Fantasİstanbul 2026 İstanbul Fantastik Film Festivali

Fantasİstanbul 2026 İstanbul Fantastik Film Festivali, “Özgün Uzun Metraj Film Garantisi” mottosuyla ve sinema yazarı Kerem Akça’nın Festival Artistik Direktörlüğü’nde 23 – 28 Temmuz 2026 tarihleri arasında İstanbul’da yapılacak. Festivalin bu yılki Danışma Kurulu Onur Ünlü, Alex Proyas, Taylan Kardeşler, Belçim Bilgin, Ömer Faruk Sorak’tan Ulusal Yarışma jürisi ise Binnur Kaya, Fikret Kuşkan, Neslihan Atagül, Serkan Keskin, Alper Mestçi, Mine Tugay, Soykut Turan ve Bülent Çolak gibi isimlerden oluşuyor. Ulusal Yarışma Film Seçkisi filmleri, 24 – 25 Temmuz’da Beyoğlu Sineması’nda ve 26 – 28 Temmuz’da ise Cinemajestic Sineması’nda izleyicisiyle buluşacak.

Fantasİstanbul 2026 İstanbul Fantastik Film Festivali yazısına devam et

Korkut Akın Yazıyor: Ataerkil Kültür: Ceza

İran’ın muhafazakâr kültürü, yaşamı belirliyor. Bizde, mahalle baskısı olarak tanımlanan o tutuculuk İran’da çok daha yoğun ve alabildiğine erkek egemen. İki çocuklu bekâr bir anne olan Mahnaz’ı (Parinaz Izadyar) merkeze alan film, aslında tam bir dram; evlenmek istediği Hamid (Payman Maadi), çocuklu biri olduğunun bilinmesini istemediği için oğlu ve kızını eski kaynanasının evine bırakır. Kız isteme töreninde ise kız kardeşi Neda’yı … Devamı… »

Ferhan Baran Yazıyor: Kadınlar ve Çocuklar / Ceza

İran sinemasının bizde fazla tanınmayan bağımsız sinemacılarından Said Rustayi’nin geçtiğimiz yıl Cannes’da Altın Palmiye seçkisinde yer almış son çalışması ‘Ceza / Zan va Bache’ yaz sezonunun önemli filmlerinden biri olarak gösterimine başlıyor. Rustayi ilk uzun metrajından başlayarak aile kurumu üzerinden kendi toplumunu neşter altına yatırır; sistemi, bürokrasiyi, adaletsizliği, kadınlara söz hakkı tanımayan geleneksel … Devamı…»

Altın Portakal’da Geleceğin Sinemacıları Üçüncü Kez Yarışacak

24 – 31 Ekim 2026 tarihleri arasında yapılacak 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde; sinema profesyonelleri ile sinema öğrencilerinin buluşacağı Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Yarışması gerçekleştirilecek. Türkiye’de sinema eğitimi veren kurumlar katılım sağlayabildiği yarışmaya her kurum en fazla 15 dakika uzunluğunda olan bir film ile başvuru yapabilecek. Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Yarışması’na 01 Ekim 2025 – 30 Temmuz 2026 tarihleri arasında yapılmış eserler katılabilecek. Yarışmaya başvurular, 31 Ağustos 2026 Pazartesi saat 23:59’a kadar Altın Portakal’ın resmi internet sitesi üzerinden yapılacak.

