Kapitalist Düzenin Un Ufak Ettikleri / Kopma Noktası

Usta sinemacı Gus Van Sant, 6 yıl aradan çektiği ‘Kopma Noktası / Dead Man’s Wire’ ile 70’li yıllar sinemasına saygı duruşunda bulunuyor. Film, 1977 yılının karlı Şubat sabahında, Indianapolis yerel radyo istasyonu ‘WYCD’den Fred Heckman’ın sunumuyla (Colman Domingo) açılıyor. Efsanevi DJ’i arabasının radyosundan takip edenler arasında emlak piyasasına girmeye çabalayan küçük yatırımcı Anthony Kiritsis de (Bill Skarsgård) vardır. Kredi borçlusu olduğu ‘Meridian Mortgage’ binasına dalan genç adam, Florida’ya tatile gitmiş büyük patron M. L. Hall’e (Al Pacino) ulaşamayınca, onun yerine oğlunu rehin alıyor. Yanında getirdiği karton kutuda gizlediği pompalı av tüfeğini Richard Hall’ün (Dacre Montgomery) kafasına dayayan Kritsis, güvenlik kuvvetlerinin olası müdahalesinde hem kendisinin hem de rehinenin öleceği, filme adını veren telden düzeneği devreye sokarak rehinesi ile birlikte güvenli bir biçimde banliyödeki konutuna ulaşıyor. Sonrasında, öfkeli adamın dönemin etkin medya organları radyo ve televizyon aracılığı ile derdini ve isteklerini kamuoyu ile paylaşacağı 3 günlük bir pazarlık süreci başlayacaktır.

Genç adamın derdi dünyadan büyüktür. İpotek karşılığı aldığı arazisi üzerine mütevazı bir alışveriş merkezi kurmak istemiş, 4 yıl boyunca kredi faizi ödemiş ancak başarılı olamamıştır. Kredi kuruluşunun patronunu babası yerine koyduğunu ama karşılığında köpek muamelesi gördüğünü haykırmaktadır. İfadesine göre şirket yöneticileri işini sabote etmiş, onu kandırmış, muhtemel kiracılarını başka alternatiflere yönlendirerek arazisine konmak istemiştir. Kızgındır, öfkelidir. Büyük şirketlerin sıradan vatandaşın kazanmasını istemediğinden yakınır. Birçoğunun başına geldiği gibi, Amerikan Rüyası’ndan bir kaşık bal tattırılıp, daha sonra buruşmuş bir mendil misali bir kenara atılmış olduğunu düşünmektedir. Rehineyi serbest bırakması karşılığında hem yüklü bir meblağ talep eder hem de şirketin en tepesinden bir özür bekler.

Yaşanmış bir rehine krizi üzerinden ilerleyen yapım, Sidney Lumet’nin 1975’te çektiği ‘Köpeklerin Günü / Dog Day Afternoon’dan izler taşıyor. Keza kaçırma olayının can alıcı detaylarını kanalına taşıyarak yükselmek isteyen genç TV muhabiri Linda Page’in (Myha’la) çabası yine Lumet’ye ait 1976 yapımı ünlü ‘Şebeke / Network’ü akla getiriyor. Lakin yaşını başını almış auteur yönetmenimiz daha gözlemci, belgeselci bir bakış açısıyla bu başı sonu belli hikâyeyi pek de uçuramamış. ‘Dog Day Afternoon’daki genç Pacino’yu tam karşıt bir rolde karşımıza getiren Van Sant’ın bu ince buluştan yeterince yararlanamadığını düşünüyorum. Şimdi olsa tüm sorumluğu üstlenecek olan sosyal medya aktörlerinin 70’li yıllardaki öncülü TV programcısının çalakalem ele alınmışlığı unutulmaz Faye Dunaway yorumunun uzağından bile geçmiyor.

Buna karşılık, 70’li yaşlarını süren Gus Van Sant belki de vasiyet filmi olan bu son çalışmasında, başta da vurguladığım üzere, kariyerinin henüz başlarında ona ilham kaynağı olmuş klasik Amerikan sinemasını yenileyen, çağdaş toplumsal sorunları neşter altına yatıran 70’li yılların ses getirmiş sosyo-politik gerilimlerine elinden geldiğince öykünmek istemiş. Analog film yıllarının grenli organik dokusunu kullanmış. 70’li yılların renk paleti, döneme dair kostümler, saç stilleri, yoğun zoom çekimleri 70’li yılların etkileyici klasiklerini beyazperdede izlemiş olan biz eski kuşakları heyecanlandırıyor. Danny Elfman’ın caz tınılarına eşlik eden dönemin klasikleşmiş şarkıları, hele hele siyahi müzisyen Gil Scott-Heron imzalı ‘The Revolution Will Not Be Televised’ içimizdeki ‘dünyayı değiştirme’ hayalini ateşliyor.

‘Kopma Noktası’ tüm bunları hatırlattığı için önemli. Özellikle genç kuşaklarda 70’li yılların klasiklerini izleme arzusu yaratabilirse ne mutlu. Öte yandan, dönem değişse de, sinema değişse de kapitalist düzenin günümüzde daha da vahşileştiği ve filmde ele alınan ‘ipotek krizini’nin çağımız ABD’sinde eskisinden de beter bir biçimde yığınları çaresizliğe sürüklediği düşünüldüğünde bu hikayelerin hiç bir zaman eskimeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

(26 Şubat 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bir yanıt yazın