Momo

Christian Ditter’in yönettiği ve Alexa Goodall, Araloyin Oshunremi, Claes Bang ile Martin Freeman’ın oynadığı Momo, 13 Şubat 2026’da CJ ENM dağıtımıyla Rodi Medya tarafından vizyona çıkarıldı.
Eski bir Roma amfi tiyatrosunun kalıntıları arasında yaşayan ve mahalledeki herkesle arkadaş olan yetim kız Momo, çevresindeki kişilere huzur veren birisi ve çok da iyi bir dinleyici. Ancak güçlü bir uluslararası şirket insanların zamanını çalmaya başladığında en yakın arkadaşının bile ona ayıracak zamanı kalmıyor. Momo, zamanın koruyucusu olan Hora Usta ile birlikte zaman hırsızlarına karşı amansız bir mücadeleye girişiyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Momo yazısına devam et

Serdar Akar İmzalı 7 Büyük Günah’ın Fragmanı Yayınlandı

Serdar Akar’ın yönettiği 7 Büyük Günah’ın yayınlanan fragmanında, açgözlülük, ihanet ve hayatta kalma içgüdüsünün iç içe geçtiği karanlık bir atmosferin hâkim. Film gizli bir ilişki yaşayan Nergis ve Ali’nin, Nergis’in kocası Hasan’ı öldürmek üzere ormanın derinliklerindeki ıssız bir kulübede buluşmasıyla başlıyor. Cinayet planı, kulübede bulunan 5 milyon dolarla birlikte kontrolden çıkıyor. Mafyanın ve başkalarının da dahil olmasıyla olaylar hızla kanlı bir hesaplaşmaya dönüşüyor. Filmin oyuncu kadrosunda Deniz Tansel Öngel, Engin Hepileri, Ege Kökenli, Algı Eke, Ruhi Sarı, Sadi Celil Cengiz, Baran Akbulut ve Eray Özbal yer alıyor.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız.
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Serdar Akar İmzalı 7 Büyük Günah’ın Fragmanı Yayınlandı yazısına devam et

Annelik Kutsallık Değildir / Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim

Mary Bronstein imzasını taşıyan ‘Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim / If I Had Legs I’d Kick You Out’ adını ana karakterin yoğun hüsran ve sıkışmışlık duygusundan alıyor. Yorgun, çok yorgun bir anne Linda (Rose Byrne). Küçük kızının gizemli hastalığı ile hareket alanı daralmış. Gemi kaptanı baba (Christian Slater) uzaklarda olduğundan yapayalnız, makinaya bağlanmış karnındaki boruyla beslenip kilo alması gereken çocuklarının tek sorumlusu. Tavan çöküp evin yatak odası sular altında kaldığında sığındıkları daracık motel odasında hayat daha da dayanılmaz hale geliyor.

Akademik çalışmalarıyla feminist kurama katkılarda bulunan sinemacının hayli ilgi uyandırmış ilk filmi ‘Yeast’i (2008) bir yerlerde bulup izleyemedim. Bronstein, Sundance ve Berlinale çıkarmalarıyla ünlenen bu ikinci uzun metrajında, ‘anne fedakârdır’, ‘anne herşeye katlanır’ kodlarının kabûl gördüğü toplum düzeninde Linda’nın yardım çığlığından hareketle kadın sorunlarını irdelemeyi sürdürüyor. Annelik olgusunun, terapi sürecinin ve hasta bakıcılığının insani limitlerinin çetin bir psikolojik sorgulamasına soyunurken, geleneksel ‘romantik annelik’ mitini tartışmaya açıyor.

Linda kızının hastalığına çözüm ararken kendi hastalarının seanslarını da aksatmamaya çalışıyor. Uzaktaki kocasının talimatlarla yönlendirdiği genç kadın, aynı psikoterapi merkezinde birlikte çalıştığı meslekdaşından (Late Night sunumlarıyla ünlü Conan O’Brien) medet umuyor. Terzi kendi söküğünü dikemiyor belki ama küçük bebeğini koruyamama endişesiyle çaresizliğe düşmüş hastası Caroline’in (Danielle Macdonald) ‘ben nerde yanlış yaptım’ tedirginliği ve suçluluk duygusuna el verirken, bu hissiyatın kendisini ele geçirmesine direniyor.

Kızı 8 yaşlarındayken benzer bir sürecin içerisinde kaybolmuş olan Bronstein yarı otobiyografik anılarından yola çıkarak konvansiyonel olmayan bir çalışmaya imza atmayı hedeflemiş. Daralan çerçeveler, ağırlıklı olarak Linda’nın yüzüne odaklanan yakın planlarda genç kadının bunalımını, çare arayışını, tavanda açılmış metaforik kara delikten çıkış çabasını deneysel bir sürece dönüştürmek istiyor. Derin bir acıya gerçeküstücü bir kâbusun karanlık estetiği eşlik ederken, neyin ‘gerçek’ neyin ‘düş’ olduğu konusunda Linda gibi bizlerin de kafası karışmıyor değil. Ancak filmin ilk repliklerinden birinde duyduğumuz üzere ‘gerçeklik’ algılanandır. Linda’nın mütemadiyen ‘görün beni’, ‘duyun beni’ çığlıkları kadınların, özellikle çocuk sahibi kadınların evrensel haykırışlarının iz düşümüdür.

Geleneksel annelik mitini tuzla buz eden, kadının bedensel ve kişisel bağımsızlığını neşter altına yatıran manifesto niteliğindeki bu radikal yapım, ‘cennet annelerin ayakları altındadır’ yutturmacasıyla kadınları evlerde çocuk bakmaya koşullandıran geleneksel toplum düzenini iyice bir tekmeleyen, ‘ezber bozan’ bir film. Kutsal ailenin sebatkâr anne figürünü baş köşeye koymuş konvansiyonel Hollywood’un nicedir görmezden geldiği, soluk soluğa izlenen performansıyla Bronstein’a yoldaşlık eden Rose Byrne’ün devleştiği, Josh Safdie’nin desteğini almış bu sapına kadar bağımsız sinema örneği kolay rastlanmayacak bir zihin deneyimi vadediyor.

(11 Şubat 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim

Mary Bronstein’in yönettiği ve Rose Byrne, Conan O’Brien, Aşap Rocky ile Christian Slater ile Mary Bronstein’in oynadığı Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim (If I Had Legs I’d Kick You), 13 Şubat 2026’da Bir Film dağıtımıyla Fabula Films tarafından vizyona çıkarıldı.
Linda, hasta çocuğunun bakımı için gayret sarf eden ve bu esnada işini aksatmamaya çalışan bir annedir. Güçlüklerle dolu olan hayatında bir krizle daha yüzleşmek zorunda kalır. Evlerindeki tesisat sorunu nedeniyle bir odanın tavanında devasa bir delik açılmıştır. Bunun üzerine, bir motelde kalmaya başlarlar. Her şey günden güne karışmakta ve zorlaşmaktadır.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb
  • Ferhan Baran Yazıyor

Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim yazısına devam et