Çılgın Bir Yüzyılda Sinemanın Büyülü Yolculuğu / Diriliş*

1989 doğumlu yönetmen Bi Gan genç yaşına rağmen yalnızca 3 filmiyle ‘auteur’ sıfatını fazlasıyla hak ediyor. Çinli sinemacının henüz 26 yaşındayken çektiği Locarno’dan ödüllü ilk uzun metrajı ‘Kaili Blues’ değişim içindeki ülkesinden düşsel bir arayış hikâyesidir. Filmekimi kapsamında İstanbul izleyicinin karşısına çıkan ve izleyenleri büyüleyen 2018 yapımı ‘Uzun Bir Günden Geceye Yolculuk’ benzer bir rüya aleminde kayıp sevgilisinin süren türler üstü yaratıcı bir denemedir. Sinemacının 45. İstanbul Film Festivali’nin Altın Lale seçkisinde yer alan, geçtiğimiz yıl Cannes ana seçkisinde dünya prömiyerini yapmış son çalışması ‘Diriliş / Resurrection – Kuang ye shi dai’ yine tarifi pek kolay olmayan bir sinema mücevheri, bazı yazarların çok güzel tanımıyla ‘yedinci sanata yazılmış bir aşk mektubu’dur.

Bi Gan, Türkçe’ye ‘çılgın bir zaman dilimi’ şeklinde çevirebileceğimiz özgün adından hareketle yirminci yüzyılın sanatına, rüyalardan beslenen bir sinema tarihçesine soyunuyor. İnsanoğlunun ölümsüzleşme yolunda düş görmeyi terk ettiği bir gelecekte geçen, her biri farklı bir duyuya ayrılmış beş bölümün ana ekseninde, rüyasız bir dünyada inatla hayaller kuran bir canavar var. Öykülerini çılgın bir yüzyılda sinemanın büyüyü yolculuğu üzerinden anlatan bu benzersiz filmde Bi Gan birbirinden bağımsız olay örgülerini farklı film türlerine uğrayarak, renk skalaları ve tarzlarla sınır tanımadan oynayarak yaşamın anlamını sinemada bulan bir görsel destan yaratırken izleyiciyi soluksuz bırakıyor. İngilizce’den dilimize çevrilen adıyla da kaybetmekte olduğumuz vicdanımızı, insani duygularımızı sinema aracılığıyla yeniden hayata geçirmek arzusunu hedefliyor.

Tayvanlı yıldız oyuncu Shu Qi’nin canlandırdığı gizemli kadının, gizlice rüya görmeyi sürdüren ve belki de gerçeğin tüm acısını yüklendiği için canavar görünümü kazanmış ‘Deliriant’ın (Jackson Yee) kalbine monte edilmiş 35 mm sinema makinasından Çin özelinde insanoğlunun yüzyıllık serüveni devreye giriyor. Esinini aldığı Robert Wiene’nin 1920 yapımı ünlü klasiği ‘Dr Caligari’nin Muayenehanesi / Das Kabinett des Dr. Caligari’nin yanı sıra George Méliès’in ‘Aya Seyahat’ine, Lumière kardeşlerin bahçıvanlı ilk güldürü denemesine göndermeler yapan, sessiz sinemanın altın çağından imgelerin büyülediği ilk bölümde ‘Nosferatu – Quasimodo’ karışımı yaratığın acı ve özlem yüklü arayışından etkileniyoruz. .

Sesin devreye girdiği ikinci bölüm savaş döneminde geçen Orson Wellesvari bir ‘film noir’ dokusu taşıyor. İlk bölümdeki ‘göz’ yerine bu defa ‘kulak’ sahnededir. Bach’ın BWV 78 ‘Komm, süber Tod’ (Gel tatlı Ölüm) adlı eserinin şifrelendiği karanlık bir casus öyküsü ile yönetmen yeni bir tarz denemektedir. Üçüncü bölümde, metafizik bir arkadaşlık öyküsü çerçevesinde ‘tat alma duyusu’ üzerinden ilerler. ‘Koku alma duyusu’ ise acımasız bir mafya patronunu kandırmaya çalışan üç kağıtçı ile sokaktan bulduğu yetim çocuğun hikâyesi dördüncü bölümün konusudur.

Bi Gan’ın tek çekim süsü vererek kotardığı, milenyum öncesi son geceden şafağa kadar süren final öyküsünü 36 dakikalık tek çekim süsü vererek kotarır. Sessiz sinemanın el boyama tekniği ile renklendirilmiş Dong Jingsong imzasını taşıyan olağanüstü sinematografisiyle, Chaplin’den ‘Yeni Dalga’ aşıklarına türlü referansların kol gezdiği, geçmişle bugün arasında köprü kurun bu görkemli final epizodunda, daha önce hiçbir kadına ‘dokunmamış’ serseri Apollo (Jackson Yee) ile vampirler aleminde karşılaştığı yüzyıllar öncesinden gelen Tai Chao – Mei’nin (Gengxi Li) hüzünlü sevda öyküsüne tanıklık ederiz.

Beş farklı yolculukta farklı film türlerini deneyen, farklı estetiklerin izini süren son şaheserini, balmumunda erimiş eski sinema salonları ve kaybolup giden seyircilerine ağıtla sonlandırıyor Bi Gan. İnsanoğlunun zor ve kaotik dönemden geçtiği çağımızda, yapay zekaya inat sinema dilinin binbir olanağı üzerine kafa yoran sinemacının çabasını ayakta alkışlıyor, tüm sinefilleri bu benzersiz deneyimi yaşamak için sinema salonlarına davet ediyoruz.

*‘Diriliş’ 13 Nisan 21:30’da Beyoğlu Atlas; 14 Nisan 21:30’da Nişantaşı City’s; 14 Nisan 21:30’da Kadıköy Sinematek / Sinema Evi’nde gösterilecektir.

05 Nisan 2026

(Ferhan Baran)

ferhan@ferhanbaran.com

2. İKÇÜ Film Festivali’nin Finalistleri Belli Oldu

İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen ve sinema dünyasında heyecanla beklenen İKÇÜ Film Festivali’nde yarışma finalistleri açıklandı. 20 – 25 Nisan 2026 tarihleri arasında İzmir’de gerçekleştirilecek olan festival, nitelikli kısa film üretimini teşvik etmeye ve destek vermeye devam ediyor. Geçtiğimiz yıl ilk kez yapılmasına rağmen sinema çevrelerinden oldukça yoğun ilgi gören İKÇÜ Film Festivali, bu yıl çıtayı daha da yukarılara taşıyor. Bu yıl düzenlenecek olan  festivalde Kısa Kurmaca, Kısa Belgesel, Öğrenci Filmleri ve bu yıla damgasını vuran Animasyon ve Yapay Zeka kategorilerinde toplam 32 kısa film büyük ödül için yarışacak.

2. İKÇÜ Film Festivali’nin Finalistleri Belli Oldu yazısına devam et

Gözcü Filmi Hollywood’da Gösterim İçin Gün Sayıyor

12 – 19 Nisan tarihlerinde Kırmızı Halı’yla başlayacak olan 26. Beverly Hills Film Festival’de, 16 Nisan’da TCL Chinese Theatre’da özel gösterimi gerçekleşecek olan kısa film Gözcü, 19 Nisan’da ödül gecesinde yarışacak. Gözcü, sistemleri içeriden eleştiren bir film. Bu eleştiri, “ajan – gözlemci – av” kurgusal üçgeni aracılığıyla aktarılıyor. Gözlemci sistemin kendisini, ajan bu sistemin uygulayıcısını, av ise halkı temsil ediyor. Film, herkesin kendi bölmesinde kendi rolünü yerine getirmesinin gerçekten önemli olup olmadığını sorguluyor. Yuşa Ebrar Dursunoğlu’nun yönettiği filmin başrollerini  Olimpia Ahenk Dourmouchev, Göksel Kayahan ve Mert Demirci paylaşıyor.

Gözcü Filmi Hollywood’da Gösterim İçin Gün Sayıyor yazısına devam et