Şair Neruda’nın Peşine Düşerken

Şilili yönetmen Pablo Larraín’in Şili’nin büyük şairi Pablo Neruda’nın kaçışını şiirsel gerçeklikle beyazperdeye yansıttığı “Neruda” filmi, heyecan dolu gerçeküstücü yolculuklar da yaşatıyor.

Yıl 1948… SSCB’ye bağlı Komünist Parti’den şair ve senatör Pablo Neruda, Ulusal Kongre’de yaptığı konuşmayla seçimle iktidara gelmiş faşist diktatör Cumhurbaşkanı Gabriel Gonzalez Videla’yı öfkelendiriyor. Artık Şili’de komünistler için av ve devlet terörü başlıyor. Ne olursa olsun Neruda’yı istiyor faşist cumhurbaşkanı. Şili Soruşturma Polisi Şefi Oscar Peluchonneau’dan onu istiyor.

Asıl adı Ricardo Eliezer Neftalí Reyes Basoalto olan şair, Neruda soyadını Çek şair Jan Nepomuk Neruda’dan (1834-1881) almış. Bu şaire Çek gerçekçiliğinin büyüklerinden deniyor. Gerçeküstücülük ruhu taşıyan, aşk ve politik şiirler yazan Şilili şair Neruda (1904-1973), politik ve aşk şiirleriyle Şililileri büyülüyor. Elbette dünyanın diğer taraflarındaki insanları da büyülüyor.

Filmin içinde dolaşırken, gerçeküstücü dehlizlerde zihinsel kaoslar yaşıyor sürekli insan. Nereye kadar gerçek, nereye kadarkurgusal, diyerek. Neruda’nın peşine düştüğü Oscar Peluchonneau bir yerden sonra insanın zihninde sancılar yaşatmaya başlıyor, gerçeklik ve kurgusallık anlamında. Bu filme dokunurken, nazik olunmalı ve gizemleri dağılmamalı. Neruda, bir polisiye tutkunu ve hayal gücüne inanıyor. Neruda’nın gerçeküstücü ruhu, Şilili yönetmen Pablo Larraín’in 2016 yapımı sinemaskop “Neruda” filmine de sinmiş. Gerçeküstücülük, İspanya’dan başlayarak tüm Latin Amerika’yı sarmış, faşizme karşı sanatsal karşı duruş olmuş. Gerçeküstücü anlatımlar, Latin uluslarında direnişin simgesiydi.

Silik ve faşist polis…

Film, her şeyi faşist polis Peluchonneau’nun iç sesiyle takip ediyor. Kulaklara gelen kelimeler bir anda insanı boşlukta bırakıyor. Çünkü anlatıcının kim olduğu bilinmiyor kısa bir an. Anlatıcı Peluchonneau, komünistleri ve Neruda’yı aşağılıyor. Solcuları seçkinci, orji yapan, sadece eğlenen burjuva özentili olarak anlatıyor. Peluchonneau, cumhurbaşkanının yanına gittiğinde görevini öğreniyor. Görevi, yoksul çocukluk geçiren, ilk ayakkabısını 12 yaşındayken giyebilen Neruda’yı yakalamak. Peluchonneau, silik biri. Babasının, şimdi görev yaptığı polis teşkilatını kurduğunu söylüyor. Ama onun babası olup olmadığından emin değil. Annesi genelevde çalışıyormuş. Annesiyle olan Peluchonneau, babası olabilir miydi? Annesi, Peluchonneau’nun adını sayıklıyormuş hep. İşte genç Peluchonneau, hep yakınına yaklaştığı, ama dokunamadığı Neruda’nın geride bıraktığı şiirlerini okuyor. Bu şiirler onu bilinç mi verecekti, yoksa yabancılaştırıp daha da yalnızlaştıracak mıydı?

Kelimelerin gücü…

Senatör ve şair Neruda, Arjantinli ressam Delia del Carril’le evli. Delia, bir aristokrat. Peluchonneau peşlerinde olduğu için, Parti onlara gizlenecekleri yerler ayarlıyor sürekli. Parti, Neruda’yı Arjantin’e kaçırmak istiyor. Korumaları da Álvaro Jara. Dışarının, sokakların insanı Neruda kapalı yerde sürekli kalabilir miydi? Onunla özdeşleşmiş kasketini çıkartıp fötr şapkasıyla sokaklara atıyor kendini. Ayakları onu geneleve sürüklüyor. Buradaki anlar filmin şiirsel gerçekliğiyle buluşuyor sanki.

Neruda devrimi, aşkı ve kadınları çok seviyor. Belki de kadınlar ona en yüksek hayal gücü veriyordur. Uzun şiirler yazdığı için çok para kazandığını düşünen boşandığı Hollanda kökenli eski karısı radyoya propaganda için çıkarıldığında, Neruda hakkında kötü sözler söyleyemiyor. Çünkü Neruda, kadınlara karşı nazik ve şefkatliydi hep. Bu eski eş de zihinsel kaosa katılıyor Peluchonneau gibi. Filmin içinde dolaşırken kelimelerin gücünü de hissediyorsunuz. Delia ve Peluchonneau arasındaki konuşmalara, kelimelere kulak vermek gerekecek. Filmi perdede görüp anlam yaratmak, anlamlandırmak heyecan vericiydi. Filmi izlerken, Fransız düşünür Jean Baudrillard’ın “Kötülüğün Şeffaflığı” kitabı aklınıza düşüyor. Öncelikle “Kendi Cehennemi” bölümü akla geliyordu. “Benzer” ve “Öteki” üzerine düşünüşte. Bu kitap, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkmıştı. Filmdeki iz sürmeler, geniş final bölümü ve son sahneyle parçalar bir araya gelip anlam yaratacak. Belki daha da çıkmaza sokacak. Sanatın, sinemanın gücündendi bu.

Filmin görselliği de ilham verici. İç mekânlarda hafif kasvet yaratabilen yönetmen, özellikle dış mekânlarda da bu kasvetin içine alıyor. Gündüz gri bulutların altında da bunu yaşatabiliyor. Filmde çok özel bir çekim vardı. Kamera, sürekli dairesel dönüş yaparken, yönetmen arada “kesme” yaparak kısırdöngüyü parçalıyordu. Faşizmin sonsuz olamadığını kanıtlamak istiyor yönetmen. Günümüze metafor yapıyor sanki. Şili’de bugün demokrasi vardı. Filmdeki müzikleri de dinlemeli. Piyano ve çello tınıları, Neruda’nın şiirleri gibi insanı etkiliyor. Filmde Neruda’nın şiirlerini, Neruda’yı canlandıran Luis Gnecco’dan duyuyorsunuz. Gnecco, Neruda’nın ikizi gibi sanki. Gael García Bernal, Peluchonneau’nun yabancılaşmasını etkileyici bir oyunculukla yansıtıyor.

Neruda
Yönetmen: Pablo Larraín
Senaryo: Guillermo Calderón
Müzik: Federico Jusid
Kurgu: Hervé Schneid
Görüntü: Sergio Armstrong
Oyunular: Gael García Bernal (Oscar), Luis Gnecco (Neruda), Mercedes Morán (Delia), Emilio Gutiérrez Caba (Picasso), Diego Muñoz (Martinez), Alejandro Goic (Jorge), Pablo Derqui (Victor), Marcelo Alonso (Rodriguez), Michael Silva (Jara), Francisco Reyes (Bianchi), Jaime Vadell (Arturo), Alfredo Castro (Videla), Heidrun Breier (Eski Eş)
Yapım: Fabula (2016)

(09 Mart 2017)

Ali Erden

ailerden@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir