Soykırımın Anatomisi / Kurtuluş

Emin Alper’in 76. Berlin Film Festivali’nden zaferle dönen son filmi ‘Kurtuluş’ çok yerinde bir kararla sıcağı sıcağına gösterime girmiş bulunuyor. Auteur sinemacımızın beşinci uzun metrajı, dağdan inen Hazeran erkeklerinin iki PKK’lının cesedini güvenlik kuvvetlerine teslimiyle açılıyor. Evine dönen korucu Mesut’u (Caner Cindoruk) hamile eşi Gülsüm (Özlem Taş) ve elini öpen boy boy 4 evladı karşılıyor. Mesut tüfeğini duvara asıyor ancak bu geçici bir sulh anıdır. Akabinde köy dergâhında toplanan aşiret üyelerine Mesut’un kardeşi şeyh Ferit’in (Feyyaz Duman) verdiği vaazdan Hazeranların aşağı köyde oturan Bezariler ile ilişkilerinin tarihçesine vakıf oluyoruz.

Aynı tarihi kültür ve etnik kökenden gelen Hazeranlar ile Bezariler bir zamanlar sulh içine yaşarlarmış. Şeyh Ferit’in anlatımına göre, ne zaman ki Bezariler ticareti keşfetmiş ve tapuları alarak toprakların sahibi olmuşlar, işte o zaman denge bozulmuş, Hazeranlar yanaşmalara dönüşmüşler. Güneydoğu’da terör başlayınca devlet ya korucu olun ya da köyünüzü boşaltın talimatını vermiş. Bezariler köylerini terkedince, tepenin yukarısındaki komşuları bereketli topraklara sahip çıkarak refaha ulaşmış, şehir merkezinde mal mülk sahibi olmuşlar.

Şeyh Ferit bunları ‘Allah bizi mükâfatlandırdı, kuyular açtık, fındık pamuk ektik, Hazeranlar zenginleşti’ şeklinde ifade eder. Ne var ki terörün bitme noktasına gelmesiyle birlikte köylerine dönüş yapan ve tapulu topraklarını geri isteyen Bezariler de korucu olmak için dilekçe vermiştir. Bunun çoğu çiftçi olan Hazeranlar için yıkım olacağı aşikârdır. Hazeranları harekete geçiren ‘ekonomik olarak hayatta kalma mücadelesi’ iki komşu köy arasınraki husumeti tırmandırırken, antik Yunan trajedilerine konu olacak bir felâketin yaklaşmakta olduğunun ürpertisini hissederiz.

Alper’in 2012 yapımı ilk uzun metrajı ‘Tepenin Ardı’ Güneydoğu’da sürmekte olan savaşın alegorik temsilidir. Film iktidarı elinde tutanların düşman yaratma olgusu üzerinedir. Bu sayede cemaat kenetlenecek, iç düzendeki aksamalar göz ardı edilecektir. Hazeran aşiretinin düşman bellediği ise açık seçik ortadadır. ‘Zamanında başlarını ezmeliydik’ diyerek oklarını yönelttikleri, bu defa tepenin ardında değil, gece karanlığında ışıl ışıl aydınlanmış damlarıyla tepenin aşağısındaki Bezariler’dir.

İş, Mesut, Yılmaz (Berkay Ateş) ve karısı Fatma (Naz Göztan) önderliğinde cemaatin bir ‘kurtuluş’, bir ‘selamet’ ülküsüne kanalize edilmesine kalmıştır. Bu bilinçli bir planla değil, daha çok tekinsiz rüyalar doğrultusunda vücut bulacaktır. Mesut’un kaotik düşlerinde beliren alametler Hazeranların iktidar mücadelesine zemin hazırlar. Bezariler’in yanaşmasıyken eş olarak aldığı için şeyh babasının yüz çevirdiği Mesut karısından şüphe etmeye başlar. Bezariler’den Halil’in filmin finaline damga vuracak olan kızları misali doğan her ikiz çocuktan birinin şeytanın akıl çelici dölü olduğu sanrısına kapılır. Habil ile Kabil kıssasını bunun bir tezahürü olarak görür. Mesut’un gördükleri, aşiretin diğer erkeklerinin rüyalarına düştüğünde toplu bir cinnetin tetiklediği kıyım kaçınılmaz olacaktır.

‘Kurtuluş’ ‘bir topluluğun ne denli korkunç suçlar işleyebileceği üzerine bir film’. Alper’in de altını çizdiği gibi, ‘tarih ne yazık ki bu tür hikâyelerle dolu’. Ve bu dehşet verici olaylar ne yazık ki günümüzde, dün Bosna’da, Rojova’da, bugün Ukrayna’da, Gazze’de ve dünyanın farklı iklimlerinde yaşanmaya devam ediyor. Aynı ya da farklı kültürden halklar, farklı kutuplaşmalar, dinsel inanışlar ama yine Alper’in vurguladığı üzere temelde ekonomik çıkarlar ekseninde saldırıya uğruyor. Filistin’de süregelen utanç verici soykırım yaşanırken, ‘Kurtuluş’un anlattıkları bu noktada yerel bir çerçeveden geniş bir yelpazeye evriliyor. Batılı gelişmiş ülkelerin seyirci kaldığı ya da ekonomik çıkarları doğrultusunda sessizce izlediği katliamların metaforu haline geliyor.

Tarihçi – yazar yönetmenimiz, ‘Tepenin Ardı’ ve ‘Kurak Günler’in ardından Western ikonografisini kullanmayı sürdürüyor. Şeytani bir ruhun karısının ırzına geçtiğine tanık olduğu çok iyi çekilmiş ilk rüya sekansından başlayarak film boyunca düşler ile gerçeklik arasındaki çizgiyi geçirgen kılmış. İnançlar üzerinden metafizik alametlerin yön verdiği kitlesel iknanın dehşet verici yüzünü irdelemiş. 2009 yılında Mardin’de 44 kişinin ölümüyle sonuçlanan bir olaydan esinlendiği hikâyesini Batman’ın Kırkat ile Mardin’in tarihi dokusuyla bilinen, terör nedeniyle terkedilmiş Süryani köyü Kıllıt’de (Dereiçi) çekmiş. Başta Cindoruk olmak üzere çocuklar dahil oyuncu performansı ile Barış Aygen – Ahmet Sesigürgil ikilisinin titiz sinematografisi çok başarılı. Giderek tırmanan paranoyanın adeta bir korku anlatısına dönüşmesinde, geçtiğimiz yılın en iyi filmlerinden ‘İki Savcı’dan anımsadığmız Christian Verbeek’in tekinsiz müzik çalışmasının önemli katkısı da unutulmamalı.

(05 Mart 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bir yanıt yazın