Kategori arşivi: Haberler

Yarı Yıl Tatilinde Herkes Sinemaya: Can Dostlar Bir Harika

BKM Film’in, yepyeni, eğlence dolu macera filmi Can Dostlar gala yaptı. Öğrencilere yarı yıl hediyesi, 18 Ocak’ta vizyona girecek olan Can Dostlar’dan geldi. Karnesini alan maaile sinemaya koşacak. Çok sevilen Bizim Köyün Şarkısı filminin ardından, Güldüy Güldüy Show Çocuk ekibi şimdi de Can Dostlar ile büyük küçük herkesi sinemalarda buluşturuyor. Levent Cinetime Özdilekpark Sineması’nda gerçekleşen galaya çocuklar adeta akın etti.

Creed II: Rocky Klişeler Diyarında

Rocky filmleri, popüler sinemada 70’lerin ikinci yarısını milat olarak kabul edecek olursak, ‘sinema ve propaganda’ ilişkisine dair ayrı bir parantez açmayı gerekli kılar. Kapitalist sistemde en alttakinin dahi bir gün gemisini kurtarabileceğinin somut işaretleriyle dolu ilk film, ideolojisini gayet ‘temiz’ biçimde yansıtır izleyicisine. Söz konusu beyaz kahraman, bir yandan işçi sınıfının içinde bulunduğu çıkışsız alanı başarıyla temsil ederken, diğer taraftan da sözü edilen hayalin bayrak taşıyıcısına dönüşür. Aynı ilk filmde, karşısına çıkan fırsatları başarıyla değerlendiren Apollo’nun siyahî bir figür olarak resmedilmesi ise iki anlamlıdır: Birincisi, dünya ağır sıklet boks şampiyonlarının o dönemlerde uzunca bir süre o cenahtan çıkmasıyla, ikincisi de 70’lerin ideolojik ortamıyla yakından ilişkilidir. Filmde egoları ‘tavan yapan’ bir boksör olarak karşımıza çıkan Creed, beyaz çoğunluğun gözünde ‘şımarık azınlık’ imgesine birebir oturmaktadır. Derisinin rengine bakmadan, sistemin kaymağını yiyeceğini zanneden bu adama haddini bildirmek, son derece sıradan bir adam olan, mütevazı, geldiği yeri unutmayan ve zamanla kutsal Amerikan değerlerinin capcanlı figürüne dönüşecek beyaz boksöre düşecektir. Bu motivasyon, dönemin ABD kentlerinde yükselen suç oranlarını azınlıklara bağlama eğiliminde olan 70’ler polisiyesiyle ve vigilante filmleriyle de örtüşmektedir.

‘Bir taşla birkaç kuş avlamanın’ sinemasal zeminde en parlak örneklerinden olan Rocky filmleri, en azından ilk filmdeki başarısını, savını ‘yüksek sesle söylememesinden’ alır. Bu tavır, onu sessiz çoğunluğun temsilcisi mertebesine ulaştırır. Benzer şeyler, ilk Rambo filmi olan İlk Kan için de söylenebilir. Tarihi bir yenilgiyi, kahramanın mağduriyetiyle tersyüz eden bu söylem, yetenekleri son derece sınırlı bir aktör olan Sylvester Stallone’yi 80’lerin en etkili oyuncularından birine dönüştürecektir. Böyle bir başarı, klasik dönemlerde James Stewart, yakın zamanlarda ise Tom Hanks ile karşılaştırılabilir belki.

Zorlama senaryonun marifetiyle, ikinci filmde ‘hak ettiği’ şampiyonluğa ulaşan kahramanın sonraki yolculuğu, girişte vurguladığımız propaganda sinemasının en kaba biçimde vücuda gelmiş halidir. Tek derdi sistemin olanaklarından faydalanmak olan Clubber, öylesine canavar olarak resmedilmiştir ki, en sıradan izleyicinin nefret duygularını harekete geçirmesi kaçınılmaz olmuştur. Onun, Adrian’a cinsel göndermelerde bulunması ile Kirli Harry ve Öldürme Arzusu serileri arasında mutlak bir bağ kurulabilir. Burada, önceki filmlerin kötü adamı Apollo’nun, Rocky’nin yanında saf tutması, olası ırkçılık suçlamalarını boşa çıkarmaya yönelik etkili bir hamledir.

Kanımca dizinin en ‘işlevsel’ filmi olan Rocky 4 ise kantarının topuzunun iyice kaçtığı bir yapım olarak ele alınabilir. Modern dönemlerin en ideolojik Hollywood filmleri arasında gösterilebilecek bu yapımdaki senaryo matematiği son derece basit olarak ele alınmıştır. Daha çok bayrakların veya boks eldivenlerinin karşı karşıya getirilmesiyle sağlanan ideolojik yaklaşım, yüzey bir parça kazınınca iyice açığa çıkar. “Kendi siyahîmi ancak ben döverim” şeklinde özetlenebilecek intikamcı tavır, Apollo’nun öldürülmesi karşısında sosyalizme meydan okuyan Rocky’de kendini açığa vurur. Bir tarafta ilaçların marifetiyle bir tür ‘üstün adam’a dönüşen Drago, diğer tarafta, Rus ayazında, onun temsil ettiği ideolojik her ne varsa karşısına dikilen ‘doğal kahraman’. Upuzun bir klip gibi olan Rocky 4, kapitalist ülkelerdeki Sovyet imajının klişelerle bezeli tipik ve etkileyici bir örneğidir. Mekanik adama karşı kendini Sibirya ayazına vuran Balboa, bireyci zaferinin tadını çıkarmıştır bir başka deyişle.

Serinin en zayıf halkası olan beşinci film bir yana, küllerinden yeniden doğma öyküsü, Stallone’nin uzun yıllar sonra ünlü boksörüne dönüş yaptığı Rocky Balboa filmiyle gerçekleşir. İlk filmin izinden giden yapım, kahramanın, yaşadığı kayıpların ardından kişisel dramına eğilmesiyle ve nostalji duygusunun da katkısıyla bir tür ‘hatırlatma’ işlevi üstlenir.

Bu filmin başarısının ardından gündeme gelen Creed filmlerini de benzer bir bakışla ele almak olanaklıdır. Bir parça 80’ler nostaljisi ve bu tutumu destekleyen, geçmişin ünlü karakterlerinin (Apollo, Drago vs.) üzerinde yükselen yeni dönem. Son iki yapımın şanssızlığı, dünyada ağır sıklet boks müsabakalarının, ilk filmlerin gündeme geldiği zamanlara oranla seyircinin ilgisini yeterince çekmemesiyle alakalıdır; ancak bu durum, serinin kendi efsanelerini hatırlatma duygusuyla bertaraf edilmeye çalışılmıştır.

Geçen hafta gösterime giren ikinci Creed, önceki yapımları anımsayanları hiç de şaşırtmayacak biçimde, karşımıza Ivan Drago’nun oğlunu çıkarır. Dördüncü yapımdaki ‘nedensiz kötülüğü’ ideolojik aygıtlara yükleme şansı bulunmayan film, en çok da bu nedenle havada kalmaktadır. Ivan’ın öfkesi yalnızca Rocky’e karşı aldığı mağlubiyetle alakalıdır. Botoks mucizesi (!) haline dönüşen karısı Brigitte Nielsen’i elinden kaçırdığını söylemesi trajikomik bir anlam ifade etse de, son film, dizinin üçüncü yapımının şablonuna dayanmaktadır. İlk maçı yeterince motive olamadığı için kaybeden kahramanın, dostlarının yardımıyla zafere ulaşması!

Gücünü bütünüyle klişelerden alan, oluşturduğu efsanenin bütününe bakıldığında her daim aynı filmi seyrettiğiniz izlenimi doğuran Rocky filmleri, özellikle ideolojik / politik arka plandan soyutlanınca karikatüre dönüşmektedir. Karısı ve dostlarını kaybederek yalnızlığa gömülen, bir dönemin ünlü kahramanı, ideallerini eski dostunun oğlu aracılığıyla yaşatmak isterken, öğrencisi ise tamamen hocasının izinden gitmekte, sistemin basamaklarını hızla tırmanıp bir süre orada kalmayı arzu etmektedir. Çocuğunun işitme engelli doğması veya hocasının kendi oğluyla yaşadığı iletişim sorunları, varsaydığımız nostalji duygusuyla pekiştirilen ana senaryonun tuzu biberidir ve yeterince işlenmediklerinden olsa gerek, bütünüyle işlevsiz hale dönüşmektedirler.

Creed, bütün pazarlama stratejisini geçmişin üzerinde şekillendiren, normal şartlarda, üzerine gittiği klişelerle B filminin dışında var olamayacak yapımlardandır. Olay örgüsü ve karakter işlenişindeki şematik yapı, hep o ‘anımsama’ teması üzerine kuruludur. Buna karşın, geçmişteki Rocky filmlerinde işletilen idolojik aygıtın yarattığı başarı, bu kez de kendisini yeni bir model üzerinde sürdürmektedir: Bir örneğine Star Wars filmlerinde rastladığımız (ancak oradaki genişletilmiş evren ve yeni olay modellerini unutmadan) yaklaşım, burada kendisini klişeler üzerinde yükseltmektedir. Sanırız bu tutum, gelecek yıllarda film modeli üzerinden yeniden anımsatacaktır.

(22 Ocak 2019)

Tuncer Çetinkaya
ModernZamanlar Sinema Dergisi Editörü
[email protected]

İFSAK’tan Film Analizi Semineri: Tarkovski’yi Anlamak ya da Anlamamak

İFSAK Film Analizi Semineri’nin yeni yılın ilk 5 haftalık bölümünde, sinema tarihinin en özel ve en zor yönetmenlerinden birine Tarkovski’ye odaklanılıyor. Yoğun metinlerarasılığıyla Tarkovski izleyiciden yoğun çaba isteyen yönetmenlerden en bilineni olarak tanınıyor. Sinema yazarı Ali Şimşek eğitmenliğindeki seminerde yönetmenin ilk filmi İvan’ın Çocukluğu’ndan başlayarak Nostalgia’ya uzanan zor sinemasal süreci anlamaya çalışılacak.

İFSAK’tan Film Analizi Semineri: Tarkovski’yi Anlamak ya da Anlamamak yazısına devam et

Dijital Sanatlar Yapımevi’nden 2019 Atağı

Ayla ve Müslüm Baba’yla gişede rekorlar kırarak büyük başarı gösteren Dijital Sanatlar Yapımevi, Serdar Akar’ın yönettiği Çiçero ve Can Ulkay’ın yönetmen koltuğunda oturduğu Turkish’i Dondurma’yı vizyona sokarak, 2019’un ilk çeyreğine iki filmle giriyor. Konuyla ilgili Soho’da düzenlenen basın toplantısına Serdar Akar ve Can Ulkay’la birlikte, yapımcı Mustafa Uslu, oyuncular Erkan Kolçak Köstendil, Ali Atay, Şebnem Bozoklu ve Alma Terziç katıldı.

Dijital Sanatlar Yapımevi’nden 2019 Atağı yazısına devam et

İlk Raunt Yapımcıların

Meclisten yakında zamanda geçmesi beklenen “Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun”u, İstanbul Okan Üniversitesi Sinema-TV Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Murat Tırpan değerlendirdi. Son dönemde majör yapımcıların CGV ile olan atışmalarının kamuoyunu meşgul etmesinin nedeni kanunun komisyondan çıkmak üzere olmasıydı. Uygulama bir süredir vardı, ancak yapımcıların pastadan daha fazla pay almaları gerektiğini savunmaları CGV’nin Mecliste kulis yapmasıyla ortaya çıktı.

SİYAD, 2018 Türk Sineması Ödülleri Adaylarını Açıkladı

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyeleri, 2018 yılı yerli yapımlarını değerlendirdi ve 51. SİYAD Ödülleri adaylarını seçtiler. Nuri Bilge Ceylan’ın on adaylık elde eden Ahlat Ağacı filmini, yedi adaylıkla Banu Sıvacı’nın Güvercin, altışar adaylıkla Mahmut Fazıl Coşkun’un Anons, Emre Erdoğdu’nun Kar ve Tolga Karaçelik’in Kelebekler filmleri izledi. Daha, Müslüm Baba, Son Çıkış ve Yol Kenarı üçer, Bizim İçin Şampiyon ve Sofra Sırları ikişer, Arada, Arif V 216 ile Aydede birer dalda aday çıkardılar. Hazar Ergüçlü, Kar’daki performansıyla En İyi Kadın Oyuncu, Ahlat Ağacı’ndaki performansı ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dallarında aday seçilerek iki ayrı dalda adaylık elde etti.

Araf 2’ye Tam Not

On iki yıl aradan sonra, 04 Ocak Cuma günü vizyona giren Araf serisinin uzun süredir merakla beklenen yeni filmi Araf 2 seyirciden tam not aldı. Filmi izleyenler beğeni mesajlarını, biletlerinin fotoğraflarını ve salon görüntülerini sosyal medya hesaplarından paylaştılar. Filmin baş karakterleri Kübra, Ahmet, Mahir Hoca ve Yasin büyük beğeni toplarken, filmdeki karakterleri, replikleri ezberleyerek yeniden canlandıran seyirciler bile oldu.

Sabahattin Çetin Yazıyor: Doğum Gününde Bir Sinemacının Nazım – Münevver Anısı

Ben bu “Yolcu” filmini yapmadan önce Nazım’ın yaşamı ile ilgili bir film yapmayı kafama koymuştum. Bunun en önemli sebebi 1982 yılından beri Nazım’ın Piraye’sini her sabah balkonunda otururken görmemdi. Nazım’ın ve Memet Fuat’ın yapımına emek verdikleri yeşil boyalı evin bulunduğu sokakta neredeyse karşı karşıya oturuyorduk. İşe giderken yaşlı kadını balkonda tek başına otururken görmek duygularımı ateşliyor, gidip … Devamı… »

Başyapıt Fabrikası: Kubrick

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 05 – 16 Nisan 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilecek 38. İstanbul Film Festivali’ne geri sayım başladı. Festival, sinemanın efsane yönetmenlerinden Stanley Kubrick’i, ölümünün 20. yılında özel bir bölümle anıyor. Festivalin özel bölümlerinden Başyapıt Fabrikası: Kubrick, çağdaş sinemacıları derinden etkileyen ünlü yönetmenin filmlerini beyazperdede izleyememiş genç kuşakları ve Kubrick hayranlarını sinemaya çağırıyor. Stanley Kubrick’in yönettiği 13 uzun metrajlı filmin yenilenmiş kopyalarından gösterileceği seçki, yönetmenin filmografisini bir bütünlük içinde izleyiciye sunuyor.

Köken Ergun’un Yeni Filmi Şehitler, Rotterdam Film Festivali’nde

Köken Ergun’un filmi Şehitler, 23 Ocak – 03 Şubat tarihleri arasında gerçekleşecek 48. Rotterdam Film Festivali’nin Bright Future Yarışması’nda gösterilecek. Çanakkale Savaşını konu alan Şehitler, Köken Ergun’un ilk uzun metrajlı filmi. Her yıl binlerce turist Birinci Dünya Savaşı’nın en kanlı cephesinde şehit olan atalarını ziyaret etmek için Çanakkale’ye gelirler. Yönetmen Ergun iki yıl boyunca şehitlik turlarına katıldı ve bu çalışmalarını uzun film haline getirdi.

Selim Bayraktar’dan Gizemli Karakter, Can Dostlar’da Kötü Kazım’ınn Hikâyesi Şaşırtacak

BKM Film’nin eğlence dolu macera filmi Can Dostlar’ın en gizemli karakteri, Selim Bayraktar’ın canlandırdığı Kötü Kazım. Kendini dış dünyaya kapatan, evinden bile zor çıkan bu adamın hikâyesi de merak konusu oluyor. Parkta çocuk görmek istemeyen Kötü Kazım, parkın hemen yanındaki eski ve izbe ahşap köşkte oturuyor. Ünlü oyuncu Selim Bayraktar, ilk kez bir çocuk filminde rol aldı. Bayraktar, bir dostluk masalı anlatan filmde rol almaktan çok mutlu olduğunu belirtti.

Bu Haftasonu (19 – 20 Ocak 2019) Kundura Sinema’da

Beykoz’da film stüdyosu ve sanat etkinlikleri merkezi olarak kullanılanKundura Sinema gösterimlerini sürdürüyor. 19 – 20 Ocak 2019 tarihlerinde Geçmişi Olmayan Adam (The Man Without a Past), Oyun Vakti (Playtime), Son Adam (The Last Laugh), Başsız Kadın (The Headless Woman) ve Başsız Kadın (The Headless Woman) adlı filmler gösterilecek. Başsız Kadın’da Veronica eve dönerken yolda bir şeye çarpar. Başından aldığı darbenin etkileri geçmeye başladığında, kazaya dair hatıraları geri gelmeye başlar.

Bu Haftasonu (19 – 20 Ocak 2019) Kundura Sinema’da yazısına devam et

Ali Vatansever’in Son Filmi Saf, Palm Springs Film Festivali’nden Ödülle Dönüyor

Başrollerini Saadet Işıl Aksoy ve Erol Afşin’in paylaştığı, Ali Vatansever’in yeni filmi Saf’ın, geçtiğimiz günlerde Amerika prömiyeri gerçekleştirildi. 30. Palm Springs Uluslararası Film Festivali’nde seyircilerle buluşan filmin 09 Ocak’taki prömiyerine yönetmeni Ali Vatansever ve Saadet Işıl Aksoy da katıldı. Saf, Fikirtepe’de bir gecekonduda yaşayan genç evli bir çiftin kentsel dönüşüm söylentilerinin mahallelerine düşmesiyle beraber dönüşen hayatlarını anlatıyor.

Ali Vatansever’in Son Filmi Saf, Palm Springs Film Festivali’nden Ödülle Dönüyor yazısına devam et

Can Dostlar Bir Harika; Hem Kamera Önünde Hem Kamera Arkasında

Yarı yıl tatilini renklendirecek BKM Film yapımı Can Dostlar setinden eğlenceli kareler yayınlandı. Küçük yıldızlar, film çekimlerinde kamera arkasına da geçti. Ses ekibinin boom’unu (Sesli çekimlerde kullanılan uzun aparatlı dev mikrofon) birlikten kuvvet doğar diyerek, 10 kişi olarak hep birlikte kaldırdılar. Yönetmen koltuğuna da oturan küçük starlar, çekimler boyunca da doyasıyla eğlendi. Güldüy Güldüy Show Çocuk Ekibi 7’den 70’e herkesi yine sinemada buluşturacak.

Ferhan Baran Yazıyor: Yansın Bu Dünya

Bizde ‘Şüphe’ adıyla gösterime giren ‘Burning / Beoning’in çok katmanlı yapısıyla tartışmasız bir başyapıt olduğunun altını çizerek söze başlamak istiyorum. Güney Kore’nin önde gelen yazar yönetmenlerinden ve ülkenin eski kültür bakanı Lee Chang-dong’un izleyenlerin yüreğinde yer etmiş ‘Şiir / Shi’ adlı filminden tam sekiz yıl sonra çektiği ‘Şüphe’, tanınmış Japon yazar Haruki Murakami’nin ‘Barn Burning’ isimli kısa … Devamı… »