Onur Ünlü, İstanbul Modern Sinema’da

İstanbul Modern Sinema, SİYAD işbirliğiyle, Türkiye’nin güncel sinema kültüründe öne çıkan yönetmenlerin konuk olduğu buluşma serisini sürdürüyor. Yönetmenlerle Buluşma adlı program günümüz sinemasının dinamiklerine odaklanıyor. Serinin dördüncü konuğu, oluşturduğu kendine özel sinema diliyle birbirinden farklı türlerde dolaşan, hatırı sayılır bir hayran kitlesi yaratmış Onur Ünlü olacak. Program dahilinde Ünlü’nün yedi filmi ve dizilerinden bazı bölümlerin gösterimleri, SİYAD üyesi sinema yazarlarının sunumları ve oyuncuların katılımıyla gerçekleşecek. 02 Şubat Perşembe günü Onur Ünlü ile müzede bir söyleşi gerçekleşecek.

Onur Ünlü, İstanbul Modern Sinema’da yazısına devam et

Asghar Farhadi, Akademi Ödülleri Töreni’ne Katılmayacağını Açıkladı

89. Akademi Ödülleri’nde En İyi Yabancı Film Oscar’ına aday olan İran filmi Satıcı’nın yönetmeni Asghar Farhadi törene katılmayacağını açıkladı. Farhadi’nin açıklaması şöyle: “Bu açıklama ile Akademi Ödülleri Töreni’ne katılmamaya karar verdiğimi, törende sinema camiasından dostlarımın yanında yer almayacağımı üzülerek bildiriyorum. Bu konudaki kararım geçtiğimiz birkaç gün içinde göçmenler ve ABD’ye seyahat eden bazı ülkelerin vatandaşları …”

Altın Lale Ulusal Yarışma Jüri Başkanlığını Taylan Biraderler Üstlenecek

36. İstanbul Film Festivali Altın Lale Ulusal Yarışma jüri başkanlığını Yağmur Taylan ve Durul Taylan üstlenecek. İlk uzun metrajlı sinema filmleri Okul’u 2003’te çeken Taylan Biraderler üçüncü filmleri Vavien’le İstanbul Film Festivali En İyi Film ve FIPRESCI ödülünü kazandılar. Altın Lale Ulusal Yarışma Jürisi’nin diğer üyeleri ise oyuncu Nejat İşler, yazar Sema Kaygusuz, görüntü yönetmeni Emre Erkmen ve kurgucu Çiçek Kahraman olacak.

Altın Lale Ulusal Yarışma Jüri Başkanlığını Taylan Biraderler Üstlenecek yazısına devam et

Yapımcı Sabahattin Çetin’den Kültür Bakanı Nabi Avcı’ya Mektup

Sayın NABİ AVCI,

Sayın Bakan, Sinema Destekleme Fonu’nun uygulamalarından mutlu değiliz. Meslektaşlarım için vazgeçilmez değerde olan fonumuzu yöneten kurul, senaryoları değil kişileri değerlendirme yoluna girmiştir. Bu yanlış uygulama bizi derinden endişelendirmektedir. Bir meslek duayeni olarak bunu size bildirmeyi görev kabul ettim.

Fon, birkaç yıldır, idare tarafından açık biçimde sektöre karşı bir silah gibi kullanılmaya başlanmıştır.

Muhalif olarak algılanan kişi veya kurumların hiçbiri destek alamadığı gibi, muhalif kimliği olmayan sadece mesleğini icra etmek isteyen sinemacılar da bu destekten mahrum bırakılmaktadır.

Bu vahim yanlış, sektörün yarısından fazlasının işsiz kalmasına sebep olmaktadır.

Kültür ve sanat alanı özellikle sinema, uzmanlık gerektiren bir alandır. Yıllarca emek verilerek oluşan yaratıcı meslek birikiminin, işsiz ve atıl durumda kalmasının hiç kimseye bir yararı yoktur.

Bunun ülkeyi yönetenlere de bir yararı yoktur.

Sadece bu, ülkemiz sinemasına yapılan büyük bir kötülüktür.

Sinemacılar, esirgediğiniz bu destek yüzünden uluslararası sinema fonlarına başvurmak hakkını da kaybetmektedirler. Çünkü bu fonların çoğu kendi ülkesinden alınan desteği zorunluluk olarak kabul etmektedirler.

Çok değerli birkaç sinemacımızın destek alması teselli vericidir ancak, çoğunlukla destek verilen verilen bazı kişi ve kurumların ciddi anlamda sektörel birikimleri yoktur. Bu da fonumuzdan çıkan paranın çoğu kez heba olması anlamına gelmektedir.

Sayın Bakan, Fonumuza siyaset bulaşmasına izin etmeyin. Sadece filmler çekmek isteyen birçok değerli sinemacıyı küstürüp üzmeyin.

Siz milyonlarca dolar harcayarak ülke tanıtımı yaparken, bu insanlar, yaptıkları küçük bütçeli filmlerle ülkemizin adını en prestijli film festivallerinde duyurmaktadır.

Yasa, fonumuzun yönetimini Meslek Birliklerinden seçilmiş meslektaşlarımıza bırakmasına rağmen, bürokratlarınız siyasal direktiflerle irademizin önüne geçmektedir. Bu haksızlıktır, bu yanlıştan vazgeçilmelidir. Bürokratlarınızın görevi, sadece alınan kararları uygulamak olmalıdır.

Sayın Bakan, oysa çözüm çok basittir;

Uluslararası uygulamalarda olduğu gibi sinema profesyonellerinden oluşan bir fon yönetimi oluşturulmalıdır. Bürokratlarımızın oy hakkı olmadığı bir fon yönetiminde, meslektaşlarımızın sinema değeri taşıyan her projesi karşılığını bulacaktır. Çünkü bizim işimiz sinemadır, siyaset asla değildir.

Mevcut durumda 14 üye ile projeler değerlendirilmektedir. Bu üyelerin büyük bir bölümü sinema kariyerine sahip değildir. Bu yapı ile adil bir değerlendirme yapılması mümkün değildir.

Fonun yönetimi, mesleğin beş temel unsuru sayılan yapımcı, yönetmen, senarist, görüntü yönetmeni ve oyuncudan oluşmalıdır. Bu göreve meslek birliklerince seçilen üyelerin en az beş adet uzun metraj sinema filminde çalışmış olmaları temel bir kriter olmalıdır.

Sinema profesyonellerinden oluşan bu kurul, en az dört yıl için seçilmeli ve üyeler emeklerinin karşılığında belirli bir ücret almalıdır.

Değerli bir kültür adamı olduğuna inandığımız sayın Nabi AVCI’nın çığlığımızı duyması ve fon yönetimine çeki düzen vermesini diliyoruz.

Saygılarımla.

(06 Şubat 2017)

Sabahattin ÇETİN
(Yapımcı-senarist-dağıtımcı)

Kederin Portresi

Bizde ‘Yaşamın Kıyısında’ adıyla gösterime giren ‘Manchester by the Sea’ sinemada yapılmış en etkileyici matem filmlerinden. Hikâyenin ana karakteri Lee Chandler, Boston’da kapıcılık yapan bir adam. Görevli olduğu blokta kendisine tahsis edilmiş küçük bodrum dairesinde yaşıyor. Binaların önünde biriken karları temizlemek, dairelerin su, elektrik tesisatlarındaki arızaları onarmakla geçiyor günleri. Tek başına içkisini yudumladığı barda kendisine baktığını düşündüğü iki adama saldırmasıyla sakin görünüşlü genç adamın içinde kopan fırtınalara tanık oluyoruz ilk kez.

Acı bir haber geliyor daha sonra. Genç yaşlardaki ağabeyi kronik kalp hastalığına yenik düşmüştür. Defin töreni için yıllar önce terk etmiş olduğu birkaç saat uzaklıktaki memleketi küçük sahil kasabası Manchester’a zorunlu dönüş yaptığında ağabeyin ondan 16 yaşındaki oğlu Patrick’in velayetini almasını istediğini öğreniyor. Ailesi için doğru olanı yapmak istiyor Lee, ancak böyle bir sorumluluk yüklenmeye, hele hele doğup büyüdüğü kasabadan ayrılmak istemeyen yeğeniyle birlikte Manchester’da yaşamaya katlanamayacaktır. Bu ısrarlı reddedişin nedeni ise film ilerledikçe sayfa sayfa öğreneceğimiz Lee’nin trajik geçmişinde saklıdır.

Oyun yazarlığından beyazperdeye geçiş yapan Kenneth Lonergan, yazıp yönettiği hikâyesini krolonojik geriye dönüşler eşliğinde aktarıyor. Paralel bir kurguyla geçmişin mutlu anılarına ve ani gelen trajik olaya tanıklık ediyoruz. Lonergan yaklaşık 2,5 saatlik süresi boyunca öykünün durgun akan ritmini korumayı tercih ediyor. Benzer Hollywood yapımlarının klişe duygusallığından özenle kaçınıyor. Sakin sahil kasabasının günlük rutini içinde acısıyla tatlısıyla hayatın içinden sahnelerle anlatıyor hikâyesini. Karakterlerin ruh hallerini oya gibi işliyor. Bu acelesiz dingin tavır yaşanmış trajedinin hüznünü azaltmıyor, tersine kederin bir portresi haline gelmiş Lee’nin acısını daha derinden hissetmemizi sağlıyor.

Filmi bu denli dokunaklı ve unutulmaz kılan tam da Lonnergan’ın bu tercihi sayesinde gerçekleşiyor. Beyazperdeye adımını attığı beri hiç değişmeyen seçimi bu usta yazar yönetmenin. 2000 yapımı ilk uzun metrajı ‘You Can Count On Me / Bana Güvenebilirsin’ trajik bir trafik kazasıyla başlar. Küçük yaşta ebeveynlerini yitiren kardeşler yıllar sonra doğup büyüdükleri küçük kasabada bir araya geldiklerinde geçmişin acılarıyla hesaplaşmayı denerler. Benzersiz Mark Ruffalo’nun canlandırdığı erkek kardeş, ablası gibi kolay atlatamamıştır erken yaşta ebeveyn kaybını. Yerini yurdunu terk edip yollara vurmuştur kendini. Öykünün finalindeki vedalaşma sahnesi ‘Manchester by the Sea’nin finaliyle benzer hüznü taşır. Lonnergan’ın 2008 yapımı ikinci denemesi ‘Margaret’ feci bir otobüs kazasının yol açtığı travma üzerinedir. Kazaya sebebiyet veren Lisa Cohen, kollarında can veren hiç tanımadığı kadının ölümüyle vicdan azabı çekecektir.

Yakın kayıplarına ilişkin korkuları olduğunu ifade ediyor yönetmen bir söyleşisinde. Trajik kayıpları ve bunun sonucu yaşanan travmaları konu edinen öyküler yazmak onun korkularıyla yüzleşmesinde bir savunma biçimi belki de. Nedeni ne olursa olsun, duygu sömürüsünden özenle kaçınan, yüreğimizi derinden etkileyen hikâyeler üretiyor. Laura Linney, Mark Ruffalo, Anna Paquin gibi güçlü oyuncuları yönetti daha önce. ‘Yaşamın Kıyısında’da ilk kez çalışıyor benzersiz Casey Affleck ile. 2007 yapımı ‘The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford’ daki Oscar adayı kompozisyonu ile belleğimize kazınmış olan bu büyük oyuncu, Lee Chandler yorumunda yönetmenin en büyük destekçisi oluyor ve mükemmel performansıyla kederin birebir portresi olarak zihnimize çakılıyor.

(06 Şubat 2017)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Cinecity Etiler’den Sevgililere Özel Sınırsız Sinema Keyfi

Kahkahalara boğulurken, gözyaşlarını tutamazken, maceradan maceraya koşarken sevgilisiyle birlikte olmak isteyenler Cinecity’de buluşuyor. Deniz Private Cinecity Etiler’de bir yıl boyunca sınırsız sinema keyfi yaşatan Hillside Movie Club kartı, Sevgililer Günü’ne özel olarak iki adedi 300 TL yerine 240 TL’ye satışa sunuldu. Yıl boyunca 100’den fazla vizyon filmini sinemaseverlerle buluşturan Cinecity Etiler, 2017’de gişe rekorları kırması beklenen filmlere ev sahipliği yapacak. Hillside Movie Club ile yılın en güzel filmlerini sinemada izlemenin tadını çıkaracağız.

Çılgınlar Gibi, İtalyan Kültür Merkezi’nde Gösteriliyor

İtalyan Kültür Merkezi, 31 Ocak 2017 Salı günü, saat 19:00’da Paolo Virzi’nin yönettiği Çılgınlar Gibi (La Pazza Gioia) adlı filmi gösteriyor. Başrollerinde Valeria Bruni Tedeschi, Micaela Ramazotti, Anna Galiena ve Bob Messini’nin oynadığı filmin konusu şöyle: Milyarder Beatrice ve salaş bir genç kadın Donatella akıl hastanesine yatırılmış iki yalnız kadındır. Hayattan yorulmuş ancak neşelerini ve özgür ruhlarını kaybetmemiş bu iki kadın bir gün hastaneden kaçar. Akıllarının estiğince yola devam eden iki kadın ne kadar umursamaz ve deli gibi gözükseler de aslında uğrunda yola koyuldukları ortak bir arayışları vardır: Mutluluğu bulmak.

If Yarın ile Sanal Gerçeklik If İstanbul’da

If İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin If Yarın bölümü bizleri sanal gerçeklik dünyasının sınırsız dünyasına davet ediyor. If Yarın kapsamında sohbetler, atölyeler ve sanal gerçeklik sergisi 17 – 26 Şubat tarihlerinde Alt Sanat Mekânı’nda sanatseverleri ve heyecan arayan If’çileri bekliyor. Deniz Tortum’un küratörlüğünde gerçekleşecek sergide, son yılların ses getirmiş çalışmaları, If İstanbul boyunca izlenecek.

If Yarın ile Sanal Gerçeklik If İstanbul’da yazısına devam et

28. Ankara Uluslararası Film Festivali Onur Ödülleri Belli Oldu

Ankara Uluslararası Film Festivali kapsamında verilen Onur Ödülleri’nin bu yılki sahipleri belli oldu. Aziz Nesin Emek Ödülü İzzet Günay’a, Sanat Çınarı Ödülü Ahmet Say’a, Kitle İletişim Ödülü Oyuncular Sendikası’na verilecek. 28. Ankara Uluslararası Film Festivali, 20 Nisan’da yapılacak açılış gecesiyle başlayacak. 2017 yılı Onur Ödülleri, beyazperdenin tanınmış isimlerinin de hazır bulunacağı açılış gecesinde sahiplerine takdim edilecek.

28. Ankara Uluslararası Film Festivali Onur Ödülleri Belli Oldu yazısına devam et