Hümanist Bir Deha: Yüzyılın Beyin Cerrahı Gazi Yaşargil

Atıl İnaç’ın yönettiği belgesel film, dünyaca ünlü beyin cerrahımız Gazi Yaşargil’i anlatıyor. Bazı başarı hikâyeleri destansı bir yolculuğa dayanır.  Olasılıksızlığın, imkânsızlık olmadığını ispat eden bu kahramanlar, içinde tutkunun sesini işiten, hayallerin çağrısını duyan kuşaklara kararlılık aşılar. İnsanlığı güçlü kılan, ileriye götüren ilham ve motivasyon da bu başarı hikâyelerine dayanır. Prof. Gazi Yaşargil tam olarak böyle biri. Amaçladığı zirveye çıkmak için sonuna kadar çabalamış ve bedellerini ödemiş bir bilim adamı. Yaşargil’in sıra dışı, ilham verici, tutkulu, engelleri ve sınırları tanımayan yaşam yolculuğun ve hakikat kavrayışının hikâyesi.

Hümanist Bir Deha: Yüzyılın Beyin Cerrahı Gazi Yaşargil yazısına devam et

Star Wars: Mandalorian ve Grogu Filminden Yeni Fragman ve Afiş Yayınlandı

Merakla beklenen Star Wars: Mandalorian ve Grogu filminin yeni tanıtım fragmanı ve afişi yayına verildi. Mandalorian ve Grogu, filmde şimdiye kadarki en heyecan verici görevlerine çıkıyor. Bu yeni Star Wars macerası, 22 Mayıs 2026’da sadece sinemalarda gösterime girecek. Kötü İmparatorluk çöktü ve imparatorluğun savaş lordları galaksinin dört bir yanına dağıldı. Yeni kurulan Yeni Cumhuriyet, Direniş’in uğruna savaştığı değerleri korumak için çabalarken, efsanevi Mandalorlu ödül avcısı Din Djarin ve genç çırağı Grogu’nun yardımına ihtiyaç duyuyor. Jon Favreau’nun yönettiği Star Wars: Mandalorian ve Grogu’da ayrıca Sigourney Weaver da rol alıyor.

  • Basın Bülteni
  • Yeni Fragman: 1 / 2
  • YT Shorts
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Star Wars: Mandalorian ve Grogu Filminden Yeni Fragman ve Afiş Yayınlandı yazısına devam et

Ann Lee Efsanesi

Mona Fastvold’un yönettiği ve Amanda Seyfried, Thomasin McKenzie, Lewis Pullman ile Stacy Martin’in oynadığı Ann Lee Efsanesi (The Testament of Ann Lee), 06 Mart 2026’da UIP Filmcilik dağıtımıyla Disney Studios Türkiye tarafından vizyona çıkarıldı.
Film, Shakers olarak bilinen tarikatın kurucusu Ann Lee’nin olağanüstü gerçek efsanesini beyazperdeye taşıyor. Amanda Seyfried, cinsiyet ve toplumsal eşitliği savunan, takipçileri tarafından kutsal bir figür olarak görülen ve Shaker topluluğunu şekillendiren Ann Lee’yi canlandırıyor. Ann Lee Efsanesi, bir ütopya inşa etme arayışının coşkusunu ve ıstırabını, eşsiz, güzel bir sinematik dille anlatıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Ann Lee Efsanesi yazısına devam et

Zülfü Livaneli, Festivalin 30. Yıl Dönümü İçin Nürnberg’e Geliyor

Türkiye – Almanya Film Festivali’nin en önemli etkinliklerinden biri Zülfü Livaneli ile geçirilen değerli zamanlar olacak. Sanatsal çalışmalarıyla uluslararası alanda büyük beğeni toplayan Zülfü Livaneli, başlangıcından beri festivalle yakından ilişkili oldu ve uzun yıllardır filmleri, konserleri ve edebi buluşmalarıyla festivale eşlik etti. Zülfü Livaneli, yönetmenliğini Nebil Özgentürk’ün yaptığı Livaneli: Barış ve Özgürlük İçin Bir Yaşam adlı portre belgesel filminin uluslararası prömiyerini Nürnberg’deki Türkiye – Almanya Film Festivali’nde gerçekleştirmeye karar verdi. Bu karar, Zülfü Livaneli’nin festivalin 30. yıldönümü için hazırlattırdığı özel bir hediyesi niteliğinde.

Zülfü Livaneli, Festivalin 30. Yıl Dönümü İçin Nürnberg’e Geliyor yazısına devam et

Peter Watkins: Kestirme Yol Yok – Üçüncü Hafta Gösterimi ve Forum

Görültü’nün Sinematek / Sinema Evi iş birliğiyle gerçekleştirdiği Peter Watkins: Kestirme Yol Yok Retrospektifi’nde bu hafta tek bir film, deneysel olmayan en uzun film kabul edilen 14,5 saat uzunluğudaki Yolculuk (Resan, 1987) filmi gösterilecek. Film, 21 ve 22 Şubat tarihlerinde iki kısım halinde izlenecek. Watkins’in nükleer savaş karşıtı filmi Savaş Oyunu’ndan yaklaşık 30 yıl sonra çektiği nükleer silahlanma temalı diğer filmi Yolculuk, yapımı ve yapısıyla benzersiz. Nükleer silahlanma, silah ticareti ve bunlar etrafındaki yanlış bilgileri gözler önüne seren film, dünyanın dört bir yanından aktivist grupların yardımıyla çekildi.

Peter Watkins: Kestirme Yol Yok – Üçüncü Hafta Gösterimi ve Forum yazısına devam et

2m²

Volkan Üce’nin yönettiği belgesel filmde Rahime Adıgüzel, Ercan Alparslan, Elanur Arslan’o, Hatice Arslan’o, Ikra Arslan’o, Nida Arslan’o, Sura Arslan’o, Tayfun Arslan’o, Ayşe Başkaya, Kemal Gökşen ve Neşe Güneş oynuyor. Müziklerini Fatih Aydın’ın, kurgusunu ise Eytan İpeker’in yaptığı 2m² filminde yönetmen Volkan Üce, Belçika’da faaliyet gösteren bir Türk cenaze levazımatçısı ile Türkiye’deki meslektaşının din ve ticaret arasındaki denge kurma çabalarını konu alıyor. İki ülke ve iki kültür arasında geçen bir hayatın ardından her ölüm, temel bir soruyu gündeme getiriyor: İnsan nereye ait, nereye gömülmek istiyor, hangi iki metrekareye?

2m² yazısına devam et

Paribu Cineverse’te K-Pop Heyecanı Devam Ediyor: Stray Kids Hayranları Paribu Cineverse Akasya’da Buluştu

Paribu Cineverse, dünya çapında fenomen haline gelen Güney Koreli sevilen müzik grubu Stray Kids’in sinema filmi Stray Kids: The dominATE Deneyimi (Stray Kids: The DominATE Experience) kapsamında bu kez İstanbul’daki hayranlarını bir araya getirdi. 15 Şubat 2025 Pazar günü Acıbadem Paribu Cineverse Akasya’da gerçekleşen özel buluşmada, Türkiye’nin en büyük K-Pop topluluklarından Stray Kids Türkiye Üyeleri ağırlandı.

Paribu Cineverse’te K-Pop Heyecanı Devam Ediyor: Stray Kids Hayranları Paribu Cineverse Akasya’da Buluştu yazısına devam et

Emin Alper’in Yeni Filmi Kurtuluş, Berlin Film Festivali’nde Dünya Prömiyerini Gerçekleştirdi

Emin Alper’in son filmi Kurtuluş, dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde 15 Şubat Pazar günü yapıldı. Filmin gösterim heyecanını kırmızı halıda Emin Alper’le beraber başrol oyuncuları Caner Cindoruk, Berkay Ateş, Feyyaz Duman, Naz Göktan ve Özlem Demir beraber yaşadılar. Biletleri günler öncesinden tükenen Kurtuluş’un prömiyerinde Emin Alper tüm ekibine ve oyuncularına teşekkür ederken filmle ilgili duygularını dile getirdi.

Emin Alper’in Yeni Filmi Kurtuluş, Berlin Film Festivali’nde Dünya Prömiyerini Gerçekleştirdi yazısına devam et

İsimsiz Eserler Mezarlığı, Los Angeles’ta

Melik Kuru’nun İsimsiz Eserler Mezarlığı filmi Talinn’deki dünya prömiyerinden sonra şimdi de Los Angeles’ta, dünyanın en prestijli bağımsız film festivallerinden biri olan Slamdance’te yer alıyor. Filmde, kirasını ödeyemedikleri evlerinden atılmak üzere olan fotoğrafçı Aslı ile ev arkadaşı Murat, genç kadının ilk defa görücüye çıkacak fotoğraflarından para kazanma umuduyla İstanbul’un çetrefilli sanat dünyasında sürükleyici bir maceraya atılıyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ve İstanbul Film Festivali Köprüde Buluşmalar platformunun desteklerini de alan filmin başrollerindı Manolya Maya ile Ekremcan Aslandağ oynuyor.

İsimsiz Eserler Mezarlığı, Los Angeles’ta yazısına devam et

İSFF Kısa Film ve Belgesel Finalistleri Açıklandı

İSFF İstanbul Spor Filmleri Festivali, izleyiciyle yeniden buluşmaya hazırlanıyor. Belgesel sinemacı Gökçe Kaan Demirkıran’ın öncülüğünde hayata geçirilen festival; sporu yalnızca rekabetin değil, insan hikâyelerinin, toplumsal dönüşümün ve güçlü anlatıların merkezine yerleştiriyor. 26 – 29 Mart 2026 tarihleri arasında İstanbul’un farklı mekânlarında gerçekleştirilecek festival kapsamında Kurmaca Kısa Film Yarışması ve Belgesel Film Yarışması düzenlenecek.

İSFF Kısa Film ve Belgesel Finalistleri Açıklandı yazısına devam et

Yalnız Değilsiniz, Biz de Yalnız Değiliz / Berlin’de Türk Yönetmenlerin Zaferi

Berlinale olarak da bilinen 76. Berlin Film Festivali’nde Altın ve Gümüş Ayı Ödülleri 21 Şubat akşamı sahiplerini buldu.

Festival seçkisi açıklandığında Türk yönetmenlerin imzasını taşıyan iki filmin ana yarışmaya seçildiğine pek sevinmiştik. Sonuçlar açıklandığında her iki filmin ödül listesinin zirvesinde olduğuna inanamadık, sevincimiz katlandı.

Berlin’de yaşayan Türk kökenli, İstanbul Alman Lisesi mezunu İlker Çatak’ın yönettiği ‘Sarı Zarflar / Gelbe Briefe’, Wim Wenders’in başkanlığını yaptığı jüri tarafından en iyi filme takdim edilen ‘Altın Ayı Ödülü’ne layık görüldü. Başrollerini Özgü Namal ve Tansu Biçer’in oynadığı yapım, Türkiye’deki siyasal baskılar nedeniyle işlerini, evlerini, dostlarını kaybeden tiyatro yazar ve yönetmeni ile oyuncu eşinin Ankara’dan İstanbul’a zorunlu göçü sırasında birlikteliklerini koruyabilmek adına verdikleri mücadeleyi anlatıyor. Almanya’da çekilen filmde, Hamburg Ankara’yı, Berlin İstanbul’u canlandıran karakterlere dönüşüyor.

Berlinale’de en iyi ikinci filme verilen Jüri Büyük Ödülü ise auteur sinemacımız Emin Alper’in yönettiği ‘Kurtuluş’ filmine verildi. Övgü alan yorumuyla öne çıkan Caner Cindoruk’un başrolünde yer aldığı, korucu ‘Hazeran Aşireti’ ile yıllar önce terk etmek zorunda bırakıldıkları köylerine geri dönen ‘Bezariler’ arasındaki toprak çatışması üzerinden ilerleyen yapımda, gergin bir atmosferde tekinsiz rüyaların körüklediği bir iktidar mücadelesi ve ‘kurtuluş’ vaadinin peşinden giden bir köyün hikâyesi anlatılıyor.

Keyifli bir bayram havası yaşatan gecenin en vurucu anı ise Emin Alper’in ödülünü aldıktan sonra yaptığı konuşması oldu. Alper, ‘Kurtuluş’un korkunç suçlar işleyen faillerle ilgili olduğunu, onların düşünce yapısı kadar, hayatta kalanların durumunu da anlamaya çalışmak istediğini söylüyor. Olan bitenler hakkında çok düşündüğünü, en korkunç yalnızlığın, acı çektiğinizde yaşadığınız yalnızlık olduğunu öğrendiğini ifade ediyor. Duygularını; ‘günbegün haklarınızı kaybettiğinizde, kendi vergilerinizle alınan mermilerle vurulduğunuzda, sizi insan olarak bile görmeyenler tarafından bombalandığınızda; işte o anlarda tamamen yalnızsınız, böyle kimsenin umursamadığını gördüğünüzde dünyanın en yalnız insanı oluyorsunuz’ şeklinde ifade ediyor.

‘Burada, bu sahnede en azından bu sessizliği yıkabileceklerini ve onlara hiç de yalnız olmadıklarını hatırlatabiliriz.’ diyor. Gazze’de olabilecek en kötü koşullarda yaşayan ve ölen Filistinlilere, zulüm altında acı çeken İran halkına, Rojava ve Ortadoğu’da neredeyse bir asırdır hakları için mücadele eden Kürtler’den sonra kendi halkına yalnız olmadığını haykırıyor. Dünyanın dört bir yanında özgürlük mücadelesi veren milyonlarca insana ‘yalnız değilsiniz’, ‘yalnız kalmayacağız’ mesajını veriyor.

Ülkemiz sinema izleyicisi ve sanat çevreleri, ‘Bir Film’ tarafından dağıtılacak olan bu nefes kesici filmleri bir an önce sinema salonlarında görmek istiyor.

(22 Şubat 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Pera Film’den 08 Mart Seçkisi: Kuralların Dışında | Outside the Rules

Pera Film, 08 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel hazırlanan programı Kuralların Dışında’yı sunuyor. Programın fiziksel gösterimleri kapsamında, 1960’lı yıllarda sinemada içerik ve biçim normlarını tersyüz eden iki öncü feminist film izleyiciyle buluşuyor. Bunlardan ilki, Çek Yeni Dalga klasiği olan Papatyalar (Sedmikrasky), diğeri ise Almanya’nın ilk feminist filmi olarak bilinen Dokuz Canlı Kedi (The Cat Has Nine Lives). Programın çevrimiçi ayağı ise Ceylan Özgün Özçelik imzalı, Ankebût, 13+ Cadı Üçlemesi ve 15+ Cadı Üçlemesi aracılığıyla bu itirazları bugünün ruh hâllerine; daha içsel, daha yoğun, daha tekinsiz özel bir zemine taşıyor.

Pera Film’den 08 Mart Seçkisi: Kuralların Dışında | Outside the Rules yazısına devam et

Sağlıkçıların Geleceği Var mı? Gece Vardiyası

Film başladığında, hızla görevlerini yerine getirmeye çalışan hemşireleri görünce, ister istemez bizdeki sağlık emekçilerinin yaşadıkları geldi aklıma… İsveç’in Almanca konuşulan bölgesinde bir hastanede gece vardiyasında yeterli personel yok (çünkü onlara maaş verilmesi enflasyonu arttırır). Koca bir bölümde sadece iki hemşire, dur durak bilmeden hastalarına bakmak için koşturuyor. Evet, koşturuyor, çünkü onların da sadece iki eli, iki kulağı ve iki ayağı var. Bizim takip ettiğimiz Floria (Leonie Benesch), hiçbir hastasına bırakın kötü davranmayı nezaketinden asla ödün vermeden (ayrıca refakatçileri de düşünerek) hizmet etti. İzin almadan dokunmadı, sormadan bir şey yapmadı, bilgi vermeden ilaçlarını hazırlamadı, içmeye zorlamadı. Bunlar bizim hiç bilmediğimiz, hiç yaşamadığımız duygular. Demek ki böyle de olabiliyormuş.

Oyuncuyla girince, yönetmenin önemini göz ardı ettiğimi sanmayın… Petra Blondina Volpe, yazıp yönettiği “Gece Vardiyası”nda, gerçekten çok önemli bir soruna parmak basıyor; hemşirelik mesleği, giderek yaşlanan nüfusla birlikte çok daha büyük önem kazanıyor ve yeni kuşakların bu mesleğe yöneltilmesi gerekiyor. Tabii, bunun için öncelik parada ya da itibarda değil, mesleğini yapacak insanlara değer vermekten geçiyor.

Tam zamanlı bir film “Gece Vardiyası”. Floria görevi gereği yaptığı her işi neredeyse (hiçbir insert ve/veya kurguya gerek duymaksızın) birebir izletiyor. Bu, filme izleyiciyi de katıyor ve odaklanarak izlemenizi sağlıyor. Film, tek mekânda geçiyor olmasına rağmen o kadar hızlı ki, gözünüzü perdeden bir an ayırsanız bir şeyleri kaçırırsınız. Bir de, bu çok önemli… Bir hemşirenin ne denli titiz, temiz ve dikkatli olduğunu görüyorsunuz. Floria, her gittiği hastanın odasında ellerini yıkıyor, yeni eldiven takıyor, ilaçlarını titizlikle hazırlıyor. Bir de önemli (!) ilaçların anahtarını boynunda taşıyor hemşireler, unutulup da hastaların o ilaçlara ulaşmasını önlemek için.

Sabır abidesi Floria, her hastasıyla yakından ilgileniyor, onların sadece sağlık sorunlarını değil, yaşamdan kaynaklanan sıkıntılarını da izliyor, takip ediyor. Çocukları olana çikolata götürüyor, sanki göreviymiş gibi. Bu da ülkemizde görmediğimiz bir başka özellik… Bizde sosyal, siyasal, ekonomik, sorunlarla birlikte barınma, beslenme, eğitim gibi sorunlarla iç içe yaşandığı için kimsenin yüzü gülmüyor, kimse kimseye güleryüz göstermiyor, gösteremiyor. Ama sabrın da bir sınırı var. Yorgunluktan dizlerinin dermanı kesilmişken, ters davranan hastasına sesini yükseltmesine, epeyce pahalı saatini kaldırıp atmasına tepki gösteriyor. Tabii ki, hata da yapıyor, yanlış ilaç vererek, ama sanmıyorum ki, ona suç isnat edilebilsin, çünkü izliyoruz neler yaptığını. Her bir hastanın derdi farklı, talebi başka… Floria da küçük bir fırsat bulup çocuğuna telefonda iyi geceler dileyebiliyor yine de.

Kendinizi, ister istemez Faloria ile özdeşleştiriyorsunuz, kendinizi onun yerine, o tempoda çalışmaya koyuyorsunuz… Mümkün değil o hıza, o titizliğe, o güvenirliğe yetişmek. Filmi izlemek sağlık çalışanlarının (tüm dünyada) neler yaşadıklarını anlamak, benimsemek için şart. Sağlık çalışanlarına şiddet uygulanması bizde sıradan bir olay artık. Onların yerine kendimizi koymuyoruz, varsa yoksa kendi derdimize derman arıyoruz… Oysa onlar iyi (!) olursa, mesleki ve ekonomik sorunları giderilirse daha iyi hizmet alacağımız kesin.

“Gece Vardiyası”, başından sonuna içeriği ve temposuyla izlenmeyi hak ediyor. Gerek senaryosu gerek yönetimi gerekse oyuncu(luk)larıyla çok başarılı. Küresel bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu fark etmek için herkes izlemeli, ama en çok da siyasetçiler… Yarın oy istemeye geldiklerinde yüzleri olsun diye bu konuya eğilmeleri için…

20 Şubat’tan başlayarak gösterimde…

(21 Şubat 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu