Her Şey Bir Tokatla Başlıyor / Ne Halt Ettiğinizi Biliyorum

Geçtiğimiz Şubat ayında gerçekleşen 75. Berlin Film Festivali’nden özel bir mansiyonla dönen Frédéric Hambalek imzalı ‘Ne Halt Ettiğinizi Biliyorum / Was Marielle Weiß’da her şey bir tokatla başlıyor. 13 yaşındaki Marielle’in (Laeni Geiseler) okul arkadaşından aldığı ve nedenini sonradan öğrendiğimiz bu sert darbe onun ve çekirdek ailesinin sakin ve sorunsuz gözüken hayatını sonsuza kadar değiştirecektir.

Beklenmedik biçimde telepatik bir güç kazanan küçük kız artık yanlarında olmadığı zamanlarda ebeveynlerinin her yaptığını görüp, ne konuştuklarını duyabilmektedir. Marielle, bir yayın firmasında yönetici olan babası Tobias’ın (Felix Kramer) kitap kapak seçimi konusunda iş arkadaşı Sören (Moritz von Trauenfels) tarafından küçümsenmesini ya da annesi Julia’nın (Julia Jentsch) çapkın ofis arkadaşı Max (Türk asıllı oyuncu Mehmet Ateşçi) ile birlikte dillendirdiği cinsel fantezilerini ifşa ettiğinde ortalık karışır. Etrafa saçılan küçük beyaz yalanları önce inkâra kalkan karı – koca, durumla başa çıkamayınca bir özeleştiri ve karşılıklı itiraf sürecine girer.

Pandemi kargaşası içinde 2020’de gösterime giren ve bizde gösterilmeyen ilk uzun metrajı ‘Model Olympia’ ile bir cinsel yönlendirme sürecinde marazi anne – oğul sorunsalını beyazperdeye taşımış olan Alman yönetmen, artık iki küçük çocuk sahibi bir ebeveyn olarak aile denen kurumun kapalı, yapay, içten pazarlıklı çıkmazını bir kez daha gündeme getiriyor. Marielle’in telepatik tanıklığı, ferah evlerinde huzurlu steril hayatlarını sürdüren karı kocanın içi boşalmış düzenini afişe ediyor, hiçbir şeyin eksik olmadığı korunaklı mekândaki hayatın inanılmaz derecede sıkıcı, hatta dile getirildiği üzere ‘mide bulandırıcı şekilde’ sıkıcı olduğunun altını çiziyor.

Direnişin ardından kabûllenme başlıyor, sorular soruluyor. Monogami gerçekten tek seçenek midir? Julia kocasına ‘Başka insanlarla yatabilmeyi istemez misin?’ diye sorarken, kendisinin Max ile birlikte olmayı ne kadar arzuladığını itiraf etmekten çekinmiyor. Tobias adeta bir ergen delikanlı dürtüsüyle, iş arkadaşına termosunun tersiyle saldırıyor ve onu yaralıyor. Bastırılmış arzular bastırılmış şiddete karışıyor. Medeni Batı insanı sıfatıyla, sonrasında ‘tekrar gerçekten aile olalım ve birbirimize iyi davranalım’ temennilerine sığınma da deneniyor kuşkusuz. Peki, tüm olan bitenin ardından ergenlik çağına yeni girmiş Marielle ile ebeveyni arasında bir uzlaşma sağlanabilecek midir?

Alman sinemacının fantastik bir çıkış noktasından hareketle kotardığı muzip denemesi, iyi kaleme alınmış senaryosu, başarılı oyunculuk performansları ve görsel titizliği ile dikkat çekiyor. Bartholomäus Martin Kleppek’in minimalist yapım tasarımı konforlu ev mekânının soğukluğunu çok iyi yansıtıyor. Beethoven ve Schubert’in sarıp sarmalayan huzurlu ezgileri evin tam ortasından geçen merdivenin çıkardığı metal sesler ile çelişiyor. Hüzünlü bir karamsarlığın ardından Hambalek hikâyesini yine de, ufacık da olsa bir umut ışığını esirgemeden, Brahms’ın bizde de Türkçe sözlerle bilinen ünlü ninnisi ‘Cradle Song’un dokunaklı tınıları ile sonlandırmayı seçiyor.

Aile denen kurumun karanlığı üzerine bu ilginç film yaz mevsiminin en iyilerinden. Umarsız ve mahkûm edici bir Haneke tavrı beklemeden izleyebilirsiniz.

(22 Temmuz 2025)

Ferhan Baran

ferhan@ferhanbaran.com

Bir yanıt yazın