Delilik Kimsesizliktir / Yeni Şafak Solarken

‘Yeni Şafak Solarken’ iyi bir sanatçı olma kavgasını verirken aklına yenik düşen tiyatro oyuncusu Akın’ın (Cem Yiğit Üzümoğlu) 72 saatlik bir zaman diliminde kendini arayışının hikâyesi. Gürcan Keltek imzasını taşıyan yapımda, yıllardır hastaneye girip çıkan, sistemin içinde sıkışıp kalmaktan yorulmuş öfkeli genç, arkadaşlarından ve çalışma ortamından uzaklaştığı akli çözülme sürecinde geleneksel Balkan kökenli ailesinin evine sığınıyor. Yakınlarının samimi gayretlerinden şifa bulamadığı ve gerçeğin sertliğiyle başa çıkamadığında ise, içine kapandığı kozada kendine bir rüya inşa ediyor.

Dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Locarno’da yapan ve festivalden saygın Boccolino d’Oro Eleştirmenler Ödülü ile dönen yapım, bu konvansiyonel kısa girişin ardından bildik hikâye kodlarından sıyrılarak, izleyiciyi Akın’ın parçalanmış zihninde görsel işitsel bir yolculuğa davet ediyor. Genç sinemacıyı Koloni (2015), Meteorlar (2107), Gulyabani (2018) gibi kısa ve uzun sıra dışı belgeselleriyle tanıyoruz. Keltek gerçek bir karakter üzerine oluşturduğu hikâyesini başlangıçta belgesel bir formatta çekmeyi düşünmüş. Ancak zaman içinde anlatım tarzını belgeselden alan ancak mizansene dayalı stilize bir kurmacaya yönelmiş.

Artık birlikte olamayacağı kız arkadaşının özlemini çeken, tiyatroya dönmek isteyen ancak dönemeyeceğini gayet iyi bilen, aldığı ilâçların etkisiyle doğal fonksiyonlarını yerine getiremeyen Akın, yalnızlığıyla baş etmek için maneviyattan medet umuyor. Filmin baş köşesine mitolojik bir ana karakter olarak yerleşen kadim İstanbul’un epik mimarisi eşliğinde ilâhi bir güce sığınmaya yöneldiğinde, Keltek inacın tek bir boyutuna odaklanmıyor. Ayasofya ya da Eyüp Sultan Camii’nde ibadet edenler, daracık sokakları çevreleyen eski mezarlıklardan, kitabelerden Khalkedon’un pagan inanışa ev sahipliği yapmış geçmişine uzanan yolculukta, masalları, mitleri ve tüm uhreviyatıyla Akın’ın rehberi oluyor İstanbul şehri.

‘Duru Görü’ adlı giriş bölümünün ardından yönetmen doğaçlama bir zaman akışının izini sürüyor, bu da seyirciye farklı bir seyir deneyimi vadediyor. Bir belgesel çeker gibi gerçek mekânlara dalan Keltek bir söyleşisinde ‘İstanbul’da insanların yüzlerini, mimiklerini, anlık tepkilerini filtresiz kayda alma çabasına giriştiğini, daha önceden çekimi planlanmamış yerlerde gerekli gördüğü zaman hikâyeye göre gerçeğe müdahale ettiğini’ ifade ediyor. Bu konuda Werner Herzog ve Ulrich Siedel filmlerinden hatırladığımız görüntü yönetmeni Peter Zeitlinger ile çalışmasının büyük bir nimet olduğunun altını çiziyor. Çok az yapay ışık ilâvesiyle ortam ışıklarını kullanan Zeitlinger’in yanı sıra Akın’ın görsel olduğu kadar işitsel yolculuğuna izleyiciyi dahil eden ve Keltek’in görsel kurgu kadar emek verdiği müzik ve ses tasarım uygulamasının mükemmel olduğunu belirtmeden de geçmeyelim.

İstanbul’un yolunu bulmaya çalışan evlatlarından biri olarak Akın’da son dönemin en yetenekli genç oyuncularından Üzümoğlu doğaçlama upuzun sekansların hakkını veren son derece nüanslı bir performans sunmuş. ‘Alametler’ adlı final epizodunda, son performansına tanıklık ettiğimiz Ayla Algan mistik kentin bilinmez hikâyesine çok yakışmış.

Delilik kimsesizliktir aslında. Parça parça zihniyle kimselerle konuşmak istemeyen ve başına gelenlere uhrevi bir gerekçe bulmaya çalışan Akın’ın kendi için yarattığı masal aleminde kadim kentin mozaik birikiminden, katman katman inanç geçmişinden yükselen, kendini kolay ele vermeyen ancak ruhuna nüfuz edebildiğiniz ölçüde sarsıcı bir hipnotik deneyim yaşayacağınız sinemamızın gelmiş geçmiş en kendine özgü yapımlarından biri ‘Yeni Şafak Solarken’. Gürcan Keltek’i kutluyor, yeni çalışmalarını heyecanla bekliyoruz.

(24 Kasım 2025)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com