Ferhan Baran Yazıyor: Soykırımın Anatomisi / Kurtuluş

Emin Alper’in 76. Berlin Film Festivali’nden zaferle dönen son filmi ‘Kurtuluş’ çok yerinde bir kararla sıcağı sıcağına gösterime girmiş bulunuyor. Auteur sinemacımızın beşinci uzun metrajı, dağdan inen Hazeran erkeklerinin iki PKK’lının cesedini güvenlik kuvvetlerine teslimiyle açılıyor. Evine dönen korucu Mesut’u (Caner Cindoruk) hamile eşi Gülsüm (Özlem Taş) ve elini öpen boy boy 4 evladı karşılıyor. Mesut tüfeğini duvara asıyor ancak bu … Devamı…»

Bildiğim Tek Hayat Bu / Chopin Chopin!

Eşsiz tınılarıyla yıllardır müzik yolculuğumu zenginleştiren kadim dostum kusura bakmasın. Polonya sinemasının deneyimli yönetmenlerinden Michał Kwieciński‘nin imzasını taşıyan ‘Chopin Chopin!’i çeşitli nedenlerden ötürü yeni görebildim. Caddebostan Kültür Merkezi’nin (CKM) ferah salonunda oldukça dolu bir gündüz seansında izlediğim film seyirciden gördüğü ilgiyle gösterimini sürdürüyor.

1810 – 1849 yılları arasındaki kısacık yaşamına ölümsüz yapıtlar sığdırmış olan besteci doyumsuz piyano konçertolarının yanı sıra, noktürnleri, prelüdleri, etüdleri ya da ana vatanı Polonya’ya özlemini yansıttığı baladları, mazurkalarıyla ünlü virtüozların repertuvarında her daim yerini almıştır. Yakın dostu Franz Liszt‘in ifadesiyle, piyano yapıtlarını kendisinden başka hiçbir müzisyenin ulaşamayacağına inandığı bir ruh ve duygu coşkunluğuyla icra etmiş olan Chopin’in Avrupa müzik çevrelerinin parlak yıldızı olduğu 1835 Paris’inde açılıyor bu güzel film. Çağımızın rock yıldızları misali ilgiyle alkışlanan dahi müzisyen ünlü Salle Pleye’de yakın arkadaşı Liszt (Victor Meutelet) ile birlikte çaldığında salonu dolduran seçkin müziksever kitleyi bir kez daha kendisine hayran bırakmıştır.

Hayatı umursamayan genç Chopin (Eryk Kulm) tüberküloz gerçeğiyle tam bu noktada yüzleşir. 15 yaşındaki kız kardeşini yitirdiği musibet hastalık onun yakasına da yapışmış, göğüs zarında oluşan delikle birlikte hastalık ileri aşamaya geçmiştir. Fazlaca bir ömrü kalmadığını ifade eden doktor arkadaşı, hastalığın tedavisinin dönemin koşullarında mümkün olmadığını, yalnızca semptomların hafifletilebileceğini bildirir O’na. Öksürüğündeki kanamalar gittikçe şiddetlenecek, beden eriyecek, iktidarsızlık ve kısırlığın ardından terminal dönemde bacakları şişecektir.

Polonyalı ailesinin Fryderyk’i, yakın arkadaşlarının Fritz diye hitap ettikleri Paris sosyetesinin gözbebeği Frédéric Chopin içine gömdüğü hüznünü hayat dolu gülücükleriyle gizler. Doktorların ‘kalabalıktan uzak durun’, ‘uykunuza dikkat edin’, ‘güneşli yerlere gidin’ tavsiyelerine kulak asmadan, saatler boyu süren piyano dersleri ve yoğun salon resitallerinden arta kalan zamanını hastalığına meydan okurcasına eğlence ve zevk içinde geçirmeyi sürdürür.

Bu dünyadan gitmeden önce bir aile kurma çabasına girişir ancak müstakbel gelinin annesi Madame Wodzinska (Dominika Ostalowska) kızı için sağlıklı, güçlü kuvvetli bir damat adayını seçecektir. Fryderyk’in gülüşünün gizlediği hüznü farkedecek olan dönemin ünlü feminist kadın yazarı George Sand (Joséphine de La Baume) genç besteciye kucağını ve kalbini açar. Chopin’in müzikal yaşamındaki bu verimli dönem bilindiği üzere çok uzun sürmez. Paris’teki kolera salgını sırasında Karlsbad’daki ailesini ziyaret eden Fryderyk’in, annesinin ‘artık bir yuva kurman lazım’ sözlerine cevaben ‘biri nasıl sevilir bilmiyorum, hiçbir şey hissetmiyorum; tek bildiğim hayat bu’ deyişini doğrularcasına, bir çocuk dahi olarak 6 yaşından beri piyano müziği ile haşır neşir olan genç adam ‘menekşe kokulum’ dediği Sand’ı da O’nu hiç sevmemiş olduğunu itiraf ederek terk edecektir.

Yönetmen Kwieciński, bizde gösterime girmeyen 2022 yapımı bir önceki çalışması ‘Filip’de başrolü vermiş olduğu genç yetenek Eryk Kulm’a son derece yerinde bir kararla çağının pop starı Chopin yorumunu teslim etmiş. Bir önceki ortak çalışmalarında Varşova gettosundan kurtulmuş Yahudi gencin sahte Fransız kimliğiyle Frankfurt’ta bir otelde zorunlu işçi olarak çalışırken kendine özgü yöntemleriyle Almanların ari ırk terörüne karşı direnişini anlatan filmde 1990 doğumlu genç aktörü ilk kez tanımış ve adını bir yere not etmiştim. Genç oyuncu başarısının tesadüfi olmadığını kanıtlıyor. Klum, ölümcül hastalığına rağmen hayata dört elle sarılan bestecinin umarsız taşkınlıklarını, kendisi gibi gencecik yaşında hayata veda etmiş çağdaşı Mozart’ın ölüm döşeğinde yarım bıraktığı ‘Requiem’inin ünlü ‘Lacrimosa’ bölümünü manastırdaki rahibelerden duyduğundaki kederi, ya da üzerine hızla gelen atlı arabanın önünden kaçmak ya da kaçmamak arasındaki o kısa süreli kararsızlığını bir potada eritebilen enerjik performansıyla göz dolduruyor.

Bartosz Jariszewski tarafından kaleme alınan senaryo Chopin’in fırtınalı geçen son 15 yılını ele alıyor. Halk arasındaki adıyla ‘verem’in kötü karakter olduğu konvansiyonel anlatı, ölümsüz müzik adamının gelgitlerle dolu yaşam ve üretim sürecine odaklanıyor. Fransa’nın yeni bir ihtilal ateşiyle fokurdadığı, Chopin’in eserlerini taltif eden Kral Louis Philippe’in (Lambert Wilson) gidişatı tedirginlikle gözlemlediği bir dönemdir bu aynı zamanda. 2 saati biraz aşan yapım bu fırtınalı yılların ve Chopin’in etrafında gelişen trajik gelişmelerin detaylarına fazlaca giremiyor belki. Ancak bestecinin tüm müzikseverleri derinden etkilemiş ezgilerine ara ara karışan Robot Koch imzalı çağdaş tınılar, Chopin’in yaşadığı çağdaki pop yıldızı imajını başarıyla perdeye aktarıyor.

(13 Mart 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Rayların Ötesinde

Cenk İzgören’in yönettiği ve Mine Doğan, Ahmetcan Özer, Remzi Çetinkaya ile Kudret Dönmez’in oynadığı Rayların Ötesinde, 13 Mart 2026’da MC Film dağıtımıyla Ötüken Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Reklamcılık yapan Başak, kanserle yıllardır süren savaşını kaybetmektedir. Rakiplerinden ve sosyal çevresinden uzakta, sessiz bir kasabada trenin önüne atlayarak intihar etmeyi planlar. Ancak hat çökmüştür, onu ölüme götürecek tren bir türlü gelmez. Rayların arasında, çiftçilerin ekinlere zarar verdikleri için sıcakta ölüme terk ettikleri kaplumbağalarla karşılaşır. Ölümün sessizliğini ararken, hayatın tuhaf ve belirsiz yüzü yavaşça karşısına çıkar.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Rayların Ötesinde yazısına devam et

Can Yayınları Mart Kitaplarını Duyurdu

Can Yayınları, Mart ayı yayın programını açıkladı. Bu ayın programında da çağdaş, modern ve klasik edebiyattan nitelikli eserler yer alıyor. Latife Tekin’in yeni romanı Para Gürültüsü çağın finans dili içinde sıkışan insanı odağına alırken, Natsuko İmamura Ağaca Dönüşen Kız’da toplumun kıyısındaki kadınların dokunaklı hikâyelerine eğiliyor. Ayın diğer kitapları arasında Susan Taubes’in Boşanma, Christian Kracht’ın Ölüler, Abdullah Ezik’in Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Öykü Antolojisi ve Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Şiir Antolojisi, Yukio Mişima’nın Güneş ve Çelik ile Yasak Renkler, Desiderius Erasmus’un Özgür İrade Üzerine ve Thomas De Quincey’nin İngiliz Posta Arabası adlı kitapları var.

Can Yayınları Mart Kitaplarını Duyurdu yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Aynı Düzenin Kurbanları / Görünmez Kaza

“Yek Tasadef Sadeh’ Farsça kökenli bir ifade olup, Türkçe karşılığı ‘basit ya da sıradan bir kaza’ anlamına gelir. İranlı auteur sinemacı Cafer Panahi’nin 78. Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ile dönen son filmi özgün adını işte bu ifadeden alıyor. Bizde geçtiğimiz yıl Filmekimi’nde sinema seyircisi ile buluşmuş olan yapım, ABD’nin gayri ahlâki bir tutumla kadim İran’a açtığı sıcak savaş ikliminde, ‘Görünmez Kaza’ adıyla … Devamı…»