Altın Portakal’da Geleceğin Sinemacıları Üçüncü Kez Yarışacak yazısına devam et

Tüm Cihanı Yakmak / Odyssey

Antik Yunan şairi Homeros’un bundan 29 asır önce kaleme aldığı ‘Odysseia’ destanı, salt bir macera öyküsü olmanın ötesinde, insanın evrene meydan okuyuşunu, aklın gücünü ve hayatın anlamını arayışı işleyen derin bir felsefi metindir. Metninin yoğunluğu ve karmaşıklığı ilkçağdan beri bilginleri şaşırtmış olan hacimli eser, destan içinde destan, masal içinde masal, ozan içinde ozan yapısıyla insanın insan-üstü, insan-dışı varlıklarla ilişkilerinde yeni anlam ve imgeler arar. Batı uygarlığının ilk romanıdır. Gerek karakterlerinin, gerek kurgusunun modern romana yakınlığıyla bütün dünya edebiyatını ve de bir asırdan beri var olan sinema sanatını yakından etkilemiştir. Nitekim çağdaş okur ve izleyici metni hacimli bir romana, aksiyon yüklü bir filme benzetir.

Konusuyla, kuruluşu ve kurgusuyla bir filmi andıran eser yedinci sanatın yüzyılı aşkın serüveni boyunca gerek sinema filmi, gerekse epizodlar halinde televizyon dizilerine kaynaklık etmiştir. Bunlardan en bilineni, Carlo Ponti ve Dino de Laurentiis yapımcılığında İtalyan sinemacı Mario Camerini’nin başrollerde Kirk Douglas ve Silvana Mangano’yu oynattığı, ülkemizde ‘Kral Ülis’in Maceraları’ adıyla gösterilmiş 1954 yapımı ‘Ulysses – Ulise’dir. Yakın bir tarihte ise yine bir başka İtalyan yönetmen, Uberto Pasolini, Ralph Fiennes – Juliette Binoche ikilisini bir araya getirdiği 2024 yapımı ‘Dönüş / The Return’de Odysseus’un maceralarla dolu uzun yol serüvenini bir kenara bırakarak, görmüş geçirmiş savaşçının evine, Ithaca’ya dönüşünü beyazperdeye taşımıştır.

Günümüz Amerikan sinemasının önde gelen isimlerinden Christopher Nolan’ın ‘Odysseia’ tutkusu üzerine çektiğini ifade ettiği ve devasa bir reklam kampanyasıyla bu yazın hiti olarak dünya sinemalarıyla aynı anda bizde de piyasaya sunulan ‘Odyssey – The Odyssey’, 3 saatlik uzunluğu ile bugüne kadar yapılmış en hacimli uyarlama olarak dikkat çekiyor. Nolan’ın sinema teknolojisinin en taze nimetleriyle kotardığı yapım, ‘büyünün yaşamın parçası olduğu yıllar’ ön yazısıyla açılıyor. Antik Yunan’ın Ithaca adası krallığındayız. Tarihçi ozan ‘bir yüz, bir filo, bir savaş, bir fikir, bir hile’ sözleriyle, krallığın sarayında toplanmış güruha yitik komutan Odysseus’un (Matt Damon) Truva seferini anlatmaktadır. Kralın Truva seferi için Ithaca’dan ayrılışının üzerinden tam 20 sene geçmiştir. Savaş biteli 10 küsur yıl olmuş, bir çok Truva gazisi Sparta’ya dönmüş ancak Odysseus’tan haber alınamamıştır. Başsız kalan Ithaca halkı denizden gelecek tehlikelere karşı ordu kurarak güvenliği sağlayacak bir kralın gelmesini beklemektedir. Odysseus’un sadık eşi Penelope (Anne Hathaway) ve artık bir delikanlı olmuş olan oğlu Telemachos (Tom Holland) saraya postu sermiş Ithaca ve çevre ada kentlerden taliplerin izdivaç ısrarına daha ne kadar dayanabilecektir.

Homeros’un ana karakteriyle bu noktada, hafızasını yitirdiği son 7 yılda ona yoldaşlık yapan Calypso’nun (Charlize Teron) adasında karşılaşırız. Yorgun savaşçı uzaklarda bir evi olduğunu hissetmektedir. Calypso’nun ‘hatırlayınca ya mutsuz olursan’ ikazına rağmen geçen yılların anıları birer birer kafasında belirmeye başlar. Antik Truva seferi, Yunan kralı Agamemnon’un (Bennie Safdie) kardeşinin eşi Helena’nın (Lupita Nyong’o) kaçırılması bahane edilerek, boğazlara ve ticaret yollarına hakim olma niyetiyle başlamıştır. Kuşatma yıllar alır. Sonrasında Odysseus’un parlak fikriyle inşa edilen tahta atın içinde saklanan askerler, barış adağı olarak Truva halkına sunulan devasa yapı ile birlikte şehrin surlarını aşar ve tarihten çok iyi bildiğimiz Truva kenti yağması başlar.

Nolan bu kadim metni emrine sunulan tüm imkânlar ve son sürüm sinema teknolojisi ile çekmiş. Aksiyon sinemasına ‘art house’ dokunuşları yapmak suretiyle hem geniş kitleleri hem de eleştirmenleri memnun etmeye çalışmış. Odysseus ve adamlarının Truva sahilinde mahsur kalışı, İtilaf Kuvvetleri askerlerinin ‘Dunkirk’deki tedirgin bekleyişine benziyor. Devasa Truva atının sahildeki görüntüsü Franklin J. Schaffner imzalı 1968 tarihli özgün ‘Maymunlar Cehennemi / Planet of the Apes’in final sahnesini akla getiriyor. Nolan finale doğru, filmin şahikası konumundaki kritik Truva kuşatması bölümünün ikinci perdesine dönüş yaptığında, yakıp yıkılan kentin manzarası karşısında Odysseus’un kendisiyle hesaplaşmasını öne çıkarıyor. Katliama herkes ortak olmuştur ama Yunan askerlerinin barış adağı içi asker dolu tahta atın içinde kente sokulması kendi fikridir. Ve Truva’yı yakıp yıkmak aslında tüm cihanı yakmakla eş değerdedir. İletişimin kıymeti bilinmemiş, ölçüsüz zafer kutlamalarıyla kadınlar, çocuklar insafsızca katledilmiş, Zeus yasası hiçe sayılarak halkların en büyük değeri olan kutsallık bozulmuştur. Bronz çağın her yerde çökmeye başladığının işaretiyle Nolan bu noktada çağımıza gönderme yapar. İnsanoğlunun doymak bilmeyen hırsının bugün Filistin’de, Ukrayna’da ve dünyanın dört bir yanında yaşananları karanlık bir çağın iz düşümleri olarak düşündürür.

Homeros’un destanında hayli rolü bulunan Tanrılara pek yer vermeyen, savaş gazisi ile melez tanrıça Athena’nın (Zendaya) kısa karşılaşmalarıyla yetinen Nolan, günümüzde ‘uzun ve maceralı yolculuk’ anlamında da kullanılan ‘Odyssey’ kelimesinin hakkını vermiş. Odysseus’un Poseidon’un oğlu tek gözlü dev Polyphemos ile karşılaştığı ve onu zekâsıyla alt ettiği sekans ya da ölüler ülkesi Hades’te geçen bölümler bir korku film çekmeye niyeti olduğunu ifade eden sinemacı için iyi bir ön alıştırma gibi duruyor. Kralın serüvenleri arasında benim açımdan başı çeken bölümün Kirke’nin adasında yaşananlar olduğunun altını çizmeliyim. Hollywood’da pek kıymeti bilinmemiş İngiliz oyuncu Samantha Morton’ın Oscar adayı olmasını dilediğim müthiş bir performansla canlandırdığı görmüş geçirmiş cadı kadının, ‘erkekler iştahlarının kurbanı olur, adamlarının sahte gerçek yüzünü gör’ diyerek gözü dönmüş bir şekilde yiyeceklere saldıran Odysseus’un tayfalarını domuza çevirdiği sahne ‘beden korkusu / body horror’ antolojilerine girecek denli etkileyici.

Bitirirken, Fas, İtalya, İzlanda, Yunanistan, İskoçya’da çeşitli doğal mekânlarda çekilmiş olan filmin görkemine büyük katkısı olan iki ustadan söz etmek isterim. 70 mm versiyonu ülkemizde izleme şansımız olamadı ama, İsviçre asıllı görüntü yönetmeni Hoyte van Hoytema’nın ıssız ve yalnız peyzajları, İsveçli besteci Ludwig Göransson’un Truva halkına yaktığı dokunaklı ağıtı ve vurmalıların şaha kalktığı aksiyon sahnelerindeki müzik çalışmasının tüm övgülere layık olduğunu vurgulamak isterim.

(19 Temmuz 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kars Edisyonu Tamamlandı

10 – 12 Temmuz tarihleri arasında Kars’ta yapılan Uluslararası Gastronomi Film Festivali, 3 gün boyunca birbirinden değerli etkinliklere ev sahipliği yaptı. Festival kapsamında Gastro Sınıf ve Sine Sınıf etkinlikleri, UGFF söyleşileri, kısa film, belgesel film gösterimleri ve açık hava film gösterimleri gerçekleştirildi. Festival aynı zamanda Boğatepe ve Ani’de düzenlenen etkinliklerle doğal, tarihi ve kültürel mirası sinema ve gastronomiyle buluşturdu.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kars Edisyonu Tamamlandı yazısına devam et

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Kars’ta Başladı

Uluslararası Gastronomi Film Festivali’nin Kars edisyonu başladı. 12 Temmuz Pazar gününe kadar sürecek olan festival; Gastro Sınıf ve Sine Sınıf etkinliklerinden UGFF söyleşilerine, Uluslararası Yarışma Kısa Belgesel Seçkisi gösterimlerinden açık hava film gösterimine, belgesel gösterimleri ve söyleşilere uzanan programa ev sahipliği yapmayı sürdürecek. Festivalin ilk etkinliği öncesinde açılış konuşmasını gerçekleştiren Uluslararası Gastronomi Film Festivali (UGFF) Kurucu Direktörü Gülper Ergün, “Bu yola çıkarken, Anadolu’nun zengin kültürel mirasını gastronomi ekseninde sinemanın güçlü anlatım diliyle uluslararası arenaya taşıyıp, hak ettiği değeri dünya vitrininde buluşturmayı hedefledik.” dedi.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Kars’ta Başladı yazısına devam et

Mitoloji Sinemanın da Atası: Odyssey

Mitolojik öyküler, güncellenebilirliğiyle yaşamın her anına, her alanına uyar. Sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel… her ne anlatırsanız, hepsinin temeline yerleştirebilirsiniz mitolojiyi. En çok da metaforlar için geçerlidir bu temellendirme. Hem zaten değil mi ki bir metafor (eğretileme), asıl söylemek istediğinizi kimseyi ürkütmeden, kimseyi üzmeden ya da sevindirmeden anlatmanın yoludur. Şiirde, öyküde, heykelde, müzikte, dansta, mimaride de eğretilemelerle yepyeni duygular yaratan yapıtlar meydana getirebilirsiniz.

Christopher Nolan, çok gerçekçi ama aynı oranda karmaşık zaman algılarını, felsefi paradoksları ve büyük ölçekli epik hikâyeleri ana akım sinemada gişe rekorları kıran filmlere dönüştüren bir yazar / yönetmen… Öykünün içinden geçiyor, kokluyor, dokunuyor ve izleyiciye ne oranda ulaşabileceğini saptayabiliyor. Tabii ki, zor öyküler seçiyor kendine… Tabii ki, zorluk onu engellemek yerine daha bir azdırıyor, başarıya odaklanmasını sağlıyor. Hiçbir şey yapamazsa yeni formatta (70 mm) film yaptırıyor (bilinen bir format olsa da, pelikül kullanımının azalmasıyla negatifler da tükendi; varsa yoksa dijital). “Şeytan tüyü var” dedikleri Christopher Nolan olmalı… Oppenheimer’da 70 mm pelikül denedi, başardı. Odyssey’de IMAX kamera denedi, yine başardı. “Blimp kamera” (sağır kamera) bizde çok az kullanılan, neredeyse bilinmeyen bir kamera. Kamerayı, ses geçirmeyen bir kutuya yerleştiriyorsunuz hem hacmi büyüyor hem kullanımı zorlaşıyor hem de emek harcatıyor, haddinden fazla.

