ‘Aile şu anda bir takım halinde savaşa iştirak etmelidir, çünkü tek başına suç işlemek ürkütücüdür. Bu yüzden birbirlerine güvenmeli ve sıkı sıkıya sarılmalıdırlar.’

Man-su kapitalist düzenin ona sunduğu ancak bir anda elinden alınıverenleri geri almaya, orta üst sınıf konforuna yeniden kavuşmaya, Mozart’ın müziğini konutunda yeniden duymaya, serasında yetiştirdiği bitkinin dalı gibi kırılan aile ağacını ne pahasına olursa olsun ayakta tutmaya kararlıdır. En lezzetli şeylerin pislikte yetişmesi misali, vahşi kapitalizm çağında ayakta kalmak için diğerlerini ezip geçmekten başka çare olmadığının farkındadır.

Kapitalist düzende kimsenin masum kalamayacağının altını çizen Chan-wook bu süreçte hiçbir şeyi dikte etmez. Kara komedi istikametinden sapmadan insanoğlunun karanlık dehlizlerine dalış yapar. İş ortamının gri-mavi renk paletinden doğanın canlı renklerine koşan kıpır kıpır kamerası koşut kurgu, gölgeler ve aynalar marifetiyle farklı mizansenler dener. Mozart’ın müziği film süresince zonklayan dişinden nihayet kurtulan Man-su’nun ve ailesinin aldatıcı mutluluğunu gizlerken, Marain Marais’nin viyolonsel ezgisi ışığa gereksinim duymayan Yapay Zekâ’nın yönettiği otomasyon sisteminde ağaç kesme makinalarının gürültüsüne karışır.

(07 Ocak 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Avengers: Doomsday İçin Geri Sayım Başladı, İkinci Tanıtım Videosu Yayında

İkinci tanıtım videosu yayınlanan ve izleyicilerle buluşan, yönetmen koltuğunda Anthony Russo ile Joe Russo’nun oturduğu ve Robert Downey Jr., Chris Evans, Chris Hemsworth, Pedro Pascal, Vanessa Kirby ile Paul Rudd’un oynadığı Avengers: Doomsday filmi 18 Aralık 2026 tarihinde sinemalarımızda gösterime giriyor. Ülkemizde UIP Filmcilik dağıtımıyla Disney Studios Türkiye tarafından vizyona çıkarılacak olan filmi Marvel Studios sunuyor. Avengers: Doomsday’de, üç farklı evrenden sevilen kahramanlar zorlu ve ölümcül bir çarpışmaya sürüklenecek ve daha önce hiç karşılaşmadıkları büyüklükte varoluşsal bir tehditle yüzleşecekler.

  • Basın Bülteni
  • İkinci tanıtım videosunu izlemek için tıklayınız: 1 / 2 / 3 / 4 / 5 / 6
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Avengers: Doomsday İçin Geri Sayım Başladı, İkinci Tanıtım Videosu Yayında yazısına devam et

Giray Altınok ve Kerem Özdoğan’ın Yeni Komedi ve Aksiyon Filmi D.I.S.C.O. 01 Ocak’ta Sinemalarda

Yönetmen koltuğunda Ömer Faruk Sorak’ın yer aldığı, senaryosunu Giray Altınok ve Kerem Özdoğan’ın beraber kaleme alıp başrollerini de paylaştıkları komedi ve aksiyonu buluşturan D.I.S.C.O. filmi 01 Ocak Perşembe günü vizyona girmek için gün sayıyor. İzleyicileri yılın ilk gününde kahkahaya boğacak filmde Altınok ve Özdoğan’a; Özge Özacar, Yıldız Çağrı Atiksoy, İrem Sak, Şükrü Özyıldız, Saygın Soysal ve Devrim Yakut gibi güçlü isimler eşlik ediyor.

