Yaşam, birçok sorunsal içerisinde sürdürülen bir mücadele olarak tanımlanabilir. Kimi zaman birilerinden yardım / destek alınır, kimi zaman ipin ucu bırakılır, kimi zaman savrulur insan. Hemen hepimiz savrulmaktansa bir denge sağlamayı tercih ederiz. Başarılı olunduğu kadar istenilen sonucun alınamadığı da olur kuşkusuz. İşte, asıl mücadele orada başlar ve başarmak için çaba harcamak gerekir. Bradley Cooper’ın, senaryosuna … Devamı… »
Güvercin Terbiyecisi: Hammal
Hakan C. Yazıcı’nın yönettiği ve Levent Sülün, Sarp Levendoğlu, İdil Fırat ile Özlem Gezgin’in oynadığı Güvercin Terbiyecisi: Hammal, 20 Mart 2026’da CJ ENM dağıtımıyla 7Sky Pictures tarafından vizyona çıkarıldı.
Tamer, kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçen bir adama çarpmamak için kaza yapar, felç kalır, karısını ve kızını kaybeder ve tekerlekli sandalyeye mahkûm olan olur. Artık yaşamak istememektedir. Yarım akıllı olarak bilinen hamal Safa ile karşılaşır, arkadaş olurlar. Safa, Tamer’i takip etmekte ve ondan anlamsız bir şekilde af dilemektedir. Tamer, Safa’nın kazaya sebep olan kişi olduğunu fark ettiğinde ahlâki bir ikilemle karşı karşıya kalır.
Oyuncak Hikayesi 5 Filminden Yeni Fragman Yayınlandı
Disney ve Pixar’ın merakla beklenen animasyon filmi Oyuncak Hikayesi 5′ten yepyeni bir fragman ve afiş izleyiciyle buluştu. Sevilen kahramanlar Buzz, Woody, Jessie ve diğer oyuncaklar, yeni filmde yeni bir tehditle, Lilypad adında bir tabletle yüzleşiyor. 19 Haziran’da sadece sinemalarda gösterime girecek filmin fragman 2019 yapımı Oyuncak Hikayesi 4′ün sonunda ekibi terk edip kayıp oyuncaklara yardım etmeye karar veren Woody ile Buzz’ın merakla beklenen yeniden buluşmasına da göz kırpıyor. Oyuncaklar günümüzün teknoloji cihazlarıyla mücadele ederken, tanıdık ve yepyeni karakterlerle birlikte tam kadro dayanışma yapılması gerekecek.
- Basın Bülteni
- Fragmanı izlemek için tıklayınız: 1 / 2 / 3 / 4
- Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.
Oyuncak Hikayesi 5 Filminden Yeni Fragman Yayınlandı yazısına devam et
Backrooms
Kane Parsons’un yönettiği ve Chiwetel Ejiofor, Renate Reinsve, Mark Duplass, Finn Bennett, Lukita Maxwell ile Avan Jogia’nın oynadığı Backrooms, 29 Mayıs 2026’da TME Films dağıtımıyla TME Films tarafından vizyona çıkarıldı.
Film, bir mobilya Showroom’unun bodrum katında keşfedilen gizemli kapının ardından başlayan karanlık bir yolculuğu merkezine alıyor. Bu kapı, karakterleri sonu görünmeyen, devasa ve yaşayan bir organizma gibi davranan odalar labirentine sürüklüyor. Klostrofobik atmosferi, analog korku estetiği ve psikolojik gerilimiyle öne çıkan Backrooms korku filmi sinemaseverleri bilinmezliğin içine davet ediyor.
- Basın Bülteni
- Web Sitesi
- Fragman: 1 / 2
- IMDb
- Ferhan Baran Yazıyor
Anılar Birleştirir mi / Baba Anne Kız Kardeş Erkek Kardeş
Dünya prömiyerini yaptığı 82.Venedik Film Festivali’de büyük ödül Altın Aslan’ı kazanan Jim Jarmusch imzalı ‘Baba Anne Kız Kardeş Erkek Kardeş / Father Mother Sister Brother’ hem sinemalarda hem de MUBI’de eş zamanlı olarak gösterime giriyor.
İstanbul Sinema Günleri’nde izlediğimizde vurulduğumuz 1984 yapımı siyah-beyaz ilk uzun metrajı ‘Cennetten de Garip / Stranger Than Paradise’ ile gönüllerimize yerleşen Amerikan Bağımsız Sineması’nın has yönetmeni, aradan geçen kırk küsur yıl ve ‘Paterson’ (2016), ‘Sadece Aşıklar Hayatta Kalır / Only Lowers Left Alive’ (2013), ‘Kırık Çiçekler / Broken Flowers’ (2005), ‘Ölü Adam / Dead Man’ (1995) gibi olağanüstü filmlerin ardından bu kez antolojik bir anlatıda, yetişkin çocukların ebeveynleri ve birbirleriyle olan mesafeli ilişkilerini üç farklı coğrafyada geçen kısa öyküler aracılığıyla anlatıyor.
Kırsal Amerika’da geçen ilk hikâyede orta yaşlardaki Jeff (Adam Driver) ile kız kardeşi Emily (Mayim Bialik) dağbaşındaki evinde tek başına yaşayan yaşlı babalarını (Tom Waits) ziyarete geliyor. Kardeşlerin ‘nasıl hayatta kalıyor hâlâ’ dedikleri gizemli babanın bu kısa ziyaret sırasında gerçek yüzünü göstermediğini, hatta onlarla kurnazca oynadığına tanık oluyoruz. Derken Waits’in Jarmusch ile uzun yıllara dayanan dostluğunu anımsıyoruz. İkilinin 1986 yılında ‘İçerdekiler / Down By Law’ ile başlayan, 1989 yapımı ‘Gizem Treni / Mistery Train’, Waits’in müziklerini hazırladığı 1991 tarihli ‘Dünyada Bir Gece / Night on Earth’, usta müzisyen oyuncuyu şahsının parodisini yapan bir rolde izlediğimiz ünlü ‘Kahve ve Sigara / Coffee and Cigarettes’in ardından son olarak 2019’da ‘Ölüler Ölmez / The Dead Don’t Don’t Die’daki ‘Hermit Bob’ karakteri düşüyor aklımıza. İkilinin yaratıcı işbirliğinin şimdilik sonuncusu olan ‘Baba’ bölümünde Waits yine yapacağını yapıyor ve bu nadide mozaiğin en baskın karakteri olarak filme damgasını vuruyor.
Dublin’de geçen ikinci öyküde tanınmış yazar annelerine (Charlotte Rampling) yıllık çay saati ziyaretlerini yapan iki kız kardeşin peşine takılıyoruz. Androjen görünümlü Timothea (Cate Blanchett) ile ablasından daha uyanık’ influencer’ Lilith (Vicky Krieps) disiplinli annenin özenle hazırladığı masada bir şeyler atıştırırken ilk öyküdekine benzer uzun sessizlik anlarına tanık oluyoruz. Kızların çocukluk fotoğrafları büfenin üzerinde yerli yerinde ama anne ve kızlarının birbirleri ile paylaşacak şeyleri kalmamış gibi. Mükellef masanın ortasına çöreklenmiş vazodaki çiçeklerin görüşü engellemesi bir metafor olarak bu bölümün hoşluklarından biri. Bu kısa ziyaretin sınırlı konuşma anları suya sabuna değmeyen bir sohbetten öteye geçemiyor.
Son bölümde toplamın en duygusal hikâyesini izliyoruz. Anne ve babalarını talihsiz bir uçak kazasında kaybetmiş olan ikiz kardeşler, Billy (Luka Sabbat) ile Skye (India Moore) macera seven ebeveynlerinin son ikametgâhında bir araya geliyor ve şimdi boşaltılmış olan Paris’teki dairede geçmişin anılarına tutunmaya çalışıyorlar. Oyuncaklar, fotoğraflar, çocukların okul notlarına kadar saklanmış bir sürü belge ve anı yüklü eşya ile dolu depoya vardıklarında ne yapacaklarını şaşırıyorlar.
İlerlemiş yaşında belki kendi geçmişine de uzanarak aile dinamiklerini inceliyor Jarmusch. O’nun sineması her zaman kelimelerin, imgelerin ve müziğin akışında yol alan anlatılar olmuştur. Filmin ses bandında yine kendi müzik topluluğu ‘Sqürl’ün imzasını görüyoruz. Müzik yoldaşı Annika Henderson’un seslendirdiği ‘Spooky Love’ şarkısını iki kez kullanmış. Bu defa akışı ve ritmi aile üyelerinin uzun sessizlikleriyle kurmayı denemiş. Kişisel özgürlüğün metaforu olarak gördüğü kay kay yapan gençler öykülere sızmış. Bir de ilk hikâyeden başlayarak tüm karakterler kırmızı ve bordo renkte giysiler ya da aksesuarlar taşıyor. Jeff’in bordo kazağı, Emily’nin mantosu, kız kardeşlerin pembe ceketi, kırmızı gömlek ve çorapları, Skye’ın kırmızılı elbisesi, Billy’nin sırt çantasına bağladığı aynı renkteki fuları vs… Her üç öyküde de kimi gerçek, kimi sahte, kimi baba hatırası Rolex saatler devreye giriyor. Jarmusch’un karakterleri anılarıyla yüzleşirken, koyu kırmızının yakıcılığında aile dinamikleri ve iletişimsizlikler sorgulanıyor.
(27 Şubat 2026)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com
SİYAD, Belgesel, Kısa ve Fantastik Film Adaylarını Açıkladı
Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) belgesel, kısa ve fantastik film kategorilerinde 2025 yılı En İyi Film adaylarını açıkladı. Belgesel sinemada beş kısa, beş uzun metraj olmak üzere 10 adet film iki ayrı kategoride aday gösterildi. Kısa film listesinde 10 film yer aldı. Giovanni Scognamillo Fantastik Film Ödülü kategorisinde ise üçü uzun metraj film, ikisi kısa metraj film olmak üzere toplamda beş film aday gösterildi. SİYAD üyeleri bu filmleri oylayarak yılın en iyi filmlerini seçecek. Kazananlar 24 Mart 2026 Salı akşamı İstanbul Modern’de gerçekleştirilecek SİYAD 58. Türkiye Sineması Ödülleri töreninde açıklanacak ve ödüller sahiplerine takdim edilecek.
SİYAD, Belgesel, Kısa ve Fantastik Film Adaylarını Açıkladı yazısına devam et
Kapitalist Düzenin Un Ufak Ettikleri / Kopma Noktası
Usta sinemacı Gus Van Sant, 6 yıl aradan çektiği ‘Kopma Noktası / Dead Man’s Wire’ ile 70’li yıllar sinemasına saygı duruşunda bulunuyor. Film, 1977 yılının karlı Şubat sabahında, Indianapolis yerel radyo istasyonu ‘WYCD’den Fred Heckman’ın sunumuyla (Colman Domingo) açılıyor. Efsanevi DJ’i arabasının radyosundan takip edenler arasında emlak piyasasına girmeye çabalayan küçük yatırımcı Anthony Kiritsis de (Bill Skarsgård) vardır. Kredi borçlusu olduğu ‘Meridian Mortgage’ binasına dalan genç adam, Florida’ya tatile gitmiş büyük patron M. L. Hall’e (Al Pacino) ulaşamayınca, onun yerine oğlunu rehin alıyor. Yanında getirdiği karton kutuda gizlediği pompalı av tüfeğini Richard Hall’ün (Dacre Montgomery) kafasına dayayan Kritsis, güvenlik kuvvetlerinin olası müdahalesinde hem kendisinin hem de rehinenin öleceği, filme adını veren telden düzeneği devreye sokarak rehinesi ile birlikte güvenli bir biçimde banliyödeki konutuna ulaşıyor. Sonrasında, öfkeli adamın dönemin etkin medya organları radyo ve televizyon aracılığı ile derdini ve isteklerini kamuoyu ile paylaşacağı 3 günlük bir pazarlık süreci başlayacaktır.
Genç adamın derdi dünyadan büyüktür. İpotek karşılığı aldığı arazisi üzerine mütevazı bir alışveriş merkezi kurmak istemiş, 4 yıl boyunca kredi faizi ödemiş ancak başarılı olamamıştır. Kredi kuruluşunun patronunu babası yerine koyduğunu ama karşılığında köpek muamelesi gördüğünü haykırmaktadır. İfadesine göre şirket yöneticileri işini sabote etmiş, onu kandırmış, muhtemel kiracılarını başka alternatiflere yönlendirerek arazisine konmak istemiştir. Kızgındır, öfkelidir. Büyük şirketlerin sıradan vatandaşın kazanmasını istemediğinden yakınır. Birçoğunun başına geldiği gibi, Amerikan Rüyası’ndan bir kaşık bal tattırılıp, daha sonra buruşmuş bir mendil misali bir kenara atılmış olduğunu düşünmektedir. Rehineyi serbest bırakması karşılığında hem yüklü bir meblağ talep eder hem de şirketin en tepesinden bir özür bekler.
Yaşanmış bir rehine krizi üzerinden ilerleyen yapım, Sidney Lumet’nin 1975’te çektiği ‘Köpeklerin Günü / Dog Day Afternoon’dan izler taşıyor. Keza kaçırma olayının can alıcı detaylarını kanalına taşıyarak yükselmek isteyen genç TV muhabiri Linda Page’in (Myha’la) çabası yine Lumet’ye ait 1976 yapımı ünlü ‘Şebeke / Network’ü akla getiriyor. Lakin yaşını başını almış auteur yönetmenimiz daha gözlemci, belgeselci bir bakış açısıyla bu başı sonu belli hikâyeyi pek de uçuramamış. ‘Dog Day Afternoon’daki genç Pacino’yu tam karşıt bir rolde karşımıza getiren Van Sant’ın bu ince buluştan yeterince yararlanamadığını düşünüyorum. Şimdi olsa tüm sorumluğu üstlenecek olan sosyal medya aktörlerinin 70’li yıllardaki öncülü TV programcısının çalakalem ele alınmışlığı unutulmaz Faye Dunaway yorumunun uzağından bile geçmiyor.
Buna karşılık, 70’li yaşlarını süren Gus Van Sant belki de vasiyet filmi olan bu son çalışmasında, başta da vurguladığım üzere, kariyerinin henüz başlarında ona ilham kaynağı olmuş klasik Amerikan sinemasını yenileyen, çağdaş toplumsal sorunları neşter altına yatıran 70’li yılların ses getirmiş sosyo-politik gerilimlerine elinden geldiğince öykünmek istemiş. Analog film yıllarının grenli organik dokusunu kullanmış. 70’li yılların renk paleti, döneme dair kostümler, saç stilleri, yoğun zoom çekimleri 70’li yılların etkileyici klasiklerini beyazperdede izlemiş olan biz eski kuşakları heyecanlandırıyor. Danny Elfman’ın caz tınılarına eşlik eden dönemin klasikleşmiş şarkıları, hele hele siyahi müzisyen Gil Scott-Heron imzalı ‘The Revolution Will Not Be Televised’ içimizdeki ‘dünyayı değiştirme’ hayalini ateşliyor.
‘Kopma Noktası’ tüm bunları hatırlattığı için önemli. Özellikle genç kuşaklarda 70’li yılların klasiklerini izleme arzusu yaratabilirse ne mutlu. Öte yandan, dönem değişse de, sinema değişse de kapitalist düzenin günümüzde daha da vahşileştiği ve filmde ele alınan ‘ipotek krizini’nin çağımız ABD’sinde eskisinden de beter bir biçimde yığınları çaresizliğe sürüklediği düşünüldüğünde bu hikayelerin hiç bir zaman eskimeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
(26 Şubat 2026)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com
Bir Laszlo Krasznahorkai – Bela Tarr Seçkisi: Kıyametin Ustaları Film Programı 25 Şubat – 01 Mart’ta Arter’de
Arter’in, Kıyametin Ustaları Film Programı, 25 Şubat – 01 Mart’ta Sevgi Gönül Oditoryumu’nda yapılacak. 2025 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan yazar Laszlo Krasznahorkai ile sinemadaki “ruh eşi” olarak tanımlanabilecek yönetmen Bela Tarr’ın birlikte çalıştıkları beş filmin gösterileceği program, geçtiğimiz ay hayatını kaybeden ve sinema tarihinde büyük izler bırakan Tarr için bir anma niteliği de taşıyor. Kıyametin Ustaları Programı için biletler Arter’in giriş katındaki Danışma ve Bilet Gişesi’nden, Biletix’ten ya da Mobilet’ten temin edilebiliyor.
Türk Sineması 76. Berlin Film Festivali’nde Gücünü Pekiştirdi: EFM’de Yoğun Temas, Yeni İş Birlikleri, Güçlü Görünürlük
Türk sineması, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteği ve Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı’nın organizasyonuyla, 76. Berlin Film Festivali kapsamında düzenlenen European Film Market (EFM) süresince uluslararası endüstriyle yoğun temaslar kurarak güçlü bir görünürlük sergiledi. EFM programı; Türk sinemasının ortak yapım, satış, dağıtım ve proje geliştirme alanlarındaki potansiyelini öne çıkarırken, yeni iş birliklerinin kurulmasına yönelik oldukça verimli bir zemin yarattı.
SİYAD Belgesel, Kısa ve Fantastik Film Adaylarını Açıkladı
Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) belgesel, kısa ve fantastik film kategorilerinde 2025 yılının En İyi Film adaylarını açıkladı. Belgesel sinemada beş kısa, beş uzun metraj olmak üzere 10 film iki ayrı kategoride SİYAD Ödülleri’ne aday gösterildi. Kısa film listesinde 10 adet film yer aldı. Giovanni Scognamillo Fantastik Film Ödülü kategorisinde ise üçü uzun ve ikisi kısa metraj film olmak üzere beş adet film aday gösterildi. SİYAD üyeleri bu filmleri oylayarak yılın en iyilerini seçecek. Kazananlar 24 Mart 2026 Salı akşamı İstanbul Modern’de gerçekleştirilecek SİYAD 58. Türkiye Sineması Ödülleri töreninde açıklanacak ve ödüller sahiplerine verilecek.
SİYAD Belgesel, Kısa ve Fantastik Film Adaylarını Açıkladı yazısına devam et
Ferhan Baran Yazıyor: Nefes Nefese / Gece Vardiyası
‘Gece Vardiyası / Late Shift’ hemşire Flora Lind’in (Leonie Beneschi) öğle civarı başlayıp ertesi gün sabah saatlerine kadar sürecek olan zorlu ve gergin çalışma mesaisini detaylı bir biçimde gözler önüne seriyor. 20 yıllık tecrübesiyle işinin ehli olan sağlık görevlisinin, ağırlıklı olarak kanser hastalarına hizmet verdiği halde personel eksiği bulunan serviste her bir hastaya yetişmeye çalışırken biz izleyiciler de sürecin insan üstü trafiğinden … Devamı…»
Yıkılmak
Bitmesin Hikâyemiz
Robert Ronny’nin yönettiği ve Bryan Domani, Vanesha Prescilla, Davina Karamoy ile Rayn Wijaya’in oynadığı Bitmesin Hikâyemiz (Tak Ingin Usai di Sini), 10 Nisan 2026’da Özen dağıtımıyla Büyük Galileo Film Yapım tarafından vizyona çıkarıldı.
K ve Cream, gençliğin en saf ve temiz zamanlarında başlayan ve bir aşka dönüşen iki hayat. Gelecek planları ve hayalleri vardır. Ancak K’ye hastalık teşhisi konduğunda zaman artık sınırlıdır. Ve aşk, ilk kez korkuyla yüzyüze gelir. Sevdiği kadının yalnız kalmasını istemeyen K, onu koruyabilmek için kendi kalbini feda etmeyi göze alır. Çünkü bazen gerçek sevgi bırakmaktır. Ama kalp mantığın kararını kabul etmez.
The Making of Michel Petite
Hatice Keltek Yazıyor: Sinema Bir Hikâye Değil, Bir Bakış Rejimidir
Sinema çoğu zaman anlatılan hikâye üzerinden konuşulur. Oysa asıl mesele hikâyede değil, bakışta gizlidir. Film bize ne anlattığından çok, bizi nereye yerleştirdiğiyle ilgilidir. İzlerken kimin gözünden bakıyoruz? Kime yakın duruyoruz? Kimin arzusunu normal, kimin kırılganlığını görünmez sayıyoruz? Benim çalışma alanım tam da bu eşikte başlıyor. Psikoloji ile sinema estetiği arasında kurduğum düşünsel hat, filmi yalnızca bir temsil alanı olarak … Devamı…»