Başarılı mı?

Christopher Nolan, kuşkusuz çok başarılı bir yazar / yönetmen. Hazırlıklarını çok iyi yapıyor… Filmi, daha baştan kafasında çekiyor ve hazırlıklarını ona göre tamamlıyor. İdealist diyebiliriz Nolan’a; kurgusal hikâyeyi mümkün olan en sağlam bilimsel temellere ve insan psikolojisine oturtarak gerçekçi bir his yaratığı gerçeğini kabul etmeliyiz. Sadece oyuncularda değil, sette (öncesinden sonrasına kadar, tümüyle), mekânda, kamerada, müzikte, seste, dijital efektlerde de ne istediğini bilen, istediğinin de yerine getirilebileceğinin farkında olan ve onu isteyen biri…

Başarısının kanıtı…

Kameradaki filmden stüdyodaki montaj olanaklarına kadar birçok isteğinin yerine getirilmesini sağlayan (sadece Oppenheimer ve Odyssey bile yeterli) filmleri ve gişe başarısı başarısının kanıtı kuşkusuz.

Birçok ülkede, altı ayda, 91 çekim gününde tamamlanmış Odyssey, 640 bin metre film kullanmış. Onca çekimin montajını varın siz düşünün… Set kurulumu, dekor ve kostüm tasarımı / yapımı / kullanılması büyük zaman ve para demek… Filmin sadece bir sekansında görülen Truva atından 9 adet yapılmış.

Mitolojik başarı sayılır mı?

Bir yıl önce Uberto Pasolini’nin The Return’ünü (Dönüş) izledik. İki ayrı yönetmenin iki ayrı yorumu olsa da öykü aynı. Homeros’un bu başyapıtı, sadece sinemada değil, sanat disiplinlerinin tümünde farklı yorumlarla çıkıyor karşımıza… hem zaten, değil mi ki, bir senaryodan beş yönetmen, beş ayrı film çıkarır denir.

Pasolini, sanki, Homeros’un ruhuna, yalınlığına, sakinliğine daha bir sadık kalmış. Nolan ise, hep yaptığı gibi kendi Odyssey’ini çekmiş. İkisi de çok başarılı (Pasolini’nin filmini de sevmiştim: https://sadibey.com/2025/01/23/sinema-mitolojiyi-yeniden-yorumluyor-donus/).

Diğer her şeye ek olarak 35 farklı boyutta bronz gong, insanın içini titretiyor; gergin hava yaratan müziğiyle de bir adım öne çıkıyor Nolan’ın filmi.

Hep yineliyorum, edebiyat imaj yaratır; film imajın imajıdır. İki filmde iki imaj izliyoruz… İki filmi karşılaştırmalı okumanın, iki yönetmenin yorumunu ele almanın, iki filmi de irdelemenin gerekliliğine inanıyorum.

(17 Temmuz 2026)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com

Ferhan Baran Yazıyor: Cennetten Kafes / Doğum Günü Partisi

Dünya prömiyerini geçtiğimiz yaz bugünlerde Locarno Film Festivali’nde yapan ‘Doğum Günü Partisi / The Birthday Party’ esinini Aristotle Onassis’in hayatından almış. Bu haftadan başlayarak bizde de gösterime giren film, İspanyol sinemacı Miguel Ángel Jiménez imzasını taşıyor. Yunan yazar Panos Karnezis’in aynı adlı romanından beyazperdeye aktarılan yapım, Onassis benzeri servetinin ucu bucağı bilinmeyen … Devamı…»

Korkut Akın Yazıyor: İnsanın Alışkanlık Belleği: Baba

Hayat o denli hızlı akıyor ki, yetişebilmek mümkün olamayabiliyor. Tıpkı Dünya’nın akıl almaz (saatte 1670 kilometre) hızı gibi, hatta ondan da hızlı. Bu hız içerisinde kim nerede, neyi ne kadar, niye ve nasıl yapıyor hiç düşünmüyoruz. Kendimizce bir yol tutuyoruz, kendimizce önceliklerimizi belirliyoruz ve kendimizce sıraladıklarımızı yapıyoruz. Kendi deneyimlerinizi anımsayın: Evden çıkınca, şuraya gidecekken kendinizi farklı bir … Devamı… »

Mehmet Günsür ve Devrim Özkan’ın Başrollerini Paylaştığı Aşk Tesadüfleri Sever 3’ün Çekimleri Başladı

Mehmet Günsür, Devrim Özkan, Serkan Altunorak’ı başrollerinde buluşturan, Böcek Film ve Benesta ortak yapımı Aşk Tesadüfleri Sever 3′ün çekimleri İstanbul’da başladı. Hazırlıklarını tamamlayarak sete çıkan filmin çekimleri İstanbul’da son sürat devam ederken, set İznik & Ankara sahneleriyle son bulacak. Serinin ilk filminde Özgür karakterine hayat veren Mehmet Günsür’ün yeniden kadroya dahil olması, filmin önceki hikâyelerle kuracağı bağı da ortaya koyuyor.

Mehmet Günsür ve Devrim Özkan’ın Başrollerini Paylaştığı Aşk Tesadüfleri Sever 3’ün Çekimleri Başladı yazısına devam et

Tarot: Yeniden Doğuş

Azim Şengül ile Yiğit Demirkaya’nın yönettiği ve Derya Çalışır, Mehmet Ağırbaş, Servet Can Öztürk, Büşra Canlı, Gizem Tan, Melis Dilruba Kendirli, Hilal Kaya, Ali Bilir, Burhan Göktepe, Fedai Şahin ile Meltem Koç’un oynadığı Tarot: Yeniden Doğuş, 14 Ağustos 2026’da A90 Pictures dağıtımıyla Ln Medya tarafından vizyona çıkarıldı.
Eski bir tarot destesinin etrafında şekillenen lanetli bir ritüel, bir grup yakın arkadaşın hayatını tamamen tedirgin edici bir kâbusa çevirir. Kartlar bir bir açıldıkça geçmişin karanlık sırları gün yüzüne çıkacak ve herkesin ‘Yeniden Doğuş’ için dehşet dolu bir büyük bedel ödenmesi gerekecektir.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Tarot: Yeniden Doğuş yazısına devam et

Peter Pan: Kâbuslar Ülkesi

Scott Chambers’in yönettiği ve Megan Placito, Martin Portlock, Kit Green ile Teresa Banham’ın oynadığı Peter Pan: Kâbuslar Ülkesi (Peter Pan’s: Neverland Nightmare), 14 Ağustos 2026’da CJ ENM dağıtımıyla Siyah Beyaz Movies tarafından vizyona çıkarıldı.
Küçük kardeşi Michael’ın Peter Pan tarafından kaçırılmasıyla Wendy Darling, kâbusu andıran bir kurtarma yolculuğuna sürüklenir. Neverland’in karanlık sırları arasında ilerlerken, karşısına çıkan her iz onu kana susamış bir dehşetin merkezine yaklaştırır. Wendy, hem kardeşini kurtarmak hem de Peter Pan’ın ölümcül oyununa son vermek için hayatta kalmalıdır.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb

Peter Pan: Kâbuslar Ülkesi yazısına devam et

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu