Geçmişin Kokusu

Serkan Özarslan’ın yönettiği ve Gülsüm Ali, Görkem Sevindik, Emir Benderlioğlu, Zeynep Elçin, Ayşen İnci ile Kadir Polarcı’nın oynadığı Geçmişin Kokusu, 24 Nisan 2026’da TME Films dağıtımıyla Ender Yapım – TRT Sinema tarafından vizyona çıkarıldı.
Geçmişin Kokusu, Yugoslavya’nın dağılma sürecinde Üsküp’te geçmiş olan sarsıcı ve dokunaklı bir hikâyeyi konu alıyor. Mahallesindeki değişime karşı direnen Salih’in hayatı, çocukluk arkadaşı Elina’nın yıllar sonra geri dönmesiyle altüst olur. Artan gerilim ve toplumsal çözülme, karakterleri hem geçmişleriyle hem de birbirleriyle yüzleşmek zorunda bırakan büyük bir çatışmaya sürükler.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Geçmişin Kokusu yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Dünyanın Geleceği Ellerinde / Kurtuluş Projesi

Emin Alper’in halen vizyonda olan Berlinale’den ödüllü son çalışması ile benzer bir Türkçe ad taşıyan ‘Kurtuluş Projesi / Project Hail Mary’ farklı bir alemde çetin bir hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Özgün adının işaret ettiği üzere, Dr. Ryan Grace’in (Ryan Gosling) dünyayı kurtarmak üzere çıktığı uzay yolculuğu, ‘Meryem Ana Mucizesi’ misali bir imkânsızlığın soluk soluğa izlenen hikâyesidir. Son dönemin ilgiyle takip edilen bilim – kurgu yazarı … Devamı…»

Marakuda: Taş Devri Efsanesi

Viktor Glukhushin’in yönettiği ve Prokhor Chekhovskoy, Peter Ivaschenko, Marina Lisovets, Eliza Martirosova ile Diomid Vinogradov’un seslendirdiği animasyon film Marakuda: Taş Devri Efsanesi (The Myth of Marakuda), 23 Nisan 2026’da Bir Film dağıtımıyla Bir Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Bir kabile reisinin oğlu, babasının avcılık yeteneklerine yetişmekte zorlanır. Kendini kanıtlamak için gizemli bir ormana doğru yola çıkar ve burada Tink adında, büyülü ve dünya dışı özel bir kuşla karşılaşır. Birlikte, kılıç dişli sincapların, sevimli mirketlerin ve hatta dinozorların yaşadığı Taş Devri Ormanı’nda maceralara atılırlar.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Marakuda: Taş Devri Efsanesi yazısına devam et

Ferhan Baran Yazıyor: Punk Feminist Bir Yol Hikâyesi / Gelin!

Geçtiğimiz günlerde aldığı 3 Akademi ödülüyle Oscar tarihine adını yazdıran Guillermo del Toro imzalı ‘Frankenstein’a gelin geliyor. Mary Shelley’nin 1818 yılında eşi ünlü şair Percy Shelley ve ortak dostları Lord Byron ile giriştiği bir iddia üzerine yazdığı rivayet edilen bu ‘Modern Prometheus’ öyküsü, sessiz sinema döneminden başlayarak yedinci sanatın vazgeçilmez esin kaynaklarından biri olmuş, Thomas Edison’ın 1910 … Devamı…»

Nusret Şen Yazıyor: Saklambaç 2 / Ready or Not 2: Korku, Şiddet ve Bolca Kan

Seyircisine korku, şiddet ve kan dışında doğru dürüst bir mesaj veremeyen filmi bu türden hoşlananlar belki sevebilir. Sevmeyenler başka seçenekleri değerlendirebilir. Saklambaç 2, ilk filmin başarısından hareket ederek, en iyi işe yarayan unsurlarlar ele alınarak senaryolaştırılmaya çalışılmış ama maalesef olmamış. Nedir bu unsurlar: Yoğun korku, bol bol kan, Keskin hiciv ve iyi diyebileceğim bir başrol performansı. İlk filmde, ultra … Devamı… »

Nusret Şen Yazıyor: Bu Dünyadan Bir Çatlı Geçti

Çatlı, ne yazık ki zayıf, eksiklikleri çok olan üstünkörü yazılan bir senaryoya, iyi yönetilememiş oyunculuklara kurban edilmiş. Film, Ülkücü arkadaşları “Reis, Ülkücü, Bozkurt ve Başbuğ” kelimeleri birkaç sahnede kullanıldığı için bir nebze mutlu edebilir ama onların bile Abdullah Çatlı daha iyi anlatılmalıydı diyeceklerine eminim. İki bölüm halinde anlatılan hikâye de Abdullah Çatlı‘nın Fransa’da başka bir kimlikle Devlet adına terör … Devamı… »

Sihirli Annem’in İkinci Filmi Geliyor, Sihirli Annem: Periler Okulu, 15 Mayıs’ta Sinemalarda

Türk televizyon tarihinin efsaneleşen yapımı Sihirli Annem, beyazperdedeki yolculuğuna devam ediyor. Serinin yeni halkası Sihirli Annem: Periler Okulu, izleyiciyi Dudu’nun müdür, Betüş’ün ise öğretmen olarak atandığı, büyülü bir maceraya davet ediyor. İlk fragmanı yayınlanarak heyecan uyandıran film 15 Mayıs 2026′da vizyona girecek. Yapımcılığını Polat Yağcı’nın üstlendiği Poll Films imzalı projenin başrollerinde İnci Türkay, Nevra Serezli, Şahap Sayılgan, Gül Onat, Ayşen İnci, Tiraje Başaran gibi kült isimler yer alıyor. İlk filmin ardından yeni filmde de rol alacak Gamze Karta ve yeni katılan sevilen genç yetenek Ecrin Su Çoban filmin oyuncu gücünü zirveye taşıyor.

Sihirli Annem’in İkinci Filmi Geliyor, Sihirli Annem: Periler Okulu, 15 Mayıs’ta Sinemalarda yazısına devam et

Pera Müzesi Sahnesi’nde Serge Avedikian Filmleri Gösterimi

Yesayan Kültür ve Edebiyat Derneği tarafından 01 – 31 Mart 2026 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen 2. Hantibum Festivali kapsamında Fransalı Ermeni yönetmen Serge Avedikian özel bir etkinliğe konuk oluyor. 27 Mart 2026 Cuma günü Pera Müzesi Sahnesi’nde Avedikian’ın katılımıyla biri kısa metraj animasyon, ikisi belgesel olmak üzere yönetmenin üç adet filmi, Hayırsızada (Chienne d’Histoire – Barking Island), İstanbul Sokak Köpekleri ve Sölöz’e Dönüş sinemasever izleyicilerle buluşacak. Gösterimlerin ardından kendisiyle söyleşi düzenlenecek olan Serge Avedikian, 1955’de Erivan’da doğdu, ailesiyle birlikte 1970 yılında Fransa’ya yerleşti.

Pera Müzesi Sahnesi’nde Serge Avedikian Filmleri Gösterimi yazısına devam et

Unutulmuş Ada

Joel Crawford ile Januel Mercado’nun yönettiği ve Liza Soberano, Dave Franco, Lea Salonga ile Jenny Slate’in seslendirdiği animasyon film Unutulmuş Ada (Forgotten Island), 02 Ekim 2026’da UIP Filmcilik dağıtımıyla Universal Pictures tarafından vizyona çıkarılıyor.
Jo ve Raissa, yıllardır ailelerinden ilginç hikâyelerini duydukları birçok mitolojik yaratıkla dolu, Nakali adasına açılan gizemli bir portal keşfederler. Bu figürlerin bazıları dost, bazıları ise düşman olacaktır. İyi niyetli kurt köpek Raww ve küçük ama cesur bir arkadaş grubuyla güçlerini birleştiren Jo ve Raissa, adanın en korkulan yaratığı Dehşet Manananggal ile yüzleşmek zorundadır.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman: 1 / 2
  • IMDb

Unutulmuş Ada yazısına devam et

Gerçekten Önemli Filmler

Hollanda’nın The Hague (Lahey) şehrinde tam 20 yıldır düzenlenen Movies that Matter Festival, adından da anlaşılacağı gibi “gerçekten önemli” meselelere odaklanan bir film festivali. Bu yıl 20 – 28 Mart tarihleri arasında 20. kez gerçekleşiyor. İnsan hakları ihlalleri, sosyal adaletsizlikler, hukukun üstünlüğü, çevresel krizler… Kısacası dünyanın ne kadar can yakan meselesi varsa hem belgesel hem kurmaca filmler aracılığıyla görünür kılınmaya çalışılıyor.

Festival sadece film göstermekle kalmıyor, filmi bir araç olarak kullanıyor. Anlatılmamış hikâyeleri bağlamıyla birlikte açıp tartışmaya davet ediyor. Seyirciyle film arasında bir bağ kurmakla kalmıyor, o bağın toplumsal bir etkiye dönüşmesi için alan açıyor. Eğitim gösterimleri, etkinlikler, uluslararası iş birlikleri… Hepsi bu niyetin bir parçası.

Festivalde “Grand Jury Documentary” (Büyük Jüri Belgesel), “Grand Jury Fiction” (Büyük Jüri Kurmaca) ve izleyici oylarıyla belirlenen “Audience Award” (İzleyici Ödülü) veriliyor. Açıkçası kimin, hangi filmin ödül alacağı ilgi alanımın dışında. Bir belgesel sinemacı olarak üretim süreçlerinin kendisi daha çok ilgimi çekiyor. Kısıtlı zamanımı “Film & Impact Pitches” (Film ve Etki Sunumları) bölümüne ayırdım ve sunumlara konuk olarak katıldım.

“Take on Film & Impact Pitches” aslında bir dayanışma alanı. Film yapımcılarının sadece iyi bir film ortaya koymalarına değil, o filmin dünyada nasıl bir karşılık bulabileceğine, nasıl bir etki yaratabileceğine odaklanıyor. Festival; Hollanda’da olduğu kadar Avrupa ve dünyadaki uluslararası resmî ve sivil kurumlar, fon sağlayıcılar ve yayıncılarla bağlantılar kurma konusunda aktif bir rol üstleniyor. Yani mesele sadece filmi bitirmek değil, onun hayatını kurmak. O yolculukta yoldaş olmak. Filmin üretimi kadar, dolaşımı ve yarattığı etki de sürecin bir parçası olarak ele alınıyor.

Bu yıl dört kıtadan sekiz proje seçilmiş. Her yönetmenin sunum süresi sekiz dakika. Kısa bir süre gibi görünüyor ama aslında çok yoğun bir alan açıyor. Çünkü bu bir “pitching” (proje sunumu) yarışması değil. Kim daha iyi sundu, kim kazandı gibi bir rekabet çok da yok. Rekabetten çok, paylaşım ve karşılaşma alanı kuruluyor. Gerçi program sonunda farklı kurumlar tarafından verilen destek ödülleri var. Örneğin Taskovski Training Award gibi ödüller, projelere para vermekten çok, uzun vadeli mentorluk ve stratejik destek sağlıyor. Yani aslında burada ödül, bir filmin yolunu açmak.

Bu programda sunulan projelerin çeşitliliği de dikkat çekiciydi: kadın hakları ve üreme sağlığından, yerli halkların bilgeliğini ve doğayla kurdukları ilişkiyi korumaya; evlat edinilen bireylerin kimlik hakkı mücadelesinden, aile içindeki ve toplumdaki aşırılıklar ve ırkçılıkla yüzleşmeye; mahkûm rehabilitasyonundan iklim adaletine, siyasi tutukluların aileleri üzerindeki etkilerinden savaş tecavüzlerinin yarattığı travmalara kadar geniş bir yelpaze… Yani her biri kendi bağlamında acil, ağır ve görmezden gelinmeye müsait konular.

Ve gerçekten de her sunumdan sonra şunu görüyorsunuz: Hiçbir proje eli boş çıkmıyor salondan. Bazen bir ortak, bazen bir fon ihtimali, bazen bir deneyim, bazen yeni bir bağlantı, bazen de sadece doğru sorular… Sonrasında birebir görüşmelerle süreç ilerliyor.

Sunumlardan sonra sessizlik olduğunda enerjik moderatörün salona dönüp söylediği şu cümle çok motive ediciydi:

“Haydi, siz etki prodüktörlerisiniz, bu projelere nasıl destek olabilirsiniz?”

O an salonun dinamiği tamamen değişiyor. İnsanlar söz alıyor, bağlantılar öneriyor, deneyim paylaşıyor. Bir film henüz tamamlanmadan etrafında bir ekosistem oluşmaya başlıyor. Sonuçta etki yaratmak, farkındalık oluşturmak için yola çıkan filmler, ortak bir duyguyla sahipleniliyor.

Benim için en etkileyici tarafı buydu sanırım. Çünkü çoğu zaman yalnız hissedilen bir üretim sürecinin aslında kolektif bir zemine oturabileceğini hatırlatıyor. Bunu da açıkça söylemek lazım: Burada “etki” kelimesi içi boş bir kavram olarak kullanılmıyor. Gerçekten üzerine düşünülmüş, strateji geliştirilmiş, somut karşılıkları olan bir şeyden bahsediliyor.

Film yapmak tek başına yetmiyor. O filmin dünyayla nasıl ilişki kuracağını da düşünmek gerekiyor.

Öte yandan, insan ister istemez biraz mesafe alıp yeniden bakma ihtiyacı da hissediyor. Bir zamanlar Amnesty International (Uluslararası Af Örgütü) Film Festivali olarak başlayan bu yapının bugün “farkındalık yaratan” bir festivale, yani Movies that Matter’a dönüşmesi; üstelik European Court of Human Rights (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) ile sembolik olarak aynı coğrafi – politik hattın bir parçası sayılabilecek bir şehirde, The Hague’da düzenlenmesi elbette anlamlı.

Ama aklıma takılan bir soru var:

Acaba Avrupa, kendi sebep olduğu insan hakları ihlallerine de aynı duyarlılıkla yaklaşıyor mu bu festivalde? Buna net bir cevap vermem mümkün değil. Zaten ben festivale sadece bir gün katılabildim. Böyle bir sorunun cevabını bu kadar sınırlı bir deneyimle vermek de mümkün değil.

Yine de soru işaretleri kalıyor içimde:

Filmler aracılığıyla farkındalık yaratmak, çok insani ve takdir edilesi bir çaba. Ve fakat artık sahte ile gerçeğin, doğru ile yanlışın bu kadar iç içe geçtiği bir zamanda, “iyi” ve “masum” görünen her yapının altını biraz daha kurcalama ihtiyacı hissediyor insan. Ve insan ister istemez daha fazla sorgulamaya başlıyor görünenin arkasındakini.

(Bu yazı ilk olarak 26 Mart 2026 tarihinde cinedergi.com’da yayınlanmıştır.)

(26 Mart 2026)

Semra Güzel Korver

Uluslararası Mağusa Film Festivali

Gazimağusa Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenecek olan Uluslararası Mağusa Film Festivali (International Famagusta Film Festival), 09 – 11 Ekim 2026 tarihlerinde yapılıyor. 100’den fazla ülkeden 2 bin 750’den fazla film başvurusu yapılan festivalin ana jüri başkanlığını Ezel Akay yapacak, ana jüri üyeleri ise Yönetmen – Senarist Doğuş Özokutan, Yakın Doğu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fevzi Kasap, Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Pembe Behçetoğulları, Bayrak Radyo Televizyon Kurumu’ndan Mehmet Aykut İncirli, Sinema Yazarı Ezgi Aksoy ve Oyuncu – Yönetmen Ezgi İrem Mutlu’dan oluşuyor.

Uluslararası Mağusa Film Festivali yazısına devam et

Çatlı’ya Yoğun İlgi: Atlas Sineması’nda Anlamlı Gece

Yılın merakla beklenen yapımlarından Çatlı, Beyoğlu Atlas Sineması’nda yapılan özel gösterimiyle sinema dünyasına damgasını vurdu. Abdullah Çatlı’nın ailesi Meral Çatlı, Gökçen Çatlı ve Selcen Çatlı’nın, anlatılan hikâyenin en yakın tanıkları olarak salonda yer almaları geceyi daha da özel kıldı. Çatlı, uluslararası başarı da hedefliyor. Film, bu hafta itibarıyla Avrupa’da 122 salonda gurbetçi sinemaseverlerle buluşurken, Türkiye genelinde 310 salonuda gösterime giriyor.

Çatlı’ya Yoğun İlgi: Atlas Sineması’nda Anlamlı Gece yazısına devam et

Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün, 31 Temmuz’da TME Films Dağıtımıyla Sinemalarda

Dünya çapında rekorlar kıran Örümcek Adam: Eve Dönüş Yok’un (Spider Man: No Way Home) ardından, serinin merakla beklenen yeni halkası Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün (Spider-Man: Brand New Day), 31 Temmuz’da TME Films dağıtımıyla seyirciyle buluşacak. Başrol oyuncusu Tom Holland’ın hayranlarıyla birlikte başlattığı dijital kampanya ve küresel paylaşım akışının ardından yayınlanan fragman, sinema dünyasında büyük bir heyecan dalgası yarattı.

  • Basın Bülteni
  • Fragmanı izlemek için tıklayınız: 1 / 2
  • Film hakkında geniş bilgi için tıklayınız.

Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün, 31 Temmuz’da TME Films Dağıtımıyla Sinemalarda yazısına devam et

Sinemacılık ve Filmcilik Yararına Bağımsız İletişim Platformu