‘Senden Geriye Kalan / Ally Baqi Mink – All That’s Left of You’ Filistin trajedisini üç kuşak Filistinli bir ailenin 75 yıllık yaşamı çerçevesinde anlatan ve her kuşağın yaşadığı travmayı izleyerek günümüze kadar gelen epik bir belge-kurgu yapıt. Film, 1988 yılında Batı Şeria’daki intifada sırasında açılıyor. Hammad ailesinin üçüncü kuşağından genç Nur (Muhammad Abed Elrahman) bir protestoya katılıyor. İsrail askerleri gerçek kurşunlarla müdahale ettiği sırada, ani bir geçişle gencin annesi Hanan (Cherien Dabis) yakın plan yüzümüze bakarak olan biteni anlatmaya başlıyor.
Filmin yönetmenliğini de üstlenmiş olan Dabis bizlere şöyle diyor: ‘Sizi suçlamaya gelmedim. Oğlumun başına gelenleri anlatmaya geldim. Ama iyice anlayabilmeniz için söze dedesinin hikâyesinden başlamam gerekiyor’. Ve böylece 1948 senesine, İngiliz mandası altındaki Filistin topraklarının bölgede kurulacak İsrail Devleti’ne peşkeş çekildiği yıllara dönüyoruz. Deniz kıyısındaki mis kokulu Yafa kentinin önde gelen portakal ihracatçılarından biri olan Hammad ailesi, işgâl altındaki topraklarını Nazi zulmünden kaçan Yahudilere teslim etmemeye kararlıdır. Lâkin sözlerini tutmayan İngilizlerin arkadan bıçakladığı Filistin halkı, hakkın hukukun tanınmadığı kaos ortamında evlerini, bombalanan portakal bahçelerini geride bırakmak zorunda kalır. İsrail askerlerine direndiği için çalışma kampına gönderilen ailenin reisi Şerif (Adam Bakri) hasta karısı ve üç çocuğunun göç etmek zorunda kaldığı Nablus kentine döndüğünde kendi topraklarında birer mültecidirler artık.
Aradan 30 yıl geçtiğinde, böbrek bekleyen anne Münire (Maria Zreik) ölmüştür. Kızlar evlenip uzak diyarlara göç ederken, oğul Salim (Saleh Bakri) karısı, çocukları ve iyice yaşlanmış baba Şerif (Mohammad Bakri) ile birlikte işgâl altında bulunan Batı Şeria’daki baskı altında yaşamaya çalışır. Ardı arkası kesilmeyen silâh sesleri, keyfe keder sokağa çıkma yasaklarıyla İsrail devleti ve askerlerinin zulmü sürmektedir. Şerif’in ‘tüm ülkeyi ele geçirmeden durmayacaklar’ sözü bir kehanet değil o günden bugüne yaşanıyor olanların, Yafa’dan Gazze’ye bir halkın yavaş yavaş yerinden yurdundan edilme sürecinin tespitidir.
İlkokul öğretmeni halim selim Salim, bir sokağa çıkma yasağı bahanesiyle oğlu Nur’un gözleri önünde aşağılanıp hakarete uğradıktan sonra küçük çocuğun öfke dolu bakışlarına hedef olur, ailesi ve vatanını savunmamakla suçlanır. Bu kızgınlıkla büyüyen Nur, başta tanık olduğumuz çatışmada başından vurulmuştur. Ve bundan sonrası başka bir trajedinin öyküsüdür. Çocuklarının ameliyatı için yıllar önce koparıldığı, şimdi bir İsrail kenti olan Yafa-Tel Aviv’e izin belgesi ile dönebilen Salim ile karısı, beyin ölümü gerçekleşen evlatlarını kaybeder. Yaslı anne baba, büyük olasılıkla İsrail vatandaşları için talep edilen organ bağışı teklifini kabûl edecek midir?
Yönetmen Cherien Dabis’i bizde festivallerde gösterilmiş, Filistinli bir ana oğulun daha huzurlu yeni bir yuvaya kavuşma umudu taşıyarak, kazandıkları yeşil kart piyangosuyla işgal altındaki Batı Şeria’dan yeni Chicago’ya göç edişini anlattığı, Cannes’dan FIPRESCI ödüllü 2009 yapımı ilk uzun metrajı ‘Amreeka’dan hatırlıyoruz. Filistinli göçmen bir ailenin ferdi olarak Ohio ve Ürdün’de yetişmiş, Columbia Üniversitesi’nde güzel sanatlar okumuş olan sinemacı, bu kez daha geniş çaplı bir freske soyunmuş, işgâl edilmiş ana yurdunun ebeveynlerinden dinlediği trajik geçmişini yaklaşık 2,5 saat süren epik bir kurguyla sinemaya aktarmış. Halen yaşanmakta olan Gazze soykırımının evveliyatını ibret için tüm dünyaya anlatan ve geniş yığınlara ulaşmasını umduğum bu etkileyici yapım, olgun sinema dili, Tina Baz imzalı yaman kurgusu, Beyrut asıllı Christopher Aoun’un çarpıcı görüntüleri ve üçü Bakri ailesinden olmak üzere başarılı oyuncularıyla övgüyü hak ediyor. Ürdün’ün Oscar aday adayı olan yapımın, en iyi yabancı film dalında iddialı olacağını düşünüyorum.
(18 Kasım 2025)
Ferhan Baran
ferhan@ferhanbaran.com







