Dövmeli Kızla Yeniden Polisiye Sularında

Ejderha Dövmeli Kız (The Girl with the Dragon Tattoo)
Yönetmen: David Fincher
Roman: Stieg Larsson
Senaryo: Steven Zaillian
Müzik: Trent Reznor-Atticus Ross
Görüntü: Jeff Cronenweth
Oyuncular: Daniel Craig (Mikael), Rooney Mara (Lisbeth), Christopher Plummer (Henrik), Stellan Skarsgard (Martin), Steven Berkoff (Frode), Robin Wright (Erika), Yorick van Wageningen (Bjurman), Joely Richardson (Cecilia), Goran Visnjic (Armansky)
Yapım: Columbia-MGM (2011)

Heyecan veren yönetmenlerden David Fincher’ın “Ejderha Dövmeli Kız” filmi, klâsik polisiye sinemanın tepelerinde dolaşıyor. Merak duygusu ve gerilim seyircilerin nefesini kesiyor.

İsveçli yazar Stieg Larsson’un ölmeden önce tamamladığı “Milenyum Üçlemesi”nin ilk romanı “Man Som Hatar Kvinnor”, etkileyici yönetmen David Fincher tarafından “The Girl with the Dragon Tattoo-Ejderha Dövmeli Kız” adıyla Hollywood’a uyarlandı. Larsson’un (1954-2004) bu üçlemesi İsveç’te hem televizyona hem de sinemaya uyarlanmıştı. Bu uyarlamaların hepsinde yönetmenler ve oyuncular aynıydı. İlk romanı 2009’da “Man Som Hatar Kvinnor-Ejderha Dövmeli Kız” adıyla Niels Arden Opley sinemaskop olarak perdeye aktardı. Üçlemenin son iki filmini heyecan veren yönetmenlerden Daniel Alfredson çekmişti. Bu muhteşem yönetmen, aynı yıl “Flickan Som Lekte Med Elden-Ateşle Oynayan Kız” ve “Luftslottet Som Spangdes-Arı Kovanına Çomak Sokan Kız” romanlarını perdeye aktardı. Fincher, 1995’te “Se7en-Yedi” ve 2007’de “Zodiac” parlak polisiye geleneğini 2011 yapımı “Ejderha Dövmeli Kız” filminde de sürdürüyor. Neredeyse özgün İsveç filmini bile aşıyor. Fincher, hikâyeyi topraklarından taşımak istememiş ve film İsveç’te geçiyor. Politik Millenium Dergisi’nin sahibi ve yazarı Mikael Blomkvist, sağcı işadamı Hans-Erik Wennerström hakkında yaptığı haber, işadamı tarafından mahkemeye verilince kaybediyor. Doğru bilgilere ulaşsa da elinde kanıtları yok. Kendisini emekli sanayici Henrik Vanger arıyor. Ona bir dedektif gibi 1966 yılında gizemli bir olayı çözmesini istiyor. Karşılığında da Wennerström hakkında aradığı kanıtları Mikael’e vermeyi teklif ediyor. Henrik’in ailesinde Naziler var. Neredeyse ailenin hepsi Nazi. İşte bu tutucu geniş ailenin içinde kopuk ve tamamlanmamış bir şey var. O da genç bir kız Harriet Vanger. Henrik’in yeğeni Harriet, öldürülmüş mü, yoksa ortadan kaybolmuş mu? Mikael, görünüşte Henrik’in biyografisini yazıyor gibi görünürken 1966 yılındaki boşluğu ortaya çıkarmaya çabalıyor. Öte tarafta bilgisayar korsanı Lisbeth Salander, vasisi felç olunca yeni bir vasisi oluyor. Para alabilmek için avukat Nils Bjurman’a başvurması gerekiyor. Lisbeth’in geçmişini bilen Bjurman, genç kıza cinsel işkenceler yapıyor. Elbette Bjurman, Lisbeth’in kim olduğunu tamamiyle bilmiyor. Lisbeth, kendisine işkence yapan Bjurman’a gecikmeden karşılığını veriyor. Lisbeth’i tanıyan Mikael, onu asistanı olarak yanına alıyor. Lisbeth’in derin bilgisayar birikimi olayların çözümünü kolaylaştırıyor. Harriet’e 1960’larda babası tecavüz ediyor. Babasının trajedisine neden olduğu gece abisi Martin olayı görüyor, bu defa da yeni tecavüzcüsü Martin oluyor Harriet’in. Köprüdeki kazadan sonra ortadan kaybolan Harriet’in cesedi nehirde bulunamıyor. Lisbeth’le Mikael arasında da duygusal anlar da yaşanıyor. Sonunda, her şey ortaya çıkıyor. Ama Lisbeth için mutsuzluklar sürüyor. Mikael’e aşık olan Lisbeth, finalde bazı şeylerin mümkün olmadığını anlıyor.

Nefes kesen polisiye…

Fincher, filmini klâsik polisiye tarzında kurgulayarak eski zamanların sinema tadını veriyor. Filmi seyrederken, Belçikalı polisiye yazarı Georges Simenon’un (1903-1989) romanlarının içindeymiş hissine kapıldık. Fincher, finale kadar merak duygusunu ayakta tutabiliyor. Bu merak elbette gerilimi de çoğaltıyor. Üstelik bu filmde yönetmen İskandinavya’nın bembeyaz karlarıyla kasvet duygusu da yaratabiliyor. Filmi seyrederken sürekli bir tedirginlik yaşıyor seyirciler. Günümüz sinemasında gerilim filmlerinde kaybolmuş ne varsa Fincher’ın bu filminde geri gelmiş. Filmin müzikleri de insana iyi geliyor. Trent Reznor’un fonda duyulan “She Reminds Me of You” ve Reznor’un Atticus Ross’la ortak yaptıkları “Perihelion” tınıları insanın kafasının içine dolaşıyor gibi sanki. İnsana rahatlamayla tedirginliği iç içe yaşatıyor bu müzikler. 1965 doğumlu Pensilvanyalı Amerikalı şarkıcı-besteci Reznor’u keşfetme zamanı şimdi. Fincher, İsveç’te kamerasını büyük usta Ingmar Bergman’ın (1918-2007) doğduğu Uppsala şehrine de taşımış. Uppsala’da Drottninggam bölgesinde geçiyor bir bölüm. “Kraliçe Sokağı” anlamına gelen bu cadde Uppsala’nın yamaçlarında kurulmuş. 1966 yılındaki resmi geçit törenleri bu caddede çekilmiş. Film ağırlıklı olarak Stockholm ve kırsaldaki Hedestad’da geçiyor. Lisbeth’i oynayan 1985 doğumlu Amerikalı oyuncu Rooney Mara performansıyla etkiliyor. Bjurman’ın Lisbeth’e sadomazoşist tecavüzüyle Martin’in Mikael’e yaptığı işkence gerçekten insanı zorluyor. Sinemaskop görüntüleriyle de çarpan “Ejderha Dövmeli Kız” unutulmayacak filmler arasına katılıyor. Belki de modern klâsik olacak bu film.

(Bu yazı 13 Ocak 2012 tarihli Taraf Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)

(13 Ocak 2012)

Ali Erden

sinerden@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir