İntiharlar Bireysel midir?: Erken Kış

Özcan Alper’in senaryosunu Uğur Aydedim ile birlikte yazdığı Erken Kış, festival yolculuğunun ardından -muhakkak ki, uluslararası yarışmalarda göreceğiz- gösterime giriyor.

“Sonbahar”dan sonra, yine gri gökyüzüyle, dalgalı denizi ve sisli dağlarıyla Karadeniz’de geçen, aslında bölge, hatta ülke bile gözetmeyen bir yol hikâyesi “Erken Kış”. Savaş, ekonomik ve sosyal bunalım, içine sıkışan insan ve derdini anlatamayanların yaşamından üç-beş günlük bir kesit olarak görmeliyiz filmi.

Taşıyıcı anne olarak doğurduğu kızını bırakıp ülkesine zorunlu olarak dönmesi istenen Lea’yı (Leyla Tanlar), çocuğun babası olan Ferhat (Timuçin Esen) arabasıyla Gürcistan sınırına götürür. Film iki kişi arasında, yolda geçiyor… Kuşkusuz, karşılıklı hesaplaşıyorlar, gizli (platonik) duygularını açıkça değilse de ima ederek gösteriyorlar. Tabii ki, süreç içerisinde her şey kendini çıkarıyor ortaya.

Çağımızın en çözümsüz sorunlarından birine dikkatimizi çekiyor Özcan Alper. Modern toplumun geçmişten getir(eme)diği ama ileri taşı(ya)madığı sorunlar. Daha esnek, daha akılcı, daha empatik olmak gerekiyor besbelli. İntihar düşüncesi bireysel olabilir mi? Tabii ki, sadece bireysel düşünemeyiz. Toplumun beklentileri, kültürel değerler, mahalle baskısı, inançtan kaynaklanan açmazlar, düş(ünce)lerin yaygınlığı, dahası ekonomi, eğitim, barınma, beslenme gibi bireyle doğrudan ilgili sorunlar da var.

Kadın öyküsü mü?

“Erken Kış” başından beri herkes tarafından bir kadın öyküsü olarak görüldü. Oysa Ferhat, işi, eşi ve aşkı (bu arada ailesi, geçmişi dahası toplumla, yani mahalle baskısıyla da) arasında bocalayıp duruyor. Bir yanıyla “erkek filmi” denebilirse de -başta öyle nitelemiştim- modern kent insanın açmazlarını anlatan bir film olarak değerlendirilmesi gerekir.

İnsanların sadece ekonomik sorunları yok ki, kuşkusuz ekonomik sorun belirleyicidir ama sosyal, siyasal, ekolojik, kültürel, küresel sorunlar da insanı çökertebilir. Buna, Ferhat’ta olduğu gibi, arzuları da katıldığında içinden iyice çıkılmaz hal alabilir. Filmde de geçtiği gibi: “Yaşıyormuşuz zannediyoruz” oysa geçen sadece zaman ve Ferhat, eşi (görmediğimiz ama telefondan sesini duyduğumuz Handan), hatta Lia, dahası hepimiz sadece geçiyoruz, bir iz bırakmadan. Bu önemli.

Yol filmlerinin insanın içine yolculuk yaptırdığını kabul ediyoruz. Alper ve Aydedim ikilisi, filmin başında Lia’ya, “canını acıtmak istedim, belki benimki biraz azalır” dedirtiyor. Bu da önemli. Çözümsüzlüğün hınçla karşıdakine yıkılması ki, bu, gidişatın hiç de iyi olmadığının göstergesi. İzleyince kabul ediyorsunuz…

(27 Kasım 2025)

Korkut Akın

korkutakin@gmail.com