Giray Altınok ve Kerem Özdoğan’ın Yeni Komedi ve Aksiyon Filmi D.I.S.C.O. 01 Ocak’ta Sinemalarda yazısına devam et

Trabzon Film Festivali’nde Ödüller Sahiplerini Buldu

Bu yıl ilk kez düzenlenen Trabzon Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu. Sunuculuğunu oyuncu Şenay Gürler’in yaptığı Ödül Töreni, Trabzon Radison Blu Otel’de gerçekleşti. Törene belediye başkanları, sivil toplum temsilcileri, sanatçılar ve sanatseverler katıldı. Festivalin En İyi Belgesel (Altın Taka) Ödülü Berona filmine verilirken, Ulusal Kısa Film Yarışması’nda Mümeyyiz, Pirlerin Düğünü, Kusursuz Ölçü Nedir ve Kim filmleri kendi kategorilerinde ödüle layık görüldü.

  • Basın Bülteni
  • Ödül töreni görüntüleri için tıklayınız.
  • Festival hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Trabzon Film Festivali’nde Ödüller Sahiplerini Buldu yazısına devam et

Seni Öldürecekler

Kirill Sokolov’un yönettiği ve Zazie Beetz, Myha’La, Paterson Joseph, Tom Felton, Heather Graham ile Patricia Arquette’nin oynadığı Seni Öldürecekler (They Will Kill You), 27 Mart 2026’da TME Films dağıtımıyla Warner Bros. tarafından vizyona çıkarıldı.
Genç bir kadın, şeytani bir tarikatın ritüellerle örülü, karanlık ve ölümcül tuzaklarla dolu mekânı Virgil’de hayatta kalma mücadelesi verir. Önünde yalnızca tek bir gece vardır. Şafak sökmeden bu kâbustan kurtulamazsa, tarikatın bir sonraki kurbanı olacaktır. Beyazperdede seyircileri sınırları zorlayan ölümler, yükselen tansiyon ve kara mizahın çarpıcı düellosu bekliyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb
  • Nusret Şen Yazıyor

Seni Öldürecekler yazısına devam et

Son An

Alice Vial’ın yönettiği ve Magalie Lépine Blondeau, Jonathan Cohen, Florence Janas, Jean Christophe Folly, Anne Benoit, Soufiane Guerrab ile Afida Tahri’nin oynadığı Son An (L’âme Idéale), 30 Ocak 2026’da CJ ENM dağıtımıyla Siyah Beyaz Movies tarafından vizyona çıkarıldı.
Elsa, ölüleri görebilen ve onların bu dünyadan geçişine yardımcı olan bir palyatif bakım doktorudur. Bu sıra dışı yeteneği nedeniyle kendini aşktan uzak tutar. Ancak çekici ve gizemli Oscar ile tanışması, hayatını hiç de beklemediği bir yöne doğru sürükler. Elsa, Oscar’a yardım etmeye çalışırken aralarında tuhaf, büyüleyici ve yer yer huzursuz edici bir romantik bağ oluşur.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Son An yazısına devam et

Gizli Ajan

Kleber Mendonça Filho’nun yönettiği ve Robson Andrade, Joalisson Cunha, Licinio Januario, Rubens Santos ile Marcelo Valle’nin oynadığı Gizli Ajan (O Agente Secreto – The Secret Agent), 30 Ocak 2026’da Başka Sinema dağıtımıyla Mars Production tarafından vizyona çıkarıldı.
Brezilya, 1977. Kırklı yaşlarının başlarında, teknolojiye meraklı Marcelo, Recife’de yeni bir başlangıç yapmaya çalışır. Coşkulu Karnaval kutlamaları arasında, bu pitoresk liman kentine taşınır, küçük oğluyla yeniden bir araya gelir ve geçmişinin gölgelerini geride bırakmayı umar. Ancak görünürdeki bu huzur aldatıcıdır. Etraftaki gergin atmosfer ona orada da huzur vermez.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb
  • Ferhan Baran Yazıyor

Gizli Ajan yazısına devam et

Yahudi Çocuğun Amerikan Rüyası / Muhteşem Marty

Bağımsız Amerikan sinemasının yeni gözdelerinden Benny ile Josh Safdie biraderler birlikte çektikleri 3 filmin ardından yönetmenlik kariyerlerine tek başına devam etme kararı aldılar. Tesadüf bu ya, sinemacı kardeşlerin kendi başlarına uçtukları ilk çalışmaları sporcular üzerine oldu.

Benny geçtiğimiz aylarda bizde de gösterilen ‘Dövüş Efsanesi / The Smashing Machine’de 80’lı yılların iz bırakmış MMA dövüşçüsü Mark Kerr’in (Dwayne Jhonson) zirveye tırmanışını ve ardından kişisel çöküşünü anlatmıştı. Kerr’in şiddetli karşılaşmalar içeren kariyeri, ağrı kesici bağımlılığı ve depresyonla mücadelesi, 1986 doğumlu küçük birader Benny (ya da tam adıyla Benjamin)’in belgeselvari stili ve hızlı kamerası eşliğinde, ringlerin acımasızlığını bire bir yansıtan sert bir gerçekçilikle perdeye yansıyordu.

Büyük birader Joshua’nın büyük bir reklam kampanyasıyla dünya sinemalarıyla birlikte bizde de gösterime giren ilk bağımsız çalışması ‘Muhteşem Marty / Marty Supreme’ ilhamını Marty Meiser’in otobiyografik yapıtı ‘The Money Player: The Confessions of America’s Greateste Table Tennis Champion and Hustler’dan almış olmasına karşın, bir sporcu öyküsünün ötesinde savaş sonrası Amerika’sının geniş bir panoramasını çizmeye soyunuyor.

Hikâye 1952 yılında New York’ta başlıyor. Ayakkabıcı dayısının dükkanında satış elemanı olarak çalışan Marty Mauser (Timothée Chalamet) yurt dışında stadyumları dolduran masa tenisi sporunun Yeni Dünya’daki yüzü olmak için uğraş vermektedir. Bu onun İkinci Dünya Savaşı ertesinde dünyanın başat gücü haline gelmiş kibirli ABD’de zirveye ulaşmak ve ezilmiş yığınların hayallerini süsleyen ‘Amerikan Rüyası’na ulaşma yoludur. Aşağı Doğu Yakası’ndaki mütevazı Yahudi mahallesinin 23 yaşındaki ele avuca sığmaz genci, Avrupa’daki ırkdaşları gibi soykırım felâketini yaşamamış, türlü eziyetler çekmemiştir belki, ancak Holokost ertesi Yahudi gururunu gözüpek tutkularıyla harmanlayarak alemin kralı olmayı kafasına koymuştur.

Masa Tenisi’ne ‘o da spor mu’ diye dudak büküldüğü bir dönemde, ‘Hitler’in en kötü kâbusu, Nazizmin yenilgisinin nihai ürünüyüm’ diyerek fırsat kovalayan Marty hedefine ulaşabilmek için herşeyi denemeye, büyük oynamaya kararlıdır. Dayısının kasasından silah zoruyla aldığı 700 dolarla Londra Açık Turnuvası’na katılır. Etine buduna bakmadan yerleştiği Ritz otelinin kral dairesinde, 1930’lu yılların ünlü yıldızı Kay Stone (Gwyneth Paltrow) ile flört eder. Kaybolmuş eski şöhretini tiyatro sahnesinde yakalamaya çalışan aktristin zengin iş adamı kocası Milton Rockwell’den (Kevin O’Leary) sponsorluk koparmaya çalışır. Britanya’daki turnuvada İkinci Dünya Savaşı’ndan büyük bir yıkımla çıkmış Japonların şampiyonu Endo’ya (Koto Kawaguchi) yenildiğinde Marty’nin kazanma tutkusu daha fazla ateşlenecek, Harlem Globetrotter adlı şov grubuyla çıktığı dünya turnesinin ardından, boğuştuğu ailevi sorunlardan sıyrılarak yeni fırsatlar yaratmanın peşini bırakmayacaktır.

‘Marty Supreme’ Amerikan usulü bireyciliğin şaha kalktığı bir döneme çok renkli ve dinamik bir bakış atıyor. Acemi bir soygun işine girişen iki kardeşin hikâyesi çerçevesinde, New York sokaklarında bir an bile hız kesmeyen, Cannes’da yarışmış ‘Soygun / Good Time’ (2017) ve yine Manhattan’da Yahudi kuyumcuların mahallesinde geçen nefes nefese suç-gerilimi ‘İşlenmemiş Taşlar / Uncut Gems’in (2019) ardından Josh Safdie’nin kıpır kıpır kamerası 2.5 saatlik süre içinde yine yerinde durmuyor. Bu fırtınalı kaotik süreçte Büyük Savaş’tan zafer ve yenilgiyle çıkmış iki ulusun gurur mücadelesi perdeye yansıyor.

Safdie’nin ‘Uncut Gems’in ardından bir kez daha Ronald Bronstein ile ortaklaşa kaleme aldığı senaryo, döneme dair sayısız ayrıntı ve yan öykücüklerle zenginleşmiş. László Nemes’in yönettiği ‘Saul’un Oğlu / Saul Fia’dan hatırladığımız Macar oyuncu Géza Röhrig bu defa Auschwitz-Birkenau ölüm kampında SC bombalarını imha etmekle görevli dünya masa tenisi şampiyonu Macar tutsağı canlandırıyor. Béla Kletzki’nin ormanda keşfettiği arı kovanından vücuduna buladığı balı koğuştaki diğer aç tutsakların yaladığı trajik sekans ise yaşanmış bir olaydan nakledilmiş. Marty ile çocukluk aşkı Rachel’in (Odessa A’zion), yönetmen Abel Ferrera’nın canlandırdığı tekinsiz Ezra Mishkin’in kayıp köpeğinin izini sürdüğü bölümler ise adeta Coen biraderlerin kara komik öykülerinden fırlamış gibi.

Filmin dur durak bilmeyen temposu içinde Darius Khondji’nin hünerli kamerası Yahudi göçmenlerin adeta bir getto misali iç içe yaşadıkları evleri, yoksul mahalleleri, salaş bowling salonlarının ustaca izini sürüyor. Biraderlerin değişmez bestecisi Daniel Lopatin filmin dramatik anlarına kendine özgü etkileyici müzik çalışmasıyla damgasını vururken, Josh Safdie 50’li yılların parçalarına ilave olarak ağırlıklı olarak kendi çocukluk yıllarından 80’lerin popüler şarkılarıyla ses bandını coşturuyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından tüm iştah ve acımasızlığı ile yükselen erken küreselleşmeyi, ‘Amerikan Rüyası’nın tüm kabalığı ve aşkın hırsıyla ortalığı ezip geçtiği kaotik bir çağı bir tenis maçı hızında perdeye taşıyan, Marty ile Rachel’in inişli çıkışlı birlikteliğini Safdie biraderlerin alameti farikası haline gelmiş ‘eliptik’ mizansenle sunan ‘Marty Supreme’ kendine özgü stiliyle kusursuz bir yönetmenlik dersi içeriyor. Film aynı zamanda çok yetenekli bir oyuncunun kendini aşma yolunda şimdilik son adımı. Gencecik yaşında farklı ve özgün projelere imzasını atmış olan Chalamet’yi geçtiğimiz yıl Oscar adayı olduğu ‘Bob Dylan: Tam Bir Bilinmez / A Complete Unknown’da protest müziğin efsanevi müzisyeninin şarkılarını yorumladığı, gitar, ağız mızıkası gibi enstrümanları bizzat çaldığı müthiş performansıyla ayakta alkışlamıştık. Bu defa ‘kendi hayalime inanırsam para ve şöhret beni bulacaktır’ mottosuyla yola çıkan genç Marty’nin ping pong topu hızıyla esen baş döndürücü performansıyla hak ettiği Akademi ödülüne kavuşmasını canı gönülden diliyorum.

(05 Ocak 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu