Dünya prömiyerini yaptığı 82.Venedik Film Festivali’de büyük ödül Altın Aslan’ı kazanan Jim Jarmusch imzalı ‘Baba Anne Kız Kardeş Erkek Kardeş / Father Mother Sister Brother’ hem sinemalarda hem de MUBI’de eş zamanlı olarak gösterime giriyor.
İstanbul Sinema Günleri’nde izlediğimizde vurulduğumuz 1984 yapımı siyah-beyaz ilk uzun metrajı ‘Cennetten de Garip / Stranger Than Paradise’ ile gönüllerimize yerleşen Amerikan Bağımsız Sineması’nın has yönetmeni, aradan geçen kırk küsur yıl ve ‘Paterson’ (2016), ‘Sadece Aşıklar Hayatta Kalır / Only Lowers Left Alive’ (2013), ‘Kırık Çiçekler / Broken Flowers’ (2005), ‘Ölü Adam / Dead Man’ (1995) gibi olağanüstü filmlerin ardından bu kez antolojik bir anlatıda, yetişkin çocukların ebeveynleri ve birbirleriyle olan mesafeli ilişkilerini üç farklı coğrafyada geçen kısa öyküler aracılığıyla anlatıyor.
Kırsal Amerika’da geçen ilk hikâyede orta yaşlardaki Jeff (Adam Driver) ile kız kardeşi Emily (Mayim Bialik) dağbaşındaki evinde tek başına yaşayan yaşlı babalarını (Tom Waits) ziyarete geliyor. Kardeşlerin ‘nasıl hayatta kalıyor hâlâ’ dedikleri gizemli babanın bu kısa ziyaret sırasında gerçek yüzünü göstermediğini, hatta onlarla kurnazca oynadığına tanık oluyoruz. Derken Waits’in Jarmusch ile uzun yıllara dayanan dostluğunu anımsıyoruz. İkilinin 1986 yılında ‘İçerdekiler / Down By Law’ ile başlayan, 1989 yapımı ‘Gizem Treni / Mistery Train’, Waits’in müziklerini hazırladığı 1991 tarihli ‘Dünyada Bir Gece / Night on Earth’, usta müzisyen oyuncuyu şahsının parodisini yapan bir rolde izlediğimiz ünlü ‘Kahve ve Sigara / Coffee and Cigarettes’in ardından son olarak 2019’da ‘Ölüler Ölmez / The Dead Don’t Don’t Die’daki ‘Hermit Bob’ karakteri düşüyor aklımıza. İkilinin yaratıcı işbirliğinin şimdilik sonuncusu olan ‘Baba’ bölümünde Waits yine yapacağını yapıyor ve bu nadide mozaiğin en baskın karakteri olarak filme damgasını vuruyor.
Dublin’de geçen ikinci öyküde tanınmış yazar annelerine (Charlotte Rampling) yıllık çay saati ziyaretlerini yapan iki kız kardeşin peşine takılıyoruz. Androjen görünümlü Timothea (Cate Blanchett) ile ablasından daha uyanık’ influencer’ Lilith (Vicky Krieps) disiplinli annenin özenle hazırladığı masada bir şeyler atıştırırken ilk öyküdekine benzer uzun sessizlik anlarına tanık oluyoruz. Kızların çocukluk fotoğrafları büfenin üzerinde yerli yerinde ama anne ve kızlarının birbirleri ile paylaşacak şeyleri kalmamış gibi. Mükellef masanın ortasına çöreklenmiş vazodaki çiçeklerin görüşü engellemesi bir metafor olarak bu bölümün hoşluklarından biri. Bu kısa ziyaretin sınırlı konuşma anları suya sabuna değmeyen bir sohbetten öteye geçemiyor.
Son bölümde toplamın en duygusal hikâyesini izliyoruz. Anne ve babalarını talihsiz bir uçak kazasında kaybetmiş olan ikiz kardeşler, Billy (Luka Sabbat) ile Skye (India Moore) macera seven ebeveynlerinin son ikametgâhında bir araya geliyor ve şimdi boşaltılmış olan Paris’teki dairede geçmişin anılarına tutunmaya çalışıyorlar. Oyuncaklar, fotoğraflar, çocukların okul notlarına kadar saklanmış bir sürü belge ve anı yüklü eşya ile dolu depoya vardıklarında ne yapacaklarını şaşırıyorlar.
İlerlemiş yaşında belki kendi geçmişine de uzanarak aile dinamiklerini inceliyor Jarmusch. O’nun sineması her zaman kelimelerin, imgelerin ve müziğin akışında yol alan anlatılar olmuştur. Filmin ses bandında yine kendi müzik topluluğu ‘Sqürl’ün imzasını görüyoruz. Müzik yoldaşı Annika Henderson’un seslendirdiği ‘Spooky Love’ şarkısını iki kez kullanmış. Bu defa akışı ve ritmi aile üyelerinin uzun sessizlikleriyle kurmayı denemiş. Kişisel özgürlüğün metaforu olarak gördüğü kay kay yapan gençler öykülere sızmış. Bir de ilk hikâyeden başlayarak tüm karakterler kırmızı ve bordo renkte giysiler ya da aksesuarlar taşıyor. Jeff’in bordo kazağı, Emily’nin mantosu, kız kardeşlerin pembe ceketi, kırmızı gömlek ve çorapları, Skye’ın kırmızılı elbisesi, Billy’nin sırt çantasına bağladığı aynı renkteki fuları vs… Her üç öyküde de kimi gerçek, kimi sahte, kimi baba hatırası Rolex saatler devreye giriyor. Jarmusch’un karakterleri anılarıyla yüzleşirken, koyu kırmızının yakıcılığında aile dinamikleri ve iletişimsizlikler sorgulanıyor.
(27 Şubat 2026)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com



