Sadi Çilingir tarafından yazılmış tüm yazılar

Asteriks: Nubia Krallığı

Alexandre Heboyan’ın yönettiği ve Don Brown, Christian Clavier, François De Brauer ile François Xavier Demaison’un seslendirdiği animasyon film Asteriks: Nubia Krallığı (Asterix: The Kingdom of Nubia), 13 Temmuz 2026’da Pinema Film dağıtımıyla Pinema Film tarafından vizyona çıkarılıyor.
?????.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

Asteriks: Nubia Krallığı yazısına devam et →

Güneşin Altında Yeni Bir Şey Yok

Murad Zaloğlu’nun yönettiği ve Musa Kadan, Mustafa Özer, Hüseyin Güvenen, Onur Yar, Yaman Ceri, Korhan Başaran, Lina Sevim’in oynadığı Güneşin Altında Yeni Bir Şey Yok, 02 Ekim 2026’da Bir Film dağıtımıyla Murad Zaloğlu – Akli Film tarafından vizyona çıkarıldı.
Şehrin göbeğindeki bir mezarlığa çiçek ekerek hayata tutunmaya çalışan İlyas’ın hırsı, oğlu Harun’un çocukluğuna ilk büyük darbeyi indirir. Yetişkinlerin bitmeyen yaşam kavgası, Harun ile annesi yanlış mezara gömüldüğü için kavganın ortasında kalan Cansu’yu aynı saf duygularda birleştirir. Filmin senaryosu Samet Doğan ve Murad Zaloğlu tarafından yazıldı.

  • Basın Bülteni
  • Fragman
  • IMDb

Güneşin Altında Yeni Bir Şey Yok yazısına devam et →

Mubi Fest İstanbul, Ata Yurdu’nun Türkiye Prömiyeri ve Mirkelam Konseriyle Başladı

MUBI FEST İstanbul’un açılış gecesi 04 Eylül Cuma akşamı Paribu Art’ta gerçekleşti. Arif Pişkin, Nezaket Erden, Fadik Sevin Atasoy, Gürgen Öz, Ece Dizdar, Serdar Orçin gibi çok sayıda ünlü ismin katıldığı gece, Paweł Pawlikowski’nin Cannes’dan ödülle dönen son filmi Ata Yurdu (Fatherland) filminin Türkiye prömiyeriyle başladı. Film gösteriminin ardından açılış partisinde ünlü sanatçı Mirkelam sahne aldı. Kendine özgü sahne enerjisiyle geceye eşlik eden Mirkelam, sevilen şarkılarını MUBI FEST İstanbul davetlileri için seslendirdi. Sinema ve müziği aynı gecede buluşturan açılış, MUBI FEST İstanbul’un hafta sonu boyunca sürecek seçme filmlerden oluşan programın başlangıcını yaptı.

Mubi Fest İstanbul, Ata Yurdu’nun Türkiye Prömiyeri ve Mirkelam Konseriyle Başladı yazısına devam et →

Derin Devletin Kanlı Oyunları / Saldırı

Adam Wingard imzalı ‘Saldırı / Onslaught’ bir western atmosferinde açılıyor. Issız çölün ortasındaki ilk sahnede, eski ordu mensubu keskin nişancı Celeste’i (Adria Arjona) içi boşaltılarak korkunç ve gülen yüzler şeklinde oyulmuş Halloween bal kabaklarına atış talimi yaparken izliyoruz. Derken tepede beliren askeri helikopterin silah seslerine karışan gürültüsü genç kadını Ortadoğu’da savaştığı dehşet anlarına götürüveriyor.

Celeste başlangıçta iki aylığına geldiği ‘Windy Oasis Karavan Parkı’nı yine eski bir asker olan Josiah (Reginald Vel Johnson) ile birlikte idare etmektedir. Ayrıldığı eşi o sabah bir süreliğine göz kulak olması için ortak kızlarını kendisine bıraktığında, oturduğu mekânın dört bir yanına dağılmış ağır silahlarını ve içki şişelerini ortadan kaldırarak yeni bir geçici düzen kuran genç kadın, ücra karavan alanının yersiz yurtsuz bir avuç sakini gibi yaklaşmakta olan tehlikeden habersizdir.

Daha sonra paralel bir öyküde Dr. Hans Kammler (Dan Stevens) ve dominant karısı Hanna (Rebecca Hall) ile tanışırız. Nazi bilim adamı, ABD’nin Orta Doğu tatbikatlarında görev almış, defalarca vurulmuş, onlarca sivili öldürmüş tehlikeli askerlerin, genetiği değiştirilmiş süper güçler ve de acımasız kıyım makinaları olarak tasarlandığı çalışmalarını tamamlamış, bu askerlerden üç tanesinin ‘terminatör’ misali sahaya çıkma vakti gelmiştir. Pentagon’dan kiralanan, çöldeki eski Amerikan üssünde konuşlanmış ve özel bir askeri taşeron firma tarafından çalıştırılan araştırma tesisinde, ideal savaşçı olarak tasarlanmış bu ölümcül robot askerlerin sivil halk üzerinde denenmesine gelmiştir sıra.

Yönetmen Wingard’ı, Sundance’deki gösterimi sonrasında sinema aleminin radarına girmesine vesile olmuş olan 2014 yapımı ünlü ‘The Guest’ ile tanımıştık. Yine bir ‘Cadılar Bayramı’ öncesinin bal kabaklı motifleri arasında gelişen bu ilgi çekici gerilim – aksiyonda, hikâyeye adını veren ‘misafir’ savaşta ölen oğullarının arkadaşı olduğunu söyleyen David’in (Dan Stevens) Peterson ailesinin konutuna yerleşmesi ve kendi halindeki Moriarty kasabasında peş peşe gizemli ve şiddet dolu olayların hızla tırmanması üzerine kuruludur. Kibar görünümlü genç asker gerçekte askeri bir tıbbi deneyin deneği, yenilmez savaşçılar yetiştirmek üzere hazırlanmış bir programın firarisidir. Masmavi gözlerinden taşan öfkesi nezaketinin önüne geçtiğinde genç adam tam anlamıyla bir ölüm makinasına dönüşecektir.

Arada Hollywood için çektiği Godzilla filmlerinin ardından ‘Saldırı’ ile yeniden esas meselesine dönüş yapan Wingard, ABD’nin Trump döneminde iyice şaha kalkan saldırgan tutumunu ve bunun ülke içinde uzanabileceği şiddet ve vahşet zihniyetini sorgulamayı sürdürüyor. Ön jenerikte günümüzden geriye doğru sararak ABD’nin İkinci Dünya Savaşı ve sonrasına kadar uzanan emperyalist kalkışmalarını, denizaşırı ülkelerde, Orta Doğu’da giriştiği darbeler ve askeri çatışmaları siyah – beyaz bir kolaj halinde perdeye taşıdığı bu bölümde meselesini daha net bir biçimde ortaya koyuyor. Derin devletin karanlık operasyonları, Nazi kalıntısı bilim adamları ile işbirliğinin sonuçları ve insanlık dışı deneylerin sivil halk üzerinde uygulanışına kadar bir dizi karanlık girişim konu ediliyor. Gerilimin adım adım tırmandığı ilk bir saatin ardından ise korku – aksiyon sinemasından karma esintiler eşliğinde ortalık kan gölüne dönüşüyor.

Wingard‘ın bir kez daha 80’ler gerilim – aksiyon sinemasının, John Carpenter imzalı zamanında çok sevilmiş yapımların izini sürdüğü rahatlıkla söylenebilir. Örneğin, Arjona’nın yaralanmış tek gözü kapalı cengaverliğinde, ‘Escape from New York’dan (1981) Snake Plissken’ı akla getirmemek mümkün değil. Bir yabancı eleştirmenin çok haklı saptamasıyla eski bir video kulübün tozlu VHS’leri arasından gün ışığına çıkmışa benzeyen ‘Saldırı’yı izlediğinde Quentin Tarantino’nun bayılacağına eminim. Film 80’lerin ses bandını özenle kullanıyor. Haklı meselesini bir yana bırakarak son virajda hararetli bir askeri ‘slasher’ sineması’na, ‘The Texas Chainsaw Massacre’ dünyasının kan havuzuna dümen kırıveriyor.

(11 Eylül 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Yapı Kredi Yayınları’nda Eylül’de Yeni Çıkanlar

Yapı Kredi Yayınları, Eylül ayında Cemal Ünlü’nün Altın Post, Stephanie Couturier’in Benim İlk Kitabım: Duygular, Itamar Vieira Junior’un Eğri Saban, Sam Taplin’in Evdeki Sesler, J.M.G. Le Clézio’nun Göçebe Kimlik, Samet Ağaoğlu’nun Hepinizi Hasretle Öperim: Samet Ağaoğlu’nun Cezaevi Yıllarındaki Aile Mektupları, Pınar Özütemiz Pascon’un Masumiyet Müzesi Yazıları ve Celal Akbaş’ın Süper Matematik Robotu Matro adlı kitaplarını yayınladı. Pınar Özütemiz Pascon’un hazırladığı Masumiyet Müzesi Üzerine Yazılar, bu çok katmanlı anlatı evrenine farklı disiplinlerin açtığı pencerelerden bakıyor. Seçkiki yazılar, romanı farklı alanların perspektifleriyle ele alıyor.

Yapı Kredi Yayınları’nda Eylül’de Yeni Çıkanlar yazısına devam et →

Soy

Maxime Alexandre’nin yönettiği ve Farah Zeynep Abdullah, Barış Arduç, Mehmet Yılmaz Ak ile Özge Özacar’ın oynadığı Soy, 09 Ekim 2026’da CJ ENM dağıtımıyla Rozam – CB Medya tarafından vizyona çıkarılıyor.
?????.

  • Basın Bülteni
  • Teaser
  • IMDb

Soy yazısına devam et →

Can Yayınları Eylül Kitaplarını Duyurdu

Can Yayınları Eylül ayı yayın programını açıkladı. Bu ayın programında da edebiyat ve düşünce dünyasının nitelikli eserlerinden oluşan bir seçki yer alıyor. Sandro Veronesi’den bir kuşağın hafızasını tazeleyen Kara Eylül; Helene Cixous’nun manifestosu Medusa’nın Kahkahası; Başar Başarır’ın yeni romanı Beni Bir Temiz Dövseler; Gabriel García Márquez, Julio Cortazar, Carlos Fuentes ve Mario Vargas Llosa’nın yıllar süren mektuplaşmalarından oluşan Latin Amerika Patlaması: “Boom” Mektupları bu ay Can Yayınları etiketiyle okurla buluşuyor. Bu ayın klasiklerinde ise Gogol’ün kibri ve bürokrasinin çıkmazlarını gözler önüne serdiği kitabı İki İvan’ın Münakaşası okurlara sunuluyor.

Can Yayınları Eylül Kitaplarını Duyurdu yazısına devam et →

Ayvalık Uluslararası Film Festivali 2026 Programı Açıklandı

Seyir Derneği tarafından Ayvalık Belediyesi işbirliğiyle düzenlenen Ayvalık Uluslararası Film Festivali, 14 Eylül’de başlıyor. 20 Eylül 2026 Pazar gününe kadar sürecek festival, dünyanın dört bir yanından 76 filmi seyirciyle buluşturacak. Film gösterimleri sonrası gerçekleşecek söyleşiler, paneller, konser ve yan etkinliklerle festival havası tüm Ayvalık’a yayılacak. Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nin biletleri 05 Eylül’den itibaren Biletix, Biletinial ve Fabrika Ayvalık’taki gişe üzerinden satışta olacak. Festival programı bu yıl da kurmacadan belgesele, animasyondan deneysele pek çok farklı alan ve türden filmi bir araya getiriyor.

Ayvalık Uluslararası Film Festivali 2026 Programı Açıklandı yazısına devam et →

Bilinmeyen / İçimdeki Yabancı

Mayıs ayında Cannes’da dünya prömiyerini yapan Arthur Harari imzalı ‘İçimdeki Yabancı / L’Inconnue’ fantastik sinemanın gözde ‘beden değiştirme’ teması üzerine inşa edilmiş. Film, 40’lı yaşlardaki fotoğrafçı David Zimmerman’ın (Niels Schneider) Paris sokaklarının dünü ve bugününü karşılaştıran antolojik çekimleriyle açılıyor. Aynı gece ressam arkadaşının maskeli balo partisi eşlikli resim sergisine katılan David’in, eğlencenin doruğunda peşinden sürüklendiği ve bodrum katının ıssızında ateşli bir cinsel deneyim yaşadığı esrarengiz kadının (Léa Seydoux) bedeninde uyanmasıyla başlıyor her şey. Olay öncesi bir evlenme yıldönümünde çektiği fotoğrafların karelerine de yansımış olan Eva’nın izini sürmek üzere Almanya’ya giden David, burada ruhu kendi eski erkek bedenine hapsolmuş henüz 20 yaşındaki Malia (Lilith Grasmug) ile karşılaştığında büyük bir şok yaşıyor.

Bu kısa giriş hayli karışık geldiyse haklısınız, çünkü özellikle bir noktadan sonra dikkatli izlenmediğinde elinizden kolayca uçup gidecek bir hikâye var karşınızda. Psikolojik bir dram üzerinden ilerlemeyi seçen Harari’nin filminden öncelikle son dönemde yeniden gündeme oturan ‘Cevher / The Sustance’ benzeri bir ‘beden – korku’ (body horror) çeşitlemesi beklemeyin. Beden değişimi sorumlusunun bilinmeyen bir varlık olduğunu şöyle bir çıtlatarak ve nedeni, nasılı ile ilgilenmeyen filmdeki müsebbibin yine de özgün adından yola çıkarak dişi bir varlık olduğu ileri sürülebilir. Eva’nın bedeninde sıkışmış olsa da olan biteni David’in eril bakışı üzerinden anlatan Harari bir söyleşisinde fotoğraf karelerini paylaştığı mobil telefona çizilmiş diagramlarla kimin ruhu kimin bedeninde bilmecesi oynamayı sevmiş belli ki.

Harari’nin kardeşi Lucas ve en iyi senaryo dalında César ödülü alan bir önceki filmi ‘Onoda, Balta Girmemiş Ormanda 10.000 Gece’de (2022) de birlikte çalıştığı Vincent Poymiro ile birlikte kaleme aldığı ‘İçimdeki Yabancı’, yönetmen ile biraderinin ortaklaşa ürünü ‘Le Cas de David Zimmerman’ adlı çizgi romandan beyazperdeye uyarlanmış. Filmin gerilimi ustaca kurulmuş ilk bir saati ilgiyle izleniyor. Hitchcock tutkunu Harari’nin ‘Vertigo’nun izini süren, bu kez kimlik ötesinde ruhun bir bedenden diğerine geçişinin kâbus yüklü ruhsal açılımlarını işleyen hikâye, Malia vakası ve çok da gerekli olmayan yan öykücüklerle uzamaya ve giderek irtifa kaybetmeye başlıyor.

Séydoux’nun gerçek bir doğumdan hemen sonrası gözle görülür beden değişimi hikâyenin yararına işlemiş gibi duruyor. Schneider’in fiziği de bu film için bir hayli değişime uğramış. Andrea Poggio’nun David Lynch filmlerini anımsatan özgün tınıları da filmin artıları arasında. Lakin dallanıp budaklanan hikâyesini neredeyse bizim yerli diziler gibi uzattıkça uzatan ve finali nasıl getireceğini pek de iyi kestiremeyen Harari’nin özgün çıkışlı filmi yarı yolda nefesini tüketmekten kurtulamamış.

(12 Eylül 2026)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Efsaneler Takımı: Görev İstanbul

Cengizhan Uluocak’ın yönettiği ve Cengizhan Uluocak, Poyraz Taştan ile Muhammet Hüseyin Koyuncu’nun senaryosunu yazdığı animasyon film Efsaneler Takımı: Görev İstanbul, 02 Ekim 2026’da Global Pictures dağıtımıyla 16X9 Film – Retro Medya tarafından vizyona çıkarıldı.
Efsaneler Takımı, hayvan karakterler ve iki cesur çocuktan oluşan özel bir ekibin, Türkiye’nin dört bir yanındaki kötülüklerle azimli ve zorlu mücadelesini konu alıyor. Bu büyük serüvenin ilk durağı ise gizem ve tarihin kalbi olan İstanbul’dur. Kötü niyetli Terlik, Turşu ve yardımcıları Hüsran, İstanbul’un paha biçilemez tarihi hazinelerini çalmak için karanlık bir plan kurar.

  • Basın Bülteni
  • Web Sitesi
  • Fragman
  • IMDb

Efsaneler Takımı: Görev İstanbul yazısına devam et →

20 Yılın Ardından Yeniden Beyazperdeyi Sarsan Devam Filmi The Devil Wears Prada 2, Sinemalardan Sonra 28 Ekim’de İlk Kez Disney+’ta

Vizyona girdiği ilk hafta sonunda dünya genelinde elde ettiği 233 milyon dolarlık hasılatla büyük bir gişe rekoru kıran ve dünya çapındaki toplam kazancı kısa sürede 600 milyon dolara yaklaşarak ilk filmin rekorunu büyük bir farkla geride bırakan The Devil Wears Prada 2, sinemalarda estirdiği fırtına sonrası ilk kez 28 Ekim’den itibaren Disney+’ta filmseverlerle buluşacak. Meryl Streep, Anne Hathaway, Emily Blunt ve Stanley Tucci’nin ilk filmdeki rollerini tekrarladığı filmde geleneksel dergicilik dünyasının dijital dönüşümle sarsıldığı günümüzde, moda dünyasının ikonik figürü Miranda Priestly, efsanevi dergi Runway’in başındaki kariyerinin en kritik dönemi anlatılıyor.

20 Yılın Ardından Yeniden Beyazperdeyi Sarsan Devam Filmi The Devil Wears Prada 2, Sinemalardan Sonra 28 Ekim’de İlk Kez Disney+’ta yazısına devam et →

Sandro Veronesi’nin Kaleminden Kara Eylül Can Yayınları Etiketiyle Raflarda

Sandro Veronesi, Kara Eylül’de bir yaz mevsimini, bir kuşağın hafızasını ve büyümenin kaçınılmaz hüznünü incelikle anlatıyor. 1972 yazı. Gigio Bellandi’nin çocuklukla gençlik arasında salındığı, dünyaya ilk kez başka gözlerle bakmaya başladığı yaz. Toscana kıyılarında geçen uzun günler, deniz, plaklar, spor müsabakaları, ilk heyecanlar ve adı konulmamış duygular… Gigio’nun çocuklukla arasındaki mesafe açılırken, tarihe Kara Eylül olarak geçen Münih’teki trajedi de dünyanın masumiyetine ağır bir gölge düşürmek üzeredir. O yazdan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Sandro Veronesi, romancılığın yanı sıra gazetecilik ve mimarlık alanlarında da faaliyet gösteriyor.

Sandro Veronesi’nin Kaleminden Kara Eylül Can Yayınları Etiketiyle Raflarda yazısına devam et →

14. Boğaziçi Film Festivali’nden Sinemaya Büyük Ödül Desteği

Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 08 – 15 Kasım 2026 tarihleri arasında 14. kez gerçekleştirilecek Boğaziçi Film Festivali kapsamında bu yıl; Ulusal Uzun Metraj Yarışması, Uluslararası Uzun Metraj Yarışması, Ulusal Belgesel Yarışması ve Ulusal Kısa Film Yarışması’nda farklı kategorilerde ödüller sahiplerini bulacak. 14. Boğaziçi Film Festivali’nin yarışma bölümlerinde 18 dalda para ödülü verilecek. Jürinin değerlendirmesi sonucu seçilecek En İyi Ulusal Uzun Metraj Film 600 bin TL, En İyi Uluslararası Uzun Metraj Film 150 bin TL, Ulusal En İyi Yönetmen Ödülü 125 bin TL, Uluslararası En İyi Yönetmen Ödülü ise 75 bin TL’lik para ödülünün sahibi olacak.

14. Boğaziçi Film Festivali’nden Sinemaya Büyük Ödül Desteği yazısına devam et →