Islamophobia Filminin Türkiye’deki Oyuncuları Belli Oldu

Ömer Sarıkaya’nın senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği Şubat ayında çalışmalarına başlanacak olan Islamophobia filminde başrollerde oynayacak oyuncular açıklandı. Türkiye’den Mahmut Cevher, Levent İnanır, Meryem Sevilen ile Wilma Elles, Hollywood ve diğer ülkelerden Oliver Stone’un Müslüman olan oğlu Sean Ali Stone, Daniel Baldwin, Chris Mülkey, Ford Austin, Isabelle Adjani, Bobbie Philips gibi dünyaca tanınan ve bilinen ünlü oyuncular seçildi. Islamophobia filmi şimdiden Hollywood’un bir numaralı gündem konusu oldu. Bu filmin, İslâm dünyası için, dünya için, barış için ve İslâmın teminatı olan Türkiye için büyük önem taşıdığı belirtiliyor.

Gecenin Kanunu -Live by Night-

Yapımcı, yönetmen ve oyuncu olarak yer aldığı “Gecenin Kanunu”nda, Ben Affleck, kendisine ve yakınındakilere yapılan yanlışları düzeltme dürtüsüyle, yetiştiriliş tarzına ve kendi ahlâk anlayışına aykırı ama bir o kadar da riskli bir yaşamı tercih eder. Dennis Lehane’in çok satan romanını uyarlarken, 20’li yılların gangsterlerini yeniden taşıyor beyazperdeye, hem de başarıyla…

Sinemanın en çok sevilen, bir döneme damgasını vurmuş gangster filmleri, “Gecenin Kanunu” ile gerçekten güçlü dönüyor. Bu, birkaç yıl içerisinde yeniden gangster filmleri örnekleri izleyeceğimizin işareti olmalı.

Gerçeği gerçekten yaşatmak…

1920’lerde içki yasağı sürerken yaşanan illegal içki satışını ve bu pazarı elinde tutmaya çalışan gangsterleri anlatıyor “Gecenin Kanunu”. Her yerde ve her şeyde olduğu gibi bu gizli hayatın da belirli kuralları, onların diliyle söylersek raconu vardır. Ne kadar güçlü ve başarılı olursanız olun, kadını çalmak katlinizin fermanını imzalamanız demektir. Boston’dan Miami’ye, bir diğer deyişle soğuktan sıcağa yayılan bu gizli hayat neler getirir, neler götürür…

Ben Affleck’in canlandırdığı Joe Coughlin, kendi kurallarını kendisi belirleyen, aslına bakarsanız küçük çetesiyle kendi yağında kavrulan bir soyguncudur. Babası polis amiri olunca ve bizde de hep karşılaşıldığı gibi “Sen benim kim olduğumu biliyor musun” ve şantaj imkânlarıyla oğlunu korur, kollar. Bir gangsterin kız arkadaşıyla beraberdir ve çekirge hep olduğu gibi üçten, beşten fazla zıplayamaz.

Dünya cennet olmalı…

Gangster filmlerinin olmazsa olmazı, güzel kadınlar, tehlikeli adamlar, polisler, mafya, silahlı çatışmalar, arabalı kovalamacalar… “Gecenin Kanunu”nda da sıralanıyor. Ancak filmi belirleyen coşku ve heyecanı yükselten “Bizim cennetimiz bu dünya” sözleri. Geleceği olmayan kişiler, burada namlunun ucunda yaşayan gangsterler anı yaşamak zorundadırlar, “carpe diem”. Belki o zaman hayatın tadını çıkarabilirler. Hep bir gözü açık uyumak, hep dört bir yanı kollamak zorunda olanlar sevişmenin de güzelliğini yaşayamazlar. Onun içindir ki “dünya cennet olmalı”dır. Zaten ne olacaksa olsundur artık.

Tam bir sinema…

Sinemanın tanımlarından, bana göre en iyisi, “ışık artı zaman eşittir sinema”dır. Bu, aynı zamanda hayatın da tanımıdır. Çünkü sinema hayatı yansıtır beyazperde aracılığıyla bizlere. Onun için de zordur sinema… Ayrıntıları da atlamamak gerekir, görülmeyecek olsa bile o duyguyu yansıtacak hususlar kaçırılmamalıdır. Filmde geçen zaman diliminde, şimdiki gibi siyah giyilmemektedir, kadınlar kahverengi bürünmüştür. Zamana ve zemine uygun giyinilmeli, giyecekler ona göre tasarlanmalıdır. O dönemin gangsterleri jartiyer giyermiş, özenli ve düzenli gözükmek için… Hiç görmesek de Joe Coughlin hep jartiyer takmış… Güvenli duruşuna katkısı olmuş olsa gerek ki başarılı. “Gecenin Kanunu” üzerinde uzun süre durulacak, konuşulacak, zamanla da en iyiler arasında anılacaktır. Kişisel bir umut: Bu yılın önemli ödüllerinden birkaçını alacaktır muhakkak.

Bir başka hayat…

Yeraltında yaşasalar da gündelik yaşamın içindedir gangsterler de… Düşleri, umutları, beklentileri vardır herkes gibi. Herkes gibi sevmeyi, sevilmeyi isterler. Kuşkusuz herkes gibi yanıldıkları da olur. Yukarıdaki sinema tanımı çerçevesinde günümüz Türkiye’sini de görebilirsiniz. İstemez misiniz?

Gecenin Kanunu -Live By Night- Yönetmen Ben Affleck
Oyuncular Ben Affleck, Elle Fanning, Brendan Gleeson, Chris Messina…
3 Şubat’tan itibaren gösterimde.

(01 Şubat 2017)

Korkut Akın

Sonsuz Aşk (Yönetmen: Ahmet Katıksız)

Ahmet Katıksız’ın yönettiği ve Fahriye Evcen, Murat Yıldırım, Fatih Al ile Filiz Ahmet’in oynadığı Sonsuz Aşk, 24 Mart 2017’de UIP Filmcilik dağıtımıyla TAFF Pictures tarafından vizyona çıkarıldı.
Birbirinden farklı iki insanın ezber bozan aşk hikâyesi. Filmde Fahriye Evcen; kardeşiyle kurduğu düzende, küçük mutluluklarla yaşamını renklendiren Zeynep karakterini canlandırırken, Murat Yıldırım ise genç yaşta profesör olan cerrah Can karakteriyle izleyicisiyle buluşacak. Hiçbir ortak noktaları yokmuş gibi görünen, Can ve Zeynep beklenmedik bir şekilde birbirlerinin hayatlarına dahil olduklarında, engelleri de beraberinde getiren sonsuz bir aşkın içine düşerler.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Fragman
  • IMDb

Sonsuz Aşk (Yönetmen: Ahmet Katıksız) yazısına devam et

Yoksul Hindistan’dan Zengin Avustralya’ya

Lion
Yönetmen: Garth Davis
Eser: Saroo Bierley-Larry Buttrose
Senaryo: Luke Davies
Müzik: Volker Bertelmann-Dustin O’Halloran
Görüntü: Greig Fraser
Oyuncular: Rooney Mara (Lucy), Nicole Kidman (Sue), Dev Patel (Saroo),David Wenham (John), Priyanka Bose (Kamla), Nawazuddin Siddiqui (Rawa), Aditya Roy Kapoor (Vijay Vora), Eamon Farren (Luke), Tannishtha Chatterjee (Noor), Divian Ladwa (Mantosh), Sunny Pawar (Çocuk Saroo), Abhishek Bharate (Guddu), Khushi Solanki (Çocuk Shekila)
Yapım: Weinstein (2016)

Avustralyalı yönetmen Garth Davis’in “Lion” filmi, yoksullukla zenginliği karşılaştıran güçlü bir yapıt. Yönetmen, küçük bir Hintli çocuğun peşinde büyük meseleleri cesurca perdeye yansıtabiliyor.

Film, 1986 yılında başlıyor. Kamera önceleri yoksul Hint ailesinin peşinde dolaşarak umutsuzca görüntü topluyor. Bu yoksulluktan çıkabilmenin gerçek anlamda imkânı yok. Bu yoksulluk kaderden de bir öte bir şey. Hindistan’ın sosyolojisini kastlarını bilmek gerekiyor. Bununla beraber birçok dil konuşuluyor bu ülkede. Neredeyse İngilizce birbirlerini anlayabildikleri ortak dil. İşte bu Hindistan’dan bir ailenin tragedyası yansıyor. Beş yaşındaki Saroo’nun ailesi öyle yoksul ki. Anneleri Kamla, taşocağında çalışarak çocuklarına bakıyor. Saroo’nun abisi Guddu ve küçük kız kardeşleri Shekila var. Abisi zaman zaman şehir dışında iş aramaya gidiyor Saroo’nun. Saroo, Guddu’yla çalışmak için şehir dışına gittiklerinde istasyonda abisinin izini kaybediyor. Tren vagonuna sığınan Saroo, gözünü açtığında hızla yol aldığını görüyor. Şimdi ne yapacaktı? Vagonda da kimseler yok. Ailesinden 1.600 kilometre uzağa, Kalküta’ya kadar gidiyor Saroo. Hindistan’da her yıl tren kazalarında 15 bin insan ölüyor. Neden mi? Zorlukla buldukları işlerini kaybetmemek ve açlıktan ölmemek için.

Avustralyalı yönetmenin ilk uzun filmi. Yönetmen kısa filmler ve belgesel çekti daha önce. Yönetmen “Mary Magdalene” (Mecdelli Meryem) filmi üzerinde çalışıyor. Aslında yönetmen hakkında pek bilgiye ulaşılamıyor. Belki bundan sonra bilgimiz çoğalabilir. 2016 Avustralya yapımı sinemaskop “Lion” filmi, gerçek olaylardan yola çıkmış. Yönetmenin final bölümünde sürprizi de vardı.

Saroo’ya zorlu yıllar…

Kalküta’da insanlar Bengalce konuşuyor. Bu yüzden derdini pek anlatamıyor küçük Saroo. Sokaklarda kalıyor. Kendi gibi kayıp çocuklara tanık oluyor. Evsizler ve açlar. Hindistan’da her yıl binlerce çocuk kayboluyormuş. Çoğu da Saroo gibi şanslı değil. Saroo, tren yolunda yürürken, genç kadın Noor’la karşılaşıyor. Noor onu evine götürüp önce karnını doyuruyor, sonra da yıkıyor. Bunu yapmasının nedeni vardı. Bunu anlayan küçük Saroo, oradan kaçıyor. Zaman da geçip gidiyor. 1988 yılı. Çöplüklerde karnını doyurmaya çabalayan Saroo’nun bulduğu kaşık kaderini de değiştiriyor.

Kendini kayıp çocukların bulunduğu yuvada bulan Saroo, bir süre sonra Avustralya’nın Tazmanya Adası’na doğru uçuyor. Onu orada Brierley ailesi bekliyor. Çok iyi insan olan Sue ve John Brierley çifti, ona ülkenin zenginliğiyle beraber muhteşem bir gelecek hazırlıyor. Brierley ailesi, Hindistan’dan Mantosh’u da evlâtlık ediniyorlar. Mantosh, çok farklı bir çocuk. Büyüyünce de farklılığı sürüyor.

Ya geride kalanlar?..

Yıllar sonra genç Saroo, otelcilik eğitimi görürken, güzeller güzeli Lucy’yle de tanışıyor. Belki de hep aklında olan, ama cesaret bulamadığı şeyi yapmak istiyor. Hindistan’da bıraktığı ailesini bulmak. “Google Earth” üzerinde çalışan Saroo, ailesini ihmal etse de rüyalarına kavuşuyor. Adını yanlış söylediği şehri bulan Saroo, hemen Hindistan’a doğru yola çıkıyor. Onu orada ne bekliyordu? Geride bıraktıkları duruyor muydu? Sinema perdesinde keşfetmek gerek.

Filmin görselliği de gerçekten çarpıcı. Havadan hem Hindistan’ın hem de Avustralya’nın görüntüleri insanı fotoğraf sanatı tarafıyla da etkiliyor. Yönetmen, estetik olarak yoğunlukla “kararma” tekniğini kullanmış. Zaman geçişlerine destek olmuş bu teknik. Müzikler de önemli. Yönetmen, Saroo çocukken yaylı çalgıları daha bir öne çıkartmış. Altta da piyano tınıları duyuluyor. Saroo büyüdükten sonra bu defa daha çok öne çıkansa piyano tınılarıydı. Yaylılar da altta hafifçe duyuluyordu. Bu film, 89. Akademi Ödülleri’nde tam altı dalda Oscar’a aday oldu. Adaylıkları film, uyarlama senaryo, görüntü, müzik, erkek oyuncu (Dev Patel) ve yardımcı kadın oyuncu (Nicole Kidman)… Saroo’nun anlamı da sonda öğreniliyor.

(01 Şubat 2017)

Ali Erden

ailerden@hotmail.com

Korkut Akın Yazıyor: Toni Erdmann

Karanlık bir salonda, diğer tüm etkilerden sıyrılmış olarak sadece perdeye yansıyan hareketli görüntülere odaklanabileceğiniz sinema salonlarında film izlemek müthiş bir duygu. Neden mi, böylesine didaktik bir cümle ile başladım yazıya? Çünkü artık filmlerde de koltuğa yaslanıp, hayatın gerçeklerinden sıyrılarak o gerçekleri izleyebileceğimiz filmler azaldı da ondan. Maren Ade’nin ödüller de kazanan filmi sizi kendi gerçeğinizden koparıp … Devamı… »

Ferhan Baran Yazıyor: Yakın Plan Yas

Şilili usta yönetmen Pablo Larraín’in ‘Jackie’yi yönetmeyi kabûl edişini ilk duyduğumda çok şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Güney Amerika Sineması’nın gözbebeği, çok sevdiğimiz sinemacının 60’lı yılların Amerikan ikonu olmuş sosyetik First Lady’sinin hikâyesiyle ilişkisini yadırgamıştım haliyle. Öyle ya, onu ülkesinin CIA tarafından tezgâhlanmış darbeyle tarumar edilmiş geçmişini irdelediği filmleriyle tanımıştık. Ünlü üçlemesinin ilki … Devamı… »

Rania Stephan ile Film Atölyesi

Köprüde Buluşmalar kapsamında Beyrut’ta yaşayan yönetmen Rania Stephan ile 26 – 28 Ocak 2017 tarihleri arasında film atölyesi düzenleniyor. Bu atölye hareket eden görüntülerle çalışan, Rania Stephan’ın işleriyle ilgilenen, kendi üretim süreci üzerine diyalog kurmak isteyen herkes için düşünüldü. Arşivsel materyal kullanımı Stephan’ın işlerinde süreklilik gösteriyor. Stephan, görüntü kullanarak, görsellerin arkeolojisine, kimliğe ve belleğe odaklanıyor. Son dönem işleri ise günümüzde yankılanan, unutulmuş görsel ve sesleri araştırıyor. Sanatçı, bu ögeleri yenileriyle yan yana getirerek, bir anlam çeşitliliğini keşfe çıkıyor ve anlatıların ve duyguların yenilenmesine sebep veriyor.

Oscar’larda If İstanbul Filmlerine 12 Adaylık

16. If İstanbul Bağımsız Filmler Festivali programından 4 film, toplam 12 dalda adaylık kazandı. If İstanbul’un Açılış Filmi Ay ışığı (Moonlight), Oscar Ödülleri’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil olmak üzere toplam 8 dalda adaylık kazanarak yarışın en güçlü adaylarından biri olurken, Kırmızı Kaplumbaga (Red Turtle) En İyi Animasyon dalında, Hayata Rövaşata Çeken Adam (A Man Called Ove) ve Tanna ise Yabancı Dilde En İyi Film dalında adaylık aldı.

Oscar’larda If İstanbul Filmlerine 12 Adaylık yazısına devam et