Kemerlerinizi Bağlayın

Ferzan Özpetek’in yönettiği ve Kasia Smutniak, Francesco Arca, Filippo Scicchitano ile Luisa Ranieri’nin oynadığı Kemerlerinizi Bağlayın (Allacciate Le Cinture), 14 Mart 2014’de Warner Bros. dağıtımıyla AFS Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Elena, Antonio’yla yasak bir tutku yaşarken Giorgio ile iki yıllık ilişkisini sürdürmektedir. Antonio aslında Elena’nın en yakın arkadaşının sevgilisidir ve bu genç adama saygı duymamaktadır. En yakın dostu Fabio da Antonio’dan nefret etmektedir. Ama artık hiçbiri hayatın kurallarını alt üst etme pahasına da olsa duygularına engel olamazlar. Hayatlarında bundan sonra önyargılara, pişmanlıklara yer yoktur.

  • Basın Bülteni
  • Fotoğraflar
  • Web Sitesi
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb

Kemerlerinizi Bağlayın yazısına devam et

Hayal Perdesi Dergisi’nin Ocak – Şubat 2014 Tarihli 38. Sayısı Yayında

Hayal Perdesi Dergisi’nin vizyon sayfalarında bu sayıda, Coen Kardeşlerin son filmi Sen Şarkılarını Söyle (Inside Llewyn Davis), Calin Peter Netzer’in Altın Ayı kazanan filmi Çocuk Pozu (Pozitia Copilului) ve Spike Lee’nin İhtiyar Delikanlı (Oldboy) adlı filmi yer alıyor. Derginin kapak ve dosya konusu 2013’te Türk Sineması. Dosyada hangi filmlerin öne çıktığı, festivallerde nelerin tartışıldığı yorumlanıyor. Kamera Arkası röportajlarında bu sayıda Gözümün Nûru filminin görüntü yönetmeni Meryem Yavuz film hakkındaki tecrübelerini anlatıyor; Hayal Perdesi Dergisi’nin yazarları ise geçen yılın en iyi filmlerini sıralıyor.

Türk Sineması 100. Yılını Kutlamaya Berlin Film Festivali’nde Başlıyor

Türk Sineması 100. yaşını kutlama etkinlikleri çerçevesinde, Berlin Film Festivali kapsamında Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği’nin (SE-YAP) ev sahipliğinde 09 Şubat Pazar günü Berlin’de Palast Neukölln’de bir parti düzenlenecek. Partiye oyuncular, yönetmenler, yapımcılar ve sinema endüstrisinin önde gelen profesyonelleri katılacak. SE-YAP yapımcıları tarafından gerçekleştirilmiş filmlerin ekipleri de gecenin konukları arasında yer alacak. Festival kapsamında Kutluğ Ataman’ın Kuzu, Hüseyin Karabey’in Sesime Gel ve Melisa Önel’in Kumun Tadı‘nın dünya galaları, Zeynep Dadak ve Merve Kayan’ın Mavi Dalga filminin ise uluslararası galası gerçekleştirilecek.

Hayatla Sanatı Buluşturan Filmler If İstanbul’da

If İstanbul’un bu yıla özel hazırladığı “Sanat Hayat İçindir” bölümü, hayatla sanatı buluşturuyor ve yılın merakla beklenen belgesellerini sunuyor. Aralarında Oscar adayı Cutie and the Boxer’ın da bulunduğu bölüm, sanat tutkunlarının kaçırmaması gereken bir seçkiden. Gösterilecek filmler arasında Shirley: Gerçekliğin Kehanetleri, Tim’in Vermeer’ı, Belarus’un Sakıncalı Unsurlarının Tehlikeli Eylemleri, İnsanların Sanat Projesi ve Vivian Maier’in Peşinde gibi filmler var.

Hayatla Sanatı Buluşturan Filmler If İstanbul’da yazısına devam et

Hâlâ Charles Chaplin…

Sinema, gerçek sinema devam ettiği ve var olduğu sürece Charles Chaplin de var olacaktır. Bu gün sinema yapanlar, ellerindeki her gün daha da gelişen teknoloji ile film (!) üretirken, acaba Charles Chaplin (ve döneminin diğer bir kısım sinemacılarının) yaptıklarının üzerine ne koyabiliyorlar. Charles Chaplin sinemacı idi ama aynı zamanda müzikçi ve de yazar idi. Evet, Chaplin bir yazardı da. Cumhuriyet Gazetesi’nin 06.02.2014 günlü nüshasında “kültür servisi” çıkışlı yazısında belirtildiği gibi “Chaplin’in tek romanı gün ışığına çıkmıyor. Bunu “uzun süredir Chaplin’in biyoğrafi yazarı David Robinson” da söylese bu böyle değil.

1954 yılında Çağlayan Yayınları’nda Sahne Işıkları olarak Türkçe yayınlanmış hali elimin altında. Kitabı 1981 yılında bir sahaftan (belki de bir kaldırımda) aldım. Okudum diyemem çünkü yine Chaplin’in çektiği (yaptığı / hem yönetip hem oynadığı) Limelight’ı seyretmiştim. Film bizde Chaplin ile özdeşleştirilmiş filmdir. Oysa Chaplin özellikle sessiz sinema döneminde asıl baş eserlerini vermiştir. Hatta -karıştıranlar olabilir- City Lights (1931) filminde ilk kez sesi kullanmaya başlaması bu filmin bir özelliğidir ama bu film sinema dünyasında Limelight’tan daha itibarlıdır. Limelight (1952) da kaynaklık eden Footlights romanı da pek çok kişi tarafından bilinmeyebilir (çok şükür ben onlardan değilim) ama yeni bulunmuş bir roman da değildir. Yukarıda da yazdığım gibi, kitap bizde 1954 yılında Çağlayan Yayınları tarafından basılıp yayınlanmıştır. Kitap Reşat Nuri Güntekin’in Gizli El romanı ile birlikte önlü arkalı yayınlanmıştır. Sahne Işıkları kitabı bittikten sonra Gizli El romanı başlamaz. Sahne Işıkları’nı ters çevirmek ve arkasında yeni bir kapak ile (Gizli El’in kapağı) ile karşılaşmak garip bir durum değildir.

İmdi, bu kitabın yeni bulunduğunu, kitabın, İtalya’da eski filmlerin restorasyonunu yapan Cineteca di Bologna Enstitüsü tarafından yayınlanarak önümüzdeki ay Londra’da piyasaya çıkarılacağını okumak, kitabın 1954 yılında ülkemizdeki yayınlanmış basımını elimde tutarken -bana – biraz garip geldi. Sinema ile ilgili kişiler Charles Chaplin’i bilmiyorlarsa bu bir ayıptır, biliyorlarsa da, Limelight’ın bir romandan (hem de Chaplin’in bir romanından) kaynaklandığını bilmiyorlarsa bu bir kayıptır. Bunu dahi biliyorlarsa, bu kitabın 1954 yılında (sonrada ikinci bir basımı daha yapılmış) ülkemizde basılmış ve yayınlanmış olduğunu da öğrensinler.

Tekrar diyorum ki, son dönemlerin en cilâlı filmlerini sinema zannedenlerin Charles Chaplin’den [hadi bizdeki yaygın adı ile söyleyeyim, Charlot’tan (Şarlo’dan)] öğrenecekleri daha çok şey var.

*****

Sinemamız, yurt dışında ünlenen bir kısım filmlerin yerli uyarlamalarını yapmıştır. Sahne Işıkları da bundan kurtulamazdı. 1973’de Nejat Saydam Limelight’ın yerli uyarlamasını Gülerken Ağlayanlar diye yapar. Charles Chaplin’in rolünü (eski bir aktör rolü ile) Yıldırım Önal, balerin Clara Bow’un rolünü (çadır tiyatrosunda kantoculuk yapan) Perihan Savaş oynar. (Birde üvey oğul var, herhalde aktör eskisinin oğlu / ben Chaplin’in filminde böyle bir tip’in olduğunu hatırlamıyorum. !!??) Başka bir uyarlama olmadığını iddia etmiyorum, olabilir… Birde “sinemamızda” yapılan edebiyat uyarlamaları ile ilgili kitabımızda bu filmin Charles Chaplin’in filminin (kitabın değil) uyarlaması olduğu için yer almadığını belirtmek gerekir. Aslında Chaplin de kendinden bir uyarlama yaptığı için, yabancı edebiyat eserlerinden yapılan uyarlamaların yer aldığı listeye (sadece liste) bu filmin/romanın da konulması gerektiğini düşünüyorum. Konu sinema/edebiyat, olunca mutlaka bir eksiklik oluyor. Bakalım bu kusurları ne zaman sonlandırabileceğiz.

*****

Vah, Yeşiçam Vah!

Cumhuriyet Gazetesi’nde Devlet Tiyatroları eski oyuncusu Haldun Marlalı’nın ölüm haberini okuyunca, sadibey.com’u arayarak haberi verdim; Sadi Bey de bana Naci Erhun’un da vefat ettiğini söyledi. Cenazesi 14 Şubat’ta kaldırılacaktı. Camiye gittiğim zaman sinema muhitinden sadece üç kişinin (İzzet Günay, Yılmaz Atadeniz ve Suna Selen) olduğunu gördüm. Naci Erhun’un vefat haberini de Sadi Bey’e Suna Selen bildirmişti.

Naci Erhun kimdi? 1932 doğumlu idi. Bir süre IDHEC’de (2 yıl) öğrenim görmüş, sonra İsveç’e gitmiş, burada Ingmar Bergman’ın Barabbas filminde rol almış (1951-52). (Bu bilgi Erman Şener tarafından verilmektedir. Elimde mevcut Bergman’la ilgili kitaplarda Bergman’ın böyle bir filmine rastlayamadım. Belki benim eksik bilgim veya Şener’in bir karıştırması olabilir.)

Erhun’un Azrailin Habercisi (Atıf Yılmaz), Şoför Nebahat ve Kızı (Süreyya Duru), Ailenin Yüz Karası (Aram Gülyüz), Fırtına Beşler (Aram Gülyüz), Tilki Selim (Nişan Hançer), Bana Kurşun İşlemez (Alaattin Perveroğlu, Yılmaz Güney), Büyük Cellatlar (Yılmaz Duru), Son Gece (Memmduh Ün), Gönüllü Kahramanlar (Tunç Başaran), İngiliz Kemal (Ertem Eğilmez), Kaçaklar (Şerif Gören, Yılmaz Güney), Cesurlar (Tunç Başaran), Delioğlan (Tunç Başaran), Korkusuz Beşler (Yücel Uçanoğlu) , Vur (Tunç Başaran), Hz. Ömer’in Adaleti (Osman F. Seden) ve Şaka Yapma (Osman F. Seden) gibi filmlerde oynamış. Bu arada 50’li yılların başında bir kısım filmlerde oynayan Sabiha İzer ile evlenmiş.

Naci Erhun son yıllarda Londra’da yaşamakta idi. Şimdiki sinemacılarımız O’nu tanımayabilir fakat -sanırım- eskiler de unutmuşlar. Baksanıza (bir kısmına haber de verildiği halde) Teşvikiye Camii’nin bahçesine sadece üç kişi gelebildi, birde cenaze gittikten sonra bahçede Nuri Sesigüzel’i gördüm. Yeşilçam bitmiş olabilir… fakat daha Yeşilçam’lılar bitmedi… ama dikkat, onlar da yavaş yavaş -sıraya da bakmadan- (belkide hızlı) gidiyorlar, Yeşilçam’ın izleyicileri de bitecek bir gün, o zamana sinema kalırsa…

(15 Şubat 2014)

Orhan Ünser

Scorsese – DiCaprio Ortaklığının Beşinci Ürünü Tam Bir Başyapıt: Para Avcısı

Bu Yazıda Neler Bulacaksınız?

* Bu Yazıda Martin Scorsese ve Leonardo DiCaprio’nın Çok Samimi Konuşmaları/İtirafları Temel Alınmıştır!
* Leonardo DiCaprio Hangi Rolü Brad Pitt’in Elinden Çaldı?
* De Niro’yla On Filmde Çalışan Scorsese’yi DiCaprio DeNiro’dan Nasıl Kopardı?
* Scorsese ve DiCaprio Nasıl Ayrılmaz Kanka oldu?
* Bir Dönem Seyircisiz Kalan Filmler Yapan Yönetmenin Şu Andaki Durumu Ne?
* Çok Sayıda Filmi Fena Halde Batan Scorsese’nin Gişedeki Fiyaskoları Hangileri?
* Çaykovski’nin Melek Yatırımcısı Bayan Meck’ti; Scorsese’nin ki Kim?
* “The Wolf of Wall Street-Para Avcısı” Sinemalara Üç Saatlik Uzunluğuyla Geldi; Filmin İlk Uzunluğu Ne Kadar Sürüyordu?
* Bernardo Bertolucci’nin “Novecento-1900”ü nasıl onun “Savaş ve Barış”ıysa, Scorsese’nin “Salo, Sodom’un 120 Günü”, “Caligula”sı Hangi Film?
* “Taksi Şoförü”nden De Niro ve Cybill Shepherd, “The Wolf of Wall Street”ten Jonah Hill Kaç Para Kazandı?
* Scorsese “Zindan Adası” ve “Hugo”dan Kaç Para Kazandı?
* Scorsese ve DiCaprio’nun Çocukluklarındaki Benzer Noktalar Neler? Babalarıyla İletişimleri Nasıl Gelişti? Babaları Onların Sinema Sevgisini Nasıl Geliştirdi ve Yönlendirdi?

Geçen yıl İngiliz Casus Arabistanlı Lawrence’ı yetiştiren, Thomas Edward Lawrence’ın Ustası “Casusların Kraliçesi” Gertrude Bell rolünü beyazperdede canlandırabilmek için Naomi Watts, Angelina Jolie ve Nicole Kidman arasında amansız bir mücadele yaşandı. Sonuçta “Mata Hari”den sonraki en büyüleyici kadın casus Gertrude Bell rolünü Nicole Kidman elde etti… “The Wolf of Wall Street”in beyazperde telif hakları için de Brad Pitt ile Leonardo DiCaprio’nun film yapım şirketleri savaştı. Burada kazanan ise DiCaprio oldu… DiCaprio “The Wolf of Wall Street”le hem oyuncu, hem de yapımcı dalında Oscar adaylığı ve kamyon yüküyle para kazandı. DiCaprio’nun Oscar adaylıkları beşe ulaştı.

Beş Evlilik Üç Çocuk

Martin Scorsese 17 Kasım 2013’te 72 yaşına bastı… 1.63 boyundaki dev adam beş evlilik, dört boşanma ve üç de çocuk sahibi… “Zindan Adası”ndan üçbuçuk milyon dolar, “Hugo”dan 10 milyon dolar ücret almış… Son görünümü ABD Dış İşleri eski Bakanı Henry Kissinger’ı andırıyor.

Scorsese en uzun insan yaşamının bile çok kısa olduğunu bildiğinden kalan yaşam süresine birbirinden unutulmaz filmler sığdırmak için büyük bir gayret ve hırsla çalışıyor, üretiyor. Çok sayıda yeni film projesi var.

Scorsese Metin Erksan’ın “Susuz Yaz”ının Kurtarılmasında da Öncülük Yaptı

“Woodstock” (1970) adlı belgeselde yönetmen yardımcılığı ve kurguculuk yaparak film sektörüne adım atan ve bugün mesleğinde zirveye (Nirvana’ya) ulaşmış bilge Scorsese’nin faaliyetleri Metin Erksan’ın 1964 Berlin Film Festivali’nde Büyük Ödül Altın Ayı’yı kazanan “Susuz Yaz”ının negatifinin onarılarak gelecek kuşaklara bırakılmasından, Fas Marakeş’teki festivali himayesine alarak dünyanın en önemlileri arasına katmasına kadar uzanıyor… Sinema dünyasının Birleşmiş Milletler Teşkilatı olsaydı oy birliğiyle Martin Scorsese bunun ebedi Başkanı olurdu.

Scorsese’nin “Salo, Sodom’un 120 Günü” ya da “Caligula”

Bernardo Bertolucci’nin “Novecento-1900”ü nasıl onun “Savaş ve Barış”ıysa, Scorsese’nin en yeni filmi “The Wolf of Wall Street” onun “Salo, Sodom’un 120 Günü”, “Caligula”sı ya da “Captains and the Kings-Kaptanlar ve Krallar”ı… Yönetmenin “Goodfellas-Sıkı Dostlar”ıyla ve “Casino”suyla akrabalıkları olan bir film “The Wolf of Wall Street.” DiCaprio “Filmimiz Kubrick’in ‘Doktor Strangelove’ı gibi bir hiciv, kara komedi,” diyor.

Tony Curtis’in Baş Rolünde Olduğu “Sweet Smell of Success-Başarının Tatlı Kokusu”

Martin Scorsese, DiCaprio’nun “The Wolf of Wall Street”de canlandırdığı karakterle Tony Curtis’in Türkiye sinemalarında “Başarının Tatlı Kokusu” adıyla gösterilen “Sweet Smell of Success” (1957) adlı filmdeki karakter arasında akrabalıklar bulunduğunu söylüyor.

İlk Kurgusunda “The Wolf of Wall Street” Dört Saat Beş Dakika Sürüyordu

Kısıtlı bir zaman diliminde çekilen ve plânlanan çekim takvimini aşmadan tamamlanan “The Wolf of Wall Street”in Scorsese’nin evinde yapılan kurgusu bir yıl sürmüş. İlk hali 4 saat beş dakikaymış, bu süre üç saate indirilmiş. Örnek vermek gerekirse uçaktaki uyuşturucu ve seks partisi kısaltılmış. Ancak, filmin gösterime sunulan son hali tam beş filmdir birlikte çalışan Scorsese-DiCaprio ikilisinin içine sinmiş… Yedi Oscar adaylığı kazanan ve üç Scorsese filmiyle “Raging Bull”, “The Aviator-Göklerin Hakimi” ve “Departed-Köstebek”le Oscar kazanan kurgucu Thelma Schoonmaker 1970’lerin son yılından bugüne Scorsese ile sinema tarihine geçen işbirliğini sürdürüyor.

Yönetmenin Batan Filmleri; O Kadar Çok ki!

Martin Scorsese filmleri bir zamanlar boş salonlara gösterilirdi. ”The King of Comedy-Kahkahalar Kralı” kelimenin tam anlamıyla batmıştı! “The Wolf of Wall Street-Para Avcısı”yla Scorsese şeytanın bacağını kırdı ve dünya sinemalarında üç yüz milyon dolara yaklaşan bir gişe hasılatına ulaştı.

* Bir milyon 300 bin dolara malolan “Taksi Şoförü” çok para kazandı. Sadece Kuzey Amerika hasılatı 28 milyon doları geride bıraktı.

* The Age of Innocence-Masumiyet Yaşı / 34 milyon dolara mal oldu ve Kuzey Amerika hasılatı 32 milyon dolarda kaldı. Yönetmenin çağın en büyük oyuncularından Daniel-Day Lewis’le iki işbirliğinden biri. Diğeri: “Gangs of New York-New York Çeteleri”

* Hugo / 170 milyon dolarlık maliyeti ve 185 milyon dolarlık dünya hasılatıyla battı. Bu film Scorsese’ye Altın Küre, görüntü yönetmenine ve ses miksçisine Oscar kazandırdı.

* Oyuncusuna (Robert De Niro) ve kurgucusuna Oscar kazandıran “Raging Bull”da 18 milyon dolarlık maliyete ve 23 milyon dolarlık Kuzey Amerika hasılatına sahip oldu.

* Cape Fear / 35 milyon dolarlık maliyetiyle 182 milyon dolarlık bir dünya hasılatına ulaştı. Başka bir filmin yeni çevrimiydi.

* Üç saatlik “The Wolf of Wall Street-Para Avcısı”yla benzer bir uzunluğa (2 saat 58 dakika) sahip “Casino” 52 milyon dolarlık bütçeye ve 116 milyon dolarlık bir dünya hasılatına sahipti. “Casino” Sharon Stone’a Altın Küre ödülü kazandırdı. Scorsese “Casino”yla Oscar ve Altın Küre adaylığıyla yetindi.

* The King of Comedy-Kahkahalar Kralı / 20 milyon dolara maloldu ve Kuzey Amerika hasılatı 2 milyon da kaldı. Tam bir gişe faciasıydı.

* The Last Temptation of Christ-Günaha Son Çağrı’nın senaryosunu “Taksi Şoförü”nün dahi yazarı Paul Schrader Nikos Kazancakis’in aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlamıştı. Yedi milyon dolarlık bütçeli filmin Kuzey Amerika hasılatı 8 milyon dolar da kalınca bu yapım da battı.

* The Wolf of Wall Street / Dünya hasılatı 300 milyon doları geride bırakmak üzere. Gösterimi sürüyor.

* Jodie Foster’ın küçük bir rolde olduğu “Alice Doesn’t Live Here Anymore-Alice Artık Burada Yaşamıyor”un Kuzey Amerika hasılatı 18 milyon doları geride bıraktı. Bütçesi 1 milyon 800 bin dolar olan bir film için büyük bir başarıydı bu.

* Liza Minnelli ve Robert De Niro’lu “New York, New York” 14 milyon dolarlık yapım bütçesi ve 16 milyon dolarlık Kuzey Amerika hasılatıyla tam başarısızlık olarak tarihe geçti; bu film dört dalda Altın Küre adaylığı kazanmasına rağmen Oscar adaylığı da elde edemedi.

“Servet, Dürüst Yollardan Kazanılmayan Çok Para Baştan Çıkarır, Yoldan Çıkarır.”

ABD Film Sansür ve Denetleme Kurulu (Motion Picture Association of America) “The Wolf of Wall Street”teki cinsellik imgelerinin azaltılmasından yana tavır koymuş. Çünkü film para dini kapitalizmin Kabe’si Wall Street’te çok para kazanmak için yasadışı yollara sapan ve elde edilen çok parayla zaaflarının esiri olan, seks ve uyuşturucuya batan açgözlü, doyumsuz insanların yükselişinin ve düşüşünün gerçek öyküsü. Çok para ve güç elde etmenin bedeli üzerine bir film bu… Balzac’ın ünlü sözünü hatırlayın: “Her büyük servetin arkasında büyük suçlar gizlidir. ”

“The Wolf of Wall Street” 26 yaşındaki bir adamın yanında bine yakın insan çalıştırarak binlerce insanı dolandırmasının ve onlardan milyar dolar çalmasına rağmen dört yıllık hapis cezasına mahkûm olmasının ve sadece iki yıldan az cezaevinde kalmasının gerçek öyküsü…

Scorsese kapitalizm sistemine sert eleştirilerle ve gerçekçi (küfüre, argoya boğulmuş) diyaloglarla dolu “The Wolf of Wall Street”te olup bitenleri anlatırken kendini kısıtlamadı, otosansüre başvurmadı. “Godfather”da ya da “The Silence of the Lambs”da yapılanı yapmadı; itici, kötü niyetli, ahlâksız, vicdansız, doyumsuz karakterlerini sinemaseverlere sempatik göstermek istemedi. Bu bir seri katili ya da eli kanlı mafya babasını şirin gösteren, rol modeli olarak sunan, Makyavelist/şeytani karakterlerine hayranlar kazandıracak filmlerden hiç değil.

Argo Sözcük Rekorunu Kıran Film: “The Wolf of Wall Street”

“The Wolf of Wall Street” diyaloglarındaki argo/edepsiz sözcük bolluğuyla “Summer of Sam” (Spike Lee filmi), “Casino” (Scorsese filmi) ve “Goodfellas-Sıkı Dostlar”a (Scorsese filmi) fark atarak da şimdiden Hollywood tarihine geçti!

PETA’nın Protestosu ve DiCaprio’nun Dünya Doğayı Koruma Vakfı’na 3 Milyon Dolarlık Çok Cömert Bağışı

Öte yandan, “The Wolf of Wall Street”, DiCaprio’nun canlandırdığı Belfort karakterinin kucağında şempanze olduğu için PETA gibi hayvan hakları kuruluşlarının kara listesine alınmış durumda. Hayvan hakları aktivistleri bir şempanzeyi film çekimlerinde kullanmanın ona işkence etmekten hiçbir farkı olmadığını söylüyor.

DiCaprio’nun 2013’te Nepal kaplanlarının varlığını sürdürebilmesi için (Dünya Doğayı Koruma Vakfı’na; WWF) 3 milyon dolar bağışladığını da yeri gelmişken hatırlatmak istiyorum.

Scorsese ve DiCaprio’nun Çocukları ve Babalarıyla İletişimleri. DiCaprio’nun Scorsese Hayranlığı Nasıl Başladı?

Scorsese ile DiCaprio’nun yaşamlarındaki ortak nokta çocukluklarında sinema filmi hazinelerini babalarıyla (Charles Scorsese 1913-93; George Paul DiCaprio 1943 doğumlu) birlikte keşfetmeleri. Bu benzer geçmiş onları yakınlaştırmış. DiCaprio’nun babası, Scorsese-De Niro işbirliğine oğlunun dikkatini çekmiş. Leonardo DiCaprio “Taksi Şoförü”nden itibaren fanatik bir Scorsese hayranı olup çıkmış. Bugün 200 milyon doların üzerinde bir kişisel servete sahip olan DiCaprio küresel çapta popülerliğini Scorsese ile çalışmak için fırsatlar yaratmak için kullanmış. Adeta Scorsese’yi Robert De Niro’dan çalmış! “Aviator-Göklerin Hakimi” Scorsese ile DiCaprio dostluğunun temelinin atıldığı film olmuş; bu dönemde aralarından su sızmamaya başlamış. Scorsese “Göklerin Hakimi”nde canlandırılan iş adamı, girişimci,mucit Howard Hughes (1905-76) karakterinden adeta büyülenmiş. ”Adam usta pilottu, uçak kullanıyordu; ancak kapı koluna dokunamıyordu!” diyor.

DiCaprio Brad Pitt’i Bozguna Uğratıyor! 19. Yüzyılın İşkadını Meck ile DiCaprio Arasındaki Benzerlikler Neler?

DiCaprio “New York Çeteleri”ni de “The Wolf of Wall Street”i de Scorsese’ye getiren adam. “The Wolf of Wall Street”i bu filmde oynamak isteyen Brad Pitt’in elinden (ç)almış! DiCaprio’nun Scorsese’nin yaşamındaki yerini anlamak için 19. yüzyıldaki bir dostluk ilişkisini hatırlamak gerekiyor: Rus besteci Çaykovski’ye karşılık beklemeden sponsor olarak onun ölümsüz eserler vermesini sağlayan, ona hayatı kolaylaştıran Rus işkadını Nadezhda Nadia von Meck (1831-94) olmuştu… DiCaprio, ustaların ustası, toprağı bol olsun David Lean’in bile “Mahatma Gandhi Film Projesi”ne para bulamadığı, bir başka usta Visconti’nin Marcel Proust uyarlaması “Kayıp Zamanın İzinde” için yapımcı bulamadığı bir dünyada Martin Scorsese’nin melek yatırımcısı olmuş çıkmış.

Scorsese Dolandırıcı Belfort’la Bir Araya Gelmemeye Özen Gösterirken DiCaprio Dolandırıcıyı Canlandırdığından Onunla Buluşarak Tüyolar Aldı!

Çekimler öncesinde ve sırasında DiCaprio “The Wolf of Wall Street”de canlandırdığı Jordan Belfort (1962 doğumlu) ile birçok kez bir araya gelerek yaşam öyküsünü dinlemeye ve onun yaptığı açıklamalara, özeleştirilere bol bol zaman ayırmış. Scorsese bu buluşmalara katılmamış! Adeta dolandırıcıdan köşe bucak kaçmış.

Scorsese Çok Karamsar

Scorsese günümüzde düşük bütçeli filmlerin bile para (yapımcı) bulmakta zorlandığını söylüyor. Yetişkinler için film yapanların para bulmasının gün geçtikçe zorlaştığını sözlerine ekliyor.

Scorsese DiCaprio’nun Projelerine Para Bularak Mucize Yarattığına İnanıyor!

DiCaprio, Scorsese ile çalışarak büyük stüdyo sistemi dışından para bulabildiklerini söylüyor ve bundan dolayı çok mutlu olduğunu sözlerine ekliyor.

“The Wolf of Wall Street” Beş Dalda Oscar, İki Dalda Altın Küre Adaylığı Elde Etti

Bugüne kadar yönetmen dalında sekiz kez Oscar adaylığı elde eden ve bir Hong Kong filminin yeni çevrimi olan “Departed-Köstebek”le Oscar’ı kazanan Martin Scorsese yeni filmi “The Wolf of Wall Street”le beş dalda Oscar ödülü adaylığı elde etti. Filmin Oscar’a aday gösterildiği dallar şöyle: en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi uyarlama senaryo (Terence Winter),en iyi erkek oyuncu (DiCaprio), en iyi yardımcı erkek oyuncu (Jonah Hill; Hill bu rolü için 60 bin dolar ücret aldı)

Aynı zamanda iki dalda(yılın en iyi güldürüsü ve erkek oyuncusu: Leonardo DiCaprio) Altın Küre adayı olan “The Wolf of Wall Street-Para Avcısı” para piyasasının seçkinlerinin sefahat alemlerine odaklanarak, onların “tatlı ve lüks hayatını” gerçeğe en yakın şekilde sergileyerek, Kapitalizm dinindeki yozlaşmayı ve çürümeyi tüm çıplaklığıyla beyazperdeye getiriyor!

“The Wolf of Wall Street”in Diğer Ödül Adaylıkları

“The Wolf of Wall Street” ABD Senaryo Yazarları Birliği tarafından yılın en iyi beş uyarlama senaryosundan biri seçildi… Producers Guild of America-Amerikan Yapımcılar Birliği’ne göre de “The Wolf of Wall Street” yılın en iyi on filminden biri.

“The Wolf of Wall Street”, bir güveni kötüye kullanma öyküsü… Gerçek bir yaşam öyküsüne ve iki anı kitabına dayanıyor. Hırslı, açgözlü, açıkgöz, insanları aldatmaktan daima büyük bir haz duyan Jordan Belfort (1962 doğumlu) yüksek miktarda para sahibi olabilmek için yapmayacağı düzenbazlık olmayan ve bunun bedelini ödemeye de hazır bir borsacıdır. Kanunları çiğneyerek, insanları aldatarak elde ettiği büyük serveti günü gününe harcamayı da ihmal etmez. Uyuşturucu kullanır, lüks hayatın, tatlı hayatın ve saatlik ücreti cep yakan fahişelerin bağımlısıdır.

“The Wolf of Wall Street” Başka Hangi Filmlerle Akraba?

Oliver Stone’un “Wall Street-Borsa” ile “Wall Street: Money Never Sleeps-Borsa: Para Asla Uyumaz”ıyla ve Steven Spielberg’ün “Catch Me If You Can-Sıkıysa Yakala”sıyla akrabalıkları olan bir yapımla karşı karşıyayız.

“The Wolf of Wall Street” yönetmen Martin Scorsese ve oyuncu Leonardo DiCaprio’nun beşinci işbirliğidir.

“What’s Eating Gilbert Grape” (1993), “The Aviator” (2004), “Blood Diamond” (2006), “The Wolf of Wall Street”le (2013) ile oyunculuk dalında Oscar adaylığı kazanan oyuncu Leonardo DiCaprio “The Wolf of Wall Street”in yapımcıları arasında. Bu nedenle de beşinci Oscar adaylığını elde etti.

“The Wolf of Wall Street”in oyuncu kadrosunda “The Artist”le Oscar kazanan Fransız Jean Dujardin de var. Bütçe: 100 milyon dolar.

Küresel Süperstar Leonardo DiCaprio’nun Film Film Kazançları:

* The Basketball Diaries / 1 milyon dolar
* J. Edgar / 2 milyon dolar
* Titanic / 2 buçuk milyon dolar
* The Beach / 20 milyon dolar
* Catch Me If You Can / 20 milyon dolar
* The Aviator / 20 milyon dolar
* The Departed / 20 milyon dolar
* Blood Diamond / 20 milyon dolar
* Inception / 59 milyon dolar

Scorsese ve DiCaprio’nun Diğer Ortak Filmleri:

* New York Çeteleri-Gangs of New York / Bütçe: 97 ila 100 milyon dolar / Dünya sinema hasılatı: 193 milyon dolar.
* Göklerin Hakimi-The Aviator / Bütçe: 110 milyon dolar / Dünya sinema hasılatı: 213 milyon dolar.
* Köstebek-The Departed / Bütçe: 90 milyon dolar / Dünya sinema hasılatı: 289 milyon dolar.
* Zindan Adası / Bütçe: 80 milyon dolar / Dünya sinema hasılatı: 294 milyon dolar.

Scorsese’nin Ödülleri:

* En iyi filmlerinden “Taksi Şoförü-Taxi Driver”la Oscar ödülüne aday olamaması tam bir skandal olarak kabul edilmektedir.

* “Raging Bull”, “Günaha Son Çağrı-The Last Temptation of Christ”, “Sıkı Dostlar-Goodfellas”, “New York Çeteleri-Gangs of New York”, “Göklerin Hakimi-The Aviator”, “Köstebek-The Departed”, “Hugo” ve “The Wolf of Wall Street”le yönetmen dalında Oscar adaylığı elde etmiş ve “Köstebek”le Oscarı kucaklamıştır.

* Cannes Festivali’nde “Geç Saatler-After Hours”la yönetmen, “Taksi Şoförü”yle Altın Palmiye ödülünü kazanmıştır.

* “Geç Saatler”, “Kahkahalar Kralı-The King of Comedy” ve “Alice Artık Burada Oturmuyor-Alice Does’nt Live Here Anymore” adlı filmleri de Altın Palmiye adaylığı elde etmiştir.

Martin Scorsese’nin Yönettiği Robert De Niro Filmleri:

* “Mean Streets” (1973)

* Taxi Driver (1976) De Niro ve Cybill Shepherd bu filmden 35’er bin dolar ücret aldı; De Niro bu rolüyle Altın Küre ve Oscar ödüllerine aday gösterildi… Bu filmin senaryosunu Scorsese’ye meslekdaşı (mevkidaşı) Brian De Palma iletti. Senaryoyu yazan Paul Schraeder için Scorsese “O bir dahi,” diyor. Türkiye’de 1 Aralık 1977’de gösterilmeye başlanan “Taksi Şoförü” yılın en iyi filmi, özgün müziği (Bernard Herrmann), erkek oyuncusu (De Niro) ve yardımcı kadın oyuncusu (Jodie Foster) dallarında Oscar; yılın en iyi erkek oyuncusu (De Niro) ve özgün senaryosu dallarında da Altın Küre adaylığı elde etti. Filmin yönetmen ve senaryo dalında Oscar’a, yine yönetmen dalında Altın Küre’ye aday gösterilmemesi bugün tam bir skandal olarak kabul ediliyor.

* New York, New York (1977) / De Niro bu rolüyle Altın Küre adaylığı elde etti.

* Raging Bull (1980) / De Niro bu rolüyle Altın Küre ve Oscar kazandı.

* The King of Comedy (1983)

* Goodfellas (1990)

* Cape Fear (1991) / De Niro bu rolüyle Altın Küre ve Oscar adaylığı elde etti.

* Casino (1995)

Not: “Guilty by Suspicion” (1991) oyuncu kadrosunda ve “Shark Tale” (2004) seslendirenler kadrosunda Scorsese ve De Niro bir araya geldi.

Mafya Babalarıyla Yakın Dostluklarıyla ve Şiddete Düşkünlüğüyle Ünlü Şarkıcı Sinatra Beyazperdede Canlandırılacak

“Şu rock’n roll’unla müziği sen katlettin. Müzik piyasasının başına gelenler hep senin suçun. Bu ülkede (Amerika Birleşik Devletleri) müziğin içine sen ettin… -You ruined music with your rock and roll. It’s your fault what’s happened to the music business. You’ve destroyed music in this country…”

Yaşam öyküsü Oscar ödüllü yönetmen Martin Scorsese tarafından çok yakında sinemaya uyarlanacak efsanevi şarkıcı Frank Sinatra, Türk asıllı Amerikalı işadamı, Atlantic Records (Atlantic Plak ve Müzik Şirketi) Sahibi Ahmet Ertegün’le (doğumu: 31 Temmuz 1923, İstanbul – ölümü: 14 Aralık 2006, New York) bir davette yüz yüze gelince Ertegün’e işte bu sözlerle hakaret etmişti.

Efsanevi yönetmen Martin Scorsese, “Frank Sinatra Biyografisi” olan yeni sinema filmine hazırlanıyor. Adı henüz belli olmayan filmde dünya sinema tarihinin en seçkin oyuncu ve şarkıcılarından, “A Star Is Born-Bir Yıldız Doğuyor” (1954) ve “Judgment at Nuremberg Nuremberg Mahkemesi”yle (1961) iki kez Oscar adaylığı kazanan Judy Garland’ı 1976 doğumlu Tammy Blanchard canlandırabilir.

Tammy Blanchard, “Life with Judy Garland: Me and My Shadows” adlı TV dizisinde de Judy Garland’ı canlandırmıştı.

Martin Scorsese, Judy Garland’ın oyuncu ve şarkıcı olan kızı Liza Minnelli’yle “New York New York” (1977) adlı filmde birlikte çalışmıştı. 12 Mart 1946 doğumlu Liza, Judy Garland’ın yönetmen Vincente Minnelli’yle olan evliliğinden dünyaya gelen kızı… Liza Minnelli, “The Sterile Cuckoo/Pookie-Bahar Rüzgarı” (1969) ile Oscar adaylığı, “Cabaret-Kabare”yle de (1972) Oscar ödülü elde etmişti.

Martin Scorsese’nin yeni filminde (“Frank Sinatra Biyografisi”) Judy Garland’ın yönetmen Vincente Minnelli’yle 1951’de biten evliliğinden sonra Frank Sinatra’yla yaşadığı ilişki de konu ediliyor. Judy Garland, Sinatra’nın üçüncü kocası olmasını çok istemiş ancak bu amacına bir türlü ulaşamamıştı. Judy Garland, 15 Haziran 1945 ile 29 Mart 1951 tarihleri arasında süren Vincente Minnelli’yle evliliğinden sonra Frank Sinatra’ya aşık oldu. O sıralarda Joan Blondell’e Sinatra’yla evlenmek üzere olduklarını bile söylemişti. Judy Garland, bir gece Frank Sinatra’yı evine, baş başa bir akşam yemeğine davet etti ve Frank Sinatra bu daveti kabul etti. Garland, gümüş takımlarla donatarak iki kişilik şahane bir akşam yemeği masası hazırlattı ve Frank Sinatra yemeğe gelmeyerek kadına bir nevi hakaret etti. Frank Sinatra hayatının aşkı Ava Gardner tarafından aşağılanmasının intikamını çevresinde pervane olan kadınlardan almaya çalışacaktı.

Martin Scorsese’nin “Frank Sinatra Biyografisi”nde Clive Owen’ın canlandırması beklenen oyuncu Peter Lawford (1923-1984) Frank Sinatra ve Judy Garland’la ilgili bir tanıklığını şöyle anlatmıştı:

“Bir zamanlar Palm Springs’teki bir partide zavallı bir kıza, hangi sebeple bilinmez, aşırı içkili olan Frank Sinatra öyle bir yumruk patlattı ki, vurduğu gibi onu camdan öbür tarafa geçirdi. Yerler cam kırıkları ve kanla kaplanmıştı. Kızın kolu neredeyse kopmuştu. Jimmy Van Heusen kızı hastahaneye zor yetiştirdi. Frank Sinatra daha sonra kızı paraya boğarak hayatını kurtardı ve olan biten her şey ört bas edildi. Ama Frank Sinatra’nın zavallı kızcağıza saldırmasını ve onu öldürmeye kalkışmasını, izleyen Judy Garland ve benim korkudan titreşerek bakıştığımızı hiç unutamam.”

“From Here to Eternity-İnsanlar Yaşadıkça” (1953) ile Oscar ödülü, “The Man With the Golden Arm” (1955) ile Oscar ödülü adaylığı kazanan Frank Sinatra, “An American in Paris-Paris’te Bir Amerikalı”yla (1951) Oscar adaylığı, “Gigi”yle (1958) Oscar ödülü kazanan yönetmen Vincente Minnelli’ye (28 Şubat 1903-25 Temmuz 1986) “Bir şeylerle meşgul olduğum sürece kendimi harika hissediyorum. Bu elimde olmayan bir şey. Hiç durmamalıyım. Bana bu konuda kimse (ne doktor, ne psikiyatr, ne de başka biri) yardımcı olamaz gibi geliyor. Sürekli ve kesintisiz hareket halinde olmalıyım,” demişti.

“Departed-Köstebek” adlı filmle Oscar ödülü kazanan yönetmen Martin Scorsese, “From Here to Eternity-İnsanlar Yaşadıkça”yla Oscar ödülü kazanan oyuncu ve şarkıcı Frank Sinatra’nın (1915-1998) yaşam öyküsünü, “Field of Dreams-Düşler Tarlası”yla Oscar ödülü adaylığı kazanan Phil Alden Robinson’ın ya da “Flightplan-Uçuş Planı”, “Hunger Games-Açlık Oyunları”, “Kaptan Phillips” ve “Color of Night-Gecenin Rengi”nin de senaryo yazarı olan Bill Ray’e yazdırdığı iki senaryodan birine dayanarak beyazperdeye getirmeye hazırlanıyor. Frank Sinatra’yı bu sinema filminde kimin canlandıracağı henüz belli değil.

Mario Puzo’nun çok satan romanından beyazperdeye uyarlanan “The Godfather-Baba” (1972) ile “The Godfather: Part 3-Baba 3” (1990) adlı filmlerde mafya babalarıyla, enseye tokat ilişkiler, sıkı dostluklar kurmaya bayılan, onların yardımlarıyla filmlerde istediği avantajlı rolleri elde eden Frank Sinatra’vari bir karakter (Johnny Fontane) yaratılmış ve bu karakteri Al Martino (1927-2009) canlandırmıştı.

Efsanevi Yönetmen Martin Scorsese “Frank Sinatra Biyografisi” Filmini Anlatıyor:

Soru: Frank Sinatra ile ilgili biyografi filmi projeniz hâlâ gündemde mi?

Martin Scorsese: Evet gündemde… İlk senaryo taslağı elimize ulaştı. Umarım yakında hayata geçiririz.

Soru: Frank Sinatra’yı şahsen tanıma fırsatı buldunuz mu?

Martin Scorsese: Hayır, sadece bir kere Los Angeles’te karşılaştık ve telefonda bir-iki kere konuştum. Hepsi o kadar…

Scorsese Tayvan’da 1600’lerin Japonya’sını Canlandırmaya Hazırlanıyor

Yönetmen dalında sekiz kez Oscar adaylığı elde eden ve bir Hong Kong filminin yeni çevrimi olan “Departed-Köstebek”le Oscar’ı kazanan Martin Scorsese yeni filmi “Silence”da James Clavell’ın romanından (1975) uyarlanan “Shogun” adlı televizyon dizisi ve sinema filmi (1980) gibi 1600’lü yılların Japonya’sına bir zaman yolculuğu yaptıracak.

“Silence” Shusaku Endo’nun 1966’da yayınlanan romanından sinemaya uyarlanacak. Scorsese filmi romanın 50. yıldönümüne yetiştirilecek.

Romanın ve filmin başkarakterleri Japonya’da Hıristiyanlığı yaymaya çalışan Avrupalı Cizvit rahipleri.

Bilindiği gibi, Cizvitlerin 1700’lü yıllarda Güney Amerika serüvenleri Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye’yi kazanan “Mission-Görev” (1986) adlı filme konu olmuştu.

“Silence”ın yapımcıları arasında “Rocky”le Oscar kazanan Irwin Winkler ile “Il Postino-Postacı”yla Oscar adaylığı elde eden Vittorio Cecchi Gori’de bulunuyor.

Filmin baş karakteri Portekizli genç Cizvit rahibi Sebastio Rodrigues rolü 1983 doğumlu Andrew Garfield’ın oldu… Garfield, Terry Gilliam’ın “Doktor Parnassus”, David Fincher’ın “Sosyal Ağ”, Marc Webb’in “İnanılmaz Örümcek Adam” ve Mark Romanek’in “Beni Asla Bırakma”sıyla üne kavuştu; “Sosyal Ağ”daki rolüyle Altın Küre adaylığı elde etti.

“Silence” için görüşülen ancak anlaşma sağlanamayan oyuncular ise Daniel Day-Lewis ve Benicio Del Toro.

Tayvan’da çekilecek ve 2015’te gösterilmeye başlanacak olan “Silence”da, Clint Eastwood’un “Letters from Iwo Jima-Iwo Jima’dan Mektuplar”ında, Edward Zwick’in “Son Samuray”ında, Christopher Nolan’ın “Inception-Başlangıç” ve “Batman Başlıyor”unda da oynayan Japon Ken Watanabe diğer başrolü üstlenecek.

Jay Cocks’un Diğer Senaryoları:

* Scorsese yönetiminde “Gangs of New York-New York Çeteleri”; Cocks bu filmdeki senaryosuyla Oscar adaylığı elde etti.

* Scorsese yönetiminde “Milano Mucizesi” olarak kabul edilen moda tasarımcısı Giorgio Armani’nin portresi olan “Made in Milan”

* Ken Russell’ın “Women in Love-Aşık Kadınlar”ıyla, Luchino Visconti’nin “Leopar”ıyla, Roman Polanski’nin “Tess”iyle ve Stanley Kubrick’in “Barry Lyndon”ıyla akraba “Scorsese filmi” “Age of Innocence-Masumiyet Çağı”; Cocks bu filmdeki senaryosuyla Oscar adaylığı elde etti.

* James Cameron’ın öyküsünü yazdığı, diğer senaryo yazarı olduğu ve yönetmen dalında Oscar kazanan tek kadın olan Kathryn Bigelow’un yönettiği “Strange Days-Tuhaf Günler”

* “De-Lovely-Cole Porter’ın Aşkı”

Yabancı Gözüyle Japonya ve Japonlar:

* “Madam Butterfly” (1904) Giacomo Puccini’nin operası
* “From Here to Eternity-İnsanlar Yaşadıkça” (1953) Fred Zinnemann
* “Teahouse of the August Moon-Çayhane” (1956) Daniel Mann
* “Sayonara-Elveda” (1957) Joshua Logan
* “Hell in the Pacific-Cehennemde İki Adam” (1968) John Boorman
* “Tora! Tora! Tora!” (1970) Richard Fleischer
* “Yakuza” (1974) Sydney Pollack
* “Shogun” (1980) Jerry London
* “Mishima: A Life Four Chapters” (1985) Paul Schrader
* “Empire of the Sun-Güneş İmparatorluğu” (1987) Steven Spielberg
* “Last Emperor-Son İmparator” (1987) Bernardo Bertolucci
* “Black Rain” (1989) Ridley Scott
* “Come See the Paradise-Gel Cenneti Gör” (1990) Alan Parker
* “Snow Falling on Cedars-Aşkın Sırları” (1999) Scott Hicks
* “Pearl Harbor” (2001) Michael Bay
* “Last Samurai-Son Samuray” (2003) Edward Zwick
* “Fear and Trembling-Şaşkın ve Ürkek” (2003) Alain Corneau
* “Memoirs of a Geisha-Bir Geyşanın Anıları” (2005) Rob Marshall
* “Flags of Our Fathers-Atalarımızın Bayrakları” (2006) Clint Eastwood
* “Letters from Iwo Jima-Iwo Jima’dan Mektuplar” (2006) Clint Eastwood
* “City of Life And Death/Nanjing!Nanjing!-Ölüm Kalım Şehri” (2009) Lu Chuan
* “Flowers of War-Savaşın Çiçekleri” (2011) Zhang Yimou
* Forty-seven Ronin / 47 Ronin” (2013) Carl Erik Rinsch

DiCaprio Yüzünü Eskitmekten Hiç Çekinmiyor!

Beyazperdede ve televizyon filmlerinde 1917’den bugüne kadar 70 kez değişik oyuncularca canlandırılan gizemli Rus şifacı Grigori Rasputin bir kez de “What’s Eating Gilbert Grape” (1993), “The Aviator” (2004), “Blood Diamond” (2006) ile “The Wolf of Wall Street”le dört kez oyuncu ve bir kez de yapımcı dalında Oscar adaylığı kazanan oyuncu Leonardo DiCaprio tarafından canlandırılacak…

Böylece yakında Obama gibi Nobel Barış Ödülü’ne layık bulunan 28. ABD Başkanı Wilson’ı da canlandıracak olan DiCaprio yüzünü biraz eskitmiş olacak…

Bilindiği gibi daha önce Atlantiği aşan ilk havacı Lindbergh’ün hayatını da kitaplaştıran Scott Berg tarafından yazılan “Wilson” biyografisinin film hakları geçtiğimiz günlerde satın alındı ve baş rolde DiCaprio’nun olacağı duyuruldu… Ancak Hollywood tarihçileri aynı yazarın Lindbergh biyografisinin (1998) film haklarının sıcağı sıcağına Steven Spielberg tarafından satın alındığını ve havacının Yahudi karşıtı faaliyetlerinin fark edilmesi üzerineyse filmden hemen vazgeçildiğini de hatırlatıyor.

Başkan Wilson ise 1913-2009 arasında onlarca sinema ve televizyon filminde canlandırılmış bir karakter…

Yetmiş Kez Sinema ve Televizyon Filmlerinde Canlandırılan: Rasputin Kimdir?

Okuryazarlığı bile son derece kısıtlı olan Rasputin Sibiryadan çıkıp Batı Rusya’ya doğru giden yollarda ilerlerken verdiği vaazlarla tanınmış, kısa sürede St. Petersburg’da Çarlık Rusyasının İmparatoriçesinin bir numaralı gözdesi olmuştu. Rasputin içkiye ve kadına doymazlığıyla da ün yapmıştı; en gözde eğlencesi evli ve güzelliği dillere destan aristokrat kadınları baştan çıkartmaktı…

Rasputin (1869-1916) Son Rus Çarı 2. Nikola’nın doktorların tedavisinde çaresiz kaldığı ve “Ne yazık ki, ölümü çok yakın zamanda gerçekleşecek!” dedikleri hemofili hastası tek oğlu Alexei’nin (1904 doğumluydu) iç ve dış kanamalarına yetenekleriyle (hipnotize ederek) son vererek Çariçenin(İmparatoriçenin) güvenini kazandı. Çocuğun çektiği dayanılmaz acılar bu kehanetleriyle de ünlü gizemli adam tarafından durdurulabiliyordu… Rasputin, sarkıntılıklarıyla, tecavüzleriyle çeşitli skandallara, çeşitli rezaletlere yol açtı bunların tümü İmparatorluk ailesinin baskısıyla örtbas edildi; Çariçeyle bile ilişkisi olduğu iddia edildi; Kraliyet Ailesi’yle yakınlığı bütün Rus halkının dedikodu konusu haline geldi; karikatürlere malzeme oldu; İmparatorluk Ailesi’ni elinde kukla gibi oynattığı iddiaları önce bütün Rusya’ya, sonra bütün dünyaya yayıldı… Alman casusu olduğu iddia edildi… Rasputin’in Rus Sarayı’nda yükseldiği günlerde, Rus ordusu Almanya, Osmanlı İmparatorluğu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu karşısında Birinci Dünya Savaşı’nda ağır yenilgiler almaktaydı. Cepheden gelen kötü haberlerin ve cenazelerin ülke çapındaki yiyecek kıtlığı (açlık) ve karaborsayla birleşmesiyle Rusya’nın her yanına dalga dalga huzursuzluk yayılmaktaydı. Çariçe’nin gözdesi Rasputin işte bu sıralarda Kraliyet ailesi üzerindeki inanılmaz etkisini çekemeyen Aristokratlar tarafından öldürüldüğünde sadece 47 yaşındaydı… Cenazesi Çarlık ailesinin katıldığı törenle İmparatorluk Parkı’nda toprağa verildi. Komünist ayaklanmacılar ise Çarı devirdikten hemen sonra Rasputin’in cesedini mezarından çıkararak ateşe verdi.

Rasputin, ölümünden kısa bir önce bıraktığı notta, eğer Aristokratlar tarafından öldürülürse ülkede iç savaş çıkacağını, kanın gövdeyi götüreceğini, Rusya’daki tüm Aristokratların 1789 Fransız devriminde olduğu gibi ya öldürüleceğini ya da Rusya’dan kaçmak zorunda kalacağını öngörmüş ve kendisini öldürecekleri lânetlemişti. Kehanetine göre kardeşin kardeşinin boğazını keseceği dönem 25 yıl sürecekti.

Rasputin, öldürüldükten bir yıl sonra “The Fall of the Romanoffs” (1917) adlı sinema filminde Edward Connelly tarafından canlandırılmıştı… Bugüne kadar Rasputin’i konu Alan sinema ve televizyon filmlerinin sayısı yetmişi buldu…

Leonardo DiCaprio’nun Filmleri Her Dönemde Gişede Başarı Kazanıyor

Leonardo Caprio’nun baş rollerinden birini üstlendiği “The Great Gatsby-Muhteşem Gatsby”nin dünya sinema hasılatı 351 milyon doları buldu…

Dünya sinemalarında 2 milyar 185 milyon dolar hasılat elde eden “Titanic”in ve yine dünya sinemalarında 825 milyon dolar hasılat sağlayan “Inception”ın baş oyuncularından biri olan DiCaprio bu yıl “The Wolf of Wall Street”le de (yönetmen: Martin Scorsese) çok iddialı…

Leonardo DiCaprio, Oscar ödüllü yönetmen Scorsese işbirliği böylece, 11 yılda, “Gangs of New York” (2002), “The Aviator” (2004), “The Departed” (2006) ve “Shutter Island”dan (2010) sonra, beşinci ürününü veriyor.

Martin Scorsese’nin Himayesinde Gerçekleşen Marakeş Festivali Bir Yıldız Gibi Parlıyor

Efsanevi yönetmen Martin Scorsese’nin özel desteğini arkasına alan Fas’taki Uluslararası Marakeş Film Festivali ve Yarışması 23 ülkeden katılan filmlerin ve dünya çapında ünlü, değerli, seçkin sanatçıların katılımıyla bu yıl göz kamaştırdı.

Açılış töreni İngilizce, Arapça ve Fransızca olarak Fas Devlet Televizyonu tarafından yayınlanan festival Fas’ı, Yeni Zelanda ve Malta’yla birlikte Hollywood’un en gözde film çekim mekânı haline getiren teşvikleriyle tanınan Fas Kralı 6. Muhammed’in desteğiyle gerçekleştirildi.

Marakeş Festivali seçici kurul başkanlığını yönetmen dalında sekiz kez Oscar ödülü adaylığı kazanan Oscarlı Martin Scorsese yaptı. Robert De Niro’yla sekiz, Leonardo Di Caprio ile beş filmde çalışmış efsanevi yönetmen en son “The Wolf of Wall Street”i yönetti.

Marakeş Film Festivali’nde Yaşam Boyu Başarı Ödülü Scorsese’nin “Casino”sundaki rolüyle Oscar adaylığı elde eden 55 yaşındaki Sharon Stone’a takdim edildi.

Marakeş Festivali’nin Diğer Katılımcıları:

Şarkıcı Edith Piaf’ın (1915-63) fırtınalı yaşamını konu alan “La vie en rose-Kaldırım Serçesi” adlı filmdeki Piaf rolüyle en iyi kadın oyuncu Oscar’ına ulaşan Marion Cotillard.

“Duvara Karşı” adlı filmi Berlin Festivali’nde büyük ödül Altın Ayı, “Yaşamın Kıyısında” adlı filmi Cannes Festivali’nde Senaryo ödülü kazanan Fatih Akın.

“Pieces of April-Annemler Yemeğe Geliyor”la Oscar ödülüne aday gösterilen ve Scorsese ile “Shutter Island-Zindan Adası”nda çalışan seçkin oyuncu Patricia Clarkson.

“The Fisher King-Balıkçı Kral”la Altın Küre’ye, “Brazil”le Oscar ödülüne aday gösterilen yönetmen Terry Gilliam.

Hindistan Sinemasının Kraliçesi Deepika Pudukone… Pudukone’nin Kasım 2013’te gösterilmeye başlanan ve Shakespeare’in “Romeo ve Jülyet”inden uyarlanan müzikal,romantik, dram “Goliyon Ki Rasleela Ram-Leela” adlı filmi Hindistan’da şu anda bütün hasılat (30 milyon dolara yaklaştı) ve seyirci rekorlarını kırıyor.

Bollywood’un yeni Spielberg’ü ve “Goliyon Ki Rasleela Ram-Leela”nın yönetmeni Sanjay Leela Bhansali.

“Tangolar: Gardel’in Sürgünü” adlı filmini Yılmaz Güney’e ithaf eden “Sur-Güney” adlı filmiyle Cannes’da yönetmen ödülünü kazanan Arjantinli yönetmen Fernando Solanas.

“Prometheus”, “The Girl Who Played with Fire-Ateşle Oynayan Kız” ve “Sherlock Holmes: Gölge Oyunları”nın yıldızı Noomi Rapace.

Türkiye’de “İhtiyar Delikanlı” adıyla gösterilen “Oldeuboi”un yönetmeni Park Chan Wook.

“Chocolat-Çikolata”yla Oscar adayı olan ve “İngiliz Hasta”yla Oscar kazanan oyuncu Juliette Binoche.

“Maboroshi no hikari” adlı filmi Venedik Festivali’nde büyük ödül Altın Aslan için, “Distance”, “Dare mo shiranai” ve “Soshite chichi ni naru” adlı filmleriyle de Cannes Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye için yarışmaya layık bulunan Japon yönetmen Hirokazu Koreeda.

(15 Şubat 2014)

Hakan Sonok

hakansonok.sonok1@gmail.com